Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Metafizik / Ynt: DEPREM
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Dün, 09:49:58 ÖS »
DEPREM  Mİ KIYAMET Mİ?

Çok büyük felaket ve çaresizlikler yürek burkuyor.

Elbette beklenen İstanbul depremi için dersler çıkarılmalıdır: Benim dikkatimi çeken katların gene üstüste yığılması. Kat döşemeleri kendi içinde kirişlerle birlikte rigid; fakat, kolonlar çöküyor. Demek ki sorun kolonlarda. Mesleğim sebebiyle dikkatimi çeken kusurlar ya da alınabilecek önlemleri paylaşayım:

1- Kolonlarda kullanılan beton miktarı 100 m2 lik daire için 7 - 8 m3 gibidir. Bu kolonlar, kesit ve demir olarak daha fazla malzeme  kullanılarak imal edilmeli; ki, ilave maliyeti katlanılmaz değil. Güçlendirme yöntemlerinde kullanılan "mantolama" ilk yapımda uygulanıyormuş gibi düşünülebilir.
2- Kolonların mukavemeti için etriye denilen dikdörtgen çerçeveler çok önemlidir. Çoğu demirci kolon kiriş birleşim yerlerinde bu etriyeleri ihmal eder; kritik bilgidir.
3- bir diğer kritik bilgi yapının köşelerindeki kolonların kesiti L şeklinde yapılmalıdır. Fakat uygulamada göremiyorum; çok nadir. Perde denilen geniş kolon uygulaması artırılabilir; maliyeti katlanılmaz değil.
4- Bitişik nizam yapılanmada döşemeler aynı kotda/hizada olmalıdır. Bir dairenin döşemesi komşu apartmanın kolonunun ortasına rast gelmemeli.
5- Ahşap yapılarda çapraz/diyagonal kullanımı etkilidir; aynı mentalite, betonarme yapılarda tunel kalıp sistemi ile inşa edilen yapılarda oluşuyor.

Elbette deprem olayı çok fazla faktör içeriyor; rezonans olsun, gevşek zemin olsun; kaya blokundan yansıyıp geri gelen dalganın yeni gelen dalganın genliğine eklenmesi vb ekstra faktörler de var. Gerçek sorunun tam çözümü olmayabiliyor.

Bina yapımı, inşaat mühendisliğinin en kolay uygulamasıdır (Asıl meslek, barajlar, yollar, köprüler, özel yapılar üzerinedir). Konut yapımında sınıfta kalmak meslek açısından çok sıkıntılı.
2
Metafizik / Ynt: DEPREM
« Son İleti Gönderen: burake Şubat 07, 2023, 11:19:26 ÖÖ »
HAARP etkileri tarzı şeylerle ilgili yüzde bin geçerli kanıtlar dahi olsa inkar edilecektir nasıl olsa...Güç gizlenmek zorundadır her zaman. Korkudan kaynaklı herşey gibi.
3
Metafizik / DEPREM
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Şubat 07, 2023, 10:40:30 ÖÖ »
DEPREM (BAŞLANGIÇTAN İTİBAREN SÜREKLİLİK İLKESİ)

Dün ülkemizin üçüncü büyük depremine maruz kaldık (Kış ortasında, sağ kalanların da ülkenin de işi çok çok zor.

Hemen akşamında Tv programında yorumlar yapıldı ( https://www.youtube.com/watch?v=qse5Qp3gozs ).

Uzmana HAARP teknolojisi soruldu ve uzman keskin bir şekilde mümkün değil dedi ve arkasından bir hesap ekledi: Gölcük depremi için 160 km boy 16 km derinlik, ... km eninde 2.7 ton/m3 kütlenin 6 m ötelenmesi için gereken kuvveti üretecek bir teknoloji yok demek istedi.

OYSA, hesap iyi de olayın aslı öyle değil ki; durup dururken bu büyük kütleyi itmiyoruz ki. O yüzeyde uzun yıllar boyunca birikmiş bir gerilim var; yırtılmayı engelleyen bir kaç engel var; gereken kuvvet sadece bunları yenecek kadar; yani bardağı taşıran son damla gibi; ayın dolunay zamanındaki artan çekim kuvveti de olabilir, Haarp teknolojisindeki mikrodalga aracılığıyla gönderilen enerji de olabilir. Çok açık.

Bu "metafizik" bölümündeki paylaşımlarım, felsefenin ve bilimin daha yüksek disiplin ve özenin gerektirdiği mesajını vermek için.
Bu olayda da anlık fotoğraf üzerinden yorum yapılması aldatıcıdır (Özel görelilik teorisinde de aynı tutum sırıtıyor: T2 anında foton ve kaynağın bulunduğu noktalar arasında ilişki aranıyor).

Aynı tek boyutlu bakış, kütle çekiminde de bilim insanlarını yanıltıyor:" Çekim kuvvetinin, iki kütlenin yeni konumları  arasındaki mesafeyi katetmesi  nasıl olur?" u analiz ediyorlar. OYSA, evrenin başlangıcından ya da topaklanmaların başladığı andan itibaren çekim kuvvetleri etkin (sanki arada elastik bir ip varmış gibi); ara mesafe değiştiğinde çekim kuvvetinin yeni mesafenin tümünü katetmesi gerekmiyor. Çok açık.

Bu "çok açık" kanaati ilk yaklaşımdan öte bir analiz sonucu ortaya çıkıyor. felsefede de bu derin (çok boyutlu, çok faktörlü) analizleri benimsemeliyiz.



4
Paylaşımlarımız / Ynt: Antalya felsefe kongresi
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Şubat 04, 2023, 05:20:48 ÖS »
5
Tartışmalar / AI zeka uzaylı bulmuş
« Son İleti Gönderen: zgnrsn-R Şubat 04, 2023, 01:12:31 ÖS »
YAPAY ZEKA (AI) UZAYLI SİNYALİ BULMUŞ

https://www.ntv.com.tr/galeri/teknoloji/uzayli-arayisindaki-yapay-zeka-8-ilginc-sinyal-buldu,OjP8rVrX9UGMnYetvalMMw/HM2G64eSZ0eGNB8oQ7I1Mw

Bu haber ilginç geldi.

Bilindiği gibi, yapay zeka bir bilgisayar programı. Kurgulanan programın gereğini yapar. Bunu da internet kayıtlarını tarayarak yapıyor.

Daha önce resim yaptırıldı; tanı koymada kullanıldı. Bu yönde haber sıklığı arttı; örneğin bu hafta aşk mektubu yazdırıldığını, bir hakimin dava sonucunu CHATGPT'ye danıştığını, en son uzaylı sinyali tespit ettiğini okudum. Elbette yapay zeka sonuçlarının hepsi bir de uzman kontrolünden geçecektir.

Yapay zeka günceldeki karmaşıklıklar ve bilgi kirliliğinden arınmak için yararlı olur diye düşünüyorum. Örneğin yasalar ve yönergelerde, vergi mevzuatında torba yasalarla yapılan değişiklikleri takip etmek güncellemek zor bir sorun; bunları halledebilir.

Kendi konumuz felsefeye gelince, yapay zeka ne yapabilir?

 
6
Paylaşımlarımız / Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Şubat 03, 2023, 06:30:17 ÖS »

ZAVALLI ÇOBAN
Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarca, aylarca sürmüş.

Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş: “ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.

Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:  “ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini.Bari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı. Kuru ekmeğe de razıydım… Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında:  “ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.

Genç kız sesi:  “ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti.Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu.Herhalde benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”

Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:  “ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”

Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerle birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş.  Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisini geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

BU MASALIN BULUNDUĞU KİTAPLAR:
Masal Bahçesi Dizisi - AFG Yayıncılık - Sayfa: 1-32
İnci Masallar - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 38-44
Kar Tanesi Hikayeler - Pofuduk Yayınları - Sayfa: 31-42
Bal Peteği Hikayeler - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 9-17
En Güzel Çocuk Hikayeleri - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 20-27
Nar Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015
Asistan - 5 Renk Yayınevi - Yayın Yılı: 2011 - Yardımcı Ders Kitabı

Bunlar benim bulup satın aldığım kitaplar. Kim bilir daha kaç tane var? Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.

7
Metafizik / Ynt: Evrenin bilinci var mı?
« Son İleti Gönderen: oe_ Şubat 01, 2023, 08:28:53 ÖS »
Madde yeterince 'belirli' mi? Onun kök elementlerine vardık mı?
Bir 'kuvveti' gören olmuş mu? Yoksa sadece etkilerini mi gözledik?
Bir 'enerjiyi' gören olmuş mu? Yoksa sadece etkilerini mi gözledik?

'Bilinci' gören olmuş mu? Yoksa sadece etkilerini mi gözledik?

Bu, daha mı çok belirsiz?
8
Ontoloji / Ynt: İYİ İNSANLAR SADECE FİLİMLERDE OLUR..
« Son İleti Gönderen: oe_ Şubat 01, 2023, 08:25:07 ÖS »
dolayısıyla burada hareket/oluş kendi başına düşünülebilir halde değil.  hem özdeş hem değildir demek, farkın ve özdeşliğin özdeş olduğunu söylemenin bir başka yolu. farkın özdeşlikte kavranması demek, sonsuzun özdeşliği demek. yani, sonsuz bir dinamizm yanılsaması üretiyor.

Evet farkın ve özdeşliğin özdeş olduğunun söylemek demek. Aynı zamanda da farklı olduğunu.
Evet bu bir yanılsama. Ama aynı zamanda gerçeklik.

Çoğuna katılıyorum. Ama tekli olarak değil, zıtlarıyla birlikte. Bunda bir sıkıntı görmüyorum/görüyorum.

9
Metafizik / Ynt: Hegel'in Tinin Görüngübilimi Metninin Önsözünün Kritiği
« Son İleti Gönderen: oe_ Şubat 01, 2023, 08:21:59 ÖS »
Peki; (Bu tespitlerin seninle ilgisi yok tabi ki, soruyu sorabilmek ve meşru kılmak adına yapıyorum) gerek en-karneciler, gerek düz-ortadoks teistler ve/veya tüm türevleriyle teistler, gerek kurgul/spekülatif felsefeciler, gerek spritüalistler v.s tüm bunlar kökensel olarak bir "tözü/cevheri" var sayar ve bu tözün ilkleyin kendi kensisini bilmediğini/bulmadığını da kabul eder. Bu bağlamdea da söylemlerini bu "gizemin" açığa çıkması üzerine kurarlar. Yani kökensel olarak bu töz, bu "ruh" kendisini (nedense) bilmez ve bilmek adına da bir açılıma/inkişaf, sudur ediş süreci başlar. Peki ama niye?! Niye peki bu cevher "başlangıçta" yetkin değil, derdi ne, niye "kendisini" bilmiyor v.s? Bilmem soruyu sorabildim mi? Senin özelinde, sonsuz niye "sonluya" veya kendinde "sonlulaşma" uğraklarına gerek duyuyor? Yani ilk/kökensel olanın "derdi" ne?!

Hepsinde aynı/benzer bir söylem olduğunu sanmıyorum. Hatta kendini bilmeden başlıyor diyen bir açılım olduğunu da sanmıyorum. Ben neden böyle düşündüğümü açıkladım. Sonsuzluk da bireysel bilinçlere/bakışlara ihtiyaç olduğunu, bunun da sıfırdan başlaması gerektiğini vs.

Hatırladığım "ben bir gizli hazine idim, bilinmek istedim" gibi bir söz var. Burada kendini bilmek değil, bilinmek istediği söyleniyor.

Aslında öyle de olsa böyle de olsa; olan/yaşanılan bir gereklilik değil, oyun olmalı. Şöyle de düşünülebilir, bazı oyun türleri bilgi eksikliğiyle düzgün/zevkli oynanabilir ancak. Kendini unutmadan içine girdiğin bir oyunda tüm hamleleri doğru oynarsın, ama hiç zevk almazsın. Sonsuz da bunu bilmiyor, 'kendini bilmemeyi' bilmiyor. 'Bilmemeyi' bilmiyor, 'yapamamayı' bilmiyor, 'varlık/birey' olmayı bilmiyor, 'sonlu olmayı' bilmiyor. Bunu da ancak bireyselleşmiş bakış açıları ile ve kendini unutarak yapabilirsin.

10
Ontoloji / Ynt: İYİ İNSANLAR SADECE FİLİMLERDE OLUR..
« Son İleti Gönderen: samsa Şubat 01, 2023, 01:27:11 ÖS »
onu anlıyorum. sonsuz belirlenimsizdir, sınırsızdır ve dolayısıyla kendisidir ve kendisi değildir diyorsun.  hem madde hem ruh hem iyi hem kötü hem soyut hem somuttur vs.

burada ideal olan sonsuz, kendi tanımı itibariyle- sınırsız olması itibari ile- bütündür de çünkü onun dışı yok. bütün ise  bu aynı zamanda bu "belirlenimsiz olanın" tek olduğu anlamına gelir.   böylece sonsuz bir olur.

sonsuzun bir olması belirlenimsiz olanın belirlenimidir.   belirlenimsiz olanın aynı zamanda bir olduğunu söylemek onu kendi belirlenimsizliğinden çıkarır. böylece belirlenimsiz olan tane oluyor, potansiyel edimsel oluyor vb. dünyayı sonsuzda böyle kuruyorsun. dinamizm bu. peki, bu dinamizm neden sonsuzu gerektirir aşağıda ifade etmeye çalışacağım:

belirlenimsiz olan sonsuzu bir olarak düşünmek onu diğer her şeyden ayırmak anlamına gelir. ama belirlenimsizden başka bir şey olmadığına yani o bütün olduğuna göre bu zaten bir çelişki olan (hem o hem bu olan) belirlenimsizliğin kendi rezervi içinde gerçekleşebilen bir şey olur.  bu da A=A yı,"A, A olmayan değildir" şeklinde ifade etmekten başka bir şey değil. sonsuz hem kendidir hem de kendisi değildir çünkü onun dinamizmi özdeşliği varsayan negatifleme ile mümkün oluyor.  yani, senin rasyonel olmayan akıl dediğin şey, yani hem özdeştir hem özdeş değildir dediğin şey sonsuzun spekülatif özdeşliğinden başka bir şey olmuyor. burada dinamizm sonsuzun kendini açması motoru da ideal sonsuzun kendisine özdeşliği oluyor: sonsuz-bir; sonsuz-bir olmayan,yani sonsuzun dışında kalan ne varsa ki böyle bir şey yok, o değildir. sonsuzun bir çelişki olması bu. çünkü sonsuz, kedisinin dışında ne varsa onu çelişki olarak kapsayabilir. onun için özdeşliktir ve değildir.  yani bu onun kapsayıcı ideal bütünlüğüdür. sonsuzun özdeşliği budur.

dolayısıyla burada hareket/oluş kendi başına düşünülebilir halde değil.  hem özdeş hem değildir demek, farkın ve özdeşliğin özdeş olduğunu söylemenin bir başka yolu. farkın özdeşlikte kavranması demek, sonsuzun özdeşliği demek. yani, sonsuz bir dinamizm yanılsaması üretiyor.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10