Gönderen Konu: Etikten gayrısı yalan/yanlış  (Okunma sayısı 5754 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 232
Etikten gayrısı yalan/yanlış
« : Ocak 15, 2017, 09:35:39 ÖS »
Çoğu zaman tartışmaların kaydırılmış bağlamı, düşünen insanı açmaza, zora sokuyor ve zemin kaydırılması fark edilmediği için tüm bu tartışmalar, bir zorunlulukmuş gibi kendisini dayatıyor. Felsefenin asli, temel, başlangıç, olmazsa olmaz olan iki disiplini için durum tam olarak böyle aslında, ontoloji ve epistemoloji…  Bu iki alan tamamen hedef-saptırma ve “gerçekliği” olmayan var-sayımlar üzerine kuruludur, bu yüzden de bu alandaki tartışmalar ezeli ve ebedi bir hal almaktadır.
Varlık denilenlerin “var-lığı” insan için sorgusuz-sualsiz bir durumdu başlangıçta ve “var-lıktan” varlık terimine gitti, başka deyişle önce var-kıldı, sonrasında ise “varlık” haline getirdi tüm bunları, ancak bu varlık alanı, çok değişken ve oynaktı, zemini oldukça kaygandı, bu yüzden insan varlığın gerisindeki “arkhe” peşine düştü, mutlak varlığı aramaya başladı ve buna da “ilk-felsefe, meta-fizik” adını verdi. Tanrı kavramını da bu rayış sürecinde uydurdu, tanrı ve ruhu yarattı insan, kendisini var-kılabilmek, kendi kendisine meşru bir temel oluşturabilmek adına ve tanrı-ruh insanın mayasında çok tuttu, onu işledi, felsefi olarak alladı-pulladı, süsledi ve piyasaya sürdü, Nietzsche tanrı öldü dese de o aslında hiç ölmedi ve insanın bu sefil halleri devam ettiği sürece ölmeyecek de…
Var-olanların var-lığından varlığa ve ordan da “mutlak-salt” varlığı aramaya başladı, oysa “aynanın arkasında” bir sır-yoktu aslında, bir şey yoktu aynanın gerisinde de berisinde de, insan sadece uydurdu ve uydurduğuyla kaldı….
Bilmeye başladığı andan itibaren, kendisini bir bilen-özne konumuna oturttu, o artık bilendi, bildikçe de bilmeye bilendi, bilendikçe de keskinleşti ve “ukalalaştı”… Gel zaman git zaman, bazı şeyleri “yanlış-bildiğini” fark etti veya genel olarak bilmenin de yanılabileceğini anladı ve yanılgısız salt-hakikat düzlemindeki doğruluk durumunu aramaya başladı.
Kısacası ontik bağlamda “salt-mutlak” gerçeği, epistemik bağlamda da mutlak-şaşmaz “hakikati” aramaya başladı, aradıkça da başı dertten derde girdi, bu uğurlarda yolunu o kadar derinlerden kaybetti ki, artık ilk-başlangıç, çıkış  noktasına dönemezdi, ileriye de gidemiyordu, arada, arafta kalmıştı, kaldı, kalmaya da devam edecek…
(Sürecek)

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 419
Ynt: Etikten gayrısı yalan/yanlış
« Yanıtla #1 : Ocak 16, 2017, 04:52:00 ÖS »
Alıntı
Kısacası ontik bağlamda “salt-mutlak” gerçeği, epistemik bağlamda da mutlak-şaşmaz “hakikati” aramaya başladı, aradıkça da başı dertten derde girdi, bu uğurlarda yolunu o kadar derinlerden kaybetti ki, artık ilk-başlangıç, çıkış  noktasına dönemezdi, ileriye de gidemiyordu, arada, arafta kalmıştı, kaldı, kalmaya da devam edecek… (ferda)

başlangıç noktası neydi/neredeydi?

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 232
Ynt: Etikten gayrısı yalan/yanlış
« Yanıtla #2 : Ocak 19, 2017, 08:30:38 ÖS »
Bu noktayı yakalaman ve sorman iyi oldu samsa, yine burda da bir zemin kaydırması ve bunun getirdiği tıkanmalar var. Hatırlıyorum, felsefe ekibinde "dil hastalıkları" diye bir başlık açmıştım ve orda bu tür sorunları deşemeye çalışıyordum, o verilere ulaşabilseydik çok da iyi olurdu, neyse, yeni bir biçimde burdan da devam edebiliriz, hatta başlığı dil hastalıkları olarak da değiştirebilirim veya bir başka başlıkta bunu çözümlemeye çalışırım.

İlk/son kavramları belli/sınırlı, sayılabilir bilinen kümelerde oldulça işlevseldir ve zaten bunun için ortaya çıkmıştır, dil denilen "kullanımı" bağlamında var ve o kadar aslında, insan denilende bir-şekilde dil-yetisi gelişti, anlam dünyaları bağlamında, en akla yatkın-olası, olabilir açıklama bu konuda evrimci yaklaşımdır, yani insan denilen bu süreçte dile yakalandı, dil insanda gelişti ve onu giderek "içerden" kavradı. İlk kuşak dili "sanırım" daha çok kullanımsal olarak alıyordu ve onun tarafından daha az kullanılıyordu, _çoban olmak isterdim söylemi de bu bağlamda anlam kazanıyor aslında, entellektüalite arttıkça, (eleştirel felsefe damarı hariç) dilin esareti de artıyor_ ilk-derken sanırım yaklaşık olarak bu dönemleri kastettim, ancak asla ilk-i "kökensel bağlamda" kullanmadım, bildiğin üzre, birer  köksüz, soysuz-sopsuz ............. ız, ne olduğumuz, nerden nasıl geldiğimiz belli değil...

Son/sonsuzluk kavramlarında da bu durum söz konusu, oe nin yolunu şaşırması da bu yüzden aslında, oe tam olarak bu zemin kaydırmasının kurbanı, sadece ve sadece kullanımsal değeri olan bu sözceleri, ontik düzleme çekerek orada bunlara bir "gerçeklik" kazandırıyor ve onların peşinden gidiyor, etikete, yaftaya bir "gerçeklik" yamama çabası veya yalana kanma ve peşinden koşma hali...



samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 419
Ynt: Etikten gayrısı yalan/yanlış
« Yanıtla #3 : Ocak 21, 2017, 03:27:15 ÖS »
İlk/son kavramları belli/sınırlı, sayılabilir bilinen kümelerde oldulça işlevseldir ve zaten bunun için ortaya çıkmıştır, dil denilen "kullanımı" bağlamında var ve o kadar aslında, insan denilende bir-şekilde dil-yetisi gelişti, anlam dünyaları bağlamında, en akla yatkın-olası, olabilir açıklama bu konuda evrimci yaklaşımdır, yani insan denilen bu süreçte dile yakalandı, dil insanda gelişti ve onu giderek "içerden" kavradı. İlk kuşak dili "sanırım" daha çok kullanımsal olarak alıyordu ve onun tarafından daha az kullanılıyordu, _çoban olmak isterdim söylemi de bu bağlamda anlam kazanıyor aslında, entellektüalite arttıkça, (eleştirel felsefe damarı hariç) dilin esareti de artıyor_ ilk-derken sanırım yaklaşık olarak bu dönemleri kastettim, ancak asla ilk-i "kökensel bağlamda" kullanmadım, bildiğin üzre, birer  köksüz, soysuz-sopsuz ............. ız, ne olduğumuz, nerden nasıl geldiğimiz belli değil...

bu düşünce bana "kökenciliğin" bir başka türü gibi ya da daha doğrusu kökenci bir eğilim gibi geliyor. dilin önceden kullanımsal olduğuna ikna olamıyorum.  "gösteren" dile geldiğinde ve bir "gösterileni" "işaret ettiğinde" söz konusu temsil mekanizmasının işlevini yerine getirdiğine dair algı bir dil metafiziğin üretilmiş olması ile sağlanabiliyor. (insan, "taş kelimesi, taş varlığı ile içsel bir bağa sahip olmalı"yı yedekleyerek ya da öyle olmasa bile keyfiliği aklına getirmeden bir düşünsel eşikten atlamış olmalı..aksi halde, insan kendisini çaresiz hissedecek ve bir şeye ad verme cesaretini de bulamayacaktır. belki de zaten insan bir şeye ad da vermemişti..bellekteki bir kıvılcım, hatırlanan bir mimik/ses iki kişi arasında tekrarlayıvermişti..bu tekrarı sağlayan da dil metafiziğini yedekleyen bir iyimselik/iman olmalı..) insan denilen varlık kipinin "başlangıçta" dili,  gösteren ve gösterilen arasındaki bağın keyfi olduğunu bilerek "konuştuğunu" da düşünmüyorum.
« Son Düzenleme: Ocak 21, 2017, 03:29:10 ÖS Gönderen: samsa »

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 580
Ynt: Etikten gayrısı yalan/yanlış
« Yanıtla #4 : Ocak 22, 2017, 05:16:30 ÖS »
Etikten gayrısı yalan/yanlış derken, garip bir durum var. Sanki etik diğerlerinden daha yapısalmış gibi.

Tam tersi etiğin yapısal olmaması çok daha bariz/kolay, o yüzden bu şekilde ortaya konmuş. Yani kullanımsal olduğu bariz.

Varlık veya anlam dünyalarını da kullanımsal aldığında bir sorun çıkmıyor ki zaten.

O halde etik dahil hepsi aynı düzeyde.
Yok varlık ve anlam dünyaları insanın başına dert açıyor, ayrım burada, denirse; etik de belki diğerlerinden daha fazla dert açıyor olma olasılığı bile var. Hangi etik? Etik yapıları birbirine uymadığı için birbirini suçlayan kavga eden insanlar vs.

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 232
Ynt: Etikten gayrısı yalan/yanlış
« Yanıtla #5 : Ocak 22, 2017, 06:41:12 ÖS »
1-Samsaya;
İlk kuşak dil kullanıcılarına, özel-kökensel bir anlam yüklemiyorum, çoban örneği bağlamında, onların dili biraz daha "kullanımsal" bağlamda kullandığını düşünüyorum, bilgi, dil, anlam denilenler süreç içinde kendi-kendisini perçinledi, pekiştirdi, buna dair bir gönderme sadece, değilse, ilk kuşak dil-anlam ile kendisi, şey, varlık arasında ayrım yapıyordu veya tam olarak da metinselliğinin farkındaydı _bu ne demekse, ama yaklaşık olarak böyle diyebilirim, metinselliğin farkına varmak derken_ demek istemedim, kırsal insanı için dil daha çok kullanımsaldır, tersi de söylenebilir, töre-örfün keskinliği bağlamında, ama onlar ileri-entellektüel tartışmalardan bi haberdir ve işini-yapar aslında, töre hariç..

2-OE ye;
Aslında yazmanın ilerleyen süreçlerinde ben de o noktaya gelecektim zaten, yani, insanın episteme ve ontoloji alanları da "değerseldir", değersel tabanlıdır diye, dolayısıyla aslında insan için sadece tek bir alan var, o da değersel alan, "betimleme, objektivite" yok-hükmünde ise ki yok, geriye kalan sadece "değersel-taban", inssana düşen bu, diye düşünüyorum...

Tüm bunların dert-olup olmaması ise, tüm bunlardaki "ciddileşme-sertleşme" ile ilgili oe, ki ne demek istediğimi biliyorsun artık sanırım, uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, ki bu senin de karşısında mücadelesini verdiğin bir sorun zaten,

makarnayadevam

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 18
  • Sen iyi olursan,dünya iyi olur..
Ynt: Etikten gayrısı yalan/yanlış
« Yanıtla #6 : Ağustos 18, 2017, 03:01:47 ÖS »
Merhabalar;

 Etikten gayrısı yanlıştır derseniz sizlere bir sorum olacak
1) o zaman dünya iyi-Kötü arasında bir mücadeleden mi ibarettir
2)İnsan yaratılmışların en şereflisi en ahlaklısı en muteber olanı mıdır?
3)Özel olmazsa ölümden sonrasına inanıyor musunuz?


İyi günler..
Ve kelebek kanadını çırptı...

ferda-2

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 105