Gönderen Konu: Erdem Etiği Normatif midir?  (Okunma sayısı 6857 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #15 : Ocak 22, 2022, 10:52:25 ÖÖ »
"Birşeyi 'kural olduğu için' yapan birinin ahlaklı olduğundan söz edilebilir mi?" konusu üzerine düşünürken 3 farklı nokta aklıma geldi.

1. Özgür iradesi olmayan ve kuralları uygulamaktan başka seçeneği olmayan varlıklar. Örneğin bir robot. Kendi programı neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Programı bir kurallar bütünü. Dışına çıkma şansı yok. Bir robot 'ahlaklı' mıdır? Bir robot esasen irade olarak yoktur, varlık olarak da yoktur. Programı ahlaklı davranmasını sağlıyorsa, ahlaklı olan programdır, robot değil. O programı yazan var mıdır, yoksa ahlaklı olan kimdir, soruları daha fazla düşünmeyi gerektiriyor.

2. Özgür iradesi olan varlıklar. Bunlar belli bazı şeyler kural olarak konduğu için bunlara uyuyor iseler, ahlaklı mıdır? Burada tek fark özgür irade. Aslında robota yakın bir durum sözkonusu, ya da ikisinin ortası. Bunun da gerçek ahlak olduğundan emin değilim, çünkü kural olmasaydı, ne yapacaklarını bilmiyoruz. Burada kuralı koyan aslında, birinci maddedeki programcı gibi oluyor.

3. Kural olduğu için değil bir kural olmasa da ahlaklı davranacak olanlar. Sanırım tek gerçek 'ahlaklı' grubumuz bu. Çünkü bir kurala riayet ederek değil, kurallar ötesi kendi içinden (vicdan?) kaynaklanan bir şekilde doğru davranıyor. Kural yanlış da olabilir, kural yanlış olsa bile doğru davranacak (veya davranmak isteyecek) bir grup bu.

Tabii burada doğru/ahlaklı davranış nedir, sorusu ayrıca irdelenebilir. Sanırım daha çok 'zarar verme/vermeme' bağlamları ile alakalı. İyi ve kötü nereden doğuyor? Acı ve hazzı biliyoruz. Kendi deneyimimizden biliyoruz. Dolayısı ile 'kendisini başkalarının yerine koyma', daha doğrusu 'başkalarını da kendisi gibi düşünme' yeteneği sonucu; yararlı/zararlı, iyi/kötü, doğru/yanlış, ahlaklı/ahlaksız vs doğuyor.

« Son Düzenleme: Ocak 22, 2022, 10:56:14 ÖÖ Gönderen: oe_ »

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #16 : Ocak 22, 2022, 11:30:16 ÖÖ »
Aslında birbirimizi ve herşeyi etkiliyor ve çok farklı ve ince şekillerde engelliyor ve özgürlüğünü azaltıyoruz. Ve bu ince özgürlük çalma/azaltma şekillerinin neredeyse hiç farkında değiliz veya umursamıyoruz.

Sebebi, hayatta bu seviyeye inmeyi engelleyen çok daha kaba, zorlayıcı gereksinim, zorluk vs ile çevrelenmiş durumdayız zaten. Önce kaba doğrudan sorunları çözmeden incelerine geçmek çok mümkün değil.

Birşeyi daha yazasım geldi. Kendime karşı çıkmam gerek.

Aslında sebep ince zorluklara geçebilmek için önce kaba zorlukların aşılması gerekliliği değil. Esas sebep bizim böyle sanıyor olmamız. Biz önce kaba ve doğrudan zorluklarla ilgilenirken, ince/derin zorluklar hep bekler, beklemede kalır. Bu çıkar yol değil. Çıkmaz. Böyle ilerlenemez, ama biz 'ancak böyle ilerlenebileceğini' sanırız.

Benzer bir örnek soyut ve somut konusunda var, fiziksel ve zihinsel konusunda var. Somutun kökeni soyuttadır. Soyut somutu kurar ve yönetir. Siz sürekli ve sadece somut fiziksel olanla uğraşırsanız, hep o düzeyde kalırsınız. Ama o sorunun çözümü o düzeyde değildir. O düzeyde kalmak sorunu ancak devam ettirir.

Fiziksel zorluklar en doğrudan, en kaba, bulunulan an itibariyle en zorlayıcı olanlardır. Açsınız, üşüyorsunuz veya canınız yanıyor olabilir. Fiziksel olan baştan en güçlü etkidir ama zamanla sönümlenir. Zihinsel/düşünsel/soyut olan ise baştan en güçsüz etkidir, ama zamanla katlanarak büyür ve fiziksel olandan daha güçlü hale geçer.

Hayatta hep böyledir, daha soyut 'katlar/katmanlar' her zaman baştan en güçsüz, sonradan da en güçlü hale gelirler. Örneğin karşı cinsle ilişkilerde; önce fiziksel etki en güçlüdür, birliktelik başlar; sonra herbiri 2 kat daha karmaşık olan (fiziksel:1, duygusal:2, zihinsel:4, ruhsal:8 gibi) diğer duygusal/zihinsel katmanlardaki uyum sorunları yüzünden birliktelik biter veya öylesine sürer.

Yeme/barınma vs sorunlar 'anın sorunlarını' çözmek gibi en basit fiziksel girişim sayesinde aşılmamıştır. Sonrasını düşünerek aşılmıştır. O an doydunuz, ama bunun başınıza tekrar geleceğini biliyorsunuz. Daha fazla ve düzenli yiyecek elde etme yollarını düşünürsünüz. Zamana atılmış bir düşünce tohumu. Tarla ekersiniz. Tarla o anki açlığınıza deva değildir, o an işinize yaramaz. Sadece düşünsel ve geleceğe yönelik bir hamledir.

Barınmak için de ağaç altına girdiniz ama bu anlık geçici bir koruma. Ben oturup ev inşa edeyim diyorsunuz. O anki üşümenize derman olmayan salt basit bir düşünce. Ama zamanla aklın yolu bir oluyor.

Bu yüzden girişim ne kadar soyut düzeyden başlarsa o derece uzun vadeli, ama giderek güçlenen birşeye dönüşüyor. Böyle bakınca biz 'hayatın kaba doğrudan zorlamalarını önce halledelim' diye düşünürsek hep aynı düzeyde hep aynı zorlamaları halletmeye çalışırken bulacağız kendimizi. O yüzden; şu ana katkısı yok gözüken ince ve derin düşünceler, derin zorlukları bulmaya/anlamaya/çözmeye çalışmak, aslında kaba zorlukları hayatımızdan çıkaracak olan şeydir.

« Son Düzenleme: Ocak 22, 2022, 11:35:17 ÖÖ Gönderen: oe_ »

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 539
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #17 : Ocak 22, 2022, 01:10:38 ÖS »

Tabii burada doğru/ahlaklı davranış nedir, sorusu ayrıca irdelenebilir. Sanırım daha çok 'zarar verme/vermeme' bağlamları ile alakalı. İyi ve kötü nereden doğuyor? Acı ve hazzı biliyoruz. Kendi deneyimimizden biliyoruz. Dolayısı ile 'kendisini başkalarının yerine koyma', daha doğrusu 'başkalarını da kendisi gibi düşünme' yeteneği sonucu; yararlı/zararlı, iyi/kötü, doğru/yanlış, ahlaklı/ahlaksız vs doğuyor.

Evet, ahlak içeriğinde başkasına (ve hatta doğaya) zarar vermeme ana eksen.  Eski çağlarda çan eğrisinin daha sivri olduğunu (Sokrates'in yargılanış sebebini hatırlarsak insanların kendi çıkarlarını öncelemeleri bugüne göre çok daha dokunulmaz dogma/norm halinde idi) düşünebiliriz. "Sokrates'ten bu yana ne değişti ki" diyebilirsiniz. Yani beşeri benlik kalıbındaki çoğunluk için pek bir şey değişmediği kanaatindeyim. Fakat işte öğrenim/eğitim yaygınlaştığı için ve konfor olanakları ile bazıları için gelecek kaygısının hafifletilmesi olsun, bireylerin kaybedecek birşeyleri olsun ve nihayet "kendine yapılmasını istemediğini, sen de başkasına yapma" söyleminin olabildiği kadar etkisi gibi sebeplerle bazı insanlar daha uygar bir çerçeveye geçebiliyor. Ancak kriz halinde ve sınırların ihlali halinde "hakkım bayrağı" hoyratça kullanıma giriyor.

Yani "ahlak" dahi henüz normatif hale gelmemiş ki bu başlık konusu "erdem etiği" nasıl kural haline gelsin. Ütopik bir durum. Çoğunluk ham benliği aşmış ve evrensel benliğe transfer olmuş (?) halde erdem etiğinden söz edilebilir kanaatindeyim. Halihazırda evrensel benliği edinmiş tek tük bireyler ham benliktekilerle sadece ilişkilerinde  değil onlarla ilgili üçüncü sayfa sayfa haberlerinde dahi gerilim yaşamak ve rahatlamak için yüce gönüllülük sergilemek durumundalar (felsefe ilgilenenleri "uzaylı" gibi kalıyor). İkinci dünya savaşı dehşetlerinin hangisi insani? Modern silahlarla  taş devri zihniyeti. Trafikte "yol vermedin" "evimin önüne parkettin" krizleri de insani mi?

« Son Düzenleme: Ocak 22, 2022, 01:13:46 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

burake

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 199
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #18 : Ocak 24, 2022, 08:22:50 ÖS »

Aslında sebep ince zorluklara geçebilmek için önce kaba zorlukların aşılması gerekliliği değil. Esas sebep bizim böyle sanıyor olmamız. Biz önce kaba ve doğrudan zorluklarla ilgilenirken, ince/derin zorluklar hep bekler, beklemede kalır. Bu çıkar yol değil. Çıkmaz. Böyle ilerlenemez, ama biz 'ancak böyle ilerlenebileceğini' sanırız.

Benzer bir örnek soyut ve somut konusunda var, fiziksel ve zihinsel konusunda var. Somutun kökeni soyuttadır. Soyut somutu kurar ve yönetir. Siz sürekli ve sadece somut fiziksel olanla uğraşırsanız, hep o düzeyde kalırsınız. Ama o sorunun çözümü o düzeyde değildir. O düzeyde kalmak sorunu ancak devam ettirir.


O anki "derdimiz" ne olursa olsun "o derdin" ötesinde bir yerde aydınlanmayı bekleyen bir alan var. Çok daha süptil bir düzlemde bir anlayış/idrak/çözüm gerekiyor. Aslında "çözüm" bile değil sadece zaten var olan bir şeye ilişkin bir "hatırlama" anı. Ve "problem" aslında hiç var olmamıştı. Çalışma gereken düzeyin bu kadar süptil olması birçok enerjinin boşa harcanmasına sebep oluyor. Hayır, bu durumdan şikayetçi değilim. Durum tam da olması gerektiği gibi. Zaten şikayetçi olsam ne yazar?