Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: oe_ Eylül 17, 2021, 05:18:52 ÖS »
"ama bu çağ o zamanlardan çok farklı, "eşik" çoktan aşıldı..."

Merak etmeyin sonsuzlukta eşikler bitmez. Dolayısıyla ne bilim, ne metodolojisi, ne de bilme "olmuş/bitmiş" durumda. Hepsi gelişmeye devam edecek.

"Düşmeyen taşlar" da var ama kimse/sistem size bunu bedavaya vermez. Kişi bununla ancak uzun arayışlar sonrasında karşılaşabiliyor. Hatta hazır değilse de hazmedemiyor.
2
Tartışmalar / Ynt: Dünyada felsefe ve bilim iklimi var mı?
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Eylül 17, 2021, 11:36:09 ÖÖ »
TRT 2 deki "felsefe söyleşileri" programını eleştirmek gereği duydum. Çoğu bölümler tarih ağırlıklıydı. Nihayet Platon'a gelebildik. En son adabı muaşeret ile felsefeden gene uzaklaştık. Neredeyse felsefeden başka  her şeyden bahsediliyor. Evet, evrendeki her şey felsefenin konusudur bunda kuşkum yok ama ana eksen öncelikli. Hani ölüm doğum gibi hayat gerçekleri karşısında teğet geçtiğimiz; bir uğrayıp hayat cangılına geri döndüğümüz düşünsel alan.

Oysa, tıpkı bilim belgesellerinde ya da popüler bilim dergilerinde/programlarında olduğu gibi popüler anlatım eşliğinde felsefenin ana ekseni işlenmeliydi. Bu nedir? Örnek, bizim burada işlediğimiz konular. Ya da sayın "anlamak" ın şematik özetlemeleri daha etkili.

İnsan denilen organizmanın evren ve hayattaki yeri, "her şey niye böyledir?" sorusu insan zihninde belirdikten sonra buna yanıtların irdelenmesi yani daha bilgi çağı insanına yönelik sunumlar ortaya konulmalı. Değişik tv programlarında hala dört element üzerinden söylemler yapılması ne kadar etkili ise klasik felsefe söylemleri de o kadar... bence.

Daha sonra düşündüm de bu programı ben yapsaydım; ne diyecektim? Netameli bir konu. Linç etmek için pusuda bekleyenler vardır. Bilim ve felsefe konularında futbol yorumu gibi konuşulamaz; ki bu konularda bir miktar yol almamışlar irrite olabilirler. Bunlar yakınlarımız da olabilir.
3
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: echo Eylül 17, 2021, 02:24:25 ÖÖ »
İnançlar düşündüğünüzden daha ötelere gidiyor. Örneğin biz 'bilme'yi de kapatamıyoruz. Yani "şu şöyledir ve kesindir" diyemiyoruz. Olayın tersine dönme olasılığı hala saklı. filosofikal anlamda bazı kesinlikler öne sürülebilir , örneğin varoluşun antinomilerden ibaret olma zorunluluğu gibi, ya da bilimsel anlamda uzaydaki cisimlerin 'uzamsal' oldukları gibi bir kavram kesinlik arz eder ("cisim" kavramının geleneksel tanımını baz alırsak). inanç olgusunu/kavramını da kategorize etmek gerekiyor çünkü her inanç bağlam ve içerik yönünden farklı. fakat sonuç olarak duyuların algılamadığı mental-objelere olan eğilimlerin türeyiş koşulları sistematik olarak anlaşılabiliyor, dolayısıyla mesele inanıp inanmamaktan ziyade kavramların nitelikleri, bağlamları, nasıl oluştukları, bireye ve topluma olan etkileri, vs.

Taşlar bırakınca düşer. Bunu 1000 kez gördük. Ama bu bir bilme değil. Bir sonraki taşı bilemeyiz, ancak "düşeceğine inanıyoruz". Yani bizim bilme dediğimiz, 'bildiğimize inanmak'. katılmıyorum buna, bu söylediğin akvaryumdaki balığı yakalamaya çalışıyor görünüp kasten sürekli avcunun içinden kaçırman gibi, böyle birşeyi çağırıştırıyor , objektivite tam da bunun için önemli, çünkü senin "aklında" kurgul bir olasılık olarak "öyle" olsa da "dünyada düşmeyen bir taş yok", hiç olmadı, gözlemlenmedi, yanlışlanabilirlik işte bu yüzden bilimin temeli,  çünkü "bilgi"yi ortaya koyarak meydan okuyor, sen ise bir nevi bildiğini inkar etme istemiyle hareket etmiş oluyorsun burada, bildiğin hakikatiyle yüzleşmek istemiyorsun, "bilmek" denen şeyden daha fazlasını bekliyorsun, ona daha yüksek anlamlar yüklüyorsun, "bilgi" bu kadar basit mi!? belki bilmek sana bir tatmin sağlamıyor, bir ihtimalle bilgiyle sınırlanmaya tahammül edemiyorsun, analizim bu şekilde.

Dolayısı ile bilmeyi kapatamayınca bilim de kapanamaz, diğer herşey de. Gerçekten de 'kesin ve değişmez' olan bir bilme savında olamayız. O yüzden objektivite de suya düşüyor. Yani bilme/bilim vs'den konuşurken aslında bir parantez içinde konuşuyoruz. yukarıda da ifade ettiğim gibi, bilmenin kapanmaması bilginin imkansızlığı demek değil, bilmenin özü deneyim olduğu için bilgiyi yadsımak deneyimi yadsımak olur, ki bu saçma, böyle birşeyi kabul edersek zaten bu  solipsizime/onto-nihilizme falan götürür.

O yüzden bilim akıldan çıkmıştır diyorum. Bunu, "bilim şöyledir/böyledir" şeklinde bir kalıplaşmaya engel olmak için söylüyorum. Böyle bir kalıpla karşılaştığımızda aklın kendisine dönüp tekrar düşüneceğiz, inceleyeceğiz. Yapacak başka birşey yok. anladığım kadarıyla senin sorunun bilim kavramına verdiğin içerik,  bilimi bir disiplin olarak tanımıyor gibisin, bilimin ciddiyetini "kalıplaşma" olarak okuyorsun, ya da bilimin öngördüğü yol-yordama saygı duymuyor veya onu yetersiz görüyorsun? fakat bilim kendi metodunu test etmen için sana şans veriyor, "yanlışlanabilirlik" tam da bunun için, sen ise onu temel almaksızın "bilgi üretmeye" çalıştığında ister-istemez bilimin yolundan, deneyselliğinden sapmış oluyorsun.

Evet safsatalar da akıldan çıkar, ama onları çözen/eriten de gene akıl. Elimizde başka bir araç yok. safsatayı çözen salt akıl değil, bilinç, bilinçlenme-durumu, yani deneyim / öğrenim. akıl kendi halinde zaten safsata üretme makinesinden hallice, bu minvalde aklın kendini dizginlemesi ve doğal düzene paralel düşünce üretmeye başlaması ancak objektifleşmesiyle, yani sahih bilgi edinmesiyle mümkün olabilir, ki belirttiğim gibi buna öncülük eden de deneyim.

Her dönemin insanı ya mevcut kalıplarla rahat etmek veya onları bir adım ileri götürmek gibi seçeneklere sahip. Kalıplar üzerinden giderseniz aklınız rahat eder ve bir anlamda 'muhafazakar' olursunuz. Ama yeni birşey çıkmaz oradan. Bilime bir katkı da olmaz. Ama mevcut kalıpları sorgulayıp öteye götürenler esas bilim adamları. Yani bilim adına bilimi azaltmış oluruz. "düşünce "bağlamında buna katılıyorum, akademik tabanda bilimcilerin fazla düşünce üretmedikleri, dili ve dizgeyi yeterli düzeyde eleştirmedikleri ortada , fakat "ortam şartları" derken zaten bunu vurguladım, küresel statüko, ekonomi-politik vs burada belirleyici faktörler.

Sistematiğin kayışının kopmasından bahsediyorsun ya, bir zamanlar "dünya yuvarlaktır" dendiğinde de adam böyle düşünüyordu. Bu mümkün değildi ona göre, çünkü alttakiler aşağı düşerdi vs vs. Oysa işin içinde düşünmediği/bilmediği başka çok şey vardı. ama bu çağ o zamanlardan çok farklı, "eşik" çoktan aşıldı, doğal mekaniklerin / biyolojinin vs. temel unsurları deneysel bağlamda kavranmış durumda, yani buradan ancak "tekhne" gelişir.  aradaki farkı epistemolojik bir sıçrama olarak da görebilirsin.
oe_/echo
4
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: oe_ Eylül 16, 2021, 11:48:12 ÖS »
İnançlar düşündüğünüzden daha ötelere gidiyor. Örneğin biz 'bilme'yi de kapatamıyoruz. Yani "şu şöyledir ve kesindir" diyemiyoruz. Olayın tersine dönme olasılığı hala saklı.

Taşlar bırakınca düşer. Bunu 1000 kez gördük. Ama bu bir bilme değil. Bir sonraki taşı bilemeyiz, ancak "düşeceğine inanıyoruz". Yani bizim bilme dediğimiz, 'bildiğimize inanmak'.

Dolayısı ile bilmeyi kapatamayınca bilim de kapanamaz, diğer herşey de. Gerçekten de 'kesin ve değişmez' olan bir bilme savında olamayız. O yüzden objektivite de suya düşüyor. Yani bilme/bilim vs'den konuşurken aslında bir parantez içinde konuşuyoruz.

O yüzden bilim akıldan çıkmıştır diyorum. Bunu, "bilim şöyledir/böyledir" şeklinde bir kalıplaşmaya engel olmak için söylüyorum. Böyle bir kalıpla karşılaştığımızda aklın kendisine dönüp tekrar düşüneceğiz, inceleyeceğiz. Yapacak başka birşey yok.

Evet safsatalar da akıldan çıkar, ama onları çözen/eriten de gene akıl. Elimizde başka bir araç yok.

Her dönemin insanı ya mevcut kalıplarla rahat etmek veya onları bir adım ileri götürmek gibi seçeneklere sahip. Kalıplar üzerinden giderseniz aklınız rahat eder ve bir anlamda 'muhafazakar' olursunuz. Ama yeni birşey çıkmaz oradan. Bilime bir katkı da olmaz. Ama mevcut kalıpları sorgulayıp öteye götürenler esas bilim adamları. Yani bilim adına bilimi azaltmış oluruz.

Sistematiğin kayışının kopmasından bahsediyorsun ya, bir zamanlar "dünya yuvarlaktır" dendiğinde de adam böyle düşünüyordu. Bu mümkün değildi ona göre, çünkü alttakiler aşağı düşerdi vs vs. Oysa işin içinde düşünmediği/bilmediği başka çok şey vardı.

5
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: echo Eylül 16, 2021, 02:32:25 ÖÖ »
İlk alıntıya cevabım: Olma olasılığına inanmadığın birşeyi denemezsin de. Dolayısı ile herkes başkasının inanıp, deneyip, bulmasını beklerdi, bu durumda.

bahsettiğin "olasılık" düşünümleri gökten zembille inmiyor ki? tüm zihinsel formasyonlar dünyanın duyusal deneyiminin oluşturduğu birikimden doğarlar. ayrıca heidegger'ın platon okumasında vurguladığı gibi "tekhne" ve "episteme" entegre fenomenlerdir ve son kertede "bil-ime" verilmiş farklı isimlerdir , benim "-'in bilincinde olmak"tan kastım bu , çünkü -'in bilincinde değilsen -e dair eyleyemezsin, düşünsel olarak da eyleyemezsin bedensel olarak da. bu bağlamda inanç  dediğin şey objektif bilincin olmadığı, anlayışa-duyarsız beyinde oluşur, çünkü böyle beyinde enerji "bilgi işlemek" yerine fantaziye dönüşerek kendini tüketir (fantazi derken "muğlak kavramsal fiksiyon" diyorum, yani bilinçli olarak üretilen sürreal tasarım / imajinasyon vs. demek istemiyorum).  heidegger da bu bağlamda tekhneyi nitelendirenin kişideki ön-motivasyonlar değil, natural-düzeni-[kadarıyla]-çözümlemişlik olarak belirliyor, yani sahici anlamıyla "bilgi" yoksa "tekhne" de yoktur ve onun için öncelikle "bilgi" denileni doğru tanımlamak, bilginin referans sistematiğini doğru kurmak gerekiyor , sonuç olarak bilginin neliğinin /değerinin bilincinde olmaksızın bilgi ve bilgi olmayan arasındaki farkı belirleyemezsin..

Alıntı
İkinci alıntı için: Bütün bilim (metodolojisi vs) akıldan çıkmıştır. Objektivite dediğimiz şey toplu subjektivitedir. Bilim metodolojisi birgün, şu an size anlamlı gelmeyen şeyleri de kendisine dahil etmek durumunda kalacak maalesef.

akıl kavramını nasıl düşünüyorsun bilmiyorum, ancak bilimin oluşumu etimolojik anlamıyla "akla" indirgenemez. hatta empirikal-zihniyeti, beynin "kendi-halindeki-aklı" tasfiyesi ve gözleme yönelmesi olarak tanımlamak da gayet makul, buna sebep olan ise elbette ki "deneyim". zebellah gibi teolojiler de akıl denen şeyin ürünü mesela (bkz. bilimcilerin teoloji üretmemesi) ama "bilgi" de içermiyor "bilim" de.

objektiviteyi "toplu subjektivite" olarak tanımlamanın dayanağı ne bilmiyorum , ancak objektivitenin doğru bir tanımı onun "sujenin bir niteliği" oluşudur , bireysel bilinç yapılarına / karakterlerine göre de niteliği farklılaşır ,  ki bu da direkt olarak bilincin  evrimi zaten, yani birikim, bilinç. şu an bize anlamlı gelmeyen ne var mesela, bilimin türetebileceği hemen hemen herşeyi düşünebiliyoruz, tüm bunlar görsel sanatların her alanında mevcutlar, ki bunlar bilime öncülük de ediyor.

Alıntı
Bilimi 'kapatamadığınız' gibi, metodolojisini de 'kapatamazsınız'. Çünkü bu, bilimi öldürür.

yanılıyorsun, bilimi kapatmayan şey tam da  onun metodolojisi zaten, sen bu metodolojiyi açarsan, yani sistematiğin kayışını koparırsan bilimi imkansız kılmış olursun. 
6
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: oe_ Eylül 15, 2021, 09:10:05 ÖS »

Ancak, bütün bilim insanları "bilim insanları tarafından kanıtlanmayan şeylere inanmamayı" seçseydi, sanırım yeni hiçbirşey bulunamazdı.

bilimsel yeniliklerin kimin neye inanıp inanmadığıyla bir ilgisi yok oe , bilimin gelişimi nelerin bilincinde olunduğu + ortam koşullarıyla ilgili bir konu.

Alıntı
Bana göre bilim "bilim insanları tarafından yapılan özel bir aktivite" değil. Yaşadığımız her an bilmeye, öğrenmeye çalışıyoruz. Herkes bunu 'kendi' bilimsel çerçevesi içerisinde yapıyor. Benim bakışım bu.

bakışındaki hata şu, bilimsel bilgi ile sujektif deneyimlerine getirdiğin yorumlamalar tabandan farklı, ki eğer bilimsel bilgin varsa yorumların da farklılaşır. modern bilim denen şey kavramlarla uğraşmaz , kendini kendi epistemolojik sistemiyle sınırlayarak gözlem ile teorinin ilişkisini izler (yanlışlanabilirlik) ve teori de bu şekilde güncellenir. dolayısıyla bilimcinin kullandığı metodun kullanılmadığı hiçbir pratik modern anlamıyla "bilim" değildir.

İlk alıntıya cevabım: Olma olasılığına inanmadığın birşeyi denemezsin de. Dolayısı ile herkes başkasının inanıp, deneyip, bulmasını beklerdi, bu durumda.

İkinci alıntı için: Bütün bilim (metodolojisi vs) akıldan çıkmıştır. Objektivite dediğimiz şey toplu subjektivitedir. Bilim metodolojisi birgün, şu an size anlamlı gelmeyen şeyleri de kendisine dahil etmek durumunda kalacak maalesef.

Bilimi 'kapatamadığınız' gibi, metodolojisini de 'kapatamazsınız'. Çünkü bu, bilimi öldürür.

7
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: echo Eylül 14, 2021, 08:25:25 ÖS »

Ancak, bütün bilim insanları "bilim insanları tarafından kanıtlanmayan şeylere inanmamayı" seçseydi, sanırım yeni hiçbirşey bulunamazdı.

bilimsel yeniliklerin kimin neye inanıp inanmadığıyla bir ilgisi yok oe , bilimin gelişimi nelerin bilincinde olunduğu + ortam koşullarıyla ilgili bir konu.

Alıntı
Bana göre bilim "bilim insanları tarafından yapılan özel bir aktivite" değil. Yaşadığımız her an bilmeye, öğrenmeye çalışıyoruz. Herkes bunu 'kendi' bilimsel çerçevesi içerisinde yapıyor. Benim bakışım bu.

bakışındaki hata şu, bilimsel bilgi ile sujektif deneyimlerine getirdiğin yorumlamalar tabandan farklı, ki eğer bilimsel bilgin varsa yorumların da farklılaşır. modern bilim denen şey kavramlarla uğraşmaz , kendini kendi epistemolojik sistemiyle sınırlayarak gözlem ile teorinin ilişkisini izler (yanlışlanabilirlik) ve teori de bu şekilde güncellenir. dolayısıyla bilimcinin kullandığı metodun kullanılmadığı hiçbir pratik modern anlamıyla "bilim" değildir.
8
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: oe_ Eylül 12, 2021, 01:37:24 ÖS »
Böyle düşünüyorsanız, muhtemelen yaptığınız şey sizin için doğru olan şeydir.

Ancak, bütün bilim insanları "bilim insanları tarafından kanıtlanmayan şeylere inanmamayı" seçseydi, sanırım yeni hiçbirşey bulunamazdı.

Bana göre bilim "bilim insanları tarafından yapılan özel bir aktivite" değil. Yaşadığımız her an bilmeye, öğrenmeye çalışıyoruz. Herkes bunu 'kendi' bilimsel çerçevesi içerisinde yapıyor. Benim bakışım bu.
 
9
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: P_zar Eylül 12, 2021, 09:06:56 ÖÖ »
bilim insanları tarafından kanıtlanmayan şeylere inanmamayı tercih ediyorum. referans noktası bilim olmadığı zaman, ezoterik ve bilimsel olmayan bilgilerin bizi nereye götüreceği hangi bataklığa bırakacağı belli olmaz.
10
Tartışmalar / Ynt: Savaş ve Rekabet
« Son İleti Gönderen: burake Eylül 09, 2021, 02:56:58 ÖS »
İlgilenen için bu konularda kaynak bulmak mümkün. Özellikle son 20-30 yıldır bilinç olarak daha gelişmiş varlıklar bizim gibi insanlarla daha sık temas kurup bizlere ruhsal bilgileri paylaşıyorlar. Özellikle psişik yetenekleri olan kişiler bir cins trans halinde bilgiler alıp yazılı, sözlü formda diğerleri için ulaşılabilir hale getiriyorlar (peygamberlerin de bu tarz iletişimler kurduğunu düşünüyorum bazen). Evrende yalnız olduğumuza asla inanmadım ve bizden daha gelişmiş uygarlıkların da olduğuna, hayatın çevremde gördüğümden ibaret olmadığına da inanç besledim. Ve bana oldukça tutarlı/anlamlı bulduğum bir çok kaynağa da ulaştım. İzlenimler, deneyimler, hisler, öngörüler gibi "şahsi malzemelerim" ile uyumlu, bende merak uyandıracak, ufkumu açacak, her şeyden önce koşulsuz bir kabul, sevgi ve hoşgörü ile örülmüş metinlerden, insanın özündeki -ama gündelik hayatta sık sık tersi davranışlar sergilediği- iyilikten bahseden, bunları vurgulayan hikayelerden bahsediyorum. Bu gibi metinlerde bazen böyle insan ömrü gibi "teknik konulara" da değinilir...
Sayfa: [1] 2 3 ... 10