Gönderen Konu: Siyasal İslam Hakkında  (Okunma sayısı 7230 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Siyasal İslam Hakkında
« : Temmuz 07, 2015, 07:24:51 ÖS »
türkiye 'de "politik islam" meselesi bu zamana kadar hasır altı edilmiş olsa da, artık bu durum ne bölgesel ne de küresel olarak mümkün görünüyor. hasır altı edildi diyorum çünkü,  "siyasal islam"ın türkiye de değerlendirilmesi genel olarak ancak  "dinin siyasete alet edilmesi, din bezerganlığı din tüccarlığı " gibi  laflarının peşinden giderek yapılmıştır. benim buradaki iddiam ise, ibrahimi dinlerin özelde ise islamın doğal olarak politik olduğudur. tdk'dan aldığım tanımı alıntılarsa neden bunu iddia ettiğim daha anlaşılır olur sanırım :  "Politika , devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü, siyaset, siyasa"

dinin politikliğine karşı öne sürülen sav ise genellikle dinin politik değil; kişisel, vicdani ve ahlaki niteliklere sahip olduğudur.  üstelik bunu türkiyede politik liderleri olan m. kemal'e rağmen seküler cemaatler de sıkça dile getirirler. m. kemal'e rağmen çünkü m.kemal  en temelde "dinin siyasete alet edilmesinden" öte bir politik islam anlayışı öne sürebilmiştir ve islamın sonradan politikleşmesinden ziyade kökensel bir politik olma durumunu kendi ideolojik türkçü perspektifinden ortaya koymuştur : (...)Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin amacı, bütün ulusların üstünde, kapsamlı bir arap milliyeti siyasetine doğru sürükleniyordu. Bu arap düşüncesi, "Ümmet" kelimesi ile ifade edildi. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine adamaya mecburdular(...) hatta şöyle diyor elyazmalarında : "Masum ve cahil insanları, yüzlerce allaha taptırmak veya allahları muayyen (belli) gruplarda toplamak, ve nihayet bir allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir." demek ki, kemalizm ancak "kemal"in sesinin kısılması ve tc kurumları tarafından sansürlenmesi ile mümkün olabilmişti. (örn. medeni bilgiler kitabının tdk tarafından sansürlenmesi )

***

dinin siyasal  değil de ahlaki bir mesele olduğu kabulü aydınlanmacı/hırıstiyan geleneğin yanılgısıdır ve bu yanılgı hıristiyanlığın kurulumunu mümkün kılmıştır.  çünkü, hıristiyanlığın tarihsel olarak ortaya çıkış koşulları ancak bu "ahlakilik" iddiası ile somutlaşabilmişti.  demek istediğim, roma imparatorluğunun kudreti karşısında hıristiyanlığın ortaya çıkışı onu pasif ve içe dönük olmaya zorlamıştı. bir tür stoacı ahlak olarak belirmesine yol açmıştı. ancak bu hıristiyanlığın hiç de "politik değil de ahlaki" olduğu anlamını taşımaz. çünkü hıristiyanlık yaşamı  tanzim etme işini söz konusu tarihsel acziyetinden dolayı  ancak isa mesihin krallığında gerçekleştirilecek bir şey olarak tasavvur etmek durumunda kalmıştı ve bu yine hıristiyan öğretinin temellerinden biridir, onun amentüsüne aittir.  zaten daha sonra, roma hıristiyanlaştığında ; vatikan "dinin siyasallaşmasının" müstesna örneklerinden birie dönüşmüştür... ancak hıristiyanlık bu stoacı ve pasif niteliklerini imparatorluk hıristiyanlaştığında bile bırakmamıştır, zira bu hıristiyan metnin kuruluşu mümkün kılan şeyin ta kendisidir(teslis, tanrı/isa yarılması, çarmıhtaki tanrı vs.) : orada , her zaman için devlet(sezar) ve vatikan(din) kendi varlıklarını  sürdürmüşlerdir. yani, hıristiyanlık ortaya çıkış koşulu olan "ahlaksal(bireysel)" ve "politik(kamusal)" ayrımını korumuştur. hırstiyan dünyada , hiç bir sezar papa olmamıştır, papa hiçbir zaman sezar olarak imparatorluğun hükümdarı haline gelmemiştir. hükümdar meşruiyetinin papa'dan alır ancak papa yine de imparator değildir. yani, her halükarda iki farklı güç odağı mevcuttur. işte onun içindir ki, sekülerizm temelde hırıstiyan bir olaydır. yani güç odaklarının, yaşamı tanzim etmedeki rol paylaşımlarının değişmesidir sekülerizm. ağırlığın "papadan" "sezara" kaymasıdır.  ve bu yine neden yahudi ve islami dünyada sekülerizmin hıristiyan dünyadaki gibi işlemediğine dair bize bir ip ucu verebilir..
(devam edecek..)
« Son Düzenleme: Haziran 28, 2017, 10:59:29 ÖÖ Gönderen: samsa »

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #1 : Temmuz 07, 2015, 09:11:15 ÖS »
yukarıda  hıristiyanlığın içinde örtük bir sekülerizm olduğunu ve böylece aydınlanmacı sekülerizminin de temel olarak bir hıristiyan açılım olarak kavranabileceğini söylemiştim.  islam ve yahudilik için ise durum farklı görünmektedir. her iki din de öncelikle bir yasa (şeriat) olarak kendisini ortaya koymaktadır. dolayısıyla, din burada siyasallığını kurucu özelliği olarak dayatmaktadır. söz konusu ibrahimi dinlerin teorik ve pratikteki ideal devlet tasavvurlarına yakından bakmak, hıristiyanlık ve yahudilik/islamı  bu bağlamda karşılaştımak bakımından yol gösterici olabilir: yahudiliğin ideal devleti, bu dünyada ve vadedilmiş topraklar üzerinde kurulacak bir devlettir. hıristiyanlık bu ideal devleti, adına uygun olarak idealize etmiş ve tanrının krallığına dönüştürmüştür, bu dünyadan soyutlamıştır. islam ise meseleyi bir sonuca bağlamıştır: islam kendi ideal devletine kurucusunun liderliğinde ulaşmıştır. yani, yahudilik ve hıristiyanlık için gelecekte kurulacak olan devleti islam, tarihin gözleri önünde dinin kuruluşu süresince , kurucusunun liderliğinde adım adım ete kemiğe büründürmüştür.  yani, islam bu bağlamda sahiden de "son ibrahimi din"dir, çünkü ibrahimi dinlerin amacı olan toplumun ve yaşamın tanzimini gerçekleştiren ibrahimi dindir.dolayısıyla, islami metin  ortaya toplum düzenleyici bir "yasa" ve "hukuki" bir metin olarak çıkmaktadır. islam hukuku, islamın kurucu metni olan kurana dahildir;çünkü fıkıhın temel  kaynağı ayettir. daha sonra da sünnet dikkate alınır. islam hukukunu ortadan kaldırmak ve onun yerine evrensel hukuku koymak, ayetlerin ve sünnetin hükmünü ortadan kaldırmaktır. ayetlerin hükmünün ortadan kaldırılabileceği bir islam ise mümkün değildir. 
ezcümle, diğer ibrahimi dinler  gibi islam da "kamusal" ve "politiktir"   ve üstelik diğer iki büyük  ibrahimi  dinden farklı olarak kendi kuruluşu ve tarihsel belirişi süresince bunu "ideal" olarak pratiğe dökmüştür. Günümüzde "cihatın" manası da budur zaten.
 
cihatın amacını şeriatı uygulamak olarak saptarsak çok şeyi gözümüzden kaçırmış oluruz.bir başka bakış açısı da bize cihatın islam peygamberinin ideal devletine geri dönme çabası olduğunu söyleyebilir ki bu da yanlış olmasa bile oldukça sığ bir görüş olacaktır. cihat elbette bir ideale dönme çağrısı ve çabasıdır ama onu ilginç kılan şey bu dönüş değil, cihatın söz konusu geri dönüşü tasavvur etme şeklidir : geri dönüş  ideal devlet olan islam devletinin tarihsel gelişimini takip ve taklit etmektedir. hilafetin  ve şeriatin kaldırılması ile islam dünyası, batılın yasalarına göre yönetilmektedir. peygambere gelen ilk vahiyden önce olduğu  gibi, allah kelamının hükmünün olmadığı, toplumun beşeri yasalarca tanzim edildiği  bir "cahiliye devrinde" yaşamaktayız. dolayısıyla,  cihat kendisini yalın bir geri dönüşten fazlası olarak ortaya koymaktadır. onu patolojik bir hale sokan tam da budur. o sadece ideal devletin tekrar tesisini istemiyor, kendisini aynı zamanda ideal devletin ortaya çıkış vechelerinin de tekrarı olarak tasavvur ediyor. islam'ın daha önce kurulmuş olan ideal devletinin yeniden tesis edilme çabası olarak cihat, böylece sadece post-modern hakikatsizlikten azap duyan  batı dünyası için değil, islam dünyası için de patolojik bir hal alıyor. hollywood prodüksüyonlarını aratmayan hd kalitelerde çekilen infaz videolarındaki slow motion sekans ve replaylerde belirginleşen şey  tam da bu  patolojik hal değil mi?
« Son Düzenleme: Kasım 18, 2016, 06:13:58 ÖÖ Gönderen: samsa »

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #2 : Temmuz 07, 2015, 09:42:50 ÖS »
islam dünyada, hırıstiyanlıkla bir mukayese söz konusu olduğunda hep islamın bir ruhban sınıfı olmadığına dair övgüler hasıl olur. islamda kurumsal bir rahipler sınıfı olmadığı doğrudur ancak bu hiç de övgü konusu olacak bir şey değildir. islamda ruhban sınıfı yoktur, çünkü islam şeriat olduğu için, yani onun özü yasa olduğu için bir ruhban sınıfına gerek kalmamıştır. çünkü islamda din ve devlet şeklinde iki güç odağı ortaya çıkmamış, devletin kendisi zaten doğrudan dini bir kurum oluşmuştu. peygamberin aynı zamanda devlet başkanı olması, bir ruhban sınıfını gereksiz kılmıştı. devlet dindi ve dinde devletti; dolayısıyla din ve siyaset arasında da hıristiyanlıktakine benzer bir ayrım yoktu.tam da bunun içindir ki, kuran bir hukuk kitabı ya da anayasa gibidir. bildiğimiz kadarıyla islam hukuku, kuruluş döneminde büyük ölçüde yahudi şeriatını tatbik etmişti, ki bu da yine hem islam hem de yahudiliğin temelde beşeri düzenleyecek bir ilahi yasayı bildirmesi ile açıklanabilir.

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #3 : Temmuz 09, 2015, 02:13:15 ÖS »
pavlusçu formül, yani tanrının sevgisinden dolayı kendini feda etmesi ve suçun bağışlanmasını sağlaması; hıristiyanlığın politik pratiğini verir bize.  bu kendini feda ediş deyim yerindeyse hıristiyanlığın politik özüdür. nietzsche 'nin hınç, vicdan azabı ve çileci ideal olarak ifade ettiği sürecin formülazyonu "çarmıhtaki tanrı" fikrindedir:  "tanrıya geri ödenemez borç"
islam da söz konusu "minnettarlık ahlakını" asla terk etmez. her şeyden önce yaratılış fikri, yani her şeyin insan için yaratılmış olduğu fikri -ki bu ibrahimi dinlerin temel ortak noktalarından biri- islam'da minnettarlık ve geri ödenemez borç temasını birincil bir mesele haline getirmektedir. bunun dışında sosyal pratikte ise bunun en çarpıcı uygulamasını türkiye'deki islami cemaat yapılanmalarında görüyoruz. cemaatin etkisi onun daha çocukluktan itibaren insanları "karşılıksız iyilikler" (barınma, eğitim, iş, eş, aş, sosyal çevre, itibar vb.) bombardımanına maruz bırakarak, kişilerin benliklerini çileci idealin düzenekleri ile şekillendirmesinden kaynaklanmaktadır. böylece bir borç döngüsü yaratılmış olmaktadır. görüldüğü üzere bu aynı zamanda oldukça ekonomik-politik de bir meseledir. tıpkı kapitalizmin insanı ödenemez bir borç altında bırakması gibi oldukça "somut" bir yaşamsal sömürüsü söz konusudur burada. kapitalist borç meselesi ile islami  cemaatlerin ilişkisi, üzerinde daha incelikli olarak düşünülmeye değer bir husus...
« Son Düzenleme: Kasım 18, 2016, 06:17:29 ÖÖ Gönderen: samsa »

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #4 : Temmuz 09, 2015, 03:10:10 ÖS »
hıristiyanlığın politik pratiğinin formülizasyonu olarak "çarmıhtaki tanrı" ve "borç döngüsü", kilisenin günah çıkarabilme yetkisi ile birlikte günahın affı temasının kurumsallaşması haline gelmişir. daha önce bizzat tanrının kendini fedası ile günah affetme işi(ilk günahın affı), şimdi tanrının yeryüzündeki gölgesi olan kilise tarafından kelimenin yalın anlamı ile kurumsal bir hal almıştı.yani bir kurumun üstlendiği günlük bir işe dönüşmüştü.günlük günahların günlük olarak affı... bu, dünyanın değerinin öte dünya tarafından belirlenmesi olarak ortaya çıkan "çileci idealin" gündelik yaşamla nasıl da içli dışlı hale gelebildiğinin ifadesidir. bunun bize gösterdiği şey, isa'nın çarmıhtaki katlinin yani kendini feda etme jestinin nasıl da politik bir mesele olduğudur. hatta, daha önce ifade etmeye çalıştığım üzere bu kendini feda ediş, bu kurban bir zorunluluktur. bir peygamber ya yönetici olmak olamıyorsa da kendini feda etmek zorundadır. çünkü, bu borcun ödenmesine dair bir ödeme planını şekillendirmek ile ilgilidir. ilki(hıristiyanlık) tanrının kendini kurban jestinde  sonsuz borcu kurar ve kilise sayesinde bir ödeme planı ortaya koyar, ikincisi(islam) ise borcun ödenmesindeki aracıyı(kiliseyi) ortadan kaldırarak borçlunun alacaklı karşısındaki acziyetini perçinler. çünkü borçlu ve alacaklı arasındaki dolayım olan kilisenin hıristiyanlıktaki işlevlerinden biri de tanrı gibi kudretli bir varlık ile beşerin ilişkisinde güçsüz tarafın göreceği tahribatı engellemek olmuştur. oysa, islam  hıristiyanca bir ruhbanın yokluğu;  devletin deyim yerindeyse doğrudan tabii olarak mukaddes bir karakter kazanmasına neden olmuştur. islam coğrafyasında devlet nosyonunun kendisine dair bir eleştirinin eksik kalmasının sebeplerinden biri de pekala budur.

demek ki, islamın ortaya çıkışı ile birlikte bir devlet olarak örgütlenecek güce ulaşabilmesi ve din kurucusunun yönetiminde bir siyasal-toplumsal yapıyı tesis edilebilmesi onun politik karakterini, hıristiyanlığın politik karakterinden ayırmıştır. yine de ortak payda bunların politik oluşlarıdır.
« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2015, 03:46:28 ÖS Gönderen: samsa »

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 145
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #5 : Haziran 27, 2017, 11:07:41 ÖS »
Ne zaman «dinin politikaya alet edildiği» türevinde birşeyler işitsem mideme doğru inen bir gıdıklanma hissederim  :) din özünde o kadar pak, o kadar politikayla alakasız bir şeydir ki, sadece bir takım şeytanî adamlar onu politikaya alet ediyorlar, vah vah!

Güzel bir inceleme samsa.


ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 227
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #6 : Temmuz 01, 2017, 01:20:45 ÖS »
Politik olduğu gibi aynı zamanda "ticaridir" de...

ferda-2

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 105
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #7 : Mart 12, 2020, 03:26:33 ÖS »
Başlığı güncellemek gerekiyor, abdullah gül, "siyasal islam bitmiştir" dedi ve bu başlığı aslında doğal olarak güncellemiş oldu, sanırım gül beyefendinin demek istediği, müslüman kardeşler bağlamındaki, ılımlısından siyasal islam bitmiştir, ABD bağlamında gündeme getirilen, bop projesi içindeki, ılımlı islamcıların, emperyalizmin çıkarları için iktidara taşınması ve orada tutulması projesi boşa çıkmıştır, tutmamıştır demek istedi.. Değilse, samsanın genel tespitine katılıyorum, islam özü, doğası gereği, kalvinizm türünden bir reformu yaşamadığı sürece, siyasal olmaya devam edecektir, yani olduğu her yerde, iktidarda değilse iktidara gelmeye, iktidarda ise iktidarını sürdürme kavgası vermeye (kendi fraksiyonel anlayışlarına göre) devam edecektir...

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #8 : Mart 12, 2020, 08:04:34 ÖS »
müslüman kardeşlerin uzun dönemde orta doğunun önemli siyasal aktörlerinden olmaya devam edeceğini görmek zor değil. 80-90 yıldır adım adım bölgenin en güçlü örgütlü cemaatini oluşturdular ve bu insanların hiçbir yere gittikleri de yok. bildiğin gibi sadece mısır'da da var değiller. dünyada bu gelir adaletsizliği olduğu sürece- ki aksini gösteren bir emare yok şu ana kadar- müslüman kardeşler islam coğrafyasında isyan eden kitlelere bir dil vermeye devam edecek gibi görünüyor.


orta doğuda "sivil toplum hareketleri"nden doğabilecek değişimler mümkün olacaksa son kertede bu hareketler müslüman kardeşler olmaksızın ortaya çıkabilecek de gibi durmuyor. (sayısal üstünlük..)

bana kalırsa siyasal islam ölmedi ancak sürekli diri diri toprağa gömülüyor. geçtiğimiz yüzyılda nasır'ın gömdüğü hasan el benna mezardan seyyid kutub olarak çıktı, idam edilen seyyid kutub da el bağdadi olarak geri döndü.  şimdi, öldürülen ışid militanlarının karıları ve çocukları toplama kamplarında, kaçabilenler komşu ülkelerde yaşıyorlar. mısır müslüman kardeşleri kendi iktidarlarını yarım kalmış ilk aşklarını bekler gibi özlemle bekliyorlar.


demem o ki, orta doğunun son 100 yılı siyasal islamın ölüp ölüp yeniden doğuşunun tarihi gibi geliyor bana.

peki onu toprağa gömen kim/ne? islamcılara bakılırsa "suçlu" batı ve onun iş birlikçileri vs.vs.. ancak siyasal islamın asıl sorunu kendisinin kendi toprağa gömülüşünden başka bir şey olmadığını göremiyor oluşu.siyasal islam birileri tarafından bastırılıyor değil, gömülüyor değil; o kendi bastırılışı olarak varlık bulan bir hareket. çünkü güncel anlamıyla siyasal islam,  postmodern dünyada yiten anlamın kendi yitişinin gömülmesidir. zira, güncel siyasal islam aydınlanma öncesi bir fenomen olarak ortaya çıkıyor değil, çağımızın sosyopolitik meselelerinden biri. siyasal islam bu minvalde "gelenekselci"değil,"moderndir." kanaat önderleri de batılı okullarda okumuş, yurt dışında yaşamış kişiler.siyasal islamın başından beri kendini sık sık geleneksel tarikatlar ile rekabet içinde ve onlara karşı aldıkları konumla bulduğunu unutmamalı. zira geleneğin kendi içine kapanışının islami olmadığını düşünüyorlar... gelenek günümüz dünyasındaki mütevazı konumunu kabullenmiş -kısmen de buna zorlanmış- ve içe kapanmış bir münzevi gibi yaşamını sürdürürken , siyasal islam ayağa kalkıp kapının dışına - kamusal alana- çıkmayı ve onu islami olarak tanzim etmeyi, ona "selamet" vermeyi ve "sağlık" kazandırmayı birincil amaç olarak belirliyor.
***
bu arada seyyid kutub'un hasan el benna'ın ardılı olduğunu unutmamak gerek. yani,ılımlı müslüman kardeşler ile radikal selefi gruplar arasında açık bir organik bağ var.


ferda-2

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 105
Ynt: Siyasal İslam Hakkında
« Yanıtla #9 : Mart 14, 2020, 09:12:40 ÖÖ »
Son cümleye kadar, kavramları farklı mı kullanıyoruz dedim, sonra sorun çözüldü, evet, ılımlı islam ile radikal islam arasında sürekli bir geçişkenlik var, şu an suriyenin iblidinde olduğu gibi iç-içe geçmiş durumdalar, ABD ve batı da zaten sürekli biçimde bu geçişkenliği kullanıyor, soğuk savaş döneminde radikal islamcıları, usame bin ladin di o zaman, sosyalistlere karşı kalkan olarak kullandı, komünizm tehlikesi kalkınca da, ılımlı islamı, müslüman kardeşler kartını radikallere karşı kullandı, yani dönemsel olarak islamın radikaline veya ılımlısına baş vurup, onları taşeron olarak kullanıyor...