Gönderen Konu: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum  (Okunma sayısı 72563 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #330 : Ağustos 01, 2022, 10:42:35 ÖS »
Aslında "dünya güneşin etrafında dönüyor" dememize sebep olan bir şey daha var. Güneşin başka çocukları da var. Mars'da yaşıyor olsaydık veya Venüs'te, sabahları güneşin doğuşunu görüp, "Güneş Mars'ın etrafında dönüyor" veya "Güneş Venüs'ün etrafında dönüyor" diyecektik.

Bana ilginç gelen ise şu. n tane kişinin/referansın şahitliği 'daha güçlü' olması gerekirken, bunların herbirine tek tek bakarken birbirlerini güçlendirmeleri gerekirken; toplu olarak bakınca birbirlerini çürütmeleri. Yani "dünyadaki herkes aynı şeyi söylerse, bilin ki yanlıştır" gibi birşey.

Aklıma o fıkra geldi. Temel karayolunda hızla ilerlerken radyoda anonsu duyar. "A55 karayolunda ters yönde giden bir araç var, çok dikkatli olun".
Temel de söylenir: "Hangi biri, hangi biri... Hepsi ters yönde gidiyor"

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #331 : Ağustos 01, 2022, 11:08:00 ÖS »
Aslında salt dünya ve güneş varken de (yani evrende sadece 2 şey varken), aynı fizik kuralları varsa, hangisinin döndüğü saptanabilir belki. Çünkü savrulma etkisi birisinde olacak gibi.

Foucault'nın sarkacı, dünya kendi etrafında döndüğü için miydi sadece. Yoksa o sarkaç hareketine, dünyanın güneşin etrafında dönüşü de dahil mi? Hatta güneşin galaksi etrafında dönüşü. Ve tüm dönüşler...

Yani çok hassas bir ölçme sistemimiz olsaydı, o hareketten, en dış referansa kadar evrende ne var ne yok görebilir miydik. Garip. Tek bir lokal noktaya (mikro çerçeveye) bakıp, tüm bütünü görmek... mümkün olur muydu?
 

burake

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 199
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #332 : Ağustos 02, 2022, 07:27:14 ÖÖ »
Aslında salt dünya ve güneş varken de (yani evrende sadece 2 şey varken), aynı fizik kuralları varsa, hangisinin döndüğü saptanabilir belki. Çünkü savrulma etkisi birisinde olacak gibi.

Foucault'nın sarkacı, dünya kendi etrafında döndüğü için miydi sadece. Yoksa o sarkaç hareketine, dünyanın güneşin etrafında dönüşü de dahil mi? Hatta güneşin galaksi etrafında dönüşü. Ve tüm dönüşler...

Yani çok hassas bir ölçme sistemimiz olsaydı, o hareketten, en dış referansa kadar evrende ne var ne yok görebilir miydik. Garip. Tek bir lokal noktaya (mikro çerçeveye) bakıp, tüm bütünü görmek... mümkün olur muydu?

 :)

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #333 : Ağustos 02, 2022, 10:44:41 ÖÖ »
Bir küp düşünün. Bir eksen boyunca iyice hızlanıyor ve artık dikdörtgenler prizması. Ama kendisine göre gene küp. Dışarıdaki 'sabit referansa göre', bir boyutunda kısalma var.

Sonra gene yavaşladığını düşünün. Boyu tekrar uzayacak. Yani bu değişimler 'kendisinde' olmuyor zaten. Gerçekten bir boy kısalması ve uzaması yok. Olsa oradaki atom yapısı bu daralmayı ve genişlemeyi gerçekten yapacak enerjiyi nereden bulurlardı zaten. Çatırdayarak daralıyor ve çatırdayarak tekrar genişliyor. Böyle bir şey yok. Çünkü kendisine göre hızı sıfır olduğu için, kendisine göre boyu da sabit. Sanki kendi maddesi/materyali değil de, bulunduğu uzam daralıp, genişliyor. Yani uzam/uzay ve zaman bükülüyor.

Kendinizle başbaşa iken, referansınız kendiniz iken bir değişim algılamazsınız, zamanda veya uzayda. Ama başka bir dış referansa 'göre' fark doğuyor.
Aynı ortamın varlığı değil onlar. O yüzden birimlerini birbirlerine dönüştürmeleri gerekiyor.


zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 539
Ynt: Işık hızı
« Yanıtla #334 : Ağustos 02, 2022, 10:52:57 ÖÖ »


Öte yandan ışık eğer elektromanyetik dönüşüm yoluyla varoluyor ve ilerliyorsa, böylelikle ışığın hızı aslında elektromanyetik dönüşümün (olası tek) hızı ise, örneğin camda neden hızı yavaşlıyor?
 

Işık kinematiği ile fazlaca ilgilenmiş biri olarak bu sorunun en az reddedilen yanıtı şöyledir: Işığın hızı vakum ortamında ' c ' dir. Madde içeren ortamlarda (hava, su, yağ, eriyikler, cam, kuvars, elmas vb.) ışık hızı azalır; çünkü ortam molekülleri tarafından emilir ve tekrar yayınlanır. Azalmış değeri de ortam boyunca sabit kalır; ortamı terk ettiğinde normal hızına döner.

Konu açılmış iken ışığın aslında kızıl ötesi ve mor ötesi aralığında (Alfa IşınlarıBeta IşınlarıUzun IşınlarOrta IşınlarKozmik IşınlarıGama IşınlarıKısa IşınlarX IşınlarıMorötesiGörünür IşıkKızılötesiMikrodalgaRadyo dalgalarıTelevizyon dalgalarıAkıllı Telefon DalgalarıKısa DalgalarOrta DalgalarUzun DalgalarOmega Dalgaları - Wikipedia) çeşitli ışık türleri vardır. Bunların dalga boyları  3 x 10-23 cm ile 1010 cm (britannica Enc) arasında değişir. İnsan gözü 4x 10 -7 ile 7x10 -7 cm aralığındaki ışıkları
görür; yani evrene -örneğin- 30 trilyon metre uzunluğundaki bir tahta perdenin 3 cm. lik bir aralığından bakıyoruz.
Rontgen tekniği ile demir boru içini (kaynaklama protokolü) görebildiğimize göre IŞIK katı cisimlerden de  geçebiliyor.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 539
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #335 : Ağustos 02, 2022, 11:32:55 ÖÖ »
Alıntı yapılan: topic=alıntı
1- Zaman yavaşlaması olayında da ikizlerden biri zamanın hızlı hızlı aktığını deneyimlemiyor. Herbiri 'kendi zamanını' normal hızda akarken deneyimliyor. Ancak tekrar bir araya geldiklerinde biri öbüründen (yani diğer referansa göre) yaşlı olmuş oluyor.

Olaya şöyle bakalım: ikizler (A; B) her biri ayrı uzay aracında olma üzere birbirlerinden uzaklaşıyor olsunlar; uzaklaşma hızı = VA + VB (yani görelilik analiz yöntemi gereği birine referans rolü (A olsun) verdiğimizde (yani duruyor addettiğimizde) diğerinin hızı oluyor. Bunlar eliptik bir yörünge marifetiyle bir araya geldiklerinde B ikizi daha genç kalır diyorsanız; zaman yavaşlamasının gerçekten oluştuğunu iddia etmiş olursunuz ki teorinin iddiası da bu yöndedir. Fakat bu bir ikizlerden birini sabit duruyor varsayma işlemi matematiksel kolaylık adına yapılan bir yöntemdir; yani diğer ikize de referans rol verebilirsiniz; bu durumda A ikizi genç kalır. Sonuçta bir araya geldiklerinde ikisi de aynı yaşta olacaktır. Bunun ötesinde yapılan yorumlar teoriyi kurtarma telaşıdır ki akademisyenler de tanık olduğumda insanlık için üzülüyorum.

2- Bu arada 'daha kapsayan referans' tanımlaması bu işi kurtaramaz gibi. Çünkü bu tanımlamayı da 'daha kapsayıcı bir referansa göre' yapmak zorundasınız. 'Tanrı bilgisi/gözü' lazım yani.

DOĞRU. Nesnel bakış en kapsayıcı referans sistemini ortak çerçeve yapıp analizi gerçekleştirmeyi gerekir. Bu analizi,  dışardan bakan biri yapmalıdır. Çünkü, ışık hızı sonsuz değildir. Herhangi bir yerel çerçeveden bakan biri olayları eşzamanlı algılayamaz, uzaklıkları ile doğru orantılı olarak eski tarihlerdeki hal ve yaşları ile işleme almak yanıltıcıdır; üstelik gözlemci de -evrende sabit duran bir şey olmadığına göre- hareket halindedir; yani astronomik gözlemler, eski ve güncel vektörlerin bileşkesi olan itibar edilemez parametre değerleri verirler (Benim ilk çalışmam " light kinematics to analyze space time" bu eşzamansızlık sorununu çözerek kozmolojik analiz yapmış ve evrenin yaşını çok faktörlü dört boyutlu olarak tespit etmiştir: 19.28 Gyrs)

 
3- "Dünya güneşin etrafında döner" ile "Güneş dünyanın etrafında döner" ikisi de doğrudur. Sadece birinin formülasyonu daha karışıktır. "Ben biliyorum bu daha kapsayıcı referans" pek işleyecek bir sistem değil. Ki bu işlese bile 'a noktasına göre b nin hızı şu', 'b noktasına/referansına göre a'nın hızı bu' sorunlu bir izah tarzı değil. Yani sorun bundan kaynaklanmıyor. Bu 'hızlar' için zaten sürekli kullandığımız bir sistemdi, Newton fiziğinde. Sorunlu olsa orada da sorunlu olurdu.

Evren Güneş ve dünya dan ibaret olsaydı her iki ifade de doğru olacaktı. Mevcutta gezegenler güneş sisteminde "alt küme" dir. Kaldı ki mevcutta dünya, güneş etrafında yörüngesel dönüş yapmasaydı, yalnızca kendi ekseni etrafında dönseydi, biz gene "güneş, dünya etrafında döner" kanaatini görsel/deneysel destek eşliğinde edinecektik. Çoklu ve hiyerarşik sıralamalı referans ve rölatif sistemler doğanın gerçeğidir. Doğanın gerçeği faktörünü analizde göz ardı etme lüksümüz yok. Bilimde multifaktöryel olgu ve olayları kolaylamak için indirgeme ve sonrasında süperpoze yöntemi vardır. Einstein indirgemeyi aşırı ölçüde kullanmış (evreni foton ve kaynağından ibaret varsaymış) süperpoze işlemini ihmal etmiştir; Lorentz bile ışık kaynağının bir üst çerçevesini analizine katmıştı).


4- 'Sorun' sınır hızı aşma durumunda sistemin üreteceği cevaba göre şekilleniyor, referans göreliliğine göre değil. Yani bu üretilen 'görelilik senaryolarının' hepsi yanlış veya anlamsız olsa dahi, 'sınır hız' problemi kendi başına ayakta durmaya devam ediyor.

Özel görelilik teorisinde ve LCS yönteminde hız limiti aşılmaz. Hız limiti ışık kinematiğinin ana faktörlerinden biridir. SR; tüm hızları "tam bağıl" karakterde kullandığı için  tüm olaylar için c değerini üst limit olarak belirlemiştir. LCS yöntemi ise bağıl hızlar için c değerini  itibari görelilik bileşke hızları için 2 c hız değerini üst limit olarak kullanır.


5- Ve benim anladığım, önce çözüm doğmuş (kareköklü fomüller), sonra o çözüme göre senaryolar uydurulmuş gibi. Yani görelilik formülleri doğru, bu işleyen bir sistem ve söylediğinizden çok daha fazla yerde işliyor.

Neresinden tutsam YANLIŞ. Kare köklü denklemlerin çıkarılmasında fiziksel yöntem değil matematiksel yöntem kullanılmıştır. Üstelik uzunluk boyutu ile ilgili olanı kareköklü iken zaman boyutu ile ilgili olanı birinci derece terim barındırır. Yani yönden bağımsız değildir (Bknz. Einstein A., "izafiyet teorisi"  Say yay. 5.ed. İst. 1998 syf 39). Einstein burada t' değişkeni denkleminde pay bölünde yer alması gereken (1- v/c)t ifadesini koymayarak sabunlama yapmış; bilinçten gizlemiş v veya c zıt yönde negatif işaret alacağından teori zaman temposu hızlanması da içerir ki -zıt yönde iki foton birlikte analiz edildiğinde-  aynı anda iki farklı tempo sonucu gibi nedenselliğe aykırı bir durum ortaya çıkar; lütfen içselleştiriniz. Bu sistem nerede işliyormuş ki? Tamamen misinformation.

6- GPS'de çürüttüm diyorsunuz da aslında tam tersi, özel göreliliği dikkate almadan yapacağınız bir GPS çalışmayacak.

Ben ne kadar detaylı açıklama yaparsam yapayım; idefix lerin değişmeyeceğini algılıyorum. GPS sisteminde resmi tolerans (izin verilen hata payı) 70 cm iken SR mentalitesinin gerektirdiği düzeltme 0.012 mm olduğunu hesap açılımını da sunarak gösterdim. Siz, birikim halinde anlamlı olacağını söylediniz; tamam bu doğru da diğer ana faktörlerin (gezegenlerin, güneş ve ayın pozisyon değişimi sebebiyle kütle çekimi ve sıcaklık değişimleri ana faktörlerdir) gerektirdiği kayda değer düzeltmeler zaten anlık yapılıyor. SR nin etkisi iddiası, dezenformasyondur; işine gelenler kullanır.

7-Hatta sadece özel görelilik ile uğraşmaya çalışıyorsunuz ama genel görelilik de zaten kapsayıcı konuşmuyor mu? Yani o da olamamalı değil mi? Ama o da çalışıyor. Yani hem hıza, hem de çekim gücüne göre uzay/zaman bükülüyor. Siz olayın yarısını (özel göreliliği) sadece muhatap alıp inceliyorsunuz/itiraz ediyorsunuz, oysa olayın tamamını karşınıza alsanız, aynı şeyi zaten genel görelilik içinde söylemeniz gerekecek (kendi mantığınıza göre). Ve o da işliyor. Yani olayın diğer yarısını da zaten gözden kaçırarak işe başlamış oluyorsunuz.


EVET, genel görelilik "ÖZEL" kodlamasının sınırlılığını (kaynak, lineeer ve sabit hızla giderse şartını) aşmak için ileri sürülmüştür. Ben bunun zorlama olduğunu işlemiştim. Siz gözden kaçırmış olabilirsiniz. Özetleyeyim: 1919 yılındaki güneş tutulması sırasında genel görelilik teorisi öngörüsü olan "çekimsel mercek" olayının kanıtlandığı doğrudur. Günümüzdeki gözlemlerde aynı cismi çift hatta halka şeklinde görmek mümkündür. Einstein bunu kitabında asansör kabininde bir duvardan diğerine gönderilen fotonun izleğinin, kabinin ivmelenmesi sebebiyle eğrileceğini anlatarak açıklamıştı (tek cümledir). Zaten genel görelilik anlatımı da kütlesel çekim ile ivmelenmenin aynı işlevde olduğunu iddia ederek başlar. Ben ne dedim: asansör kabini ivmelenmese de (yani hızı sabit olsa) foton izleği -teori mentalitesine göre eğiliyor (bu defa düz diyagonal); şekil eşliğinde anlatmıştım. Teori anlatımın açılımı şudur: foton, kabinin genişliğini  c hızıyla katederken geçen sürede asansör kabini bir miktar yukarı gitmiş olacağından fotonun karşı duvarda işaretleyeceği nokta, salındığı noktanın biraz altındadır. Einstein, kendini kabindeki deneyci yerine koyarak böyle düşünüyor. Aslında olan biten şudur: Foton çift delikli filtre sayesinde tamamen yatay izlekte yol almıştır; asansör kabininin yukarı hareketi sebebiyle bu foton karşı duvarda biraz alt noktaya ulaşmıştır (Buna dair şekil bu başlığın 17. sayfasında ileti no.217). Özetle genel görelilik, yanlış olan özel göreliliği desteklemek için üretilmiş yanlış kere yanlış bir teoridir. Çekimsel mercek, kütlesel çekim sebebiyle oluşur. Elektromanyetik çevrimin kütle çekimi ile etkileşmesi sebebiyle (Bknz. Schwartzchild yarıçapı konusu).


Sn oe, Özel görelilik teorisi mentalitesi yöntem bilimi kuralları dışında ya da çoğu ana faktör dikkate alınmaksızın ileri sürülmüştür. Geçen 115 yılı sürede bazıları yanılgılarını görebiliyor; teoriyi yanlışlayan makaleler ve hatta  vulgarize söylemler içeren metinler kayda değer sayıya ulaşmıştır (Bakınız; academia.edu/discussions; ya da mrelativity.net). Karşı çıkan bu makaleler teorinin kısmi bir yanılgısını ele alırlar ve -integral, matris ve benzeri- yüksek matematik eşliğinde anlatırlar ve bağlantısal bütünlüğe ulaşmadıklarından etkileri de kısıtlı kalır.

Benim buradaki açıklamalarım fizik akademisyeni olmays gerektirmeyen kişilere yönelik "popüler bilim" formatında ve teorinin kökenine odaklanmıştır. Einstein'ın kitabında kullandığı şekilleri kullandım. Bu şekillerde trendeki deneycinin OA mesafesini (zıt yön analizinde DO mesafesini) dikkate almaması teori yanılgılarının kaynağıdır. Biz dışarıdan gözleyenler fotonun OA yı taradığını ve DO yu taramadığını berrak olarak algılayabiliyoruz.

BU NOKTAYI ANLAMAK İÇİN KENDİNİZE İZİN VEREBİLİRSENİZ TEORİNİN ÖZÜ VE TÜREV ÇIKARIMLARININ YANILGILARI SİZİN İÇİN SAYDAMLAŞIR.

Ya da dünya çapında genel kabulün desteği eşliğinde tezgaha konulan asıl gerçeği pas geçersiniz; kimse darılmaz.



« Son Düzenleme: Ağustos 02, 2022, 04:07:29 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #336 : Ağustos 02, 2022, 01:08:51 ÖS »
İkizler örneğinde referansı diğerine verdiğimizde kim yaşlanacak benim söylediğim birşeydi zaten, bu veya önceki forumda konuşmuştuk.

Bu açıdan "kim gerçekten hızlı" sorusunun boşluğa göre ölçülmesi mantığı anlamlı gibi duruyor.

Ancak iki şey var aklımda.

Bir tanesi şu. Biz ışık hızını gözümüzde canlandıramıyoruz, ve çok uzak, erişilmez birşey gibi düşününce de, hayatta karşılaşabileceğimiz birşey gibi gözükmüyor bize. Bu da düşünce gücümüzü sınırlıyor. İlk fikir şu. Işık hızı saatte 100 km gibi, bizim normal arabalarımızın ulaşabileceği bir hızda olsa idi durum ne olurdu. O zaman hayatta bu hıza yaklaşabilir ve ne olduğunu gözlemleyebilir/deneyimleyebilirdik. Hatta bunu bir aşama sonrasına taşıdım kafamda. Diyelim ki, öyle bir evrende yaşıyoruz ki; ışık hızı (bir insan olarak) koştuğumda neredeyse yakalayabileceğim bir hız olsun. Yani biraz hızlı koştuğumda ışık hızına epey yaklaşıyorum diyelim (insanın yürüme hızı saatte 5 km, koşma hızı da diyelim ki 10 km olsun). İşte o zaman ilginç şeylerle karşılaşırdık. Ki bunları biraz düşünüp sonra konuşabiliriz. Şu an aklımda başka, ikinci birşey var, ama bu girişi, ışık hızını daha erişilebilir düşünebilmek için yapmam gerekiyor idi.

Şimdi şöyle birşey olabilir. Dünya güneş etrafında dönüyor, uzayda bir hızı var. Bunun ışık hızına yakın bir hız olduğunu düşünelim (ya bu hızı büyük görelim veya ışığın hızı daha düşükmüş gibi olsun). Şimdi ikizler probleminde biz diyoruz ki, hızlanan ikiz belli, 'giden' ikizdir. Diğeri dünyada kalıyor. Dolayısı ile genç kalması gereken ikiz uzaya giden ikizdir.

Ama düşünün ki, bizim gezegen zaten uzayda v hızıyla giderken, biz uzaya giden ikiz olarak, aslında o hıza vektörel olarak zıt ama eşit şiddetteki v' hızıyla uzaya çıkmış olalım. Yani biz aslında v hızıyla gezegenden (sabit gibi gördüğümüz referanstan) ayrılırken aslında bu sefer boşluğa göre sıfır hızına dönüşmüş olacağız. Yani uzayda hızlı giden ikiz 'gezegende kalan' olmuş olacak. Dolayısı ile genç kalan da o olmuş olacak. Yani kim belirliyor gerçekten hangisi hangi hızda? Boşlukta duran tek bir nesnenin hızı nedir? Tek nesne içeren bir evrende, bu nesnenin hızı nedir? Neye göre ölçeceğiz, referans yok? Veya bizim referans çerçeve olarak gördüğümüz şey aslında başka bir yöne başka bir hızda gidiyor da olabilir.

Bu arada, gezegenin gittiği yönde havaya bir topu fırlatmak daha mı zordur? Yoksa gezegenin zıt yerinde havaya topu fırlatmak daha mı kolaydır? Normalde bir arabada, arabanın gittiği yöne bir top fırlatmak zor, ama orada hava var, bir de bırakırken zaten ilk hız olarak aracın hızı ekleniyor.

Bunlar ikiz değil de üçüz olsaydı. Birinci gezegende kalsaydı. İkincisi gezegenle aynı yönde bir v hızıyla uzay aracıyla fırlatılsaydı (gezegen de v hızında). Üçüncüsü de, gezegendeki gidişle ters yönde bir noktadan ters yöne (-v hızıyla) fırlatılsaydı, durum ne olurdu. Ters yöne fılatılan en yaşlı, gezegendeki ikinci yaşlı, aynı yönlü en genç olacaktı gibi. Tabii bir de bu hızlar ışık hızına yakın olsaydı ne olacaktı diye düşünmek gerek. Çünkü ışık hızı ne olup da geçilmeyecek? Keskin bir duvar olamaz, enerjinin korunması lazım, gene kareköklü formüller devreye girecek.

---

Koşarken ışık hızına yaklaşabilseydik, biraz daha hızlanabilmek için giderek daha fazla enerji gerekecekti. Dolayısıyla enerjimiz yetmediği için ışık hızına asimptotik olarak yaklaşabilecektik. İşin ilginç tarafı bizim hissettiğimiz de bu. Biz biraz daha hızlanabilmek için hep aynı miktar enerji gerekiyormuş gibi hissetmiyoruz. Durmaktan başlayınca, 0 km/s'ten 1 km/s'e kolayca geçeriz. Ama 9 km/s'ten 10 km/s'e aynı kolaylıkta geçemeyiz, çünkü gücümüzün sınırlarındayızdır. Yani hayatta herşey böyledir. Mesela bir sınavda 50'den 60'a çıkmak çok zor olmayabilir, ama 90'dan 100'e çıkmak daha zordur. Azalan verimler yasasına göre, aynı miktarda kalite artışı için giderek daha fazla para ödemeniz gerekir. Ortalama bir müzik sistemi %50 kaliteli ise, %70'e çıkmak çok pahalı olmayabilir. Ama %70'ten %90'a çıkmak epey pahalıya patlayabilir. Bütün sistemler böyle.

O halde; ışık hızı fazla erişilmez gözüktüğü için (veya bunu hiç düşünmedi) Newton bunu hesaba katamamış denebilir. Şimdi olaya tekrar baksa varacağı yer gene aynı. Hiçbirşey sonsuza kadar gitmiyor, herbirinin belli sınırları var.

« Son Düzenleme: Ağustos 02, 2022, 05:29:20 ÖS Gönderen: oe_ »

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #337 : Ağustos 02, 2022, 02:33:22 ÖS »
Burada olaya şöyle bakıyorum. Dikkat ederseniz, salt iddianızı çürütmek üzere yazmıyorum. Lehinde, aleyhinde aklıma gelenleri karışık olarak yazıyorum. Çünkü bana göre bu bir macera. Birimizin diğerini kendi fikrine ikna etmesi aslında gerçeği değiştirmeyecek. Bir paye de getirmeyecek. Şahsen Einstein'ın hatasını bulmak falan da bana ilginç gelmiyor. Belki eski enkarnasyonlarımdan biriydi Einstein veya Newton veya Fitzgerald veya Hegel... Dolayısı ile onları gözümde büyütmeye veya küçültmeye çalışmak bana ilginç gelmiyor. Bana ilginç gelen sonuç da değil. Belki haklısınız belki haksızsınız veya belki bazı noktalarda haklısınız. Bana ilginç gelen süreç, macera. Anlamaya çalışmak. Çünkü haklı çıkmanın bir anlamı yok; gerçeği değiştirmez bir tartışmada avantaj kazanmak veya kaybetmek.

Bazan çocuklara bir bulmaca sorarım. Fazla kısa bir düşünmeden sonra cevabı bana sorarlar. Ben de, "cevabı öğrenmek sizi geliştirmez" derim. Cevabı bulmaya çalışırken, cevabı baştan öğrenmiş birine oranla çok daha fazla gelişirsiniz. Hatta birçok zaman Amerika'yı baştan keşfetmek gerekir. O bulmaca zaten birileri tarafından çözülmüştür. Ama 'sadece öğrenen' değil, 'çözebilen' olmak için başkaları tarafından tekrar tekrar düşünülmesi gerekir. Yoksa sadece 'bilen'/'öğrenen' olabiliriz, ama 'anlayan'/'çözen'/'yaratan'/'tasarlayan'/'geliştiren' olamayız.

Bana ilginç gelen, ortaya konan görelilik teorisi (sonuç) değil, günler geceler boyu kendi içinde ve aralarında bunu tartışmaları. Hangi aşamaları geçtikleri. Hangi fikirlere karşı fikirler geliştirmek durumunda kaldıkları. Yani süreç. Zevkli olan, macera olan bu. Diğeri sadece bir sonuç, kısa bir an.

---

Bazan şunu hissediyorum: 'haklı ama işe yaramaz nokta' diye bir kavram var. Yoksa da artık var. Bu bir kan davasına benziyor. Bir taraf içinden diyor ki "onlar bizden can aldı, biz de can almakta haklıyız". İki taraf da bunu söylüyor ve haklılar. Hatta karşı taraftan daha haklılar, çünkü "bizden alınan can bizim yakınımızdır, karşı taraftan kaybedilen can ise elalemdir, 'bize göre' önemsizdir" (bakın 'bize göre'. Burada da görelilik var). Dolayısı ile iki taraf da 'birbirinden' haklı. Ve orta noktaya bir adım atmıyorlar. Ancak orta noktaya/dengeye gelinirse daha geniş bir çerçeveyi görme olanağı doğar. Dolayısı ile olayı daha geniş çerçeveden görüp, bunu sürdürmenin iki tarafa da daha fazla zarar vermek dışında bir işe yaramayacağını fark edemiyorlar ("Bütün savaşlar kaybedilir")

Mesela ben Einstein'ın tren/peron deneyinin hatalı/anlamsız olduğunu söyledim/kabul ettim. Ama siz hala "şu noktayı anlamaya kendinize izin verirseniz..." tarzında cümleler kuruyorsunuz. Ben o noktayı geçtim. Beni deneydeki saçmalığa ikna etmek için belki onlarca ileti yazmışsınızdır. Ama "tamam haklısınız" dedikten sonra hiçbirşey söylemediniz. Belki kinaye yapıyorum sandınız. Ama neden öyle düşündüğümü de yazdım zaten oraya, yazarken de yazdığım şeye inanıyordum. "Şimdi inanmıyorum" anlamında değil, bunun önemi yok, tekrar yazmak için tekrar düşünmem lazım, o yüzden. Yani ben kendime karşı da yazabilirim. Veya ana iddiama. Kendimle tartışabilirim, sohbet edebilirim.

Merak ettiğim şey, siz de bunu yapıyor musunuz? Mesela "ne olacak bu enerji korunumunun hali?" veya "sınır hızda nasıl davranacak bunlar?" gibi şeyleri düşünüyor musunuz? Çünkü bence gerçeği arıyorsak, ona her yönden yaklaşmaya çalışmamız ve rahat olmamız gerek. İnsan kendine karşı da çıkabilmeli. Çünkü gerçeği bilmiyoruz, ve ille düşündüğümüz şey çıkacak diye bir zorunluluk da yok.

O yüzden ben bunun macera kısmıyla ilgileniyorum ve olabildiği kadar ilerletelim, bir sistem kuralım, açıklarını bulalım, tartışalım ve macerayı/süreci yaşayalım, diye düşünüyorum. Sonuçla ve sonuçta haklı çıkmakla çok ilgilenmiyorum. Bu bir seyahat. Sonuç ancak eve dönüş anıdır, seyahat bitmiştir artık. Onda bir lezzet yok.

Bu arada, herkes birşey söylerken karşı tezi savunabilme cesaret ve kararlılığınız hoşuma gitmiyor değil. Bunu yapabilmek çok sağlam ve sistematik bir azim ve inanç gerektirir, hem irade hem akıl hem de özgürlük/bağımsızlık olarak. Ama bunu taçlandıracak şey, tersi yöndeki fikirlere de açıklık oranınız. Çünkü diğer türlü, hiçbirşeyden anlamadığı için sabit fikirli olan insanlar da var hayatta. Sizi bu kategoride görmüyorum; rasyonel akla, kendi analizinizdeki detay seviyesine hakimsiniz; ama ortam değiştirmeye, değişikliğe aynı oranda açık olup olmadığınıza emin değilim. İnsan tabii ki, çoğu enerjisini iddiasını desteklemek yönünde kullanacak, ama belli bir yüzdeyi de 'rahatlama anlarında' karşı tez için kullanabilmeli diye düşünüyorum. Yoksa, orta noktanın/dengenin getirdiği 'daha geniş bakış açısı' imkanını kullanamamış oluruz, diye düşünüyorum.

« Son Düzenleme: Ağustos 02, 2022, 03:01:10 ÖS Gönderen: oe_ »

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Işık hızı
« Yanıtla #338 : Ağustos 03, 2022, 09:25:56 ÖÖ »


Öte yandan ışık eğer elektromanyetik dönüşüm yoluyla varoluyor ve ilerliyorsa, böylelikle ışığın hızı aslında elektromanyetik dönüşümün (olası tek) hızı ise, örneğin camda neden hızı yavaşlıyor?
 

Işık kinematiği ile fazlaca ilgilenmiş biri olarak bu sorunun en az reddedilen yanıtı şöyledir: Işığın hızı vakum ortamında ' c ' dir. Madde içeren ortamlarda (hava, su, yağ, eriyikler, cam, kuvars, elmas vb.) ışık hızı azalır; çünkü ortam molekülleri tarafından emilir ve tekrar yayınlanır. Azalmış değeri de ortam boyunca sabit kalır; ortamı terk ettiğinde normal hızına döner.

Konu açılmış iken ışığın aslında kızıl ötesi ve mor ötesi aralığında (Alfa IşınlarıBeta IşınlarıUzun IşınlarOrta IşınlarKozmik IşınlarıGama IşınlarıKısa IşınlarX IşınlarıMorötesiGörünür IşıkKızılötesiMikrodalgaRadyo dalgalarıTelevizyon dalgalarıAkıllı Telefon DalgalarıKısa DalgalarOrta DalgalarUzun DalgalarOmega Dalgaları - Wikipedia) çeşitli ışık türleri vardır. Bunların dalga boyları  3 x 10-23 cm ile 1010 cm (britannica Enc) arasında değişir. İnsan gözü 4x 10 -7 ile 7x10 -7 cm aralığındaki ışıkları
görür; yani evrene -örneğin- 30 trilyon metre uzunluğundaki bir tahta perdenin 3 cm. lik bir aralığından bakıyoruz.
Rontgen tekniği ile demir boru içini (kaynaklama protokolü) görebildiğimize göre IŞIK katı cisimlerden de  geçebiliyor.

Cam katı zaten. Söylediğiniz şey şeffaflık ile ilgili. Bunun için nasıl bir açıklaması var acaba bilimin?

Fotonun frekansı yüksekse şeffaf olmayan şeyler de şeffaflaşmaya başlıyor denebilir gibi geldi aklıma. Ama wifi vs de bakınca yakınmış X ışınlarına.
İyonlaştırıcı olan ve olmayan frekanslar falan var diye hatırlıyorum. Tabii bir de genliği var dalganın, mw cinsinden gücüne karşılık gelen o olmalı.

Öte yandan ısı, kızılötesi bir dalga ve herşeyin içinden geçebiliyor. Özel yalıtım yapmak gerek. Hepsi genelde ışık olduğundan, ayna lazer dahil hepsini yansıtıyor olabilir. Isı yalıtımı için kullanılan alüminyum folyo falan zaten ucuz basit bir ayna sayılabilir.


zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 539
Ynt: Hz. Ali
« Yanıtla #339 : Ağustos 03, 2022, 09:33:06 ÖÖ »
Alıntı
Bunu yapabilmek çok sağlam ve sistematik bir azim ve inanç gerektirir,

bir konuşma/tartışma sırasında Hz. Ali'ye sormuşlar:

- Allah'a inanmıyor musun?

- İnanmıyorum.

-Nasıl yahu?

- İnanmama gerek yok; çünkü, biliyorum.

Işık kinematiği konusunda Lorentz, Poincare den daha fazla çalıştığımı iddia edebilirim. Einstein'ı katamıyorum; çünkü o fazlaca heyecanlanıp onların fikirlerini sahiplenmiş ve gizem düşkünlüğü (yani subjektif bakış) onu yönetmiş.
 
Ben olayı saydamlaştırdığım için "Özel göreliliğin 200 üncü yıldönümü" başlıklı makalemi yazmaya cüret ettim. Lütfen okuyunuz

https://vixra.org/abs/2104.0016        PDF 'e tıklayınız.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Hz. Ali
« Yanıtla #340 : Ağustos 03, 2022, 09:51:56 ÖÖ »
Işık kinematiği konusunda Lorentz, Poincare den daha fazla çalıştığımı iddia edebilirim. Einstein'ı katamıyorum; çünkü o fazlaca heyecanlanıp onların fikirlerini sahiplenmiş ve gizem düşkünlüğü (yani subjektif bakış) onu yönetmiş.

Aralarında gizem düşkünü olmayan, hatasını bulup gösterebilecek kimse yok muymuş? Hepsi mi gizem düşkünü imiş?

Peki ya gizemsizlik düşkünleri? Öyle birşey yok mu?

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 539
Ynt: Hz. Ali
« Yanıtla #341 : Ağustos 03, 2022, 11:44:34 ÖÖ »


Aralarında gizem düşkünü olmayan, hatasını bulup gösterebilecek kimse yok muymuş? Hepsi mi gizem düşkünü imiş?

Peki ya gizemsizlik düşkünleri? Öyle birşey yok mu?

Bu güne kadar olan katkılarınız için teşekkür ederim; artık, kayıkçı polemiğine döndü.

Size SON olarak şunu ifade edeyim:

On ana faktör gerektiren bir doğa olayını, yalnızca iki postulayı temel alarak çözümlemeye çalışmak, yanlış ya da fantezi çıkarımlar sunar.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 559
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #342 : Ağustos 03, 2022, 11:58:17 ÖÖ »
Bu dünyada bilmek adını verdiğimiz şey, güçlü ve ayrıksanmış ama gene de bir inançtır.
Şu an bir rüya içinde olmadığınıza emin olamayacağınız için, konuştuğumuz tüm bilgi/bilim denilenler 'parantez içindedir'.
Biz parantez içinde yaşıyoruz, dışında ne olduğunu bilmiyoruz. Ama o kadar alışıyoruz ki, bunu unutuyoruz.
O yüzden, öğrendikçe daha çok şey bilmezsiniz, daha az şey bildiğinizin farkına varırsınız sadece.
Dünyanın başına en büyük çorapları örenler de hep bildiğini düşünenlerdi. Hitler de, ne yapılması gerektiğini bildiğini düşünen bir insandı.

Diğer bir konu, 'gizemsizlik düşkünlüğü' aslında yaklaşık 20 kat daha fazladır insanlar arasında 'gizem düşkünlüğünden' diyeyim.
Bunda da 3 aşama var çünkü. Rasyonel aklı geliştirmeden önceki yaklaşık %80'lik dilim sayılmaz. Çünkü anlamlı değil.
Sonraki yaklaşık %20'lik dilim salt rasyonel akla tapar, gizemi reddeder.
Ancak 3. dilim, ki %1-2'yi pek geçmez, hem rasyonel aklı hem de sezgisel aklı geliştirmiş, dolayısıyla 'gizeme açık' hale gelmişlerdir.
Bilinmeyen olduğu sürece, gizem olacaktır zaten.
Yani sandığınız gibi 'gizem düşkünlüğü' daha yaygın değildir, çok daha nadirdir.

Bir de şu var. E=mc2 formülü, maddenin ve enerjinin birbirine dönüşebilmesi, çok gizemli bir olaydır.
Yani sadece gizem düşkünlerinin peşine düşebileceği türden bir olaydır.
Kim tahmin ederdi ki, minnacık maddeden o kadar enerji çıksın. Şaka gibi.
Ki atom bombası ve nükleer reaktörler gerçekleşmiş olmasaydı, siz buna da karşı çıkar "imkansız" derdiniz.
Pek bir farkı yok görelilikten. Bunların hepsi aynı kaynaktan/mantıktan geliyor.
Hız limitine yaklaşan nesne, giderek daha fazla enerji tüketiyor, ama bunu hıza değil (çünkü limite yaklaşmış)
kütleye çeviriyor. Ve herşey yerini buluyor. Yani bunların hepsi aynı şey aslında.

(Aynı anda yazıyormuşuz. Gene de gönderiyorum.)
« Son Düzenleme: Ağustos 03, 2022, 12:02:09 ÖS Gönderen: oe_ »

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 227
Ynt: Özel görelilik teorisi konusunda final sunum
« Yanıtla #343 : Ağustos 04, 2022, 05:43:33 ÖÖ »
Burada olaya şöyle bakıyorum. Dikkat ederseniz, salt iddianızı çürütmek üzere yazmıyorum. Lehinde, aleyhinde aklıma gelenleri karışık olarak yazıyorum. Çünkü bana göre bu bir macera. Birimizin diğerini kendi fikrine ikna etmesi aslında gerçeği değiştirmeyecek. Bir paye de getirmeyecek. Şahsen Einstein'ın hatasını bulmak falan da bana ilginç gelmiyor. Belki eski enkarnasyonlarımdan biriydi Einstein veya Newton veya Fitzgerald veya Hegel... Dolayısı ile onları gözümde büyütmeye veya küçültmeye çalışmak bana ilginç gelmiyor. Bana ilginç gelen sonuç da değil. Belki haklısınız belki haksızsınız veya belki bazı noktalarda haklısınız. Bana ilginç gelen süreç, macera. Anlamaya çalışmak. Çünkü haklı çıkmanın bir anlamı yok; gerçeği değiştirmez bir tartışmada avantaj kazanmak veya kaybetmek.

Bazan çocuklara bir bulmaca sorarım. Fazla kısa bir düşünmeden sonra cevabı bana sorarlar. Ben de, "cevabı öğrenmek sizi geliştirmez" derim. Cevabı bulmaya çalışırken, cevabı baştan öğrenmiş birine oranla çok daha fazla gelişirsiniz. Hatta birçok zaman Amerika'yı baştan keşfetmek gerekir. O bulmaca zaten birileri tarafından çözülmüştür. Ama 'sadece öğrenen' değil, 'çözebilen' olmak için başkaları tarafından tekrar tekrar düşünülmesi gerekir. Yoksa sadece 'bilen'/'öğrenen' olabiliriz, ama 'anlayan'/'çözen'/'yaratan'/'tasarlayan'/'geliştiren' olamayız.

Bana ilginç gelen, ortaya konan görelilik teorisi (sonuç) değil, günler geceler boyu kendi içinde ve aralarında bunu tartışmaları. Hangi aşamaları geçtikleri. Hangi fikirlere karşı fikirler geliştirmek durumunda kaldıkları. Yani süreç. Zevkli olan, macera olan bu. Diğeri sadece bir sonuç, kısa bir an.

---

Bazan şunu hissediyorum: 'haklı ama işe yaramaz nokta' diye bir kavram var. Yoksa da artık var. Bu bir kan davasına benziyor. Bir taraf içinden diyor ki "onlar bizden can aldı, biz de can almakta haklıyız". İki taraf da bunu söylüyor ve haklılar. Hatta karşı taraftan daha haklılar, çünkü "bizden alınan can bizim yakınımızdır, karşı taraftan kaybedilen can ise elalemdir, 'bize göre' önemsizdir" (bakın 'bize göre'. Burada da görelilik var). Dolayısı ile iki taraf da 'birbirinden' haklı. Ve orta noktaya bir adım atmıyorlar. Ancak orta noktaya/dengeye gelinirse daha geniş bir çerçeveyi görme olanağı doğar. Dolayısı ile olayı daha geniş çerçeveden görüp, bunu sürdürmenin iki tarafa da daha fazla zarar vermek dışında bir işe yaramayacağını fark edemiyorlar ("Bütün savaşlar kaybedilir")

Mesela ben Einstein'ın tren/peron deneyinin hatalı/anlamsız olduğunu söyledim/kabul ettim. Ama siz hala "şu noktayı anlamaya kendinize izin verirseniz..." tarzında cümleler kuruyorsunuz. Ben o noktayı geçtim. Beni deneydeki saçmalığa ikna etmek için belki onlarca ileti yazmışsınızdır. Ama "tamam haklısınız" dedikten sonra hiçbirşey söylemediniz. Belki kinaye yapıyorum sandınız. Ama neden öyle düşündüğümü de yazdım zaten oraya, yazarken de yazdığım şeye inanıyordum. "Şimdi inanmıyorum" anlamında değil, bunun önemi yok, tekrar yazmak için tekrar düşünmem lazım, o yüzden. Yani ben kendime karşı da yazabilirim. Veya ana iddiama. Kendimle tartışabilirim, sohbet edebilirim.

Merak ettiğim şey, siz de bunu yapıyor musunuz? Mesela "ne olacak bu enerji korunumunun hali?" veya "sınır hızda nasıl davranacak bunlar?" gibi şeyleri düşünüyor musunuz? Çünkü bence gerçeği arıyorsak, ona her yönden yaklaşmaya çalışmamız ve rahat olmamız gerek. İnsan kendine karşı da çıkabilmeli. Çünkü gerçeği bilmiyoruz, ve ille düşündüğümüz şey çıkacak diye bir zorunluluk da yok.

O yüzden ben bunun macera kısmıyla ilgileniyorum ve olabildiği kadar ilerletelim, bir sistem kuralım, açıklarını bulalım, tartışalım ve macerayı/süreci yaşayalım, diye düşünüyorum. Sonuçla ve sonuçta haklı çıkmakla çok ilgilenmiyorum. Bu bir seyahat. Sonuç ancak eve dönüş anıdır, seyahat bitmiştir artık. Onda bir lezzet yok.

Bu arada, herkes birşey söylerken karşı tezi savunabilme cesaret ve kararlılığınız hoşuma gitmiyor değil. Bunu yapabilmek çok sağlam ve sistematik bir azim ve inanç gerektirir, hem irade hem akıl hem de özgürlük/bağımsızlık olarak. Ama bunu taçlandıracak şey, tersi yöndeki fikirlere de açıklık oranınız. Çünkü diğer türlü, hiçbirşeyden anlamadığı için sabit fikirli olan insanlar da var hayatta. Sizi bu kategoride görmüyorum; rasyonel akla, kendi analizinizdeki detay seviyesine hakimsiniz; ama ortam değiştirmeye, değişikliğe aynı oranda açık olup olmadığınıza emin değilim. İnsan tabii ki, çoğu enerjisini iddiasını desteklemek yönünde kullanacak, ama belli bir yüzdeyi de 'rahatlama anlarında' karşı tez için kullanabilmeli diye düşünüyorum. Yoksa, orta noktanın/dengenin getirdiği 'daha geniş bakış açısı' imkanını kullanamamış oluruz, diye düşünüyorum.
Bunlar muhteşemdi ve keyfle yararlanarak okudum.. Teşekkürler..
Not: İkinizin karşı karşıya gelmesi ve bu karşılaşmada karşıtlıkların ortaya çıkması oldukça üretken olabiliyor. Haddimi aşıyorsam bağışlayın ama lütfen "psişik faktörü" devreye  sokmadan ve birbirinize küsmeden, kırılmadan  "düşünsel bağlamda" savaşmaya devam edin  ve bundan çekinmeyin.. Bu düşünsel açıdan oldukça üretken olabiliyor ve bizlere -en azından bana- keyifli okuma olanakları ortaya çıkarabiliyor..  Emeğinize, olanaklarınıza sağlık ve sağlıcakla kalın..