Gönderen Konu: Antichrist (Deccal)  (Okunma sayısı 5695 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 351
Antichrist (Deccal)
« : Eylül 07, 2014, 12:48:59 ÖS »

Hatırlatmalar ve film üzerine akla ilk gelenler:

1- Çocuk parmaklıklardan azad olunca serbest hareket alanı oluştuğu için "düşüncesizce" hareket etmeye başlar. pencereye yönelir, pencerenin önünde bulunan masanın üzerindeki heykelcikleri/putları devirir.Dikkat ettiğimizde heykelciklerin "ıstırap", "acı","umutsuzluk" şeklinde etiketlenmiş olduğunu görürüz.

2- Filmde erkek ve kadının adı yoktur. Sadece çocuğun bir ismi vardır. Erkek rasyonal düşünceyi sembolize ederken, kadının rasyonalizmle pek işi yoktur, pagan bir durumdur kadın, cadıdır. Rasyonalist erkek, kadının yaşadığı korkuyu analiz etmeye ve kadına açıklamaya çalışır. Kadın erkeğe zekasından dolayı hayran olduğu kadar, ona bu zekadan dolayı kızgındır da. Bazen onu kibirinden dolayı suçlar.

3- Kadın karakter cadıların orta çağda yakılmaları üzerine bir tez hazırlamaktadır ancak bir süre sonra kadının doğasının kötü olduğuna, kadının doğal olarak cadı olduğuna kendisini ikna eder. Rasyonalist erkek ona bunun doğru olmadığını, tüm bu "soykırımın" bir cehalet döneminin yanlış anlamalarından kaynaklandığını, kadın doğasının kötü olmadığını söyler.

4- Kadın : "Doğa şeytanın kilisesidir"

5- Kadın çocuğunun ölümünden kendisini sorumlu tutmaktadır, çünkü o cinsel ilişkiye girerken, çocuğunu ihmal etmiş ve bu yüzden çocuğu ölmüştür. (cinsel ilişki sırasında ekranda görünen çamaşır makinesi, o andaki katarsisi imgelediği gibi kadın rahmini de imgeler)

5- Kadın suçluluk duygusu ile önce erkeği igdiş etmeye çalışır, sonra da kendisini iğdiş eder. erkeğin onu bırakacağını düşünerek ona pranga vurur.

6- Kadın herşeye rağmen acıyı unutmanın yolunu ilişkiye girmekte aramaktadır.(katarsis) erkeği tecavüz denilebilecek şekillerde ilişkiye girmeye zorlar.

7- "Kaos hükmeder" kadın da erkek de bunda çaresiz kalırlar.Bunun kadın daha çok farkındadır, erkek rasyonal düşünüşü ile bunu görebilmekten uzaktır. (o ancak "halüsinasyonlar" ile bunu bir tilkinin ağzından duyabilir.ama tilkinin konuşması rasyonal düşünceye aykırı olduğundan erkek pek kafaya takmaz bunu...)

8- Kadın cadı olduğunu düşünmeye başlamadan önce, yani rasyonalist iken, kendisindeki kadını (doğayı) farkederek bu kadınlığından korkmaya başlamıştır. Kadın doğadan (eden ormanı) dolayısıyla kendisinden korkmaktadır. Korku hınç doğurur.("hınç" burada nietzscheci reassessment bağlamda alındı)

9- Kadınların kötü olmadığını, bunun bir yanlış anlama olduğunu düşünen ve cadılara inanmayan modern erkek, kadını tanıdığını düşünmektedir. Oysa o ne kendisini tanımakta, ne de kadını tanımaktadır. O, orta çağda kadını yakan tasavvurun ta kendisidir.

10- Artık kadın ile erkek sınırı kalkmıştır, onlar esasında birdir ve iğdiş mekanizmaları üzerinden düşünmeye
programlanmışlardır. (Eden ormanına giderken camdan yansıyan görüntüye dikkat edilirse ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.Kadın da erkek de ıstırap çekmektedirler ve bir yüzün yarısını oluştururlar camdaki yansımada.)

11- Kendini yaktıran, bunu arzulayan kadın ve bunu gerçekleştiren erkek hiç de karşıt değildirler. "Doğa şeytanın kilisesidir" her ikisinin de ortak düşüncesidir.Kadın erkeğe unutmuş olduğu korkuyu hatırlattığında "doğa, şeytanın kilisesine" dönüşüverir.Güçlü olan erkek (rasyonalist / tanrı kilisesinin papazı) cadıyı yakar.

12- Filmde "üç dilenciyi" temsil eden ceylan, tilki ve karganın (bunlar aynı zamanda ıstırap, acı ,umutsuzluktur) bir araya gelmesi, birinin ölmesi gerektiği anlamına gelir.(ölen tabi ki cadı olacaktır, cadı papazı kendisini öldürtmeye ikna eder) Bu üçlü esasında isanın dünyaya gelişini haber veren "üç kralın" çarpıtılmış halidir. Üç dilenciyi filmin başında çocuk altetmiştir ama kadın çocuğun ölümünü sapkın bir şekilde anlamlandırır. Evet, "kaos hükmeder" der ama kadın bunun için yeterince güçlü değildir.(Cinsel ilişki anı dışında, çünkü kaosun hükmetmesinden ancak o anda acı duymaz.)

13- Ölüm ve yaşam karşıt değildir (yeni bir hayat oluşurken bir diğer hayat sona erer: cinsel ilişki esnasında çocuk(Nic) ölür)

14-Erkek kadını yaktıktan sonra siyah beyaz fonda, barok eser eşliğinde yaban çilekleri yer. "yaban çilekleri" burada ikinci bir katarsis ve üretim imgesidir(rahim gibi). "yaban çilekleri" bergman'a gönderme yapar gibidir de.çünkü: "yaban çilekleri isveçce bir deyimin parçasıymış meğer. gizli bir sığınağınız, kaçacak bir yeriniz, 'yeryüzünde bir cennetiniz' varsa, ona 'bu benim yaban çileği bahçemdi', diyormuşsunuz. çünkü yaban çilekleri, gerçek hayatta, mesela bir orman yürüyüşünde, aniden karşınıza çıkıp sadece size sunulan bir hediye gibi ellerinize bırakıyormuş kendisini. siz de çilekleri bir güzel yiyip bu keşfinizden kimseye söz etmiyormuşsunuz. onun için isveçliler, gizli tuttukları anılar ve başkalarıyla paylaşmadıkları hazineleri için bu deyimi kullanıyorlarmış." (buna ekşi sözlükte rastlamıştım.)
erkek doğayı(kadını, kaosu) yiyerek (ki onu öldürdüğünde de onun üstesinden gelmiştir, üzerinde güç kullanmak suretiyle kendisi için zararsız hale getirmiştir, sembolik olarak yemiştir) karnını doyurur ve varolur.

15- son sahnede(siyah beyaz ve barok eser eşliğindedir) erkek üç dilenciye sanki gururla ve biraz da ürkekçe bakar. ("zafer" kazanmıştır) daha sonra ormanın içinden binlerce kadının erkeğe doğru yürüdüğünü görürüz.(erkek kadını yaktığında da yaktığı yerin etrafında binlerce kadını yatarken görürüz.onun yakılan ilk cadı olmadığını hatırlarız.)erkek bu kendine doğru gelen kadınlara ise ifadelendiremeyeceğim bir şekilde bakar. yüzündeki halden şaşkınlık duygusu sanki diğerlerine baskın gelmiş gibi görünür. yine de olacak her şeyi kabul edecek gibidir, karşı koyacakmış hissi uyandırmaz.kadının çocuğuna müdahale etmemesindeki durumu, bu kez sanki erkek yaşamaktadır. öylece bakar kendisine doğru gelmekte olan kadınlara. kadınların ne için geldikleri muammadır burada, tıpkı çocuğun ne yapacağının, çocuk odada dolaşırken neler olacağının muamma olması gibi. "kaos hükmeder"
(devam edecek)
« Son Düzenleme: Eylül 08, 2014, 07:37:34 ÖS Gönderen: forumfelsefe »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 351
Ynt: Antichrist (Deccal)
« Yanıtla #1 : Eylül 10, 2014, 02:04:05 ÖS »
 Burada kadını Trier kimi zaman diyonisos rahibeleri gibi tasfir eder. Kadın doğanın, diyonisosun tarafındadır. Erkek ise apollonun tipik bir örneğini verir.Kadındaki tüm aşırılık diyoniysoscadır."ölçülü" ve "rasyonal erkek" nietzscheci dyoniysos ve apollon figürlerini yansıtmaktadırlar.Erkek rahip, kadın ise cadıdır/dyonysos rahibesidir.

Nietzsche'de bu ikiliyi(apollon/dyonysos) karşıtlık olarak görmekten vazgeçiş (trajedyanın doğşunda karşıtlık belirgindir ancak sonradan nietzsche bu karşıtlığı ters düz etmeye çalışır görünür. apollonu diyonizik düşünüşün ve sanatın içine konumlandırma eğilimi gösterir. aslında bu eğilim onda başından beri de vardır da denilebilir, ancak bu başka bir konu şimdi. ) Nietzsche'nin orijinal düşünme biçiminin bir sonucudur. Bu bir zorunluluktur çünkü aksi taktirde "iyinin ve kötünün ötesi" imkanı ölür.Dual yapılar ve onların savaşımı, değerlerin değiştirilmesi bağlamında tersyüz edilmelidir.
Bu noktada Nietzsche'nin pasif nihilizm ile savaşına değinmek gerekir. Dekadans içgüdülerin suç ortaklığından doğan pasif nihilizm (modern çağda absürdizm olarak ortaya çıkan ancak kökende tüm düşünce tarihini hapsayan bir süreçtir nietzscheci bağlamında alındığunda) insan varoluşunu acı, keder, mutluluk ve dolayısyla bir merhamet ve acıma fetişizmi üzerinden ikame etmektedir. işte ruhun üç dönüşümünü anlatırken nietzcshenin "deve", "aslan" ve "çocuk"tan bahsedişini ve "nietzchenin çocuğa yüklediği manayı" trier diğer nietzscheci figürler gibi ödünç alır. çocuk üç heykelciği (nietzschenin çekiçle felsefe nasıl yapılır diyip putlara girişmesi gibi) alıp bir kenara fırlatır. (dyonysosla çocuk bu noktada benzerlik gösterirler)
bu noktada deccal kadın değildir. deccal sadece hristiyanlığın deccali olarak kadındır ve kadın da zaten erkeğin bütünleyeni olarak suç ortağıdır.Eğer trier'in filmini hıristiyan perspektiften okursak deccal'in kadın olduğunu söyleyebiliriz ancak bu fazlasıyla kolay olurdu. Eğer filmi nietzscheci bir perspektifen okursak deccal ancak çocuktur.(çocuğun beşiğin üzerindeki yıldızlara dikkat edelim..İsa'nın doğuşunu anlatan yıldızlar gibi, çocuğun beşiğinin üstüne asılmışlardır.) İsa-karşıtı(antichrist), isanın bütünleyeni olmayan olarak çocuktur.suç ortaklarının yozlaşmış ilişkisini(kadın ve erkeğin) çocuğun vurdumduymazlığı ve günah nedir bilmezliği, iyi ve kötünün ötesindeki ahlakdışılığı açığa çıkarabilir.

yine de, kadın (doğa) vurgusu nietzsche'de yok denilemez. ancak nietzsche'nin doğa vurgusu, doğanın normalize ediciliğine kendini bırakma, bu sayede de "yabancılaşmadan kurtulma" minvalinde ortaya çıkmaz.başka bir ifade ile söylemek gerekirse; "doğaya vurgu" "verili bir doğaya kendini bırakma" şeklinde değildir. doğa bir pozitifleme olarak anlaşıldığında onun bir tanrıdan farkı kalmaz.doğa yasa üzerinden de düşünülemez, çünkü yasada hala bir aklakçı ton bulunur. nietzschenin dekadansa karşı kullandığı "doğa teması" tabiri yerindeyse pek de içerikli değildir.doğa daha çok bir negatiflemeler alanı olarak alınarak, antropolojik gevezeliğe ve putlaştırmaya karşı temkinli olunmaya çalışılır. daha belirgin bir şekilde ifade etmeye çalışayım : doğa sanıldığı gibi doğal ve sağaltılmış değildir. çünkü "doğa" dediğimiz şey son kertede "insani düşünme alanının dışında" kavranılamaz.bu da demektir ki, doğa diye birşey esasında "yoktur." dekadans iç güdüler doğayı bir karşıtlıklar hiyerarşisi içerisinde konumlandırarak "normalitenin" yahut "anormalitenin" tarafında alırlar. oysa doğa insanın sağaltımı için bir kaçış alanı olarak tasavvur edildiğinde, kendisinden kaçılan dekadansa dönüşüverir. şunu demek istiyorum "kaldırım taşlarının altında kumsal yoktur"..doğa "doğru yaşam" için bir referans olarak gösterilemez.

yukardakileri dillendirmek filmde nietzscheyi yakalamak için de zaruridir.çünkü aksi taktirde nietzscheyi "kadınla" özdeşleştirmek durumunda kalırız.oysa kadın ve erkek temelde aynı düşünsel izleği takip etmektedirler. tepkisel bir karaktere sahiptirler ve zaten tam da bunun için korku ve keder içersinde bir yüzün iki yarısını oluşturarak suç ortaklığı yaparlar. (eden ormanın giderken cama yansıyan yüzler)"hristiyan bir cadı" olan kadın "doğa şeytanın kilisesidir" derken ve kendisini doğa ile eşleştirirken, erkek kadını ve doğayı kadının tasavvur ettiğinin tam zıttı şekilde tasavvur ederek bir bütünü tamamlamış olur. burada nietzscheci dualizm eleştirisinin ne denli yerinde olduğunu tekrar görürüz. böylece din/aydınlanma çatışmasına da nietzsche üzerinden bir eleştiri getirilmektedir.
(devam edecek)
« Son Düzenleme: Eylül 10, 2014, 02:18:55 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 351
Ynt: Antichrist (Deccal)
« Yanıtla #2 : Eylül 10, 2014, 02:21:05 ÖS »
 Kadının suçluluğunu salt çocuğun ölümüne bağlamamak gerekir. buradaki suçluluk, ontolojik bir suçluluktur. suçluluk ontik belirlenimin bir karakteri olarak, "hristiyanca" (bununla hristiyanlığın ötesine gönderme yaptığımı bilmenizi isterim..nietzscheci bağlamda "hristiyan ve yahudi" düşünün lütfen) bir tema olarak karşımıza çıkıyor. bu noktada katarsisle birleştirilen cinsel ilişki kadın tarafından fetişist bir karaktere büründürülüyor. bu da kadının başından beri "hıristiyan" olmasından kaynaklanmakta.
nietzsche de güç kavramı birden fazla içeriğe bağlandığı için, zaten genel olarak nietzscheci kavramlar farklı bağlamlara bağlanıp değişkenlik arzettikleri için "hangi güç" sorusunu sormak bir zorunluluk olur. çoğula ve yoruma açılan güç oyunun gücü mü, fetheden ve indirgeyen hakikat sevdalısı çoğu kez yahudice olan tepkisel güç mü?
ben kadının klitorisini kesmesini, duyduğu hazzı çocuğun ölümü ile ilişkilendirdiği için arzunun kesilip atılması bağlamında (nietzsche terminolojisinde "kötü dişçilik", "papazca içgüdüler" ) alıyorum."kadın" cocuğun ölümünden arzuya ve hazza kendisini kaptırarak, çocuğa müdahale edememesini sorumlu tutma eğilimi gösteriyor. işte bu noktada kadın bir cadı olarak ancak dyoniysos kisvesine girerek(bu dyonysos aslında apollonun karikatürize ettiği çarpık bir dyoysos figürüdür) "dyonysosun" altını kazmaya çalışıyor. zaten, klitorisin kesilmesi (ki erkeği de aynı şekilde arzusundan etmeye çalışıyor, cinsel organına şiddet uygulayarak) dyoniysosa karşı hıristiyan cadının, hıristiyanlığın devamı olan modernizm(erkek, rasyonalist, aydınlanmacı) ile apollonca bir tahakkümüne gönderme yapıyor.

***

12. maddede dile getirdiğim, “üç kralın üç dilenciye dönüştürülmesi”, kadın ve erkeğin pek insancanın tarafında olması ile aynı izleği takip ediyor. tıpkı erkek - kadın ikilisi gibi üç kral ve üç dilenci de temelden "hristiyanca" ve "pek insanca" eğilimler gösteriyorlar.(zıt gibi görünen ancak tepkisellikleri ile birbirlerine ihtiyaç duymadan edimselleşemeyen figürlerdir bunlar) Trier üç kralı üç dilenciye dönüştürerek, bir karşıtlığı daha hedefine koymuş görünüyor. nietzscheci deccal , yani hristiyanca karikatürize edilmemiş olan deccal olan çocuk işte tam da bunun için üç dilenciyi imgeleyen heykelcikleri yıkmaya muktedir olabiliyor.  "çocuk" "burada üç dönüşümün çocuğu" olarak üst-insan ile ilişkilendirilmiş görünmektedir. dolayıyla kadın ve erkek tepkisel olmaya mahkümdurlar. "yaratıcı edim" kadınsı değil, çocuksudur. nietzschede kadınsı da zaten salt kadınsı değildir, nietzsche kadın ve erkek figürlerini sık sık biribirlerinin yerine ikame etme eğilimindedir. çünkü nietzschenin ilgisini cezbeden ne kadın ne erkek olmuştur. o çocukta ifadesini bulan üst-insandır. o "evet" dediğinde, üç dilenci ve üç kral (deccal ve isayı müjdeleyen işaretlerdir bunlar..) anlamsızlaşır. çünkü "çocuk bir oyundur, kendi kendine dönen bir çark, bir ilk hareket, kutlu bir evet diyiş"tir. ne kurtuluşun ve mesihin işaretleri olan üç kral, ne de deccalin ve "ahlaki çürümenin" işareti olan üç dilenci, kendisine yeten bir çocuğun zalim ve umursamaz haline direnebilirler. bu üçlüleri(üç dilenci-kral) cocuk oyuncakları gibi kullanır -o da isterse tabii-
bu konuya zerdüştteki "çocuk ve evlilik üzerine" ve "ihtiyar ve genç kadıncıklar hakkında" kısımlarını yedekleyerek bakmak, ifade etmeye çalıştıklarımı daha işlevsel bir zemine oturtacaktır.
« Son Düzenleme: Eylül 11, 2014, 07:21:12 ÖS Gönderen: samsa »

Icarus

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 12
Ynt: Antichrist (Deccal)
« Yanıtla #3 : Ekim 14, 2014, 04:50:27 ÖÖ »
Film, modern( rasyonel-erkeksi) akla karşın postmodern akıl (irrasyonel düşünce, din ve mitolojinin geçerli olduğu akıl) arasındaki gerilimi işaret etmesiyle de okunabilir. Uzun bir sinema tecrübesinin sonunda geldiğimiz yerde , ya rasyonalitesini birkaç saat  paranteze alarak korku-fantastik temaların yansıdığı beyazperdeye yönelen izleyicileri görüyorduk ya da günümüz modern-rasyonel paradigma ile gördüklerini anlam veren  "drama-aksiyon-bilimkurgu" seyircilerini. Bu film izleyiciye  rasyonelliğini paranteze almasına gerek duymayabileceği bir medya sunuyor.

Son sahnede postmodern düşüncenin dışlamadığı inanç biçimlerinin rasyonel inanç biçimlerine galebe çalabileceğine dair ince bir mesaj var. IŞID tarih sahnesine çıkmazdan  önce çekilen bir film bu, peki çöllerde ve dağlarda savaşan mücahitler sizce de filmin sonunda dağdan inen cadılara tematik açıdan göz kırpmıyor mu? ( o denli irrasyonel bir sahne ama seyirciye yine de mümkün olabilir denmiyor mu?)
« Son Düzenleme: Ekim 14, 2014, 04:53:31 ÖÖ Gönderen: Icarus »