Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Dil Felsefesi / Ynt: DİLBİLİM
« Son İleti Gönderen: MG. Özgeç Bugün, 06:19:38 ÖS »

Öntür

Düşüncelerin ana bileşenleri olarak kavramları göz önüne aldığımızda, düşüncelerin doğruluğu bilgisini bir biçimde karakterize eden ilkeler için (düşünceler açıklayıcı önerilere karşılık geldiğinde), bir öntür kuramını sorgulamak mantık dahilindedir (Taylor). Öntürler, özgül bir bilgi olmadan etkin/etken duruma getirilen bir ulamın varsayılan değerleridir. Bu nedenle KUŞLAR’dan söz edildiğinde, söz konusu canlıların ulamın tipik ya da öznitelikli özelliklerine sahip olduğu varsayılır; örneğin, ağaçlara tünemek gibi (Rosch, 1977). İnsan belleğinin epizodik (bildirimsel) ayrıntı bakımından zengin olduğuna dair kanıtlar bulunduğu söylenmektedir (Schacter, 1978). Bir sayfadaki metnin konumu (Rothkopf, 1971) ya da bir sözcüğün işitimsel imgesi gibi (Goldinger, 1996), dilin görünüşte ilgisiz yönleri bile, bu bildirimsel ayrıntıları toplayarak sınıflandırır. Ayrıca dilsel olaylar da dahil olmak üzere, olayların meydana gelme sıklığına bağlı bir duyarlılıktan da söz edilebilir (Taylor, 2008).

Öntür, ulamın en fazla sayıda niteliğini sergileyen, bu özelliklerin ulamın en çok üyesi tarafından paylaşılan bir tür belleksel biçimi diyen, Heider (1971)’in “Özellikle algısal alanlarda, anlamsal referansın gerçekçi ya da net öğrenilmesi, odaksal örneklerden genelleme yoluyla ortaya çıkabilir.”i öngörür. Kullandığı bu yaklaşım, Rosch (1978)’un (bağlam dışına çıkılırsa) bir ulamın öntüründe basitçe ifade edebilmesi üzerinedir. Böylelikle sözcük anlamı öntürle eşitlenir. “Ulamlar, içlerindeki öğelerin çoğunu temsil eden ve ulam dışındaki öğelerin en az temsilcisini içeren öntürler ya da öntür örnekleri olarak tanımlanma eğilimindedirler.” Rosch için öntür, ulamın en çok sayıda niteliğini sergileyen, bu özelliklerin ulamın en çok üyesi tarafından paylaşıldığı, ancak karşıt üyelerin paylaşmadığı bir ulam üyesidir. Ulamın kendisi, ulam üyeliğini tanılamadaki önemine göre, farklı olarak ağırlıklandırılmış bir dizi nitelik olarak tanımlanır ve niteliklerin toplam ağırlığı belirli bir eşik düzeye ulaşırsa, bir ulam sınıfına girer. Ulam üyelerinin aynı özellikleri paylaşmasına gerek yoktur ve bu tüm ulam üyeleri tarafından mutlaka paylaşılan bir özellik de değildir (Taylor, 2008).

İnsan belleği, çevresini kuşatan nesnel ya da özdek dünyada gördüğü ya da algıladığı pek çok uyaranı kodlayarak öntür (prototype) adı verilen bir belleksel biçim/imge/kavram üretmektedir. Öntür oluşturulmasına, bir tür özet geçme ya da ortalama değerlendirmesi olarak bakılabilir. Varlıklara belirlenmiş bir ulamın öğesi olmasına karar verilirken, o ulamın özelliklerinden yararlanılmaktadır. Örneğin, KUŞ ulamında, KUŞ’ların yumurtlaması, tüylü olması ve uçabilme özelliğinden daha belirgin ve nitelikli özelliktir. Bu özelliğe göre, tüm kuşlar yumurtlasa da tüylü olmayabilir (PENGUEN) ya da uçamazlar (DEVEKUŞU ve KİVİ). Ulamın en fazla sayıda niteliğini sergileyen, öntürsel yaklaşımda, ulam içi öğelerin, ulamı temsil ettiği düşünülen öznitelikli öğeye göre bir derecelendirme olduğu kadar, öznitelikli öğeliğin belirlediği özelliklerin de bir derecelenmesi olduğu söylenilebilir (Löbner, 2002: 180–181). Bu da, ulamın en fazla sayıda niteliğini sergileyen öğenin, ulamı temsil gücü taşıyan öğenin, odak olarak belirlenmesi ve ulam içi diğer öğelerin odaktaki öznitelikli öğeyle benzeşmeleri ölçütünde, onun çevresinde konumlanmalarıyla oluşur. Böylelikle öntür, bir tür gönderim noktası (reference point) özelliği kazanır.. Öntürün en nitelikli öğe ve ulamın gönderim noktalığı, birbirlerini karşılıklı gerektirir (Löbner, 2002: 179) (Bozkurt, Uzun, 2017). Geeraerts (1989)’ça, alanyazında da sözü edilen, bir öntürün dört özelliğini şunlardır:

•   Öntür ulamları, (gerekli ve yeterli) tek ölçütlü öznitelik kümesiyle tanımlanamaz.
•   Öntür ulamları, aile benzeşmesi yapısı sergilerler ya da genel olarak anlambilimsel yapıları, kümelenmiş ve üst üste binen anlamların bir radyal kümesini oluştururlar.
•   Öntür ulamları, ulam üyeleri derecesi sergiler. Her üye bir ulamı aynı derecede temsil etmemektedir.
•   Öntür ulamları, sınırlarda bulanıklaşır.

Komatsu (1992), aile benzeşmesi görünümü adı altında öntürün beş özelliğini listelemiştir:

1.   Tipikliğin merkezi,
2.   Soyutluk,
3.   Ağırlıklı nitelikler,
4.   Bağımsızlık ve ağırlıkların ilave kombinasyonu: doğrusal ayrılabilirlik,
5.   Merkezi eğilimlerin tutulması (Komatsu, 1992).

Şema ile ilgili olarak, özellikle bir öntürün, örnek modellerin melezi olduğunu ve öntür ile şema arasındaki ilişkinin de, bir şemanın, aile benzerliği görünüşünün özniteliklerini yakalayan tek yapı olduğunu belirtir (örnekler arasında soyutlanır). Öntür kuramına bağlı olan bir gelişme, kavramları temsil eden kullanım şemasıdır. Bu, öntür öznitelik listesinde bir gelişmedir. Bir öğenin özelliklerini belirli boyutlarda, boyutlara ve değerlere bölen bir gösterimi yapılandırır. Öte yandan, bilişsel dilbilimde ikisi arasındaki bu ilişkiler değişmektedir. Langacker (1987b) ilişkileri, sentezleyici bir sınıflandırma etkeni olarak belirtir. Şema, ulamlaştırdığı yapıların ortaklığını temsil eden soyut bir şablondur, bu da onu ayrıntılandırır ya da örneklendirir. Langacker, ayrıca bir şemanın kendi başına bir bütünleşik anlayıştaki bir dizi eleştirel nitelik listesinden farklı olduğunu da belirtiyor. Basitçe özelliklerinden daha az özgünlük ve ayrıntı ile karakterizedir (Aberra, 2006).

Öntürsel yaklaşım, kavramlaştırmaya değgin ayrı görüş belirtse de bir takım kısıtlamalar da barındırmaktadır. Seferoğlu (1999: 82) bu kısıtlamaları iki açıdan ele almış ve özetlemiştir: Birincisi, herhangi bir kavramsal ulamın, öntürünün ayrımını anlatan özelliklerinin içeriğinin çözümlenmesi ve bunların önemliliklerine göre sıralamanın zorluğudur. Sözcükler usumuzda öntür çerçevelerinde ve bu çerçevelerde konumlanan küme durumunda oluşunun kabulü ilk düzeydir. Bunun ardındaki düzeyde, nedensellik ilişkisi kurma zorlaşır. Bir başka eleştiri, kültürel ve çevresel özelliklerden yola çıkarak, sözcük/sözcükleri kullanma sıklık değeriyle öntür seçimlerindeki koşut yapılanma ve öntürün odak olmaktan çok, sıklık değerlerine bağlı seçilmesi düşüncesi oluşturmasına yöneliktir (Bozkurt, Uzun, 2017).
2
Paylaşımlarımız / Ynt: Merhaba
« Son İleti Gönderen: MG. Özgeç Ekim 20, 2019, 07:48:50 ÖS »

Hanımanne’nin yanından ayrılan Mina Hanım, koridorda Mi-Ok Hanım’la konuşan Shin Ha-Neul Bey’le göz değinisi kurmamaya özen göstererek, onu esenledi. Kapıda belirdiği anda, onu izlemeye başlayan Ha-Neul Bey de, onu esenleyerek Hanımanne’nin odasına girdi. O kısa zamanda, içeride eksik kalan bakışını tamamlamak istercesine, renkleri doğal dinginlikle taşıyan kadını incelemekten kendini alıkoyamamıştı. Bağımsız, yalın dünyasını düşünmüştü. Albeni renge bürünmüş karşısına çıkmıştı. Renkleri o mu taşıyordu, yoksa renkler mi onu, karar verememişti. Bedeninin tüm biçimini ortaya çıkaracak denli bedene oturmuş, göğüs hizasında birleşen derin “v” yakalı, kolları dirsekten valonlaşarak daha da bollaşan, eteği ön ortada ters “v” yaparak yanlara doğru uzayan şifon saten bluzu, açık yavruağzı rengindeydi. Kalçadan çok hafif genişleyen, boyu diz altında, kaba yüzeyli ince tüvit dar eteğinin rengi ise buz mavisiydi. Portföyden daha büyük, verev kayıtlı elde taşınan süet çantası, açık sütlü kahverengi ve ekruydu. Bir yandan diğer yana devşirilmiş görünümlü, yüksek konçlu ve sayasında topuktan buruna dek yırtmacımsı açıklıkları olan, burnu açık, çantanın renklerindeki ayakkabısının önündeki düğme benzeri süs, geniş etekli ekru şapkasının, yavruağzı bandının üst üste bindiği yerde de vardı. Boynuna genellikle toprak renklerinde ve gümüş,  irili ufaklı zincirlerden uzunlu kısalı kolyeler takmıştı ki, bunlardan birinin ucundaki taş, kulaklarında sallanan lapis lazuli küpelerle aynıydı. Sol bileğindeki, siyah ve gümüş bileziklerin arasındaki bir bilezikte de, aynı taş sallanıyordu. Her iki elinin çeşitli parmaklarını değişik betimlerde ya da yalın halka biçimde yüzükler, sağ baş parmağını da her zaman olduğu gibi zihgîr yüzüğü süslüyordu.

Shin Ha-Neul Bey içeri girerken Mi-Ok Hanım, Mina Hanım’ın sırtını sıvazlıyordu. Merdivenlere dek ona eşlik edip, onu uğurladı. Geride kalan ve telefonla konuşan Avukat Bey hızlı hızlı yürüyerek onlara yetişmiş, konuşması bitince telefonunu cebine koymuştu. Mi-Ok Hanım’la esenleşen Avukat Bey’le yan yana merdivenlerden inerken, Mina Hanım ister istemez koridora, Hanımanne’nin kapısına doğru bakmıştı. Hastaneden çıktıklarında, akşam güneşinin gri-pembe bulutları, binaların arasından yeterince görünmese de, yürünesi büyülü deniz görüntüsüne bürünmüş, biçimsiz imgeleri tetikleyip onulmaz sanrılarla insanları, düşünceleri soğurmak üzere kümelenmişlerdi. Avukat Bey elleri cebinde, incelermişçesine bulutlara bakmış, derince soluklanmış, Mina Hanım’a dönerek onu bırakabileceğini söylemişti. Mina Hanım’a göre,  her ne kadar üstünde durmasa da, Avukat Bey’in koridordaki tavrı, Hanımanne’nin hastalanması nedeniyleydi. Kalın çerçeveli gözlüğünün camları kızıl güneşle parlıyordu. Mina Hanım ona teşekkür ederken kamaşan gözlerini kırpıştırmış, yürümek istediğini öne sürerek, ondan ayrılmıştı.

Kırklı yaşlarında olmamakla birlikte, bedene erken olgunlaşmış ya da yaşlanmış havası veren kalıplılık ya da tombulluğa, bedenine göre daha kısa bacak boyuna, doğrudan omuzlarına oturan boyunsuz başa, çevresinde artık görmeye alıştığı insanlardan ayrı biçimde, Asya'nın daha ortalarına ait etniklik düşündürten yayvan yüze, oldukça gür saçlara sahip Avukat Bey, telefonda annesinin bakıcısıyla konuşuyordu. Bakıcı, alzheimer hastası kadını hastaneye kaldırmış, oğluna annesinin durumuyla ilgili bilgi vermişti. Avukat Bey, bu nedenle, daha sonra da, bir takım yerleri aramış, doktor ve hastabakıcılarla konuşmuştu. Onu sıkıntıya sürükleyebilecek bir diğer konu, aylar öncesi, üstelik, Mina Hanım’la ilk karşılaştıkları günün öncesi, etkisinde kaldığı rüyayı, dün gece yine görmesiydi. Rüya Mina Hanım’la belki de Hanımanne’ye ilgiliyse, onları birçok kez görmüştü, o zaman onlarla ilgili değildi. O gece çok sarhoştu, ama dün gece değildi. Nereden baksa, nasıl düşünürse düşünse sonuca ulaşamıyordu. Üstelik şimdi annesini düşünmesi gerekiyordu, saçma sapan rüyayla beynini gereksizce uğraştırmıştı. Yine de adamın yüzünü görüp görmediği, tam seçemese de bu yüzün Shin Ha-Neul Bey’e benzeyip benzemediği düşüncesini aklından çıkaramıyordu. Beyne sakız gibi yapışan şarkılardan kurtulmak nasıl zorsa, bu rüya da benzer biçimde, gün boyu gidip gelmişti. Rüyanın kendisiyle ilgili olup olmadığını aklının ucuna bile getirmiyordu.

Avukat Bey’in yanından ayrılan Mina Hanım hastanenin yanındaki parka gitmişti. Bir banka oturdu, öylece kaldı. Ne kadar oturdu, zaman nasıl geçti, hiç bilemedi. Küçük karoların kullanıldığı yaya yoluna ilişmiş bakışları uzun süre bulanık ve ilgisizdi. Karoların derzlerindeki kurumuş, üstlerine basıldığından kırılmış, pörsümüş otların izini sürerek çiçek tarhlarına yöneldi. Tarhlara güzel çiçekler ekildiğini düşünmüştü. O an biri kız, üçü oğlan dört çocuk kahkahalarla birbirlerini kovalayarak yanından geçince, onların sevinçlerine, kahkahalarına kendini kaptırdı. Gözden kaybolduklarında, eriyip yitene dek seslerini dinlemişti. Bu yitip giden şen seslere, ötüşlerini serçeye benzettiği birkaç kuş eşlik ediyordu. Uzaktan gelen araba sesleri kulaklarında uğuldarken, parkın girişindeki sokak satıcısının önüne gençler geldi. Satıcıdan aldıklarını, bankların yaslanma tahtalarına oturup yerlerken bir yandan da dolu ağızlarıyla birbirleriyle konuşuyorlardı. Bu uzaklıktan ne yediklerini çıkaramamış, solgun, buruk gülümsemeyle onları izlemişti. Bir uçak çok yakından havalanmıştı; ardından bir daha, bir daha. Havaalanı buralarda olmalıydı. Daha önce nasıl dikkat etmemişti! Birden bacağına dokunulduğunu duyumsadı. Dört beş yaşlarındaki kız çocuğu bıngıl bıngıl eliyle bacağına vuruyor, diğer elindeki sarı bez bebeği ona gösteriyordu. Annesi sandığı, telefonla konuşan genç kadın hızlı hızlı yürüyerek gelmiş, kızın elinden tutarak onu sürüklercesine götürmeden önce Mina Hanım’ı düşünmeksizin esenlemişti. Kadının koşturmasına ayak uydurmaya çalışan çocuk başını çevirip bebeği Mina Hanım’a göstermeyi sürdürünce, Mina Hanım da ona el salladı. Çocuğun gidişiyle üstüne oturan katı sessizliği ılık esinti bozmuştu. Çiçek tarhlarının arkasında duvar oluşturacak biçimde ekilmiş ağaçlara bakıyordu. Boyları beş metreden çok değildi, öyleyse genç olmalıydılar; duruşları, gövde ve dallarının diriliği bunu gösteriyordu. Az çabalasa ağaçları tanıyacak, tam adlarını bilmese de bulundukları aileyi ayırt edebilecekti: Servigiller, gülgiller, cevizgiller, hangisiyse? Bir yerlerden, bir şeyler çağrılmıştı. Kim, ne, neyi çağırdı bilmiyordu. Üstüne, ortaya çıkmalarına da izin vermemeye çabalıyordu.

...
The world will always welcome lovers.”
...

Küçük parkta güneşin renklerine tutsak olmuş bu genç ağaçların yanar döner yaprakları, beyninde dönüp duran bu sözlerin kulaklarında tınlayan ezgisini biliyorlarmış gibi, arada esen ılık esintiyle şakırtılı sesler çıkarıyordu. Bu şakırtı, eylül sonlarında zamanından önce dökülen kavruk ceviz yapraklarının rüzgârla, taş zeminde fırıl fırıl dönerken çıkardıkları sesle aynıydı. O ses çakıltaşı sesi miydi, yoksa iri taneli rüzgârsız yağmur sesi mi? Anımsamak istese de dillendiremiyordu. Hangisi? Yağmur mu, çakıltaşı mı? Duvarları tuğla olarak bırakılmış, çatısındaki kiremitleri yer yer kırılmış, camsız pencerelerin kasalarına gelişi güzel, çeşitli en, boy ve renkte yatay tahtalar çakılmış kulübe beliriverdi oracıkta, parkın tam ortasında. Kiremitlerin kırık yerlerinden gündüz güneşin, gece yıldızların gözüktüğü, kuluçkaya yattıkları köşelerde guguklayan kumruları ve mozaik zeminde rüzgârla dönen ceviz yaprakları… Batan güneşin kızıl ışıkları hüzmelenmiş o kırıklardan yavaş yavaş kararan odaya girmekteydi. Hüzmelerde keskin devinimle sağa sola durmadan yön değiştirerek yere koşut uçuşan küçük sinekler... O ezgiyle bu görünün ilişkisini kuramamış ve ezgiyi ötelemek istercesine Hanımanne’yle birbirlerinden ilgisiz, ayrık duran konuşmaları düşünmüştü. Geçmişi unutması gerekti de, unutmak o kadar kolay mıydı? Kolay ya da değil, en azından anımsamama zamanı gelmemiş miydi? Ama olmuyordu, olmadı işte! Bu ezgi, bu yaprak sesleri, gri-pembe bulutlar ve kızıllaşmış gökyüzü ona ne anlatıyordu? Yine mi hazırlıksız yakalanmıştı? Hazırlık olanaklı mıydı?
“Saçmalama!”
“Yine mi?
İçini çekti.

...
Dünya sevenleri her zaman kucaklayacaktır.
...

İçindeki sese kulak verdiğinde, az önce Hanımanne’nin odasındaki bakışla aynı o bakış, gözlerinin önünde belirdi. Gözlerini kırpmaksızın ona bakarken, göğsünün tam ortasında baş veren, yüreğini durduracak biçimde tüm bedenine yayılan ürpertiyi, titreşimi yine duyumsadı. Başını az eğmiş, gözlerini yummuş, yumruk yaptığı sol elini de ürpertinin baş verdiği yere, yüreğinin üstüne koymuş, öyle kalmıştı. Gülümsemişti. Kalktı, otobüs durağına gitti.

Hastaneden çıkan Ha-Neul Bey, uzaktan onu banka otururken gördü. Çevresiyle ilgisizdi. Hanımanne’nin anlamlandıramadığı sözleri ve bakışlarındaki doygunluğu, onu görmesiyle kafasından uçup gitmiş, tüm dikkati kıstığı gözleriyle Mina Hanım’a yönelmişti. Giydiği, taktığı her şeyi az önceki gibi, ama bu kez iyicene, içine sindire sindire inceledi ve aynı vargı beyninde döndü durdu. Renkleri o mu taşıyordu, yoksa renkler mi onu? Renkler beyninin yarısında unutmaya çalıştığı küflü biliyi, paslanmış duyumu tetikliyor, onu ağdalı zamanların dibi tortulu sarnıcına atmaya uğraşıyordu. Diğer yarısı ise, renge bürünmüş albeni olarak kamaşmış, güneşten, ışıktan vazgeçmesine karşıcı tanıdık, bildik görüyle, kulaklarındaki uğultuyla katışıksız düşe dönmüştü. Bu dilsiz bilinin, dilsiz duyumun korunağında ne duyumsayacağını bildirmeyen düş, ışıltılarla yanıp sönüyordu. Onlar yanıp söndükçe ağdalı zamanların dibi tortulu sarnıcı aydınlanıyordu. Yüreği çarpmaya, elleri, alnı terlemeye başladı. Yüreğinin atımının duyulacağını sanıp çevresindeki insanlara kaygılı kaygılı bakmış, bakışları istemsizce yeniden Mina Hanım’a odaklanmıştı. Park gölgelenmiş, en önce vazgeçen yapraklar incecik esintiyle havalanmış, onların şakırtısını dinlerken biri kız üçü oğlan, dört çocuğun kahkahalarla koştuklarını görüp duyduğunda da, Mina Hanım’ın yanına gitmek istemişti. Yüzünü dikkatlice incelediğinde yanına gitme konusunda kararsız kaldı. Elindeki sarı bez bebeği Mina Hanım’a gösteren küçük kız, onu da gülümsetti. Sonra onun sessiz kalmasını, daha sonra ise düşünürcesine gözünün bir yerlere takılmasını izledi. Başını az eğmiş, gözlerini yummuş, yumruk yaptığı sol elini de göğsünün tam ortasına koymuş, öyle kalmıştı. Sonra gülümsedi. Onun gülümsediğini görünce kendi de gülümsedi. Tam yanına gitmeye karar vermişti ki, kalkması ve otobüs durağına gitmesiyle kararından vazgeçti. Otobüs gelene dek, bekledi. Gülümsemenin ona ne kadar yakıştığını düşünür buldu kendini. Bu düşünce onu gene gülümsemişti. Hiç makyaj yapmaması da, gözünden kaçmamıştı. O otobüse bindiğinde de, döndü, elleri pantolonunun ceplerinde keyifli adımlarla arabasına doğru yürüdü.

3
Dil Felsefesi / Ynt: DİL ve BEYİN
« Son İleti Gönderen: MG. Özgeç Ekim 20, 2019, 07:32:20 ÖS »
Onlarla ilgili betimlemelerden edindiğimiz etkileyici izlenime göre, çağdaş avcı-toplayıcıların yaşamlarındaki tüm ayanlar birbirlerine öylesine yakın biçimde bağlıdır ki bunlarla ilgili düşünceleri için ayrı ayrı akıl yürütme araçları kullanabilecekleri fikri inanılmaz gelmektedir. Hayvanları öldürmenin ve yemenin, yiyecek elde etmek için olduğu kadar, toplumsal ilişkiler oluşturmak ya da bu ilişkilere aracılık etmek için de önemli olduğu anlaşılmaktadır. Avcı-toplayıcıların barınak alanları içinde sığınacak kulübeler inşa etmeleri, gerektiğinde kulübeyi bu köşede değil de başka bir köşede kurma eylemi önemli bir toplumsal bildiri oluşturmaktadır. Aynı şekilde, vücuda giyilen her şey hem bedeni sıcak tutmakta, hem de kimlikle ve bireyin kendisine nasıl davranılmasını istediğiyle ilgili toplumsal mesajlar göndermektedir. Avcılar bir okucunu tasarımlarken, hammaddenin fiziksel özelliklerini, okucunun fonksiyonel gereklerini, örneğin hayati organları mı parçalaması, yoksa kan damarlarını mı kesmesi gerektiğini ve aynı zamanda ucun şeklinin bireysel kimlik hakkında ya da grup ilişkileri açısından gönderebileceği toplumsal mesajları göz önüne almaktadır. Kısacası çağdaş avcı-toplayıcıların hiçbir davranışı tek bir uyum sorununa seslenmez. Aynı anda ve kasıtlı olarak birçok sorunun tümü üzerinde etkili olur. Eğer ki (bu önemli bir eğerdir) bu çağdaş avcı-toplayıcılar pleistocene devrinin avcıları için gerçekten de iyi bir anoloji olsalardı, akıl için bir İsviçre ordu çakısı oluşturan seçilime yönelik baskılar nasıl var olabilirdi (Sf. 57-58)?

C&T’nin inanmamızı isteyeceği gibi, çocuklar hakikaten gerçek (pleistocene) dünyanın oluşumunu yansıtan, zengin içerikli akılsal modüllerle mi doğuyorlar? Gelişim psikolojisinin bu soruya verdiği yanıt ağırlıklı biçimde C&T lehinedir. Küçük çocukların en az dört davranış alanında sezgisel bilgiye sahip oldukları anlaşılıyor. Dil, psikoloji, fizik ve biyoloji. Ve çocukların bu alanlarda sahip oldukları sezgisel bilgilerin de, direkt olarak, tarihöncesi devrin çok, çok uzun yıllar ötesinde kalmış olan avcılık ve toplayıcılık tarzı yaşam biçimiyle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır (Sf. 59-60).

Çocukların ait olduğu kültürel ortam ne olursa olsun, inanç ve istekle ilgili kullandıkları temel kavramları, gelişimlerinin ilk dönemlerinde edinmiş oldukları deneyimlerle oluşturmuş olamazlar. Dolayısıyla bu kavramlar var olan psikolojik bir yapıdan, yani insan davranışlarıyla ilgili zorunlu yorumlar üreten içerik açısından zengin bir akılsal modülden kaynaklanır gibi görünmektedir (Sf. 60).

[Temple Grandin: Grandin otistiktir ve insanlarla en ufak bir alışverişte bulunamamaktadır. Buna karşılık hayvan davranışları konusunda sezgisel bilgisi çarpıcıdır. Temple’ın hayvanların ruh hallerini ve hareketlerini sezinlemekte gösterdiği başarıyla insanları, onların kullandıkları kod ve sinyaller ile davranış şekillerini anlamakta çektiği olağanüstü güçlük arasındaki muazzam farkla şaşkına döndüm. Onun duygudan yoksun ya da temel bir sempati eksikliğine sahip olduğu söylenemez. Tam tersine, hayvanların ruh halleri ve hisleriyle ilgili duyguları öylesine güçlüydü ki bu duygular onu genellikle esir alıyor ve zaman zaman da onu boğuyordu (Sf. 63).]

Margaret Baden Creative Mint (Yaratıcı Akıl, 1990) adlı eserinde yaratıcı düşünceyi nasıl açıklayabileceğimizi araştırır ve bunun kavramsal alanların değişimi olduğu sonucuna varır. Baden’e göre bu kavramsal alan, tartışmakta olduğumuz bilişsel düşünce alanı, zekâ ya da yetiye çok benzer. Bunlardan birinin değişimi yeni bilgiler edinilmesi ya da zaten düşünce alanları içinde bulunan bilgiyi işlemenin yeni yollarının bulunması anlamına gelir.

Düşünce matrisi deyimi, Gardner’in zekâları ya da C&T’nin yetileri cinsinden kavramları akla getirir gibidir (Sf. 68).
4
Dil Felsefesi / Ynt: DİLBİLİM
« Son İleti Gönderen: MG. Özgeç Ekim 20, 2019, 06:44:30 ÖS »

Rosch 1973’ün kısmi sonuçları (Ungerer ve Schmid 2006:19)

Yukarıdaki tablo Rosch 1973’ün kısmi sonuçlarını göstermektedir. MOBİLYA ve SİLAH ulamınlarındaki KANEPE ve TABANCA ulam içi öğesinin fazlalığı bilgi vericilerin dillerindeki eş anlamlı sözcükler nedeniyledir.

Burada Max Black’in düş ürünü “sandalye müzesi”ne değinirsek, bu müze bir ışık tayfı görünümü sergilemektedir. Beyaz ışığın prizmatik kırılımla oluşan, başlangıç ve bitiş sınırı saptanamayan renkleri gibi, sandalye olarak tanımlanan bir stürüktürün de, benzer biçimde, çok küçük ayrıntılarla, kademe kademe, git gide sandalye niteliğini taşımayan bir öğeye ya da yapıya dönüşmesinin örneklenmesine göre, ulamın var olduğu düşünülen sınırları “sıfır” olmayan, ama sıfıra olabildiğince yaklaşan nitelikte olabilmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere, ulam sınırlarının, ulamın en zayıf öğelerinin aracılığıyla durmadan genişleyerek, merkez diyebileceğimiz öznitelikli öğeden (öntürden) git gide uzaklaşarak, bir tür görünmez duruma düştüğünü söyleyebiliriz. “Algısal ulamlar”ın (perceptual category) anlaşılabilir doğalarının, “anlamsal ulamlar” (semantic category)da da anlaşılabilir olduğudur. Ungerer ve Schmid (2006: 19) Black’in müzesini aktarırlar: “Çok ufak farklarla birbirlerinden ayrılan bir dizi sandalye. Binlerce örnek içeren uzun bir sıranın bir başında, bir chippendale sandalyesi, diğer ucunda ise küçük, tanımlanmaz bir ahşap parçası. Bu dizilişi izleyen herhangi normal bir gözlemci ‘sandalye’ ve ‘sandalye olmayan’ arasına bir çizgi çekmekte çok zorlanır.”

Ungerer ve Schmid (2006: 19), sandalyelerin ulam içinde iyi ya da kötü öğe olarak nitelendirilebilmeleri için, farklı sandalyelere özgü stürüktürel ve ergonomik özelliklerin, sandalyenin fiziksel özelliğinin sınırlarını oluşturduğunu, Max Black’in düş ürünü “sandalye müzesi”indeki sandalyelerin ise, bellekteki sandalye ya da sandalyelerin imgeleri, yani “kavramları” olduğunu, bu açıdan bakıldığında da, kavramların, diğer bir deyişle imgelerin, renk tayfında olduğu gibi, başlama ve bitiş sınırlarının fiziki sandalyelerdeki gibi olamayacağını, ancak “iç içe” geçişli bir durumdan söz edilebileceğini belirtmişlerdir. Bu iç içe geçişme bölgeleri de belirsiz sınır (fuzzy boundaries) olarak ifade edilmiştir.

Bu belirsizlik, ulam içi öğe kullanımının öntürden uzaklığına bağlı olarak belirli bir dereceye dek değerlendirilebileceğini öngörür. Bu iç içe geçişme durumu, Labov tarafından araştırılmıştır. Löbner (2002: 177)’deki aktarımda Labov (1973), bilgi vericilere teker teker gösterilen kap resimlerinden, bunların ne olduğu sorgulanmış, yanıtların tutarlı olup olmadığına bakılmıştır.

Labov'un kapları (Löbner, 2002:177)

Elde edilen sonuçlara göre,
•   üç numaralı kap fincan,
•   on numara vazo,
•   altı numara kâse
olarak tanımlanmıştır. Bu üç seçeneğin dışında kalanlar arasındaki yanıtlar tutarlı değildir. Bilgi vericilerden, bu kapların sıcak kahveyle doldurulduğu ya da içlerine çiçek konulduğunu düşünmeleri istendiğinde de, kahve doldurulabilecek birden fazla kap, fincan olarak belirtilmiştir. Öntürsel niteliğe göre, eni/boyu yaklaşık denk, kulplu kapların sıcak içecek için kullanışlı olduğu sonucuna göre, kaplarda boyutun önemi ortaya çıkmıştır. Vazo için ise, boy ölçüt alınmış, eni dar uzun boylu kulpsuz kaplar seçilmiştir. Deney, kapların adlandırılmasında, boyutun önemini kanıtlamıştır. Öntür özelliği gösteren fincanların yaklaşık olarak en ve boylarının eşit olması gerektiği, kulplu ve kahve gibi sıcak içecekler içmek için kullanılmaları gerektiği sonucuna varılmıştır. Öntür özelliği gösteren bir vazonun ise boyunun eninden fazla olması, kulpsuz olması ve çiçek konmak için kullanılması temel özellikleridir.

Araştırma sonuçlarına göre, renk çalışmaları dışında, diğer alan çalışmalarında da görülen odur ki, ulam içi öğeliklerde en iyi, iyi, vasat, kötü gibi bir derecelendirme bulunmaktadır, bu derecelendirmeye bağlı olarak değişik öğeler yer alabilmektedir. Ulam içi öğeliği ya da ulam içi öğeler arasında gözlemlenen bu ayrışmalar net sınır değil, bulanık geçişme alanları yaratır. Bu nedenle, denk statüde öğelerden söz edilemez (Önal, 2011).


5
"Benim Felsefem" / Ynt: [(anlaM)] ..kazara_kavram
« Son İleti Gönderen: cioren1 Ekim 20, 2019, 02:27:04 ÖÖ »
silent Movies did soMe pretty crazy things with trains > https://www.youtube.com/watch?v=Moh2l7udjio


kayıp gelecek(_ler) için nostalji_

..dilin kökenini izole etmek için yapılan herhangi bi girişim -açılış anını- zaten 'Başlangıç' anından önce kurulmuş OLan Bi dilsel farklılık sistemine Bağlı olarak Bulacaktır..

ağaç // görMek duyMak dokunMak y/da koklaMak için etrafta kimse yokken yoksa yok - Mu - dur (var - sa nasıl) // böyle bi varOLuş bilinmediğinde varOLduğunu söylemek ne - dir

BilimMkurgu geleceğin zaManları alternatif zaManları v zihnin nesneleri OLan geçMiş zaManlarla Bol miktarda Bulunur örneğin george orwell'in Bindokuzyüzseksendört romanında 1984 sayısı henüz geçMeMiş Bi yılı temsil etMişti

takviM tarihleri özellikle geçMiş v gelecek zaManlarda aklın nesnelerini temsil eder / - transforMers filmi yayınladığı 1986 anlatıMı ile açılır < "Bu yıl 2005" 1986'da Bu ifade fütüristti 2005 yılı Boyunca 2005 yılına yapılan Bu referans olgusaldı ŞiMdi transforMers film retro-fütüristik /2005 sayısı değişmedi (ancak) temsil ettiği aklın nesnesi değişti

..aldatMa aMacıyla kurgunun kasıtlı icadı eğlence v/ya sanat için buluşun aksine genellikle yalan olarak adlandırılır Buluş da sıklıkla problem çözmeye uygulanır Bu anlaMda Malzemelerin fiziksel icadı kurguların zihinsel icadı ile ilişkilidir

kendi_(kendini/)_kendine referans - kendi hayali dünyalarında necronomicon otostopçunun galaksi rehBeri v westmarcB'ın kırMızı KitaBı gerçeklerdir (ancak) /<<< sadece gerçek olarak adlandırıldıkları için >>>/ yazarlar Bu tekniği okuyucuları hayali dünyaların/ın gerçek olduğuna inandırMaya y/da inanMaya davet etMek için kullanırlar === Bu kitaplardan alıntı yapan hikayelerin doğru olduğu anlaMında alıntılanan kitaplar vardır === hikayelerin kurgu olduğu anlaMında alıntılanan kitaplar na_Mevcuttur

aklın nesnesi - hayal gücünde varOLan (ancak) gerçek dünyada sadece temsil edileBilir v/ya ModelleneBilir Bi nesnedir
her zihinsel duruM için (ayrı) bi nesne OLabilir y/da vardır — eğer -(henüz) Mevcut değilse- v/ya Mevcut değilse o zaMan en azından varOLMayan bi nesne_dir


when a hardcore prison inMate Messes with Buster keaton > https://www.youtube.com/watch?v=iGVt0EozajE



                                            5 duyu yokluğu gizler / varlığı hayal ettirir




[ kuantum Mekaniği genellikle herhangi Bi ölçüMün sonucunu kesin olarak tahMin etMez Bunun yerine Belirsizlik ilkesi tarafından kısıtlanan >>> gözleMlenebilir miktarların <<< belirsizliği ile sonuçların olasılıklarının ne olduğunu gösterir ]

..atomların dünyasında determinizmden vazgeçmeye meyilliyim (fakat) bu duruM fiziksel argümanların tek başına belirleyici olmadığı FELSEFİ Bi soru/n/dur / max born


                                         ŞİMDİ h e r ş e y k e n d i ö l ü m ü n ü n geçmişinde/dir


6
Filozoflar Hakkında Bilgiler / Ynt: Heidegger
« Son İleti Gönderen: cioren1 Ekim 17, 2019, 10:30:39 ÖS »

PRÉMIÈRE- HLM38 - anthropology [notte Brigante] > https://www.youtube.com/watch?v=fM35VuSSWWo

..

 /..sadece insan gerçekten varOLMaktadır/ _hayvan yaşar - _matematik_nesne süredurur - _araçlar eliMizin altındadır - _görüntüler kendilerini gösterir (AMA) Bunların hiç Biri varOLMaMaktadır

varOLaBilMeMiz ''görülen'' v ''kullanılan'' ş e y l e r arasında kalMaMaMız için varlığın ''belirsiz'' çevresinden ayrılMaMız gerekir BiziMle ilintisi OLMayan Bi (her gün_ki) hayat alanında (heidegger o alana ''önemsiz'' y/da ''biri'' der) kalırız /

                                      >>> orada hepimiz BirBiriMizle yer değiştireBiliriz <<<

(_kendi_varOLuşumuzun Bilincine varaBilmeMiz ..derinine ineBilmeMiz (ancak) varlığın HİÇLİKten ayrıldığı art B-ölümde Bizi karşı_karşıya getiren ''BUNALIM'' gibi -Bazı dene(n)melerden- geçMeMize Bağlıdır // kierkegaard_da bu durum Bizi kırBaçlayan OLanaklar OLarak SIKINTI v BAŞ_DÖNMESİdir//

heidegger_in BunalıMı Bizi Bu görece(nisBi) ''hiçlik''lerle y/da ''kısmi'' varlık-OLMayan(nonétre)lar deMek OLan OLanaklarla değildir (< şeMste OLanağa karşı durmanın OLanaksız OLduğu alan ) (fakat) ''HİÇLİK ile İLİNTİYE GETİRİR



sıkıntıda varOLan her şeyin koptuğu

v bunalıMda her an her şeyin yıkılıp gitme tehlikesinde OL(un)duğu o HİÇLİĞİ duyaBiliriz


salt HİÇLİK(néant aBsolu) 'e -Bi gerçeklik verMe çaBası- ''Boşa gitMiş'' diye görsek Bile ..


/''hiç''leştirmek/ bu HİÇLİĞİ tanımlaManın ne OLduğunu söyleMeNİN zorLUĞUNA RAĞMEN- HİÇLİK her şeyi Bu arada kendini H İ Ç L E Ş T İ R İ R (Bu eyleMli Bi HİÇLİK OLup kendinden çıkan dünyayı köklerinden sarsMaktadır /

heidegger bi notta ; ''aslında varOLan ''Belirli'' herşeyden Başka OLan Bu HİÇLİK varlığın kendisidir (ancak) çünkü varOLan ''Belirli'' Bi şeyden Başka OLan varlığın kendisi değildir de nedir'' //// çeşitli yollardan gelip hegel_in y-arattığı HİÇLİK v varlık özdeşliği önünde Birleşiyoruz (yoksa sorunlar sorunlar..n) çünkü heM varlık_ın kendini yalnız sıkıntıda Bulduğunu heM de her şeyin varlığın içi/nde (yıkılmak tehlikesi/nde) OLduğunu nasıl söyleyebilirdik

Bunalım dene(n)Mesi Bizi _kendi-kendiMizi_ Burada dünyada yardıMsız v dayanaksız BırakılMış duruMda düşünMeye götürüyor /

_Bu dünyada nedenini BilMeksizin bırakılMışız / < existentialisme'in ana düşüncelerinden Biri..


..


soul Makossa - Manu Dibango (funk-Break Beat) > https://www.youtube.com/watch?v=aWK_Josc0Og


..


Bi heykel uyur

taşın için(d)e

en_çetin en_şekilsiz

taşın için(d)e

zalimce saldırır çekiciM

çekiciM kendi zindanına

taştan Bana ne

/ < nietzsche


                                     ŞİMDİ h e r ş e y k e n d i ö l ü m ü n ü n geçMişinde/dir




7
Tartışmalar / Ynt: Soru İşareti
« Son İleti Gönderen: cioren1 Ekim 17, 2019, 02:59:25 ÖÖ »

pat Boone speedy gonzales > https://www.youtube.com/watch?v=0YpU_8KkV4k

..

'yüz Metre_yi orManda Beş saniyede koşan Birinin hiç Bi ''TANI''-ğı yok/tu''


     _Başarı v/ya Başarısızlık_ ( < değer ''TANI''-MlanaMaz OLdu Mu >) _Başar / BaşarMa fark_etmez


(arkaik bi kabilede avdan dönen avcılardan ''en fazla av ile dönen'' savaşçı ''cezalandırılırdı'')

..


"Beni öldürmeyen acı güçlendirir"

"hayat kendisini alt edenindir / aMa önce kendini inşa etmelisin > dimdik Bi Beden v dimdik bi ''ruh''_la

"kendi omzuna tırman Başka türlü nasıl yükselebilirsin ki"

"ne istersen yap aMa ilk_in isteyeBilen kişi OL"

/ < nietzsche


kişi en_çok 'kendi kimliği'nden vazgeçmelidir / böylece yaşadıklarından da serbest kalabilir


foli (there is no movement without rhythm) original version By ThoMas Roebers and floris leeuwenBerg > https://www.youtube.com/watch?v=lVPLIuBy9CY


                                            ŞİMDİ h e r ş e y k e n d i ö l ü m ü n ü n geçMişinde/dir
8
"Benim Felsefem" / Ynt: [(anlaM)] ..KAZARA_kavraM
« Son İleti Gönderen: cioren1 Ekim 17, 2019, 02:01:16 ÖÖ »
Beni kategorize etme > https://www.youtube.com/watch?v=29mvx8aa5ok

Bi Başkasını anlaMak - sadece aslanlarla sahip olmadığımız v Bi çok insanın diğer insanlarla sahip OL-Madığı Benzerliği gerektiren eMpatiyi içerir /

..

[..konuşMa 'asla' algıları ''taM olarak'' teMsil edeMez (çünkü farklı/dır) v algılayıcılar(ın)/ın her Biri ( / Bi tür SANAL_ORGAN OLAN > ) ''konuşMa'' tarafından yakalanır
dolayısıyla görme nesneleri (de) Başka Bi sanal_organa değil görüşe sunulaMayacağından v farklı duyu organları birbirlerine Bilgi vereMediğinden Benzer şekilde konuşMa -algılayıcılar hakkında- herhangi Bi Bilgi veremez OL nedenle eğer herhangi Bi şey varsa (üstelik) ANLAŞILI(yor)RSA < / bu iMkansızdır.. // antik gorgias_a katılıM]


/düşüncenin_dil-i (<daima>) dilin düşüncesi/''dir'' ;


ingilizce konuşanlar KAZAEN OLan a bile "john vazoyu kırdı" diye söyleme eğilimindeyken

ispanyolca v/ya japonca konuşanlar "vazo kendini kırdı" diye Bilirler

stanford üniversitesi/nde c. yapılan çalışmalarda ingilizce ispanyolca v japonca konuşanlar //iki kişinin balonları patlattığı yumurtaları kırdığı v kasıtlı olarak y/da yanlışlıkla içki döktüğü videoları izledi daha sonra herkese kiMin ne yaptığını hatırlayıp hatırlaMayacakları soruldu İspanyolca v Japonca konuşanlar -İngilizce konuşanlarla Birlikte KAZARA OLayların/ın kişilerini de hatırla(ya)madılar

rusça konuşanlar kendi dillerini açık v koyu diller diye tıpkı kırMızının tonlarını ayırt edeBilir gibi ayıraBilirler

gary lupyan tarafından yapılan Bi dizi çalışMada -insanlardan hayali uzaylıların Bi dizi görüntüsüne Bakmaları istendi her uzaylının dostça y/da düşManca OLup OLMadığı incelikle Belirlendi ancak katılımcılara Bunların ne olduğu söylenMedi -katılıMcılar her Bi uzaylının dostça Mı yoksa düşManca mı OLup OLMadığı/nı tahMin etmek zorundaydı v her yanıttan sonra doğru OLup OLMadıklarını söylediler v dostları düşMandan ayıran ince ipuçlarını öğrenMelerine yardıMcı oldular katılıMcıların dörtte Biri dost canlısı uzaylıların "leeBish" v düşMan olanların "grecious" olarak adlandırıldığını Bi Başka çeyreğin ise tam tersi olduğunu söylediği tespit edildi geri kalanlar için uzaylılar isimMiz kaldı yabancılar için isiM verilen katılıMcıların uzaylıları çok daha hızlı KATEGORİZE etmeyi öğrendikleri isiMleri söyleMeyenler tarafından alınan sürenin yarısından daha kısa sürede yüzde 80 doğruluğa ulaştıkları tespit edildi testin sonunda isiMlerin geri kalanı için sadece yüzde 80-e kıyasla uzaylıların yüzde 88-ini doğru Bi şekilde KATEGORİZE edebileceğini söylediler

> / adlandırma nesnelerinin onları KATEGORİZE etMeye v ezberleMeye yardıMcı OLduğu sonucuna varıldı


..


''kişinin kendi bilgeliğine ''GERÇEĞİ SÖYLEMESİNDEN'' daha_zıt Bi öte yoktur'' < nietzsche



screamin jay hawkins - ı put a spell on you > https://www.youtube.com/watch?v=7kGPhpvqtOc




                                       ŞİMDİ h e r ş e y k e n d i ö l ü m ü n ü n geçmişinde/dir

9
Tartışmalar / Ynt: Soru İşareti
« Son İleti Gönderen: cioren1 Ekim 17, 2019, 12:02:10 ÖÖ »
Mantıkdışı_ < Mantık ile farkedileBilir

pink floyd - another Brick in the wall > https://www.youtube.com/watch?v=YR5ApYxkU-U

(_son tahlilde insanları erdeMli_OL/MaMaya iten Modern OLsun y/da olmasın; daha ziyade YANLI-ş Bi şekilde kendisine “eğitiM” diyen ''kusurlu'' ÖĞRETİm sistemidir; öğrenMeyi kolaylaştırMak yerine ''güçlüler'' tarafından prograMlanan v yönetilen Bi topluMun dogMatik v itaatkar skoferlerini yaratMak aMacı ile indoktrinasyonu teşvik etMiştir Mevcut Modern çağda akıM -Manipülasyon v söMürü araçsallığı siBer teknolojinin Modern sınırsız alanından teMin edilip sağlandığı için yoğunluğu artarak devaM etMektedir_)

“robotizasyon” (Basit_çe) eğitiMi/n_ yazılı kağıdını v _sözlü yoklaMasını /dolayısıyla _otantik eğitiMin ÖZÜNÜ/ antitetik OLan ''kuruMsallaşmış eğitiM''in nervous sisteMine Bağlar

”robotizasyon” Bi insanın MİNİMUM Miktarda “Beyin gücü” kullanMadan v/ya (<bu gücünü) dikkate alMadan Belirli aktiviteleri gerçekleştirir/ken Mekanik veriMlilikte nasıl olaBileceğinin Bi karakterizasyonunu temsil eder
Mevcut prograMlara v hazır sisteMik prosedürlere dayanarak ahlaki öneMe sahip OLan Belirli kararların değeri Bi robotun temel Bi karakterizasyonu Manipülasyonun zorunlu olarak ilişkilendirildiği (Bi anlamda) ''roBotikleşme_ile''  Bi ''insan''ın ''Beşer''iyetliğinden de arındırıldığı Bi duruM(u)dur

-çünkü kendi potansiyelini yaratıcılığını eğiliMini v ''özgür iradesi''ni küçümseyeceği bir noktaya gelir / (getirtilir)

part ii /

''we don't need no education
we dont need no thought control
no dark sarcasm in the classroom
teachers leave them kids alone
hey! teachers! leave them kids alone!
all in all it's just another brick in the wall.
all in all you're just another brick in the wall.

we don't need no education
we dont need no thought control
no dark sarcasm in the classroom
teachers leave them kids alone
hey! teachers! leave us kids alone!
all in all it's just another brick in the wall.
all in all you're just another brick in the wall.''

Writers
Roger Waters, David Gilmour / Pink Floyd

..


''_eğitiM alanında internet Bilgi akışına sonsuz görünMez tükenmez pencereler açtı siber dünya insanlığa taMaMen yeni Bi pedagojik Metodoloji kullanan bi ÖĞRENEN/ÖĞRENME sağlaMıştır /Bi yandan/ bu duruM bütün öğrenciler için faydalıdır çünkü öğrenMe süreci artık herkül_ün çaBa gösterMesini gerektirMez ..

/öte yandan/ (araMızdaki daha dikkatli gözleMciler yol Boyunca Bazı ^kusurları^ fark ettiler)
/ artık..Benzer düşünceli “kuklalar” sırasını_izleyerek eleştirel fakültelerinden ; (>''isteMeden'' anestezi altında<) kritik_yapMa_yeteneği karar_verMe_gücü v ayırt_etme_yeteneği yitirtilmiş “robotize” bi bireyiMiz OLarak var/(lar)dır


>>> ''Bi kez elde edilen 'sonuç' (daiMa geriye döner) 'neden'ini OLuşturur <<<



several species of sMall furry animals gathered together in a cave and grooving with a pict >
https://www.youtube.com/watch?v=ICbbPSXUAmY


Mantıkdışı_ <  Mantık ile farkedileBilir

(Bilinçaltı vB < formüldeki gibi..))



                                               ŞİMDİ h e r ş e y k e n d i ö l ü m ü n ü n geçMişinde/dir
10
Tartışmalar / Ynt: Soru İşareti
« Son İleti Gönderen: oe_ Ekim 16, 2019, 08:18:58 ÖS »
"belki (görünüşte) daha başarılı olacaklar"

dedim önceki yazıda.

Başarı nedir sizce? Başarılı olmanın kriterlerini kim/kimler koyar?

Bu konu, kolay gibi gözüken zordur.

Sayfa: [1] 2 3 ... 10