Gönderen Konu: Bilinç kozası - Başkalaşım  (Okunma sayısı 415 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Bilinç kozası - Başkalaşım
« : Ağustos 05, 2022, 05:42:51 ÖS »
BİLİNÇ KOZASI BAŞKALAŞIM

Dünyadaki çok hücreli canlı organizmalardan bitkilerde ve bazı deniz hayvanlarında (örneğin deniz yıldızı, sünger, mercan gibi) beyin yoktur. Beyin ile beraber göz ve kulak da yok. Beyinli canlılarda üçlü beyin modeline göre, korteks 8üst beyin), organsal sistem ve R kompleksi (bu son ikisine alt beyin diyebiliriz) ile bir de bunlar arasındaki şuuraltı (ara yüz) bölümlerinden söz edilebilir. Hayvanların genelinde korteks oluşmamıştır (bazı primat türleri ile ahtapotlarda korteks becerileri görülebilmektedir); soyut düşünemezler (belki risk algısı olabilir). Liste başı sorunları genelde “korunma” ve “bir sonraki öğün” dür.

İnsanlarda korteks öğrenme, konuşma, olaylarda sebep sonuç ilişkisi kurma gibi entelektüel etkinliklerin oluştuğu biyokimyasal ve zayıf elektriksel bir ortamdır. Dendritlerin uzunluğu işlem / ilişkilendirme hızı olarak zekayı tanımlar. Korunma yaşamsal içgüdülerin işlerliği, duygusal etkinlikler alt beynin konusudurlar. Hareketli ilk organizmalardan bu yana alt beyin sistemi vardır ve yaşamsal etkinlikleri düzenleyen bir bilgisayar gibidir ve genetik aktarımlıdır; her yeni doğan, alt beyninde ailesel geçmişinden bazı kayıtları getirir (bunların çoğu beyin kimyasallarının oransal kombinasyonlarına bağlı olarak tasa düzeyi yüksek, gamsız vb. mizaç çerçevesine girer). Üst beyin ise doğumda boştur; iki yaşına kadar büyük ölçüde olmak üzere 5-6 yaşa kadar yapılanmasını sürdürür.

Sürecek…
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Ynt: Bilinç kozası - Başkalaşım
« Yanıtla #1 : Ağustos 06, 2022, 10:08:39 ÖÖ »
Anlatının başlangıcı fazla kuru oldu; adım atlayıp biraz ana tema paylaşayım:

Her yeni arayış, kozmik/evrensel bilince doğru, ruhsal özgürlüğe doğru bir adımdır. Bu geçici arayış yolları sancılıdır, bunaltı,boğuntu hisleri verebilir. Dayanacak, destek alınacak bir tek umut veren "Bilim" var ki, onun da yetersiz kaldığı alanlar var. Birey, evrendeki ve hayattaki yerini ararken, raslantıların  (ya da doğanın mekanizması) egemenliği altında olduğunu sezer....

Krizalit halindeki bilinç, başkalaşım kozası içinde bu süreçlerden geçerek kelebek misali hayata kanat açar. Artık, evren ve hayattaki yerini makul bir kalıba/tanıma yerleştirmiş, dingin, huzurlu, zihnindeki sorunlar ve çoğu sorular yok olmuş halde berrak bir zihin yapısı eşliğinde  yaşamdaki ve günlük hayattaki hedeflerini belirleyebilir, düşünsel anlamda özgürlük ve mutluluğun tadını (kozmik coşkunun keyfini) sürebilir (aydınlanma).

sürecek...
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Ynt: Bilinç kozası - Başkalaşım
« Yanıtla #2 : Ağustos 13, 2022, 05:43:09 ÖS »
Genelde, kişisel paradigma (Kişiye özel doğrular bütünü; algılama ve zihinsel değerlendirme sistemi), çevre koşullarına bağlı ve irade dışı (doğal olarak sürüklenme kalıbında ve denetimsiz) oluştuğundan uyumlu dengeli, rafine beyinler oransal anlamda azdır. Toplumda hedefler dillendirilir; "çokça okuma", "kendini tanıma", "özeleştiri yapabilme", "kendinle barışıklığı sağlama"  ve benzeri kavramlar tanımlanır ve önemi vurgulanır. İnsan ruhsal tablosu, ergenlik sonrasında kişilik edinme döneminde dalgalanmalar sergiler. Taze birey, aile ve çevre koşulları, toplumsal dayatmalar, kişisel donanımı ve yetenekleri çerçevesinde sığ tercihler ve kestirmeden çözümlerle bir şekilde "kalıplanmış kişilik" edinir. Geleneksel olarak işleyen bu mekanizma sayesinde edinilen kişisel değerler ve  filtre sistemi ile birey hayat mücadelesine atılır. Başetme eşiğinin düzeyine göre az ya da çok zorlanarak önemli sorunlar listesindeki işler yapılmaya çalışılır. Güç ve dikkatler, listedeki üst sıralara yoğunlaşır ve diğerleri ihmal edilir/ertelenir.

Çoğunluk, çalışmaktan, yaşamayı ve hayatın anlamını ıskalar. Elbette küçük teneffüsler yapar, kendine biraz süre ayırabilirse de bu süreleri akılcı ve doyurucu kullanabilir mi? Hayatta kalma  savaşımı ve sorumlulukların kıskacında, gelecek endişesi eşliğinde kişi, entellektüel uğraşılara gereğince ve yeterince giremez.

Birey zihninde hedeflediği, tasavvur ettiği hayat standartlarını sürüdürülebilir kalıpta temin ettikten sonra zihinsel arınma ve entellektüel yükselme alanlarına yönelmeye başlar.

Tam bu sırada, daha önce baskıladığı, bir kenarda tuttuğu, çetin hayat şartlarında ortaya çıkmasına izin vermediği ruhsal sorunları da liste başına gelebilir. Daha sonraki aşama artık, politika, felsefe, sanat, bilim, insan ilişkilerinde estetik gibi üst düzey uğraşlar listede yer bulmaya başlar.

Bazıları, uzun ve hırpalayıcı hayat tecrübeleriile uyumlu, sonradan pişman olunmayacak bir yaşam felsefesini zihninde oluşturabilir; fakat bunu doğal süreçle başardığında yaşı  60-70 olmuştur. Ömrü bu sonuca ulaşmaya yetmeyebilir de. Yetse de bu kıymetli üründen kendisi bile ne kadar yararlanabilecek? Önemli olan bu işlemi 20-30 yaş arasında yapabilmektir. Hayat bir kere yaşandığına göre bu bilinç önemli.

Bu değerli rehber ancak felsefe eşliğinde edinilebilir.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Ynt: Bilinç kozası - Başkalaşım
« Yanıtla #3 : Ağustos 22, 2022, 02:28:38 ÖS »
Kalıplanmış kişiliğin oluşmasında başetme eşiğinin seviyesi önemli rol oynar. Başetme eşiği ise bebeklikten itibaren anlama isabetliliği eşliğinde eylemlerinde netice alma ile düzgün örüntülenir ve yeni denemelerle pekişir. Yolda karşılaştığımız kedilerden bazıları hiç istifini bozmaz iken, bazıları kaçar, arabaların altına saklanır gibi. Bu sırada beyin kimyasalları çok etkilidir; serotonin az ise korunma içgüdüleri baskın olur; kişi içe dönük bir tutumun kıskacına girer; karşılaştığı hayat deneylerini kendince çözümlemesi ve bir kanaate bağlaması gerek ve yeter optimumuna ulaşamayabilir ("Bütün kadınların aklı karışıktır" söyleminin alt yapısında düşünsel referansların yönetimi konusunda tam yetkinliğe ulaşamama olabilir mi? Aslında "bütün insanların aklı karışıktır" demek daha doğru. Erkeklerin hayat zorlukları karşısında sorumlulukları nedeniyle istatistiki olarak az bir parça pozitif ayrımcılık yapabiliriz gibi.)

Kişinin zihinsel filtreleri değer yargıları, başetme eşiğinin izin verdiği kadar gelişir. Kişinin zihinsel rahatlığını öncelemek gibi bir yapısı daha vardır ve bu yapı yaşamsal hamleleri sınırlar ve bu tür hedefler "mış" gibi kalır.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Ynt: Bilinç kozası - Başkalaşım
« Yanıtla #4 : Ağustos 23, 2022, 11:13:05 ÖÖ »
Felsefi anlamda bilgi, doğa olgu ve olayları ile insan bireyi arasındaki ilişkiden ortaya çıkar. Yani birey olmadan bilgi olmaz. Bireyin çözümlemeleri ve sentezlemeleri  isabetli değilse bilgi de yanlış ya da kusurlu/noksan olur.

Öte yandan, bireyin kendisini incelemesi, bilgi haline getirmesi varlık bilincini üretir. Varlık bilinci soyut düşüncenin ürünüdür; bu kendiliğinden olmaz. İyi bir algılama yeteneği, gözlemcilik anlayışı, bilgisel donanım, sebep sonuç ilişkilerini irdeleme bilinci ve yetkinliği eşliğinde biriktirilen kanaatlerin/sezgilerin uygun bir çerçevede sentezleyebilecek alt ve üst beyin uyumu gereklidir.

Bu yetenek ve yetkinliğe sahip kişinin önce kendisini tanıması, geçmişini ibra ederek kendisi ile barışma sürecini gerçekleştirerek, paradigmasını (kişisel doğrular bütününü) rafine etmesi ve yeniden -bilinçle- yapılandırması gerekir. Daha sonra evren olgu olaylarını ile ilgilenmelidir. Bu aşamada kişi henüz hedefe göre ara bir noktadadır; sürecin bu noktasında zihninde her şey yerli yerine oturmuş değildir. Ruhsal olarak tutunduğu değerleri sorgulamakta, yeni ve daha yararlı olacağını umduğu yeni değerlerini inşa etmeye çalışmaktadır.

Çoğunluğun zihniyeti, çocukluğundan itibaren ailesi, çevresi ve kendisi tarafından geleneksel kalıpta oluşturulan paradigması, yer ile gök arasında güvenli, dengeli, kesinlik ve tutarlılık kavramı eşliğinde oluşmuş bir zihinsel ortamdır. Ancak, doğum ölüm kaza tabii afetler hastalık vb rutini bozan olaylar olduğunda bu ruhsal rahatlık çerçevesinin sınırlarına yaklaşıp zorlandığında bunalıma girebilir. Kimi, dengeleyici telafi mekanizmaları ile kısa sürede bu durumu atlatır. Kimi, donanımının yeterliliği ölçüsünde yeni sezgilerinin peşinden gidebilir. Geleneksel değerlere (Montaigne'in yumuşak yastığı) tutunuşu bir güvence ve ruhsal rahatlık  sunar. Geleneksel değerlerden uzaklaşma ise bireyin zihnine düzensizlik, akıl karışıklığı ileri hallerde kaos getirir. Sanki -ruhsal anlamda- çalkantılı okyanus ortasında bir başına kalakalmış gibidir. Donanımı yetersiz ve ruhsal gücü zayıf ise (sandalı küçük ise) sığ kıyılara, denizin çalkantısız bölgelerine sığınmalıdır. Güçlü ise (tanker ya da transatlantik gemisi ise) çalkantılı da olsa okyanusa açılabilir ve fazla etkilenmeksizin yol alabilir.

İşte, kişisel yaşantımız için felsefeden umduğumuz zihin yapısı.

sürecek...


« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2022, 11:19:00 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Ynt: Altın pusula
« Yanıtla #5 : Ağustos 30, 2022, 11:05:00 ÖÖ »
Bazıları (özellikle az sayıda üniversite öğrencisi) bilgi birikiminin bir noktasından sonra bu bilgileri uygun bir düzende işe yarar hale getirmek ve yeni çıkarımlar yapmaya odaklanır. Bunlardan bazıları da -daha fazla yoğunlaşmak için- kendini sosyal etkinliklere kapatır bir nevi inzivaya çekilir. Buna krizalit (metamorfoz/başkalaşım kozası) hali diyebiliriz. Donanım ve bilgi birikimi ile kişisel doğrular bütününü (paradigmasını) yeniden -bu defa bilinçle- yapılandırmaya çalışır. Neticede kozadan -mecazen- kelebek olarak çıkar. Larva halinden kelebeğe dönüşmüştür.

Çoğunluk, 60-70 yaşında çelebi hale yaklaşırken, bu süreci geçirenler 20-30 yaş arasında bir "altın pusula" edinmiş olurlar.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.