Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Ontoloji / Ynt: Görelilik Üzerine Düşünceler
« Son İleti Gönderen: oe_ Bugün, 05:57:55 ÖÖ »
Evrende bir sınır hız olması ne demek?

Düşünelim.

Bu aslında sonsuzluğun ulaşılabilir olması demek.
Daha doğrusu sonsuzu bir sayı yapmak gibi birşey.

Sayılar için sonsuzluk ne ise, nesneler için ışık hızı da o.

Bu durumda sonsuz için olan şeyler ışık hızı için de olmaya başlar.

sonsuz + 5 = sonsuz
sonsuz - 5 = sonsuz

ışık hızı + 5 = ışık hızı
ışık hızı - 5 = ışık hızı

Neden ışık hızı.
Sanki nesnelerin normal hali durmak, enerjinin normal hali de ışık hızı ile gitmek gibi.
Oysa nesneler ışıktan yapılmışsa,
aslında herşeyin doğal hali ışık hızı ile gitmek oluyor.
Sadece nesnedeyken bu mekan oldukça kısıtlanmış. Nesnenin içinde ışık hızıyla gidiyor/dönüyor.

Bu da nesnelerin neden en fazla ışık hızına çıkabildiğini açıklıyor. Çünkü onlar da ışıktan.
Aslında nesneler ve ışık farklı davranmıyor, aynı davranıyorlar.

Zaten ışık hızına çok yakın bir nesne ile ışık arasında bir fark yok.
Yani ışığa özel Newton kanunları yok.
O da hız eklemesi yapmak istiyor ve yapıyor ama sonuç gene kendisi.
ışık hızı + 5 = ışık hızı

Yani "ışık elektromanyetik olarak sürekli sabit hızla yeniden üretilir" de sadece bir teori.
O yüzden "hangi referanstan salınırsa salınsın oradan bir hız bileşeni almaz" da bir teori.
Bu teorinin gerçek olması için, ışık için Newton yasalarının geçerli olmaması (hız eklenmesi) lazım.
Yeni yasalar uydurmanız lazım.
Belki de daha fazlası veya eksiği olamayağı için bu böyle.
Işık hızı sonsuz gibi davrandığı için bu böyle.
Yani hız bileşeni almaya çalışıyor ama sonsuzun yanında sonlunun etkisi gibi sönümleniyorlar.
Yani aslında hız bileşeni alıyor.
Hız bileşeni almadığı da bir teori.
Hangi yöne göre bakarsanız bakın aynı çıkması da gene bu şekilde açıklanabilir. Sonsuz gibi etkilenmiyor o da.

Zaten ışık hızını birşeylerden (normal nesneye uygulanan yasalardan) muaf tutmak sorunu çözmez,
bu sefer 'ışık hızına çok yakın hız' mevzu bahis olur herşey (aynı şeyler) için.
Onu da muaf tutarsanız, 'biraz daha az yakın hız' mevzu bahis olur.
Böyle böyle normal hızlara kadar inersiniz.
Yani hepsini kapsayan bir formülasyon gerekli.

Aslında bütün bunlara ve hatta deney yapmaya falan bile hiç gerek yok.
Hızlara bir üst sınır getirirseniz, bütün o kareköklü formüller otomatik olarak doğar.

Bunun ışık ile ilgisi yok, ışık hızı ile ilgisi var (bir sınır hız olması ile ilgisi var) demiştim.
Şimdi de şunu diyebilirim, bunun ışık hızı ile de ilgisi yok, hatta hızlarla bile ilgisi yok.
Bunun birşeyin sınır/aşılamaz olması ile ilgisi var.

Mesela aynı sınırı sayılara koyalım.
Diyelim ki 100 değeri en büyük sayı, aşılamaz sınır sayı olsun.
O zaman 100 bizim için sonsuz gibi olur.
100 + 5 = 100
100 - 5 = 100

Diğer toplama, çıkarma, çarpma formülleri de hemen buna uygun olarak değişir.
Sayılar toplanabilir, ama 100'e varamazlar, ancak yakınsarlar, asimptotik olarak.

Görelilik formülleri de başka birşey yapmıyor zaten.
Ama bu aşılamazlık boyutlarda sorun yaratır.
Bazı şeylerin korunması, boşa gitmemesi lazım.
Dolayısı ile başka şeyler etkilenir.

Diş macunu tüpünü sınır koymadan sıkarsanız dışarı fışkırır.
Ama sınır koyarak sıkarsanız (kapağını açmadan) yanlara doğru şişer.
Yani bir şey başka birşeye dönüşür.

Ya da birşey, başka birşey gibi gözüken şeye dönüşür.
Bizim uzay, zaman, kütle vs ilişkilerimiz de bunun gibi olabilir.

 
2
Paylaşımlarımız / Ynt: ÇELEBİ
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Dün, 01:05:48 ÖS »
KENDİNİ YÖNETEMEYEN İNSAN SAYISI ARTIYOR

Birine "AHLAKSIZ" denildiğinde ben hakaret anlamı çıkarırdım ve "SUÇ" kodlaması ile özdeşleştirirdim. Son zamanlarda her ahlak dışı davranışın "suç" olmayabileceğini anlar oldum. Suç değil*, ama genel anlayışa, insani ve toplumsal değerlere aykırı davranışlar ahlaksızlık olarak tanımlanıyor. Pozitif bakışta, "iyi ve yararlı olan davranışlar" "ahlak" tanımında. Elbette başkalarına hatta doğaya zarar vermemek önemli; konfüçyüs'ün klasik söylemi ile ölçü: "kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma" düsturudur. Ya da "kendine yapılmasını istediğin gibi başkalarına davran".

Babamım ailesi zenginmiş; ikinci dünya savaşının etkisiyle iflas yaşanmış; babam yoksulluk içinde büyümediği, "her şey yolunda algısı" eşliğinde dünyaya baktığı için çıkarcı-fırsatçı bir yapıda değildi. Sanırım bu sebeple maddi sıkıntıları çocuklarına yansıtmazdı; kanaatkar ve gençliğinde komaya girip ölüme teğet geçtiği için "oluruna bırakma" anlayışındaydı; zorlamazdı, hırs yoktu.

Ahlaksızlığı zihnimde suç olmaktan çıkardıktan sonra toplumun çok büyük bir kısmını "ahlaksız" olarak kodlama eğilimine girdim. Nereye baksam ahlaksızlık görür oldum. Suç olarak nitelerken bu yaygınlık algılamıyordum; ilginç. Diğer taraftan insani değerleri ciddiye almayan bu çoğunluğu "insan" olarak nitelemek de tuhaf gelmeye başladı. İlkel benliğini denetim altına alamamış; iradesini güçlendirememiş, zorlanmalarda hemen ilkesizliğe geçen, "insan insana" ve "kazan kazan" anlayışına geçememiş, hakikat yerine çıkarı önceleyen ve bunun için düşünsel referansları manüple eden insanlar, cehalet eşliğinde bir de ego şişmesi sergilerse irrite edici oluyor. Çoğunluğa yaygınlaşınca da bu defacto duruma "içtimai nizam" deniliyor. Günlük yaşam temposunun hızlanması, ekonomik sıkıntılar, aşırı nüfus, enformasyon ve dezenformasyon bombardımanı vb. mevcut ve gelecek nesilleri giderek daha fazla tehdit edecek kanaatindeyim. Dünya, İlk ve orta çağda bile görülmemiş anarşiye yakın bir düzene doğru gidiyor.



* Bahşiş suç değil; rüşvet suç.  Kabahatler ayrımı da var.
3
Paylaşımlarımız / Ynt:Nobel
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 26, 2022, 11:03:15 ÖÖ »
Einstein' da  NOBEL motivasyonu

Işık hızının sonlu/sınırlı olduğu ortaya çıktıktan sonra ışığın nasıl yol aldığı merak edildi ve sesin havada yol alışını esas alan "ether" hipotezi "en az reddedilen" olarak benimsendi. Fakat Michelson-Morley  girişim deneyi sonucunda yöne bağlı girişim saçağı değişimi gözlemlenemeyince ether hipotezi yara aldı. Fitzgerald ether hipotezini kurtaracak bir kehanette bulundu: "uzunluk büzülüşü"; gidiş doğrultusunda hız ile doğru orantılı uzunluk büzülüşü olursa deney sonucu açıklanabilir dedi. Bu tümdengelimci fikir genç fizikçileri heyecanlandırdı ve bu kehaneti kanıtlayacak bir deney ya da teorik fizik açıklamasının NOBEL alacağı bir şehir efsanesi gibi fizikçileri motive etti. Bu yönde çalışanlardan isim yapanlar Lormar, Lorentz, Poincare, Einstein dır. Bunların çalışmalarının amacı Fitzgerald büzülüşünü kanıtlamaktı (Not: Bağlantısal bütünlük ilkesine göre hedef "ışık kinematiği" olmalıydı; alet ya da silah yani çıkar için bilim yapılır elbette; fakat ödül için bilim yapmak uygun değil gibi; özellikle teorik fizikte hakikat için bilim yapılmalıdır kanaatindeyim).

Einstein'dan önce özellikle Lorentz ve Poincare teoriyi geliştirmişlerdi ve denklemlerini dahi ortaya koymuşlardı (Lormar'ın çalışması etherin esnekliğini esas alıyor ve ayrışıyordu).

Biliçaltı ta da bilinçli olarak hedef NOBEL olunca daha fazla heyecanlanan Einstein'ın her ne pahasına olursa olsun teorik çalışmaları sahiplenmesi kaçınılmaz ağırlıktaydı (Etik askıya alınacak kadar). Lorentz'in çalışmaları ışık kaynağının ardışık bir üst referans sistemi de esas alır; Einstein ise teorik açıklamasında/makalesinde kaynak ve fotonu tüm evrenden izole ederek analiz yapmıştır; böyle bir fark olmakla beraber 1916 da yayınlanan kitabında Lorentz denklemlerine yer vermesiyle Lorentz'in çalışmalarından haberdar olduğunu bir nevi itiraf etmiştir. Einstein'ın Nobel damgalanmasının  şiddeti ve kazan/kaybet tutumu sezilebiliyor. Poincare'e sormuşlar, "teorinizi Einstein sahiplendi; ne dersiniz?" diye, o da "ona daha çok yakışır" diye imalı bir yanıt vermiş.

(*) Temel bilimlerde çıkar yerine salt hakikat arayışı esastır. Teorik fizik de temel bilimdir. Özel görelilik teorisinin yanlışlarını "Metafizik" bölümünde sergilemiştim. Soyut değerlendirmede Einstein ve diğer teori yanlılarının ihmal ettikleri nokta bilimsel ilke ya da kavramların içeriğini dikkate almadan üstünkörü akıl yürütmeleridir (Elbette zihin analizini mantık çerçevesinde yürütmekte takıldığı noktadan itibaren düz okumaya geçiyor; günümüz teori hayranlarının genel durumu budur). İçerik bir kez daha teyit edilebilseydi; örneğin,  eylemsiz çerçeve koşulunun foton/ışık için geçerli olmadığı idrak edilebilirdi.

İşte felsefe analiz ve sentezlemelerinde dikkat etmemiz gereken önemli bir konu.
4
Paylaşımlarımız / Ynt: Einstein Tagore
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 25, 2022, 05:07:56 ÖS »
EINSTEIN - TAGORE

EİNSTEİN, pusulanın gizli gücüne okült yaklaşım yapmış ve alt beyninde (kelimelere dökmeden) masallarla ilişkilendirerek gizem yüklü olgu ve olayların takipçisi oldu.

Pusuladan sonra pisagor bağıntısı ile ilgilendi, bir üçgenin kenar yüksekliklerinin bir noktada kesişmesinin nedenini ve benzerleeini merak etti. Yetişkinliğinde patent dairesindeki görevi sebebi sebebiyle çok sayıda uçuk fikir ile karşılaştı ve bu nedenle bilim disiplininden kopuk alanlarda akıl yürütme cesareti ve hareket kabiliyeti edindi. Gizem avcısı olmuştu. Çoğu insanın kanıksadığı olgu ve olaylar onu heyecanlandırabiliyordu. Diğer taraftan çoğunluğu hayrete sürükleyecek flaş sonuçlar peşindeydi.

Bilim alanında özellikle fizikte kuralları sorgulamayı iş edindi. bilinçaltı gizem tutkusu ile nedensellik çatışıyordu ve kendi başına bu çatışmayı çözümleyemiyordu. Hintli Tagore ile tanışınca gizem ve gerçeklik konusunda yazıştı; yardım/yorum  aldı.
5
Paylaşımlarımız / Ynt: Psikanaliz: Einstein
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 24, 2022, 10:33:32 ÖÖ »
Babası ya da dayısı çocuk Einstein'a bir pusula hediye etmiş. Pusula ile oynamış, evirmiş çevirmiş; ısrarla aynı yönü işaret etmesinin mekanizmasını/sebebini bilmediği için anlam vermeye çalışmış, bir sonuca varamamış. Metal ve cam gibi malzemelerden imal edilmiş bir cisim iradi davranış gösteriyordu.

Bu noktada masallar ile ilişkimize bir göz atalım: Çocuk aklımıza uygun fantezi öykülerden etkilenirdik. Masallarda devler, periler vb. olur, cansız cisimler ya da hayvanlar konuşur, insani eylemlerde bulunur. Büyüdükçe doğal gerçeklik algımız deneyimlerimiz arttıkça masal dönemini geride bırakırız. Fakat tam bu geçiş döneminin başlangıç evresinde masal kahramanları gibi davranış gösteren bir cisim ile karşılaşan çocuğun bu süreci düzgün örüntülenmeyebilir. Einstein'ın olayı bu idi. Masallar hakkındaki kanaati diğerleri gibi oluşmadı. Pusulanın mekanizmasını öğrendiğinde zihninde bir dosya açıldı "bilim destekli gizemli olaylar" dosyası.
6
Paylaşımlarımız / Ynt: Psikanaliz: Einstein
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 23, 2022, 03:35:54 ÖS »
Çocukluk örüntü ve travmaları insanların yetişkinliğindeki ruh haline ve yönelimlerine  etkili olabiliyor. Geçenlerde Matematik prof. Ali Nesin, tv. röportajında anlatmıştı: "Babamın arkadaşları evimize yemeğe geldiklerinde ben salonun bir köşesinde onların sohbetlerini dinlerdim; fakat kimin haklı olduğunu belirleyemezdim. Sonraki günlerde gazetelerde bununla ilgili yanıtlar arardım. Bir gün lisedeki abim bir hesap yapıyordu; o kadar konsantre idi ki ne yaptığını sordum, o da bir matematik ifadenin denkliğini kanıtlamaya çalışıyorum dedi, bana da nasıl kanıtladığını gösterdi. Adeta bayram ettim, çok sevindim ve matematiğe kanım kaynadı". (Bu anlamda seçtiği kelimeler aynı olmayabilir).

Demek ki babasının sohbetleri ile başedemeyip aklı karışınca ve doğal olarak tutarlılık arayışında olunca bunu bulduğu alana gönül vermiş oluyor.

Bertrand Russell'ın (matematikçi - filozof) da benzer bir öyküsü var. Hatta aynı yönelimi paylaştığı arkadaşı Hardy "şimdi, senin beş dakika sonra öleceğini belirleyen bir tanıt ele geçirsem, seni yitireceğime çok üzülürdüm ama bir tanıt bulmanın vereceği kıvanç bütün üzüntümü dağıtırdı" demiş.

Einstein'ın çocukluk öykülerinde benzer durumlar var.
7
Paylaşımlarımız / Psikanaliz: Einstein
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 23, 2022, 01:25:29 ÖS »
PSİKANALİZ: EİNSTEİN

ÖZEL Görelilik teorisi konusu ile çok fazla ilgilendiğim için Einstein'ın ruhsal yapısı hakkında bazı sezgiler oluşuyor. Bunları paylaşmak istedim. Aslında teoriyi benimsemiş olanların zihinsel kalıplanmaları da kendini ele veriyor gibi.

Bu analizin" felsefeye katkısı ne olacak?" diye sorabilirsiniz. Felsefe insanlığın en üst derecede önemli dosyasıdır ve her türlü ileri yöntemi, özeni hakeder; kusursuz nesnellik eşliğinde analiz ve sentezleme yapmayı gerektirir.
8
Tartışmalar / Ynt: Doğru Gözüken Yanlışlar
« Son İleti Gönderen: oe_ Eylül 22, 2022, 10:28:42 ÖÖ »
Doğru Gözüken Yanlışlar 2 - Tasarruf, sinekten yağ çıkarmak

Firmalarda işi, "her nereden maliyet azaltabiliriz" diye düşünmek olan kimseler var mı? Olabilir.

Burada gözden kaçan nokta, çok küçük şeylerden tasarruf ederken, kalitenin daha fazla zarar gördüğüdür.
Yani maliyeti %3 azaltırsınız, kalite %25 düşer. Dolayısı ile birşeyden kar etmemiş olursunuz.
Bu genelde hiç değişmez.

Aslında tasarruf kavramında bir sorun var.
Tasarruf yapılamaz.
Tasarruf yapılabilir birşey değildir.
Yani konteksten bağımsız, kalitenin bütünlüğünden bağımsız/habersiz bir tasarruf kavramı anlamlı değildir.

Lüks dediğimiz şey, kaliteli dediğimiz şey; birşeyin olması gerektiğinden daha güçlü, daha güzel, daha akıllı vs olmasıdır.
Yani 'tam gerektiği kadar olması' değil, ekstradan bir pay olmasıdır. Gereksizlik içermesidir.
'Ancak yeten', 'ancak olabilen' bir hayat insanı mutlu etmez. Şaşırtması gerekir.
Ancak yeten yetmez. Yetmesi için taşması gerekir.

Bunun için çok pahalı bir hayat şart değildir.
Aslında bunun parayla da çok ilgisi yok.
Bu sizin her alanda ortalama/genel olmanızdansa, bazı alanlara lüks bir zaman/enerji ayırmanız anlamına geliyor.
Herşeyle aynı miktarda ilgilenmeyin, bazı şeyler sizin ilgi alanınız olsun diyor.
İşte birşey ilgi alanınızda ise, ve geniş/kaliteli düşünüyorsanız; o zaman gerçekten kaliteli şeyler üretme olasılığınız artar.
9
Tartışmalar / Doğru Gözüken Yanlışlar
« Son İleti Gönderen: oe_ Eylül 22, 2022, 10:12:45 ÖÖ »
Doğru Gözüken Yanlışlar 1 - Değişimin peşine düşmek

Bir firma birgün birşeyi farklı yapmaya karar verir (diyelim pantolon paçalarını dar paça yapar). Ve çok satar. Çok satınca diğer bütün firmalar aynı şeyi yapmaya karar verirler. Ve çok satmazlar.

Neden? Çünkü o firma onu yapmaya başladığında onu o şekil yapan tek ve ilk firma idi. Az olduğu için çok satıyordu. Sizse hepiniz birden aynı şeyi yapmaya başlayınca, çok olduğunuz için az satabiliyorsunuz. Oysa yaptığı şeyi aynı şekilde yapmaya devam eden bir firma, siz hepiniz birden öbür tarafa geçtiğiniz için aniden çok satmaya başladı.
10
Tartışmalar / Ynt: UFO istanbul'da
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 19, 2022, 12:54:59 ÖS »
İnsanlar, yaşam alanlarında dünyanın düz olduğunu algılıyorlar ve bazıları yuvarlak / küre olmasını sindiremiyor/içselleştiremiyor.   Hatta, sıradışı bir örnek, adam kendini yükseğe fırlatıp yuvarlaklığı görmek istemişti. Aklı kıt biriymiş; ay ve güneş yuvarlak onlardan pay biç, ya da uçaktan bak ufuktaki eğriliği gör; değil mi?

Demek istediğim kısıtlı günlük yaşam alanımız zihinsel kapasitemizi sınırlıyor ve insanüstü durumlar hayretimize, irrite olmamıza sebep oluyor. Alışık olduğumuz yaşam alanımız dışında farklı şeyler olması güvenlik algımızı tehdit ediyor; bazılarımız başetmekte zorlanıyor olabilir ya da içselleştirmeden rafa kaldırıp rahat ediyor olabilir. Bu tür insanüstü gerçekler, felsefe ilgimizi besler ise de kendi halinde yaşayan çoğunluk için sürpriz niteliği taşıyabilir. UFO lar dünya insanları ile temas kurmaya karar verseler; kendilerini dünyanın büyük şehir meydanlarında açık görüşe sunsalar, bazı insanlar travma olur mu? Kadim anlayış / paradigma sarsılır mı?
Sayfa: [1] 2 3 ... 10