Gönderen Konu: Erdem Etiği Normatif midir?  (Okunma sayısı 7169 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 145
Erdem Etiği Normatif midir?
« : Aralık 04, 2016, 08:28:29 ÖÖ »
Alıntı yapılan:  Dr. Berfin KART
Normatif kuramlar belirli bir ilkeye ya da norma göre eylemeyi buyuran kuramlar olarak nitelenmektedirler. Buna göre onlar, iyi, kötü, doğru, yanlış gibi sıfatlar içeren yargılar ile yükümlülük içeren yargılar ortaya koymaktadırlar.

Erdem etiği de bu türden normatif bir kuram mıdır? Erdem etiği de deontolojik ve teleolojik kuramlar gibi normatif bir kuram mıdır?

Bazı erdem etikçileri, onun Kant’ın “kesin buyruğu” ya da Mill’in “fayda ilkesi” gibi herhangi bir ilkesinin olmadığını söylerler. Erdem etiği eylemde bulunan kişinin erdemlerini ya da karakter özelliklerini vurgularken, deontolojist ve teleolojik kuramlar eylemin sonuçlarını ya da eylemin dayandığı ilkeyi merkeze alırlar. Nasıl teleolojik kuramlar “doğru eylem” ile “ eylemin mümkün olan en iyi sonuçları” ve “eylemin mümkün olan en iyi sonuçları” ile “mutluluk” arasındaki ilişkiyi gösteren bir ilkeye sahipse, erdem etiği de “doğru eylem” ile “erdemli eyleyen” arasındaki bağlantıyı gösteren bir ilkeye sahiptir.

Erdem etiği “yapılması gerekeni” bize söyleyen bir kuram olmadığı için, onun teleolojik ya da deontolojik kuramlara bir rakip olduğu da iddia edilemez. Bu bildiride “Etik normatif midir?” sorusunun yanında, “Erdem etiği normatif midir? sorusu ayrıntılı bir biçimde ele alınarak yanıtlanmaya çalışılacaktır.

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 145
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #1 : Aralık 04, 2016, 08:31:38 ÖÖ »
Alıntı yapılan:  Dr. Berfin KART
Bugün “popülerleşen” etik, kökleri oldukça eskiye dayanan, Platon ve Aristoteles’ten günümüze hep varolmuş olan bir felsefe dalıdır. Bu süreç boyunca etik alanında yapılan çalışmaların önemli bir kısmı Aristoteles’in etik kuramını çıkış noktası olarak almışlardır. “İnsan”dan ve insanın akla sahip olan, yapıp-eden, isteyen, tavır takınan bir varlık olmasından da hareketle, etik alanda, çeşitli problemler saptanmış, yeni yaklaşımlar ve/veya kuramlar ortaya konularak, bunlara çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Aynı etik problemleri farklı bir biçimde ele alan ya da farklı etik problemleri ele alan etik görüşler ortaya konmuştur. Bu etik görüşler, ele aldıkları bu problemlere benzer ya da farklı çözüm önerileri getirdikleri için çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmuşlardır. Bu etik görüşlerin hareket noktalarını oluşturan, kimi zaman bilgisel olan kimi zaman da bilgisel olmayan farklı ya da benzer kabuller de bu kuramları sınıflandırmada etkili olmuşlardır.

Sınıflandırılan bu kuramların her biri, içinde “Etik Nedir?” sorusu başta olmak üzere, bu sorudan türetilen ya da bu soruya verilecek yanıtın oluşumunda rolü olan başka bazı sorulara da yanıt aramışlardır. Sorulara verilen yanıtlarla birlikte ortaya konulan kuramlar, temel savları, ölçütleri bakımından birbiriyle kimi zaman uzlaşmış kimi zaman ise birbirine ters düşmüştür.

Birer normatif kuram olarak bilinen deontolojist ve teleolojist kuramlar ile birlikte bugün “yeni” bir etik kuram olarak nitelendirilen erdem etiği (virtue ethics) kuramı da normatif bir kuram sayılmıştır.

Deontolojist ve teleolojist kuramlar, belirli bir durumda kendi eylemlerimiz ya da başkalarının eylemleri ile ilgili karar vermede yol gösteren, eylemin doğru, yanlış ya da yükümlülük olup olmadığıyla ilgili karar vermeyi, yargıda bulunmayı sağlayan, bir eylemi doğru-yanlış, yükümlülük ya da ödev yapan şeyin ne olduğuyla ilgili olan kuramlar olarak sınıflandırılırlar. Bir başka ifadeyle, bu kuramlar, etiğin, normlarla ya da ilke ve kurallarla ilgili normatif bir disiplin olduğunu ve temel görevinin de, “ya insanların ahlaksal eylem ve yargılarında başvurabilecekleri normlar getirme, yani “ne yapmamız gerektiğini söyleme” ya da normların değerlendirilmesine veya “rasyonel olarak” temellendirilmesine yarayacak meta-normlar türetme” olduğunu kabul eden normatif etik kuramlar olarak görülürler.

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 145
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #2 : Aralık 04, 2016, 08:37:27 ÖÖ »
Alıntı yapılan: Dr. Berfin KART
Normatif kuramlar, belirli bir durumda kendi eylemlerimiz ya da başkalarının eylemleri ile ilgili karar vermede yol gösteren, eylemin doğru, yanlış ya da yükümlülük olup olmadığıyla ilgili karar vermeyi, yargıda bulunmayı sağlayan kuramlar olarak bilinirler. Bu kuramlar, “Bir eylem ne zaman doğrudur/yanlıştır?”, “Bir eylemi yapmak/yapmamak gerektiğine nasıl karar verebiliriz?”, “Ahlaksal olarak bir eylemin doğruluğu/yanlışlığı nedir?”, “(Ahlaksal olarak) ne yapmalıyız?” gibi sorulara da yanıt verebilme çabasındadır. Böylelikle normatif kuramlar, bu türden kuramların öne sürdüğü ilke ya da kurallar aracılığıyla, neyin iyi ya da kötü olduğuna, neyin doğru ya da yanlış olduğuna, belirli bir durumda neyin yapılması neyin yapılmaması gerektiğine karar vermeye yönelik kuramlar olacaklardır. Bu bağlamda normatif etik de, yaşamımızı nasıl sürdürmemiz gerektiğiyle ilgili bilgi veren ilkeler, kurallar sunacaktır.

Normatif kuramlarla ilgili bu belirlenime, etikte normatiflik ya da kuramların normatifliği ile ilgili yapılan son dönem etik tartışmalarına bakıldığında deontolojist, teleolojist kuramlarla birlikte bu geleneksel moral kuramlara kimi zaman ciddi bir rakip olarak sunulan, kimi zaman da bu ikisiyle uzlaştırılabileceği düşünülen, bu nedenle ya “yeni” ya da “yenilenmiş” bir kuram olarak nitelendirilen erdem etiği kuramının normatiflik tartışmasının neresinde yer aldığı sorgulanır. Üçünü uzlaştırma çabasındaki bazı erdem etiği savunucuları tarafından bu kuramın da, özellikle, normatif bir etik kuram olarak kabul edilmesi istenir.

Bu kuram, (...) eylem-merkezli etikten ziyade eyleyen merkezli bir etik olan; Yapmaktan ziyade Olmak ile ilgilenen; “Ne tür eylemde bulunmalıyım?” sorusundan ziyade “Ne tür insan olmalıyım?” sorusunu soran; belirli deontik kavramlardan ziyade (doğruluk, ödev, yükümlülük) belirli aretaik kavramları (iyi, üstünlükmükemmel, erdem) ele alan olarak gören; etiğin belirli eylemlere kılavuzluk sağlayabilen ilkeler ya da kurallar üzerinde sistemli bir bütün olduğu düşüncesini reddeden bir kuram olarak tanımlanır”. Bu nedenle de eylemin sonucuna değil de o eylemi belirleyen nedene bakan, “ödev” ve “yükümlülük” kavramlarına dayanan deontolojiyle; bir eylemin sonucuna bakan, “mutluluk”, “iyi bir yaşam”, “haz”, “insanın gelişimi” (human flourishing) kavramlarına dayanan teleolojiden, eylemi birer “yapma” olarak ele alan her iki etik görüşten de ayrıldığı savunulur. Bu karakteristik özelliklerine bakıldığında, eylemi ikinci plana attığı, önceliği eyleyene verdiği düşünülen erdem etiği kuramının, kimi erdem etikçilerine göre deontolojist ya da teleolojist kuramlardaki gibi, eylemin doğruluğuna ya da yanlışlığına ilişkin yargıda bulunmayı sağlayabilecek belirli bir ilkesi de yoktur. Bu nedenle de zaten normatif bir kuram olamayacaktır. Bu iddianın aksine, kimi erdem etikçilerince de erdem etiği kuramının doğrudan dile getirilmemiş olsa da, diğer normatif kuramlar gibi belirli bir ilkesinin olduğu ve erdemlerin de bir anlamda normlaştırılabilecekleri ileri sürülür. Faydacılığın “mutluluğu maksimize eden şeyi yap”, deontolojinin Kategorik İmperatifi gibi, bunlarla benzer olan erdem etiğinin de “erdemli eyleyenin (dürüst, adil, vs.) belirli koşullarda yapabileceği şeyi yap” biçiminde temel bir ilkesi, belirli bir “erdemler listesi” ve bu temel ilke ve erdemler listesinden türetilen “ilkeler listesi” vardır. Bu bağlamda, erdem etiğinin de, erdemli eyleyenin kim olduğunu, doğru eylemin ne olduğunu, “erdemli eyleyen” kavramından hareketle ‘iyi’ ve ‘doğru’ kavramlarının nasıl türetildiğini açıklayabileceği düşünülür. “Erdemli bir kişi olmak doğru olan şeyi yapmak için (zorunlu bir koşul olduğu kadar) yeterli bir koşuldur da”. Bunu yaparken de erdem etiği aslında deontoloji ve faydacılığın izlediği
yola benzer bir yol izlemektedir.

surecek

samsa

  • İyi Bilinen Üye
  • ****
  • İleti: 419
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #3 : Aralık 04, 2016, 10:08:28 ÖÖ »
 aristo'nun karakter erdemleri doğuştan gelmez. bu durumda, "karakter erdemleri" zorunlu olarak kişinin içinde yaşamını idame ettirdiği toplumun normları ile ilişki içindedir. yani, "birey" ve "onun aklı" zaten normatif bir niteliğe sahip olmak durumundadır. "kişinin yaptığı etik seçimin" özerkliği her zaman norm ile damgalanmış, bu da özerkliği  şüpheli hale getirmiştir. çünkü kişi/özne kavramı temellendirilememektedir . "seçim yapan kim?" sorusu yanıtlanamamaktadır. kartezyen özne itibarını yitirdiğinden beri "BENin aklı" krizdedir. erdem etiği "normlar getirmek etik için zorunlu değildir" derken, seçimi normlara değil de "akla" göre “gerektiği zaman, gereken kişilere karşı, gerektiği için, gerektiği gibi” yapmanın gereğinden bahsederken tüm bu gerekliliklerin nasıl belirlendiğini unutmuş görünmektedir. yapılacak olan seçim, "norm ile içinde olduğu ilişki" sebebiyle gelişebilmiş olan aklın seçimidir.
 
 norma karşı çıkan  bir etik eğer mümkünse bu ancak akıl tam da normun kendi içsel çelişkilerinin bir semptomu olarak düşünlebilirse mümkün olabilir. yani, norm her zaman içsel bir tutarsızlık/kendinden-taşma ile ortaya çıkar ve bu turarsızlık ise zaten aklın kendisidir : akıl normdaki tutarsızlık, normun kendi kendisini iptal edişidir. akıl, bu bağlamda tamamen özerk bir karar mercii değildir. her şeyin kendisinde temellendirilebileceği rasyonel  bir sabite de değildir. zira, rasyonel olanın kendisi irrasyonelite ile birlikte ortaya çıkabilir. (norm, anormalin tamımlanmasıdır; yani ortaya çıkarılmasıdır.)
 

zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #4 : Eylül 10, 2017, 04:38:02 ÖS »
Bu akşam "Gündem Özel" (Cnntürk 22:00) programında "ahlak" konusu ele alınacak imiş.

Bilindiği gibi insan denilen organizma, hayatta kalma mücadelesinde türdeşleri hatta kardeşleri ile bile rekabet halindedir. İnsana akıl eklemlendikten sonra "Biz insan değil miyiz? Kan içmeyiz!", "Biz insan değil miyiz? Çıplak dolaşmayız!", "Biz insan değil miyiz? Bedensel atıklarımızı gizleriz!" ve benzeri sloganlar eşliğinde yücelme sürecine girdi.

İnsanlar arası ilişkilerde rahatsızlığa/krizlere neden olan davranışların yönetilmesi için "ahlak" adı verilen ilkeler bütünü dosyası açılmış oldu. Bazı ilkeler hemen benimsenirken ve uygulanırken; bazıları ise "uyuluyormuş/onaylanıyormuş" söylemi ile maskelenerek uygunsuzluklar sürdürülüyordu. Hatta günümüzde bireysel, gruplar ve devletler düzeyinde de açgözlü ve açıkgöz olanlar, fırsatçılar, daha uzmanlaşmış, teknik geliştirmiş olarak insanlık ülküsüne/retoriğine aykırı eylemlerde bulunuyorlar. Tüm dinler (on emirdeki kuralları ve ötesini) değişik biçimlerde ele alarak "güzel ahlakı" hedeflemişlerdir.

Fakat,  inanç sistemleri ve hukuk kurumlarının başarıları bir yere kadar; sorunlar bitmediği gibi, bilgi bombardımanının da bir sonucu olarak sanki, "maymun gözü açıldı" gibi, yeni bir barbarlık çağı içindeymisiz sezgisi filizleniyor.

İnsanlık yücelme süreci devam etse idi, bilinç kullanımı yaygınlaşsa idi, "onur eşitliği" ekseninde genel hasletler artsa idi, anneler eğitimli olup çelebi insan tipini model alsalardı insanlar arası ilişkilerin düzenlenmesi ve yönetilmesi için:

"KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİ, BAŞKASINA YAPMAMA" düsturu yeterli olacaktı kanaatindeyim.

Bir yakınım, eşinin işi sebebiyle Avrupa ülkelerinde uzun süreler bulunmuştu ve bu düsturun uygarlık etkisini anlatıyordu. Ben de bu davranışlarının kendi insanlarına olan aidiyetle sınırlı olduğunu; aslında sömürgecilik faaliyetleri sebebiyle "uygar" olarak nitelendirilemeyeceklerini ifade ediyordum.

zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #5 : Eylül 12, 2017, 12:34:40 ÖS »
 Programdan, "insanlığın evrensel ahlaka uzak olduğu ve ümitlerin az olduğu" mesajını aldım.

Eklemeye değer bulduğum bir husus var:

1- Bilindiği gibi evrim dinamiklerinden "doğal elenme" insan türü için askıya alınmıştır. Yani yaşam yetkinliği olmayanlar, yakınları ve insani organizasyonlar tarafından korunurlar. Yaşam yetkinliğini tanımlayalım: Temel ihtiyaçlarını fazla zorlanmadan (hafifçe zorlanarak -aslanlar gibi- ya da başetme eşiğine gelmeden) karşılayabilen bireyler, diğer insanlara zarar vermeden hayatlarını sürdürebilirler ve gelişmiş düzgün toplumlarda çan eğrisinin dolgun kısmını oluştururlar; marjinalleri yönetme de kolaylaşır (kurallar, kendini yönetemeyenler içindir). Eğitim öğrenim sisteminde bireyin başetme eşiğinin yükseltilmesi ana eksen olmalıdır. Yaşam yetkinliği yeterli olmayanlardan sevgi örüntüsü ve aidiyet duygusu yeterli olanlar yetkinlik kazanma uğraşılarında pozitif/ekstra motivasyon eşliğinde uygarlığa dinamik katkıda bulunuyorlar. Sevgi ve sosyal kabul sorunu olanlar ise çeşitli düzeylerde suç makinesi oluyorlar.

2- Öğrenim, boş çuvala doldurma ve not hedefine dönüşmüş durumda. Bilgilerin reel hayatla ilişkisi ya da bilgi yönetimi ihmal ediliyor. Eğitim ise sanki hiç yok gibi (Programda da dile getirildiği gibi ahlak konusuna yatırım yapılması; projeler uygulanması gerekiyor). Mevcut tabloda bireylerin düşünsel etkinliklerini ve eylemlerini -evrensel normlar değil-  kişisel istekleri güdülüyor. Kişisel ihtiyaç çerçevesi içinde tutsak kalan bu bireyler, işlerine geleni yapmakta fazla çekince hissetmeyebiliyor; çevresini gözlemliyor, çoğunluk vitrin söylemde düzgün ve fakat eylemde çıkarını önceliyor; o da yapıyor; gerçekte uygunsuz/ahlaksız olduğu konusunda bir içgörü/içses de devreye girdiği halde onu da akla uydurma başarıları ile hallediveriyor; ve dahası, çoğunluk böyle yapınca bu durum sanki meşrulaşıyor "norm" oluyor; hatta küçük uygunsuzluklar yapanlar, büyük yolsuzluklara karşı "sessiz" kalabiliyorlar ("ilk taşı en masum atsın" gibi bir deyiş hatırlıyorum).

 

« Son Düzenleme: Eylül 12, 2017, 12:40:28 ÖS Gönderen: zgnrsn »

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 564
Ynt: Mutsuzluk ahlaksızlıktır
« Yanıtla #6 : Ocak 12, 2022, 01:28:43 ÖS »
MUTSUZLUK AHLAKSIZLIKTIR

Felsefe profesörü Sn Ahmet İnam'ın makale başlığı "Mutsuzluk ahlaksızlıktır"  ile karşılaştığımda garipsemiştim; niçin ahlaksızlık olsun ki; felsefi yönden irdelersek "mutlu olmama" olsa olsa "akıl fukaralığı" olur. Bu isimde söyleşi kitabı da var. Dilsel bir problem var gibi duruyor; ya da -olumlu düşünce kredisi açarsak- ilgi çeksin, içerik okunsun amaçlı olarak bu başlık uygun görülmüş olabilir.

Bir başka felsefe profesörü de tv de "tarafsızlık ahlaksızlıktır" dedi ve ben "ne oluyor bu felsefe akademisyenlerine" diyerek koptum. Daha sonra "Hakem ve hakimlerin ve benzeri meslektekiler ahlaksız mı oluyor?" diye irdeledim. Taraf olmanın gerekli olduğu yerler vardır. Fakat nesnellik/genellik, örneğin diğer insanların ve canlıların haklarını gözetmek  erdemdir bana göre.

O zaman "aydınlanmamak ahlaksızlıktır" denilebilir mi? Bu bile isabetli olmuyor.
« Son Düzenleme: Ocak 13, 2022, 02:16:49 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 580
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #7 : Ocak 13, 2022, 04:02:45 ÖS »
Bence bu sözlerde atlanan nüanslar var.

Sartre "Tarafsızlık ahlaksızlıktır" derken anladığım kadarıyla fikri varken tarafsız görünmeye çalışmaktan bahsediyor. Yaşadığı dönemde güçlü ülkelerin ve sınıfların tahakkümüne karşı çıkmış biri olarak. O dönemlerde bunu gören ama fikrini söylemeyen (veya fikir oluşturmaya bile gayret etmeyen) bir dolu insan vardır ve olasılıkla "bu konuda tarafsızım" gibi bir sözün arkasına saklanıyorlardı.

Bunun tarafsız olmakla pek alakası yok.

---

"Mutsuzluk ahlaksızlıktır" sözüyle ilgili olarak benim anladığım, mutluluk/mutsuzluk şartlardan bağımsız olarak birer seçenektir de. Tıpkı iyimser veya kötümser olma eğilimi gibi. Yani çok iyi şartlar mutlu ya da iyimser olmanızı sağlamaz/garantilemez. Kötü şartlar da öyle. Şartların kötü oluşu 'diğer insanların şartlarına' bağlı göreli birşeydir daha çok.

Burada mutsuz olmayı seçen kişi, etrafına da mutsuzluk bulaştıracağı için ahlaksız olarak niteleniyor olabilir. Veya varoluşa karşı borcu olan mutluluğu kendisine çok gördüğü için. Varolmak mucizedir. Ama sıradandır da. Nasıl bakmak isterseniz. İster mucize olarak görüp mutlu olun, ister sıradan görüp mutsuz.

---

"Aydınlanmamak ahlaksızlıktır" sözünde de insanın gene varoluşuna olan borcunu ödemediği ve onu onurlandırmadığı hissine kapılıyorum. İnsan varlıklar olarak ortak bir yaşam sürüyoruz. Hepimiz diğerlerine, yaşama ve oluşa birşeyler borçluyuz. Herkes başkalarının hayatını ve varoluşu etkiliyor. O halde kendini gerçekleştirmek de öylesine birşey değildir.


zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 564
Ynt: Ahlaksızlık
« Yanıtla #8 : Ocak 13, 2022, 11:44:43 ÖS »
Bence bu sözlerde atlanan nüanslar var.

Sartre, II. dünya savaşı ortamında bu kanaatini ifade etmişse (ki, kendisi Almanya esiri idi ve ona hapishanede Heidgger'in kitaplarını okutmuşlardı) özellikle yahudilere yapılan zulümler varken "tarafsızım demek" iyi karşılanmazdı sanıyorum. Gene de geniş perspektiften ele alınca yorum farklı yerlere gidebilir: Bir defa birinci dünya savaşı sonrasında Almanya' ya dayatılan Versay anlaşması koşulları aşırı abartılı olduğundan Alman toplumunda tepkilere ve negatifliklere neden olmuştu; bunu haketmedikleri kanaatinde idiler. Bunu dile getiren ve çözüm üreteceğini vaat eden kim olursa olsun onu idol yapmaya ve peşinden gitmeye hazırdılar. Ruhsal sorunları olan kişiler bu pozisyona talip oldular ve dünyaya dehşeti yaşattılar. Abartılı Versay cezaları, abartılı zulüm ve karşılıkları davet etti. Acaba diyorum, Hitler'in birahane darbesi sonrası onu yargılayanlar bilge kişiler olsaydı, kuru cezalandırma yerine onu rehabilite/normalize edebilseler (örneğin maddi sorunlarını, sosyal kabul sorunlarını, karşı cinsle olan ilişkilerindeki sorunlarını çözseler Hitler devam eder miydi? Benim yanıtım bir başkası bayrağı devralırdı.

"Ahlâk" kavramını sözlük açıklaması ile kullanmak bu felsefecilerin bize tuhaf gelen söylemlerini biraz hafifletiyor gibi (Yani ilk nazarda içgüdülerin güdümünde olan hatta belaltı eylemler akla geliyor). Sözlüklerde ahlak için "iyi ve doğru olan davranışlar, tutumlar" olarak söz ediliyor; "ahlaksızlık da bu durumda "iyi ve doğru davranışların ihlali" oluyor. Elbette ahlâksızlık başkasına zarar vermeyi de içeriyor. Sanırım başkasına zarar verme düşünsel referans manasında bizim/benim önemsediğim bir ölçüt. Kişi mutsuz olmuşsa ben "ahlaksız" diyemem; ama mutsuzluğu sebebiyle başkalarına zarar verici eylemlerde bulunuyorsa ...aklım karıştı. Gene de ahlaksız demek tam isabetli olmuyor gibi. Yani öğrencilik ve iş hayatımda, aile çevremde kendi ruhsal sorunlarını çözememiş, ezik kalmış, ruhsal anlamda sorunları sebebiyle negatif tutumlar sergileyenler vardı; bunlardan bazıları yüksek öğrenimli hatta teknik/nesnellik (*) eğitimli idi. Dışarıdan gözlemleyen biri olarak bunların çıkış bulamamaları çok üzücü. Bilgiler kitaplarda/raflarda duruyor; onlar da hayat boyu belki paradigma değişimi çok da zor olmayan çözümlerden uzak kalabiliyorlar (ruhsal savunma ve telafi mekanizmalarından haberdar olsalar bile iyileşme başlar). Bence isabetli tanımlama "akıl fukaralığı".

(*) Sn Ahmet İnam, kendisi makine mühendisliği okumuş olduğundan olsa gerek, "mühendis ve doktorların meslekleri gereği ahlaklı olduklarını" iddia eden bir makalesini okumuştum. Yani teorik olarak böyle düşünülebilir de pratikte neler neler gördük diyebilirim; örneğin bir doktor hemen ertesi gün beni korkutarak ameliyat etmek istemişti; üzerine iki farklı doktordan daha görüş almıştım ve ilkinden bahsedince isim isteyip onu odanın disiplin kuruluna vereceklerini ifade etmişlerdi.

Konu başlığı içeriği için şunu söyleyebilirim: Ahlak, yani doğru tutum ve eylemler normatiftir (kural gücü olan); fakat erdemli tutum ve eylemler henüz kural çerçevesine girmemiştir. Hatta tek tük sayıda erdemli insanlar, yaygın ham benliktekiler tarafından yadırganırlar.

« Son Düzenleme: Ocak 15, 2022, 05:32:11 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 580
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #9 : Ocak 15, 2022, 01:05:44 ÖS »
Birşeyi 'kural olduğu için' yapan birinin ahlaklı olduğundan söz edilebilir mi?

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 564
Ynt: Özde ve sözde ahlaklı
« Yanıtla #10 : Ocak 15, 2022, 02:54:13 ÖS »
Birşeyi 'kural olduğu için' yapan birinin ahlaklı olduğundan söz edilebilir mi?

Değil mi? Güzel soru. Kısa yanıt "özde" ve "sözde" ayrımı ile özetlenebilir.

Düşünmeye bebeklerden başladığımızda, organizmal yapı temel ihtiyaçlarını temin motivasyonunda ebeveynleri ile iyi ilişkiler içinde olur; bir nevi damgalanmadır bu ve "sevgi" sözcüğü ile ifade edilir. Bebek anne babanın varoluş partneridir ve onlar da sevgi eşliğinde olumlu bağlanırlar. Ne var ki kent yaşam ortamında iki çocuktan sonrası için bu mekanizmanın işlerliği azalır. Çocuklar gelişim sürecinde sevgi örüntülenmesi ile doğru orantılı olarak ve "her şey yolunda" algısı eşliğinde iyi ya da başkaları ile sorun üretmeyecek tutum ve eylemleri alışkanlık haline getirirler. Bu tür insanlara halk arasında "hamuru iyi" denir. Çocuğa süperego verilmesi sevgi eşliğinde eğitim ie başarılır. Fakat bazıları bu çerçevenin dışına çıkar. "Kurallar kendini yönetemeyenler içindir". Özellikle açgözlü ve açıkgözler bu kurallara uyum gösteriyormuş  gibi vitrin söylemler ve eylemler yaparlarsa da özünde kuralları takmazlar sosyal tepkileri dikkate alarak teknikler geliştirirler ve elbette bunlara "ahlaklı" denemez. Bunların çoğu için inanç sistemleri dahi etkili olmayabilir; içgüdülerinin tutsağı gibidirler. Çocukluğunda yoksulluk hissetmiş olanların bazıları da negatif telafi motivasyonu edinebilirler. Bazı anne babalar çocukları için "her şey yolunda algısını" gözetirler. Her neyse Kemalettin Tuğcu öykülerine doğru gider bu yorumlar.

Netice olarak "hamuru iyi" olanlar için "ahlaklı" ön kabulü yapabiliriz kanaatindeyim. Onlar kendiliğinden ya da otomatik pilot anlamında iyi tutumda ve eylemde olurlar diye düşünüyorum. Hatta insanlık ülküsü aidiyetleri vardır. Kul hakkı konusuna hassastırlar; diğer insanlara ve hatta diğer canlılara "av" niyetiyle bakmazlar ve erdemli olmaya yönelirler.
« Son Düzenleme: Ocak 16, 2022, 03:42:07 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

burake

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 206
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #11 : Ocak 18, 2022, 08:47:49 ÖÖ »

"Aydınlanmamak ahlaksızlıktır" sözünde de insanın gene varoluşuna olan borcunu ödemediği ve onu onurlandırmadığı hissine kapılıyorum. İnsan varlıklar olarak ortak bir yaşam sürüyoruz. Hepimiz diğerlerine, yaşama ve oluşa birşeyler borçluyuz. Herkes başkalarının hayatını ve varoluşu etkiliyor. O halde kendini gerçekleştirmek de öylesine birşey değildir.

 :)

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 564
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #12 : Ocak 18, 2022, 11:41:22 ÖS »

"Aydınlanmamak ahlaksızlıktır" sözünde de insanın gene varoluşuna olan borcunu ödemediği ve onu onurlandırmadığı hissine kapılıyorum. İnsan varlıklar olarak ortak bir yaşam sürüyoruz. Hepimiz diğerlerine, yaşama ve oluşa birşeyler borçluyuz. Herkes başkalarının hayatını ve varoluşu etkiliyor. O halde kendini gerçekleştirmek de öylesine birşey değildir.

 :)

Aydınlanmamak, potansiyelini kullanmamak olabilir; tek tek bireylere kimse darılmaz. Çoğunluk, çevresinin koşulları, kendi kapasitesi, hedefleri çerçevesinde bir kişisel paradigma (kişisel doğrular bütünü) edinip, hayatta kalma zorunlulukları ve uyum şekerleri arasında bir nevi savrularak, belirlediği bu çerçevede ruhsal rahatlığını gözeterek yaşıyor. Huzurlu ve mutlu ise kimse bir şey diyemez. Akıl sağlığını korumak için gerekli olan izlenmiştir.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 580
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #13 : Ocak 22, 2022, 10:17:09 ÖÖ »
Aslında birbirimizi ve herşeyi etkiliyor ve çok farklı ve ince şekillerde engelliyor ve özgürlüğünü azaltıyoruz. Ve bu ince özgürlük çalma/azaltma şekillerinin neredeyse hiç farkında değiliz veya umursamıyoruz.

Sebebi, hayatta bu seviyeye inmeyi engelleyen çok daha kaba, zorlayıcı gereksinim, zorluk vs ile çevrelenmiş durumdayız zaten. Önce kaba doğrudan sorunları çözmeden incelerine geçmek çok mümkün değil.

Bu ince zorlukların en tipik örneği, çokluktan doğan zorluklar. Yani bir çok varlık benzer şekillerde düşünüyor/hissediyor/yaşıyor ise, bu çerçeveye uymayan herkes de bu zorluktan payını alıyor. Yani toplum normalleri sizi kendine çekiyor. Çan eğrisini düşünün, çan eğrisinin şişman göbeği o toplumun normallerini oluşturur. Toplumu değiştiren geliştiren aydınlatan herkes, o göbeğin daha sağındadır. İşte o daha sağdan çıkan az sayıda insan, genele küçük tohumlar ekebilmişse, o tohumlar yeşermişse veya göbektekilerden 'aydınlanma isteği' duyanlar oldukça ancak birşeyler gelişebilir. Ama çokluğa karşı az oluş sözkonusu. Göbeğin sağındakiler onu kendine çekmeye çalışır, göbek ise onları kendine çeker.

Şimdi çokluğun getirdiği sorunlar normal bakışla görülemez. Çünkü herhangi birşey için gidip tek tek bireyleri suçlayamazsınız. Ama o tek tek  bireyler bir 'çokluk' oluşturduğunda, herbirinin mikro etkileri birbirine eklenerek sizin hayatınızın çatısını ve çerçevesini siz isteseniz de istemeseniz de kurmaya başlar.

Dolayısı ile herbirimiz birbirimizden, birbirimizde yarattığımız etkilerden sorumluyuz. Birbirimizin, farkında olmadan çaldığımız özgürlüklerinden sorumluyuz. "Aman bunu herkes yapıyor, ben de herkes gibi yaşıyorum" düşüncesi bir sorumluluk azaltıcı unsur değil. 'Herkes'e dayanarak yaptığımız herşey sorunlu bir şeyi örtme girişimi oluyor genelde. Arada kaynayan basit küçük şeyler. Ama kişi düzeyinde olan bu mikro etkiler, toplumlar ve dünya düzeyine çıktığımızda birbirimizin hayatını en çok engelleyen şeyler bütününe dönüşüyor (nasıl ki, dünya tek bir noktada bakarsak neredeyse düzdür, çok az eğridir, ama bu eğrilikler toplanıp yuvarlak bir dünyaya dönüştürür onu). En kötüsü, farkında olmadığımız şeylerdir genelde. Garip değil mi, en küçük etkilerin en sınırlayıcı şeyi yaratması. Büyük olanlar değil, en küçükler en büyüğü yaratıyor. Çünkü en küçükler, en kontrol edilemez, en ayırtedilemez olanlar ve en çok olanlar. Balina neredeyse hiçbirşey yemiyor görünürde, ağzını açıp yüzüyor. Ve en küçüğü yiyip, en büyük oluyor.

Şimdi bu sadece göbeğin sağ tarafına zarar veriyor değil aslında. Herkese zarar veriyor. Yaşama ana bakışı koşullandırıyor. Mesela insanlar hayatta birşeylere odaklanma ihtiyacı duyduğunda veya anlamını sorguladığında, bu ana kalıplarla karşılaşıyorlar. "Tadını çıkaranlar", "sürekli çalışanlar", "bir din veya felsefeye dahil olanlar" gibi gibi. Bu hazır kurulu yollar onları mıknatıs gibi çekiyor ve kendi yollarını kurmalarını, kendi arayışını başlatabilmelerini zorlaştırıyor. Kim başarmış ki bunu, milyonda bir kişi mi? Eh işte o zaman o tip mıknatıslar da pek güçlü olmuyor. Ve kişi bu başarının azlığından o tarafa yanaşmıyor, ve hatta görmüyor bile öyle bir olasılığı.

Geçenlerde şunu düşündüm. Bir olanak veya ödülü biz herkes için aynı sanırız. Oysa elde edilecek deneyim, salt o olanağa bağlı değil, o olanağın sağlandığı kişiye de bağlı. Siz ne kadar gelişmiş ve aydınlanmış iseniz, o olanağı değerlendirebilme yollarınız da o oranda gelişiyor. Salt para üzerinden çok anlamlı değil ama örnek vermezsem söylediğim şeyin anlaşılması daha zor olacak gibi hissediyorum. Diyelim gelişmekle/aydınlanmakla pek ilgilenmemiş ve hayatını sizin deyiminizle 'sürüklenme kalıbında' yaşamış birisine 1 milyon dolar vermekle, hayal gücünü geliştirmiş, çeşitli düşünme sistemleri ve felsefelerle ilgilenmiş, kendi aydınlanmalarını yaşamış ve yaşamaya devam eden birine 1 milyon dolar vermek aynı ödül değil, aynı sonuç ve deneyimi de doğurmayacak. Ben çok kazanan, çok parası olan ama parasını harcayacak yer bilmeyen insanlar tanıyorum. Dolayısı ile o olanağın aslında kendisine bir getirisi yok. Diğeri ise türlü çeşit yol ve deneyim bulabilir.

Öte yandan "havadan gelen para" düşüncesi de çok anlamlı değil. Hatta para üzerinden bunu örneklemek zorunda kalmam bile aslında gene 'çokluğun' hayatımıza soktuğu ince zorlamalara bir örnek. En kolay böyle anlatabileceğimi düşündüğüm için bunu söylemek zorunda kalıyorum. Ama aslında örneği bozuyor.

Şöyle diyeyim, geçenlerde şunu farkettim. Ben elmaya baktığımda, başka birinin baktığı ile aynı şeyi görmüyorum. Herkes elmaya bakınca farklı birşey görüyor.

Elma olanağı/imkanı/ödülü diyelim atıyorum 100 birimlik bir ödül olsun.
Ve eğer ona bakan insan 1 birim kendini geliştirmişse, buradan elde edilecek deneyim getirisi/zenginliği = 1 * 100 = 100 birim oluyor.
Yani bu "olanak" ve "olanakla karşılaşan kişinin gelişmişliği/aydınlanmışlığı" birbiri ile çarpılıyor.
Yani kişi aydınlanmışlığı 100 birim olsa idi, elde edilecek deneyim = 100 * 100 = 10000 olurdu. Yani 100 kat fazla.

Bu ne demek; aslında aydınlanmaların önemini anlamayarak, 'duyarsız/duyarlanmamış çokluğa gömülerek' aslında sadece başkalarına ve göbeğin sağındakilere zarar vermiyoruz, en büyük zararı da kendimize veriyoruz. Hepimiz birbirimizi topluca 'daha azına' mahkum ediyoruz. Ortada bir hapishane yok ama hapsolanlar var, hepimiz.

Şimdi bu konu oldukça önemli ve gözden kaçan bir nokta, o yüzden uzunca yazdım. Ancak aynı zamanda çok hassas bir nokta da. Neden derseniz, önemli olmasına rağmen bu konuda yapılabilecek şeyler oldukça az. Ve zorlanabilir de değil. "Kimse darılmaz" diyorsunuz ya, ben "hem darılırım hem darılmam". Darılırım çünkü darılmadan yapamam. Ama bu darılmam hedef bulamaz, bir zorlamaya dönüşemez, aslında tam bir darılma bile olamaz. Bu zorlanabilir birşey değil. Bilinçlenme/aydınlanma çabası zorlanabilir birşey değil. Aksi halde 'ince ince özgürlüklerin çalınmasından bahseden' ve kendisi 'kaba ve doğrudan şekilde insanları zorlayan ve özgürlüklerini doğrudan çalan' biri olurdum. Yani bunu isteyemem bile. Kendi söylediğim şeyin tam tersi sonuçlara çıkar. Hani tanrı/din adına savaşlar başlatıp birbirini zorlayan/öldüren varlıklar gibi. Söylediğim şeyi anlamamış olurum. Bu yüzden darılamam da. Bunu isteyemem bile.

« Son Düzenleme: Ocak 22, 2022, 11:01:05 ÖÖ Gönderen: oe_ »

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 580
Ynt: Erdem Etiği Normatif midir?
« Yanıtla #14 : Ocak 22, 2022, 10:39:37 ÖÖ »
Öte yandan herkes 'yapabileceğini' yapıyor gibi düşünmek de bir bakış açısı. Herkes kendi zamanını, olgunlaşmasını bekliyor. Herkes 'kendisi' ve değiştirilebilecek pek birşey yok. Belki, en fazla belki; 'biraz daha birbirimizin özgürlüklerini çalmamaya ve bilmeden çaldığımız durumları anlamaya' çalışabiliriz.

Bir diğer nokta. Çan eğrisinden bahsedince göbektekiler darılmasın, her topluluk kendi göbeğini tekrar inşa ediyor gibi. Diyelim göbeğin sağındakiler biraraya geldi ve kendi topluğunu oluşturdu. Artık onlar da bir çan eğrisi ve orada da bir göbek var. Veya ilk göbektekiler aslında başka daha az gelişmiş bir toplumun çan eğrisinde belki de sağ tarafa düşüyorlar. Yani aşağıya ve yukarıya doğru, çan eğrileri sonsuza kadar devam ediyor, göbekler ve sağındakiler de sürekli yer değiştiriyor. Yani bizden çok daha gelişmiş bir toplum da, bizdeki biraz gelişmiş/aydınlanmış olanların yakındığı gibi, onlar da bizden yakınıyor olabilir. "Hem darılıyor hem darılmıyor" olabilir. Üzülüyor ama birşey yapamıyor olabilir. Tabii çok daha gelişmiş başka bir toplum da aynı hisleri onlara duyuyor olabilir. Bu yüzden "ben oldum, diğerleri düşünsün" gibi bir aşama belki de hiç yok. Her aşamada aynı özeni göstermeye devam etmekten başka çare yok gibi. Herkes kendi önündeki adımı atacak, başkası yerine yürüyemezsiniz, başkası sizin yerinize yürüyemez.