Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Paylaşımlarımız / Ynt: Özlü sözler
« Son İleti Gönderen: burake Bugün, 06:17:54 ÖÖ »
"Eriyen kar gibi ol, kendini kendinle yıka."

Mevlana Celaleddin-i Rumi
2
Paylaşımlarımız / Ynt: Özlü sözler
« Son İleti Gönderen: burake Bugün, 06:15:48 ÖÖ »
"Aklını satılığa çıkar, şaşkınlığı satın al."

Mevlana Celaleddin-i Rumi
3
Paylaşımlarımız / Ynt: Özlü sözler
« Son İleti Gönderen: burake Bugün, 06:13:28 ÖÖ »
"Sebepleri öğrenmek isteyerek delirmenin eşiğinde çaldım kapıyı. Kapı açıldı ve gördüm ki, içeriden çalmaktaymışım"

Mevlana Celaleddin-i Rumi
4
"Benim Felsefem" / Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Son İleti Gönderen: ferda Mart 25, 2019, 07:43:26 ÖS »
Benzeri süreci yaşadım, niçeyi yedekleyen post yapısalcılarla diyalektik materyalizmi ...... uygun fiil bulamadım cümlenin sonu için, aştım desem olmuyor, terk ettim desem olmuyor, yedekledim belki en uygunu, haklısın diğer söylemlere göre ( ki bence diyalektik materyalizm enerjiyi de kapsıyor, herakleitostan beri, çünkü o "pante rei" demiş bi kez) diyalektk materyalizm dev bir çınar gibi duruyor orta yerde ve diğerleri onun yanında birer hurafeye dönüşüyor.. Fakat şunu anlamadım, niye bu bağlanma biçimi hayatında bir sorun, hayatımın en huzurlu, dingin zamanlarını marksist olduğum zamanlarda yaşadım, bence kurtulmaya çalışmak yerine geliştir onu, anarşizm okumaları yap örneğin, marks ve mahdumlarını veya post marksistleri oku, okumadıysan, ama naçizane sana önerim hiçbirşeye din/dogma düzeyinde bağlanma, yine den bilirsin tabi..
5
"Benim Felsefem" / Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Son İleti Gönderen: zgnrsn Mart 25, 2019, 10:59:27 ÖÖ »

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. 

ENERJİyi keşfedin derim. Maddenin, canlılığın, zihinsel etkinliklerin hepsinin temelinde enerji var.

http://www.forumfelsefe.org/index.php/topic,167.0.html

http://www.forumfelsefe.org/index.php/topic,133.0.html
6
Dil Felsefesi / Ynt: DİL ve BEYİN
« Son İleti Gönderen: ferda Mart 25, 2019, 08:58:58 ÖÖ »
https://www.gazeteduvar.com.tr/bilim/2019/03/25/bilim-insanlari-yapay-bir-mini-beyin-gelistirdi/
Şerefsizim bende düşünmüştüm diyordu, vizontelenin akıllı delisi, televizyonu ilk gördüğünde, görüntülü radyo diyerek, insan niye beyin yapmaya çalışmıyor diye düşünmüştüm bende, meğer çalışmalar varmış ve devam ediyormuş, insan beyni er geç beyin  ve giderek insan ve giderek  evren yaratacak, yapacaktır, nesli tükenmezse, yapıp yapmamaktaki sorun son derece  asit aslında, örneğin kalp nakli, hatta kalp yapıyor ( spritüalistlerin ama ona ruh ve duygu ekleyemiyor deyişi ne kadar da cahilce ve kitch) çünkü yapıyı, temel elemanları ve tüm bağlantı biçimlerini bilmiyor, beyin ve naklini yapamaması da bu bilisizlikle ilgili  şimdilik..


 işin ilginç yanı şu, insanoğlu insan, evren yaratacak noktaya gelse de, anlamsal/felsefi bağlamlı hiçbir sorununu çözemeyecek, biz oe ile yine hep/sonsuz mu yoksa hiç miyi kritik etmeye devam edeceğiz, tek farkla, insan insan yaptığında, dışındaki tanrıyı reddedip, tanrının/yaradanın kendisi olduğunun farkına nihayet varacak, bilimin insanlığa ve felsefeye en önemli katkısı bu olacak, tanrıyı def etmesi..
7
"Benim Felsefem" / Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Son İleti Gönderen: lossantos Mart 24, 2019, 06:53:57 ÖS »
Merhaba,

Marks'ı (ve Engels'i) ilk okuduğumda 15 yaşında bir liseliydim. Bugün 24 yaşındayım ve daha hala marksist döktrin üzerine kabul edebileceğim daha geçerli bir şey koyamadım. Bu illetten kurtulmak için neler yapmadım ki, Taoizmle uğraştım, Stirner'a inanmak istedim, Ayn Rand'a katılabilmek için kendimi yırttım, Budizm'e merak sardım, ciddi ciddi oturup meditasyon yaptım, çaresizlikten belki inanırım diye İncil ve Kur'an okudum, bir umuttur dedim bulunduğum şehirdeki (Ankara) ortodoks kilisesine bile gittim. Hiçbirisi beni bu illetten kurtaramadı.

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. Buna dair ne kadar eleştiri varsa hepsini okudum, hiçbiri tatmin etmedi. Bu duruma o kadar bağdaştım ki artık gelenekçi ve katı bir materyalist oldum. Aşk benim için hormonal bir anatomik kimyasallaşmadan öte bir şey değil. "Aşk bir makamdır, aşk kendinde bulamadığın yere kapılmandır" gibi edebiyatlara giren insanları ciddiye alamıyorum. Daha doğrusu üretim araçlarının emperyalistlerin kontrolünde olduğu bir dünyada hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Aşk'ın, sevişmenin, güzelliğin, iyilik yapmanın metalaştığı bir dünyada gözüme her şey yozlaşmış ve flu geliyor. Sinemaya gitmeyi, arkadaşlarla oturup güzel bir cafede sıcak bir kahve içmeyi, sosyal etkinlikleri vs. her şeyi kendi içimde "kapitalizme hizmet eden küçük burjuva alışkanlıkları" olarak yorumluyorum. Zaten arkadaşım dediğim herkesi de burjuvazi toplumunun yozlaşmış lümpenleri olarak görüyorum. Bunun ne kadar kibirli ve iğrenç bir tutum olduğunun farkındayım ama elimde değil. Bu beni yalnızlaştırıyor ve ben yalnızlıktan nefret ediyorum, artık yalnız olmak istemiyorum.

Umarım beni ciddiye alırsınız çünkü yazdıktan sonra şöyle bir okudum da ben bile kendime: "derdini seveyim" dedim. Elbette hayatta herkes gibi bin tane derdim var ama hepsinin temelinde bu yatıyor bence. Bu en büyük derdimi aşmam gerekiyor artık. Bu konu hakkında yazıp söyleyeceğiniz her şeye kapım açık. Şimdiden teşekkürler.
8
Dil Felsefesi / Ynt: DİL ve BEYİN
« Son İleti Gönderen: ferda Mart 24, 2019, 12:30:28 ÖS »
Hoşgeldin, hoşluklar getirdin özgeç, ilgiyle takip ediyorum, olanaklarına sağlık..
9
Dil Felsefesi / Ynt: DİL ve BEYİN
« Son İleti Gönderen: MG. Özgeç Mart 24, 2019, 12:14:07 ÖS »
... psikologların çağdaş aklı anlayabilmemiz için önce evrim sürecini anlayabilmemiz gerektiğini fark etmiş olmalarıdır. Yani, arkeologların bir “bilişsel arkeoloji” geliştirdikleri süreç içinde, psikologlar da “evrim psikolojisi” kavramı geliştirmekteydiler. Bu iki yeni alt disiplinin birbirine büyük gereksinimi vardır.... Yeni evrim psikolojisinin temel tartışma konularından biri, aklı genel amaçlı bir öğrenme mekanizması, bir çeşit güçlü bilgisayar olarak görmenin yanlış olduğudur. ... evrim psikologları bu görüşü, aklın, herbiri belli bir özel davranış tipine hasredilmiş bir dizi özel “modül” ya da “bilişsel alan” veya “zeka”dan, yani dil öğrenmek, alet kullanabilmek veya sosyal etkileşime girmek üzere gelişmiş modüllerden oluştuğu şeklinde değiştirmemiz gerektiğini öne sürmektedirler. “Genelleşmiş” ve “özelleşmiş” yaklaşım (Sf. 18)...

Homo Habilis, alet yapabilen tanımlanmış ilk ata, oldukça yüklü oranda etten oluşan bir gıda rejimine de ilk sahip olanlardandı. “İlk insanlar” ise Homo Eractus ile Neandarthaller (Sf. 20)...

Aklın tarihöncesi için başlangıç noktamız altı milyon yıl öncesinden daha az olamaz. Çünkü ataları iki ayrı yönde evrimleşmiş olan primat, altı milyon yıl öncesinde yaşamıştı. Evrimin bir kolu çağdaş maymun, şempanze ve gorile, diğer kolu çağdaş insana uzanmaktaydı. Dolayısıyla bu eski insansı kuyruksuz büyük maymun ortak ata olarak kabul edilir. ... Bu insansı tür, yalnızca ortak ata olarak değil, aynı zamanda eksik halka olarak da anılmaktadır (Sf. 22).

(Bu noktada şunu belirtmek isterim, Dawkins’e göre tek ortak ata aramak, yani eksik halka aramak doğru değil. Evrim bir süreç, birçok eksik halkayı kapsayacağından birden çok ortak ata olabileceği. Yine Dawkins’e göre, evrim bir “kör saatçi”dir.)

Evrim süreci bir sahnede sergilenirse:
1.   Perde: Tamamen karanlık. 6-4,5 milyon yıl öncesi, bugünkü Afrika’da (Ortak ata/eksik halka) perdenin açıldığı düşünülüyor (Sf. 24).
 
2.   Perde: 4,5-1,8 milyon yıl önce; bu perde 2,5 milyon yıldan biraz fazla sürecek iki sahneden oluşmuştur. İkinci perde Afrika’da geçer. Başlangıçta Çad, Kenya, Etiyopya, Tanzanya gibi bölgeler söz konusuyken, daha sonra açı, ikinci sahne için Güney  Afrika’yı da içine alacak şekilde genişler.

Perde 4,5 milyon yıl önce, Australopithecine Ramidusun ortaya çıkmasıyla başlar (sözcük anlamı, güney maymunu). 300 bin yıl sonra ikinci oyuncu belirir. Australopithecine Anamensis. İkisi de ağaçlık ortamlarda yaşamaktadır ve esas olarak vejeteryandırlar. 3,5 milyon yıl öncesi sahneden ayrılırlar. Sahneye Lucy (arkeolog Beatles’ın “Lucy in the Sky Wiht Diamond” şarkısını dinlediğinden) çıkar. Çok etkileyici bir karakter olan Lucy Australopithecine Afaransistir. A. Ramidusun soyundan gelmesi olasıdır, ama A. Anamensis ya da tamamen farklı bir soydan da geliyor olabilir. İki ayağı üzerinde dik yürüyebilen ve ağaçlara tırmanmakta usta olan Lucy öylesine etkileyici bir karakterdir ki dekorların (yani aletlerin) eksikliği fark edilmez. Yarım milyon yıldan biraz sonra sahneyi terk eder ve 2,5 milyon yıl önce ikinci sahne başlayana dek oyun sessiz bir döneme girer. Ama birinci sahnenin sonunda yerlere saçılmış bazı taş parçaları görürüz. Bunlar doğal olarak ufalanmış taş parçaları olup, oyunun ilk dekorlarıdır. Ne yazık ki onları üreten aktörü göremeyiz.
 
İkinci sahne 2,5 milyon yıl önce aktör akınıyla başlar. Birinci sahnedekilere benzeseler de şekil ve boyutları farklıdır. Bunlar daha çok Lucy’nin çocuklarıdır. Ama Güney Afrika’dan ziyade Doğu Afrika’da görülür. Adı Australopithecine Africanustur. Davranışları çağdaş babuine benzer. İki ayak üzerinde daha uzun süre kalıyordur. Diğer Australopithecineler fiziksel olarak daha sağlıklıdır ve hem Doğu, hem Güney Afrika’da temsilcileri vardır. Babuinden çok gorili andırırlar (Sf. 25).

2 milyon yıl öncesine gelindiğinde ve A. Africanus ortadan kaybolduktan sonra, yeni bir grup aktör belirir. Kafaları büyüktür ve oldukça erken gelişmiş görünmektedirler. Bunlar aslında Homo soyunun ilk üyeleridir. Beyinleri Australopithecinelerden 1.5 kat daha büyüktür. Ama şekil ve boyutları çeşitlidir. Bazı yorumcular tek aktör (Homo Habilis) tanımlarlarsa da, bu sayının üç olması olasıdır:
Homo Habilis, Homo Rudolfensis, Homo Ergaster.

Yine de, birbirlerinden ayırt edilmeleri çok güç olduğundan, biz hepsini Homo Habilis olarak adlandıracağız.
Homo Habilislerin Olduwan endüstri olarak adlandırılan el yapımı aletler kullandıkları kesindir. Belki iri yapılı Australopithecinelerin de böyle aletleri vardır, ama bunu anlamak kolay değildir. Bununla birlikte ellerinin anatomisi buna (alet yapmaya) kesinlikle uygundur. Homo Habilisin aletleriyle hayvanları parçaladığını görebiliriz, ama bu parçalanan gövdelerin avlanarak mı, yoksa aslan ve leoparların avları üzerinden leşçilikle mi ele geçirildiği konusunda emin olamayız. Sahnenin sonunda Homo Habilis ve iri yapılı Australopithecine kuzenlerinin dikkat çekecek şekilde farklılaştığı görülür. H. Habilisler alet yapımında ustalaşıp diyetlerinde ete daha çok yer verirken, Australopithecineler daha iri bir vücut yapısı geliştirmektedirler (Sf. 25-26).

3.   Perde: 1,8 milyon yıl öncesinde heyecanlı bir başlangıç yapan, ama daha sonra tam bir sıkıntıya dönüşen iki sahneden oluşmakta. Işıklandırma hala zayıf, ama ikinci perde de biraz gelişiyor.
Üçüncü perde önemli bir anansla açılır: “Pleistocen başlıyor!”
10
Tartışmalar / Ynt: FELSEFENİN MİLADI OLARAK MARX
« Son İleti Gönderen: ferda Mart 24, 2019, 11:46:05 ÖÖ »
daha sonra felsefe dediğimizin içeriğini değiştirdin, yani daha önce marksta felsefeye dair olduğunu söylediğin tek şey olan "kurucu unsurun madde olduğu" savının da felsefeye dair olmadığını söyledin
çünkü onun kökenin kendisini sorguya almadığını söylüyorsun.yani felsefe, köken düşüncesinin kendisinin sorgulanması ile mümkündür, ki buna katılıyorum. ancak bu sorunumuzu çözmüyor. çünkü şunları söylüyorsun:
"marks kaygısı ile felsefe değil sosyoloji yapar. ancak mesela aristo kaygısı ile felsefe yapsa bile söylemleri ile felsefi değildir. "oysa ben buna takılmamıştım. eleştirdiğim şey felsefi kaygı dediğin şeyi kendi içine kapatman, yani felsefeyi diğer disiplinler gibi bir disiplin olarak kurman. oysa, ben felsefi kaygıyı ve felsefenin bizatihi kendisini yaşamın ve diğer disiplinlerin damarlarında akan bir kan gibi tahayyül etmek gerektiğini ifade etmeye çalıştım: (samsa yazdı)


Senimi kıracam şimdi marks için, hadi olsun onda da felsefi kaygı ve ve tutum... Şaka bir yana, felsefeekninde bir ara en felsefi konulardan biri bok ve bok böcekleridir demiştim kıyamet kopmuştu..


Sanırım sorunumuz şu, marks bağlamınd yazdıklarımı sen biraz anlam genişlemesi yaparak,  genel felsefi bağlama, felsefe üzerine yazmalar şeklinde okudun veya benim yazış şeklim bu anlam genişlemesine yol açtı, daraltmadığım için..


Felsefeyi kaygı bağlamında alıyorum bu doğru, yani felsefi kaygı, onu da anlam kaygısı olarak uzatıyorum, çünkü binbir çeşit kaygı var, anlam kaygısı derken de kastım tüm anlamlar  dünyasına konu olanı kastediyorum, orda kastım sadece "anlam" değil veya sadece anlam ama herşeyin anlamı, nasıl demeli, ya aslında kısaca şunu demeye çalıştım, marks verili paradigmalar bağlamında düşünmüş, marksistlere göre bu marksa küfür o devrim yapmış falan ama değil, biliyorsun işte durumu, marksizmin dayanak olarak gördüğü felsefi temel olan diyalektik materyalizm, felsefe falan değil, zaten marksta bilimsel sosyalizm diyor söylemine, bilimle kesin ve meşru kılmya çalışıyor onu..
Sayfa: [1] 2 3 ... 10