Gönderen Konu: Feminizm Hakkında  (Okunma sayısı 5749 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Feminizm Hakkında
« : Nisan 17, 2014, 10:32:58 ÖÖ »
Modernist çözündürmelerde sömürü mağdurları ile uygulayıcıları birbirinden yalıtılmak suretiyle yüzeysel tespitler yapılıyor ve  bu hataya en fazla da feminist söylem düşüyor.Erkek şiddet uyguluyor, kadınlar eziliyor deniliyor, tüm bunlar erkeğin karşısına kadın çıkarılarak bertaraf edilmeye çalışılıyor.Ancak sorun kadının erkekle eşit hale gelip gelmemesi çok ötesindedir: Erkek Fatma sorunun ters çevrilmiş halidir, dolayısıyla sorunun diğer yüzünü oluşturur.Erkek egemen toplumun erkeğine dönüş(türül)meye çalış(ıl)an kadın sorunlu bir tiptir.

Bu sorunlu tip sistemde tam gediğine oturuyor aslında: ”demokratik” temelde kadın erkek ayrışmasının bir yandan devam ettirildiği ve aynı zamanda kadın / erkeğin tek seviyeye getirilmeye çalışıldığı platformlardaki iki yüzlülük karşısında ne denilebilir ki..Kapitalist sistemle dolayımlanmış demokratik hareket bir yandan tamamen erkek egemen söylem sınırları içerisinden kadını nesneleştirerek onun özgür kız modlarında kendisini pazarlamasını öznelik martavalıyla feminizm kisvesinde kılıfına uydururken, bir yandan da kadınlar eziliyor, sömürülüyor diyecek kadar riya deryasında balık olmuş halde.Kırsaldaki ezilen kadına alternatif olarak sunulan kadın bir ucubedir.

Ekonominin sorunun temeline alınması fonksiyonel olmayacaktır, ekonomik sömürü tahakkümün sadece bir varyantıdır. Onu gerçek statüsüne çekip bunun üzerinden çözündürmelere girişmek havanda su dövmeye benziyor.Tahakküm ekonominin belirleyiciliği bağlamıyla açıklanamaz, tahakküm "insanca" bir durumdur.

***

Erkek Fatma türleri:
Ayşe Özgür aptal kutusunda:Bu tür özgür Ayşecikler cumhuriyet kadını tipinin genel durumunu arz ederler. Rasyonalist, Atatürkçü, batılı, seküler perspektifli ancak kesin olarak faşizan..Ötedeki cennetin bu dünyadaki trafik levhası Nuri konuşurken Ayşe onun ağzının içine bakar,her daim onaylar, arada bir cumhuriyet kadınlığı içgüdüsünden gelen kaypak diğerkamlığıyla –o halkı eğitecektir, Kezbanlar kurtarılmalıdır- Nuri’ ye abidik sorular sorar. Nuri'si kaşlarını çatar ama sabırla yanıtlar.
Özgür Ayşe gözlüğüne sığmayan ötekine karşı tahammülsüzdür.. Nurisine karşı ne denli kadınsa, “ötekine” karşı o denli erkektir.Öteki ile ya iletişime girmez, ya da girerse ötekine konuşma hakkı tanımaz. Hem rasyonalist hem dindar olacağım der, Kemalizmin kendisinin inanmadığı dine bir şekilde Kemalizm içerisinden dolayımlanır..Politiktir,genellikle 82 öncesini görmüştür, kendince siyasala duyarlıdır.

Okuldaki öğretmen Ayşe Özgür  alkol damıtma deneyinde deneyi uygulayan İslamcı bir aileden gelen öğrencisine deney sonucunu gözlemlemesi için önce tatmasını ister, sonrasında rencide edici bir üslupla vazgeçtiğini söyler.çocuğu morartır. O bir erkek Fatma’dır.
Eğitimcidir, şöyle eğitir:
bir ,iki ,üçler yaşasın Türkler
dört, beş, altı Polonya battı
yedi, sekiz, dokuz Ruslar domuz
on ,on bir ,on iki Amerika tilki
on üç ,on dört ,on beş Araplar kalleş
on altı ,on yedi ,on sekiz hapı yuttu Porteekizzz...
(duruma göre değişiklikler yapar: on üç on dört on beş Amerikan kardeş, ya da on altı on yedi on sekiz Ruslar komünist vb.)

Ayşe Özgür anne olarak her anne gibi bebeğinin üzerine titrer, evlat büyüdükçe gözlüğüyle çocuğun da gözlerini bozup -gözlükleri genellikle şu çene altından sarkan iplilerden olur- onu ötekinin üzerine salar.Evladı zarar gördüğünde göz yaşı döker ancak gözlük hala gözündedir, gözlüğünün camı daha yanıltıcı hale gelir tuzlu gözyaşındaki yanılsamayla birlikte.Ayşecik kinle, nefretle dolar yeniden..

Ayşe Özgür sosyalist platformda: Soğuk bir ses tonu vardır, eylem alanında sloganlarla doğru orantılı olarak cırtlamaya başlayabilir bu ton. Cırtladığı anlarda bu özgür hanımımız da nefretle doludur, ötekileştirmeden dem vururken ötekileştirenleşmiştir. Gerekirse ölür, öldürür...Öldürür kahraman olur, ölür şehit...

Apolitik Ayşe Özgür: son dönem özgürlerindendir.Çocuk da yapar kariyer de…tabi yersen.. Evden artist olmak için kaçan ancak kötü yola düşerek telef olan köylü Kezbanlar bu Ayşelerin prototipleridirler.Kezbanlara göre daha bilgili, "apolitik" gözlükleriyle daha görgülü olan bu Ayşe tipi duruma göre hareket eder.Trend neyse Ayşe odur, uyum sorunu çekmez. Apolitik Ayşe bu bağlamda tehlikeli bir erkek Fatma’dır da , etkisiz eleman olduğundan ve sayıca üstünlüğü elde bulundurduğundan angaje olduğu trendce ele geçirilmesiyle birlikte tahakkümün merkezi haline gelir. Türban ile "özgürlük mücadelesine" girişen Ayşelerin tabanı buradadır.

BİR RÜTBELİ SEFİL : SUHRAB
AYŞECİK DONA GİREREK ÜRER (1)


Şehname kahramanlarından Suhrab’ın hikayesinden bahsetmek istiyorum size : Suhrab’ının ruhunun medeniyetin  damarlarında hala nasıl dolaştığını, onun nasıl olup da hala geçmişten gelip k-anı bulandırabildiğine şaşmamak gerek. : O tipik bir Ayşeciktir!
Ama Suhrab’a geçmeden önce Rüstem üzerine iki kelam etmek gerekir diye düşünüyorum. Rüstem şehname’nin büyük pehlivanı, güçlü hükümdarıdır.Öyle ki onun büyüklüğünden, şanından uzun uzadıya bahsetmek, kendisine bir hakaret olur!Bu düpedüz lafazanlıktır, gevezeliktir..laf aramızda -ki hep aradadır kendisi-  benim burada yapacak olduğum şey tam da bu...
Neyse hikayeye yavaş yavaş başlayayım : Bu kudretli, haşmetli Rüstem olur ya bir gün avlanırken yolunu şaşırır, talih bu ya gece de atı kaçar gider.Rüstem durur mu hiç, atın kaybolduğunu görür gelmez aramaya koyulur.o araya dursun, kader  bir oyun daha oynar ona, aranırken düşman Turan ülkesine girer.Ancak namı büyüktür Rüstem’in, düşman dahi saygıda kusur etmez kendisine, kuş tüyü yastıklarda ağırlar onu.Bu da yetmez, Turan padişahının kızı kendisini sunar bizim şu haşmetli pehlivana.Bu fırsat ile Rüstem de tohumunu bırakır Turan’da.
Neyse... gün döner teker teker, bir bebek gelir dünyaya..Adı Suhrab olur bu çocuğun.Gün geçer, ay geçer, yıl geçer çocuk büyür babasının kim olduğunu öğrenir..Bunu öğrenir de yerinde durur mu hiç…O büyük Rüstem’in oğludur..büyüklüğü babasındandır!Karar verir: İran ülkesine gidecek, babasının yerinde olan şahı tahtından edip, yerine babasını geçirecektir..Sonra da turan ilinin kötü padişahını devirip yerini alacaktır.
Ama yine talihin bir oyunudur -halka sorarsan şeytanın/kötülerin işidir bu- Suhrab’ın ve Rüstem’in orduları karşı karşıya gelirler,Birbirinden habersiz baba-oğul bir cenge tutuşurlar. Büyük bir savaştır bu, oğul babaya, baba oğla kıyasıya saldırır.Bir gün geçer, yenişemezler, ara vermede mutabıklık sağlarlar, ikinci gün tekrar cenge başlarlar ve Suhrab üstünlüğü ele, Rüstem’i öldürecek fırsatı ele geçirir bir ara ama yapmaz savaştayken yapılması gerekeni.Yine dağılırlar.Ona İran’da düşmanın kellesini ilk fırsatta almak iyi karşılanmaz derler.O da uyar denilene -İranlı babaya-, ama bana sorarsanız önüne bu bahaneyi sürmeselerdi de zaten o babasına kıyamazdı...Suhrab doğuştan Ayşeciktir!
Üçüncü gün gelir çatar, bu kez Rüstem üstün gelir ama o alır oğlunun kellesini.Baba sevgisi ile harekete geçen Suhrab, babasının gazabına uğrar.O “iyi” kalplidir, babasına hayrandır, redd-i miras şöyle dursun, aldığı mirasın etkisiyle maceralara atılır.

Suhrab aslında sub-rabdır ve o babasının/tanrısının altında kalmış, onun ağırlığını üzerinden bir türlü atamamış,  ezik ve hınç dolu bir özgür Ayşecik suretiyle bin parçaya bölünüp reenkarnasyonun kanıtı olarak karşımızda durmaktadır…Dona giren Ayşecik...

Doğunun oğlanı Ayşeciklik yaparken, batıda oğlanlar babasının kanına girip tahtı ele geçirivermiştir bile.

BİR RÜTBELİ SEFİL : OEDİPUS
AYŞECİK DONA GİREREK ÜRER.. (2)


Günümüzde Freud’un da etkisiyle Oedipus’u tanımayan kalmamıştır..Hikayesini anlatmaya gerek yok, o Suhrab gibi unutulmuş meşhurlardan değildir, köyden kente meşhur olmak için kaçan Kezbancıklar içerisinde hala hatırlarda kalmayı başarabilen nadir şan(s)lı Ayşeciklerdendir.
Babasına kıymıştır, anasını almıştır, asi gençtir her ne kadar o bundan kaçmaya çalışsa da..Nasıl Suhrab’ın kaderi babasına kurban olmaksa, Oedipus da ne olursa olsun babasının kanına girecektir, kehanet budur ve vuku bulacaktır..Bu bir yazgıdır, bu batı düşüncesinin başkaldırısıdır, babaya karşı gelmesidir, bundan kaçmaya çalışmasına rağmen başına gelendir.
Suhrab’ın tersine Oedipus baba katilidir ancak bu kıyım onun vicdan azabıdır da, onun içindir ki Apollon’a uyup duyularını uyuşturur -kendi gözlerini oyar-  aklı/rasyonalizmi hakim kılar, öldürdüğü babası için ödediği bedeldir bu.. Duyularını suçlar, pathosu mahkum eder ve karşısına rasyonalizmi çıkarır. Bu Oedipus’un öldürdüğü babasının anısını yaşatmak için ve de arzusundan intikam almak için aklın yüceltilmesidir. Oedipus’un yazgısı olan başkaldırı kendisince içselleştirilememiştir, hatta reddedilmiştir: Rönesanstaki isyan bir süre sonra akıl tanrısına tapınmaya dönüşmüştür.Bu aklıl tanrısı Oedipus’ un öldürdüğü babasının "öteki taraftan" çağırdığı ruhudur.
Bu bağlamda Oedipus en maço Ayşeciklerdendir, suçludur ancak asla güçlü olamamıştır. Doğunun ve batının  bu iki tipini imleyen Ayşecikler madalyonun iki yüzünü oluştururlar..biri sub-rab olan Suhrab, diğeri  aklıyla gözlerini oyan Oedipus..
Ve Ayşecik dona girerek ürer...

***
Bir kimlik olarak cinsiyetin üstlenilmesi, bir kimlik olarak dinin, ırsiyetin, ideolojinin,sınıfsal huviyetin üstlenilmesinden farklı değildir. Cinsi farklılığın/cinsiyetin "doğal" ve "doğuştan" olduğu iddiası kabul edilemez.
***
Feminist  hareketteki kadınlık vurgusu feminizmin ne denli ataerkil karakterli olduğuna bir kanıttır. Bu kanıt iki yoldan gelişir: ilk olarak kadının kendisini dominant olan erkekle özdeşleştirmesi, onun gibi olmaya çalışması, bir devrim ile onun yerini kendisi için rezerve etmesi ve ikinci olarak da kendisini erkeğin zıttı olarak tanımlaması, erkek olmayanın kadın olması... Bu iki benlenme ve kadınlaşma tasavvurunun da mevcut erkek egemenliğinin devamı ile sonuçlanması kaçınılmazdır.Onun tepkisi ya erkek egemen hüviyetinde asimile olma, yada eril karşıtlığı bağlamıyla erkek ideolojisi üzerinde bir asalak olarak yaşama için işe yarar.
Feminist hareketin feministliğinin yetkinliği için onun içinde öncelikle "kadın olan" ne varsa atılmalıdır çünkü en etkili  mizojenist  “kadının kendisi"dir, en tehlikeli mizojenizm ise bu türlü feminizmdir. Feminizm; kadın kimliğini bütünlüklü, yekpare ve  parçalanamaz bir kimlik olarak ısrarla yüklenir çünkü kadın diye bir şey aslında hiç var olmamıştır. Bunun için feminizmin "kadınlık" vurgusu patolojik bir durum olarak anlaşılmalıdır.
« Son Düzenleme: Nisan 17, 2014, 10:35:14 ÖÖ Gönderen: samsa »

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Feminizm Hakkında
« Yanıtla #1 : Şubat 24, 2015, 10:17:07 ÖS »
 kadına şiddete verilen şu gülünç tepkilere bakınız. herkes kendince "k-adını" kurtarmaya çalışıyor. sosyal medya tacizcileri ve tecavüzcüleri linç etme peşinde.akla gelmez işkence yöntemleri ile suçlunun cezalandırılmasının gereğinden bahsediliyor her yerde.bu fantastik işkence yöntem ve teknikleri ile herkes kadına şiddetin cezasını kesmek istiyor.  bir yanda "senin anana bacına yapsalar ne yapardıncılar"  diğer yanda ise meselenin kişiselleştirilmesine karşı çıkıp sorunun otorite tarafından  hukuk ve cezalandırma sistemi ile çözülmesine taraf olanlar...

benim öncelikle üzerine konuşmak istediklerim ise gemi azıya almış islamcılar...onlara göre kadının "varoluşu"  zaten onu suçlu kılmaya yeterli oluyor.
 
 buradaki düşünsel izleği takip ettiğimizde karşımıza teolojik tasavvurun temel prensibinden başka birşey çıkmaz:  bu-dünyayı öte dünya karşısında kökensel mahkum ediş. bu dünya tek varoluş sebebini, öte dünya düzeni adına  hesaba çekilecek olmasında bulmaktadır. yani, bu dünyanın varoluşu, sadece öte dünyadaki muhakeme içindir. hatta, cennetten kovulma dolayısıyla bu dünya zaten ancak ve ancak bir suç ile tasavvur edilebilmektedir. kadın, tıpkı bu dünyanın mahkum edilmiş olması gibi sadece varlığından dolayı bile suçludur. onun için evinden çıkmamalı, örtünmeli, mümkün olduğunca varlğını hissettirmemelidir.
 
***

 zaman zaman islamın aslında erkeğe nazaran kadını özne kıldığını söylenir, islamın kadına nasıl da değer verdiğini anlatmak için.. çünkü sorumluluk sahibi olan öğe kadındır. kadın örtünmelidir, çünkü erkek iradesizdir. kendine çeki düzen vermesi gereken önce kadındır, çünkü erkek bunu yapamayacak kadar acziyet içindedir. sahiden de durumu böyle değerlendirmek mümkündür, ancak öte yandan bu değerlendirmenin gözden kaçırdığı unsur sorumluluk ve öznelik arasındaki kadim zamanlardan beri kurulagelen ilişkidir. bu ilişki sorgulanmaz  çünkü bu sorgulama özne denilen kavramı sorguya açacak, bu kavramın neyin hizmetinde olduğunu gizlenemez hale getime yollarından birine dönüşecektir.
 
 mevcut sistem içerisinde "egemenlik" ya da "öznelik", pratikte hiç de sorumlu tutulmak ile ortaya çıkmaz. aksine o, yaptıklarından sorumsuz olmadır. egemenlik kendini sadece bir şeyi yapabildiğin için onu yapmanın meşru olması olarak ortaya koyar. bu toplumsal formasyonda erkek,  "egemendir" ve de  "öznedir" çünkü kadını domine edebilmektedir, bu kadar basit. bu bir meşruiyet meselesi şeklinde ya da sorumluluk sahibinin kim olduğuna dair akıl yürütmeler ile ortaya konulamayacak bir husustur. çünkü bu da tıpkı  hala öte dünyanın bu dünyayı tanzim edebiliyor olmasına benzer.  egemen için meşruiyet sadece iktidarın eyleminden sonra eylemindeki başarıya dair bir düşünümdür. egemenin domine ettiği unsurlar ise egemenliğin meşruiyetini bir sorumluluk üstlenme ile birlikte yani bönce düşünürler. islamın kadını irade sahibi kıldığnı söyleyenler de bu nakaratı tekrarlamaktan başka bir şey yapmazlar.
 
öte dünya adına bu dünyanın tanzim edilebilyor olunması hiç de öte dünyanın üstlendiği sorumluğun sonucu değildir. aksine, öte dünya sorumsuz bir merci olarak bu dünyayı sorumlu tutabildiği için söz konusu tanzimi gerçekleştirebilmektedir. başka bir ifade ile söylersek bu dünya sorumlu tutularak egemen kılınmamış, aksine sadece öte dünyaya tabi kılınmıştır.
« Son Düzenleme: Şubat 24, 2015, 10:30:19 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 415
Ynt: Feminizm Hakkında
« Yanıtla #2 : Mayıs 24, 2015, 04:26:45 ÖS »
 Öyleyse iktidar “rasyonal”  bir işleyişe sahip değildir, çünkü  iktidar “rasyonaliteyi“ çatma işidir ve bu onun meşruiyeti olur. İktidar işleyen ve kendi işleyişini rasyonalize eden bir kurgudur. Yani, iktidar;  eylemdir, performatiftir:  “ol der ve  olur.” Peki, iktidar neden eylemini bir meşruiyet ile desteklemek durumunda kalır?  eğer o,  zaten eylem ise ne diye bir de eylemin meşruiyeti meselesiyle uğraşmak zorundadır? Bu soru, iktidarın tam da ne olduğunu anlamamaktan kaynaklanır. Çünkü iktidar, kendi eylemini meşru kılma işinden başka bir şey değildir. Yani, meşru kılma işi eyleme sonradan eklenen bir kurgu değildir; aksine iktidar meşrulaştırma pratiğinin kendisi olmaksızın düşünülemez..

iktidar karşısında insanın durumu bir ilizyonistin karşısında büyülenen izleyicininkine benzer. İlizyonistin eylemi bir kurgudur ve bunu  biliriz ama yine de  karşımızdaki şey büyüleyicir. İktidarın büyüsü hiç de onun kurgu olduğunu öğrendiğimizde kendisinden kurtulacağımız bir yanılsama değildir. (zizek marksist ideoloji eleştirisine bu yüzden psikanalizi dahil eder ve deleuze de yine bu yüzden ideoloji yerine arzudan bahseder. ) ideolojinin bir kandırmaca olduğu savı artık ancak “resmi gazetede yayınlanan habere inanmayan amcanın” iktidarı eleştirene verdiği cevabı ifade edebilmektedir. (amca insanların ideolojinin kandırmacasına- gazetelere vs.-  inanmamalarını salık verir... )Bu tam da “bir yanılsama olarak ideoloji” düşüncesinin düştüğü çıkmazı gösterir. İktidar yaptığını gizlememektedir  –ki istese de bunu yapamaz, sosyal medya vs. sebebiyle ... zira“iktidar” kandırma gibi bir amaca sahip değildir, böyle bir amaca sahip olduğunda bile onun başarısı kandırmada  değil  kendisine dahil etmededir.. “soyuyorsa beni soyuyor”, “yiyor ama çalışıyor” laflarını edenler askeri ücretin iyileştirilmesini yuhalayan kitleler hiç de aldatılmış değildirler. herkes her şeyin farkındadır... Onlar sadece iktidarın iyelik kipleridirler.

Aynı durum kadın için de geçerlidir. Kadın “erkek egemen güçler” tarafından aldatılıyor değildir aksine  “bir erkeğin kadını”, “bir çocuğun anası”, cennetin ayaklarının altına serildiği bir kutsiyet olmak, yani  “kadın kimliğini” kazanmak ister.
 
« Son Düzenleme: Mayıs 24, 2015, 04:44:12 ÖS Gönderen: samsa »