Gönderen Konu: Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?  (Okunma sayısı 899 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?
« : Mart 02, 2022, 06:10:43 ÖS »
Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?

İçinde bulunduğumuz günlerde üçüncü dünya savaşı ihtimali arttı.

İnsanların büyük çoğunluğu ilkel benlik güdümünde olduğundan ve nüfus artışı sebebiyle yönetimlerin palyatif (geçici) çözümleri öncelemek durumunda kalması sebebiyle hareket kabiliyeti azalmış durumda. Özellikle dünya makro ekonomisinde çözümler, vaziyeti idare eden çakma çareler tükendiğinden ya da çok hor kullanıldığından; üstüne bir de virüs salgını sebebiyle  krizi geçiştirmek maksadıyla hükümetlerin aşırı para basması tüm sistemi sıkıştırmıştır. Yönetimlerin başındakiler tek tük bir kaçı hariç çelebi (evrensel benlik) tanımında değildir. Bu bir kaç kişinin de etkinliği düşük olduğundan, çoğu yönetici kendini sıkışmışlık içinde hissederse üçüncü dünya savaşının çıkması olasılığı artar.

Ham benlik,"nükleer silah" ı ne kadar kolayca dillendirebiliyor? Dünyayı tepenize yıkarım demenin başka türü.



Oysa çoğunluk, şaşkınlık içinde "bu toplu savaş olasılığı da nereden çıktı?" şoku içinde. Bu çoğunluk bazı riskleri sezmekle beraber "her şey yolunda algısı" nı sürdürüyordu. Ya da kendi veya ailesinin hayat mücadelesine odaklanmış durumda bir uyku halinde yaşayıp gidiyordu.

Bu tablo ikinci dünya savaşı öncesindeki günlerde de böyleydi. Bu kendi halindeki çoğunluk hiç bir zaman savaş istemez. Ne var ki koşullar, tepe yöneticilerinin tepişmesini hazırlayabiliyor.

Tüm bunların kaynağında KORKULARIN ve KORKULARA KARŞI ÖNLEMLER ALMANIN olduğunu bilmek felsefe ilgilenenleri için ağır yorum ve stres kaynağı.

Ne diyeyim? Akıl galip gelsin.
« Son Düzenleme: Mart 03, 2022, 09:42:13 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Yoğun Katılımcı
  • *****
  • İleti: 520
Ynt: Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?
« Yanıtla #1 : Ağustos 18, 2022, 12:02:10 ÖS »
Daha önceki iletilerimde diğer canlılar arasında dinamik olarak çalışan "elenme mekanizma" sından bahsetmiştim. Mağara resimlerinden bu yana -gelişen akıl ve duygular eşliğinde- ölülerimizi gömmeye başladık ve yaşam yetkinliğinde olmayan yakınlarımızı himaye ettik; elenme mekanizmasını insanlık için askıya alma başarısı gösterdik. Yaşam yetkinliğinde olanlar, fazla zorlanmadan ya da başetme sınırına gelmeden hafifçe zorlanarak hayat programlarını sürdürdüler. Diğerleri yani elenmekten muaf tutulmuş olanlar ( % 60 - 85 gibi) yaşam yetkinliğini ikame yollarına (makam, servet, şöhret, çeteleşme, vb.) yöneldiler.

Kişisel gözlem ve algım, -dünya genelinde- insanlık ülküsünü ve insanlık değer yargılarını umursamayan bazıları (açgözlü ve açıkgöz ya da azgın ve azılı olanlar) servet edinirken bir noktadan sonra bu servetlerini koruma telaşına düşerler. Hele bir de hakkıyla ya da hizmet sonucu kazanmamışlarsa daha ciddi tedbirlere başvuruyorlar. Genellikle siyasetten medet umarlar. Bazıları perde arkası siyaseti tercih eder; "hegemon" dedikleri bunlar olsa gerek. Bazen bu hegemonların eylemlerini hedeflerini sezdiğimiz anlar olabilir.

Hegemonlar ve komplolarla ilgili tv söyleşilerinde bu etkin kişilerin dünyanın gidişatını takip ettiklerini ve yön vermeye çalıştıklarını anlıyoruz. Bilim ve teknolojiye "gerçek ihtiyaç" anlamında ilgi gösterirler. Kurdukları fonlarla merak ettikleri konularda bilimsel araştırma yaptırırlar. En büyük korkuları sermayeciliğin gerilemesidir. Nüfus artışı, kapitalizm için bir tehdit ise nüfusu azaltacak yöntemler arıyorlar (500 milyon nüfus hedefleri varmış). Bilimin verdiği ipuçlarını kendi zihinlerinde değerlendirebilenler (uyananlar) da hegemonlara tehdit ise "yeni idealizm" çabalarını devreye alıyorlar bu konudaki kitaplara yüksek ödüller veriyorlar. Ve benzeri yeni yönelimlerde hegemon hedefini irdelemek de bir uğraşı oldu gibi.

Oysa, dünyada ortalama öğrenim süresi 7,5 yıl imiş (BM tespiti); cahillik yaygın. Zaten nüfusun % 15 kadarı bedensel/zihinsel özürlü. % 70 i kendi halinde hayat mücadelesi ile meşgul. Geri kalan % 15 yaşam yetkinliğine sahip ve fırsatlara odaklanmış olarak yaşıyor. Bunlardan bazıları da aç gözlü ve açıkgöz. Diğer taraftan tüm bu grupların tamamına yakını ilkel benliklerinin (İD' in) tutsağı; yani zihinlerindeki iktidar içgüdülerinin elinde; diğer akıl, zeka, yetenekler vb. bu içgüdülerin hizmeti rolünde kullanılıyor. Öylesine ki süperego kurumlarının dahi araç haline getirildiklerini dahi görmek mümkündür. Devletler arası ilişkilerde iyi niyet ambalajı (truva atı), ötekileştirme (dehümanizasyon), akla uydurma sanatı (diplomasi) vb. bolca kullanılıyorsa da sırtlan dişleri sırıtıyor. Sömürgecilik açık ve örtük olarak sürüyor. BM manifestosu "mış" gibi.

Kriz hallerinde insanın içindeki "vahşi" organizmal yapı tüm engelleri yıkarak ortalığa saçılıveriyor. 

Ekonomi bilim olmakla beraber benim kişisel kanaatim bir nevi "saadet zinciri". Hani böyle dolandırıcılıklar var ya. Ekonomi kendi başına sürdürülüyor gibi görünmekle beraber sürekli yeni desteklere/tüketicilere ihtiyaç  duyuyor ve bu sebeple bir nevi saadet zinciri formatına dönüşüyor gibi. Tıkanması kaçınılmaz. Ekonomi alanındaki sıkışmalarda yeni türev uygulamalar sorunu bir miktar ertelemeye yarıyor fakat bu uygulamaların ürettiği sorunlar için getirilen daha ileri çözümler de bir yerde tıkanabiliyor. "Büyük <reset>" ten söz edilmeye başlanılıyor.

Bu tablo üçüncü dünya savaşının olasılığını artırıyor gibi.
« Son Düzenleme: Ağustos 20, 2022, 10:35:09 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.