Gönderen Konu: Fizikçilerin dil beceriksizlikleri  (Okunma sayısı 2565 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Fizikçilerin dil beceriksizlikleri
« : Haziran 05, 2021, 03:14:02 ÖS »

FİZİKÇİLERİN DİL BECERİKSİZLİKLERİ

Kapanan felsefe ekibi forum sitesinde bu konuyu işlemiştim. Bu konuda bir makaleye rastlayınca ve ekteki linkte fizik profesörü Sn. Erkcan Özcan "çift yarık deneyi" başlangıcında fizikçilerin dil beceriksizliğine gönderme yapınca (ki, bu arada kendi anlatımı güzel) yeniden konu etmeye ve hatta bilimsel makale haline getirmeye karar verdim.

https://www.youtube.com/watch?v=JILLwsGdRGg

Fizikçi tasarladığı deneyin bütün aşamalarını analiz eder ve içselleştirir. Raporlama / Paylaşım aşamasında dili kullanacaktır. Ne var ki fizikçilerden edebiyat kalitesi beklenemez; makale yazımında "sadelik" önerilir, gerisi kişisel özene terk edilir.

Diğer taraftan fiziksel bulgulardan felsefi çıkarım yapmak isteyenler mevcut ve bunlardan bazıları neredeyse laboratuvar kapısında bekliyor gibi. Zihinsel projeksiyon ya da kuantum felsefesi, secret  kitabı gibi yeni bazı sentezlemeler işte bu fizikçilerin yanlış anlaşılma potansiyeli içeren ifadeleri sonrasında ortaya çıkmıştır ve çıkmaktadır. Neredeyse bir veya birkaç byte'lık söylemden roman uzunluğunda yorum üretebiliyorlar.

Rastladığım makale de isabetli olarak Kuantum mekaniği ve özel görelilik teorisindeki dil beceriksizlikleri üzerinden konuyu incelemiş.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt:Evren simülasyon mu?
« Yanıtla #1 : Haziran 07, 2021, 10:44:34 ÖÖ »
Fen bilimleri alanında deneyler genelde insani ölçekte düzenlenmiştir ve her adımı görerek izlenmiştir.

Kuantum/parçacık fiziğinde ise görerek izleme yok gibidir. Parçacık fizikçisi, analizlerinden ve önceki deney sonuçlarından kaynaklanan sezgilerini kanıtlamak için deneyler tasarlar ve sonuçları yorumlar. Bu deney çeşidini bilinen bir uygulama üzerinden örnekleyelim:

Piyango çekilişinde, sıfırdan dokuza kadar rakam yazılı toplar bulunan dönen kürelerden bir top düşer. Biz olayı ve safhaları net olarak görebiliyoruz. Kuantum fizikçisinin göremediğini varsayalım; deneyci 6 rakamı yazılı topun mevcudiyetini tahmin etsin ve kanıtlayıcı deney düzenlesin; yeteri kadar tekrarladığında 6 no.lu topun mevcudiyetini kanıtlayabilsin.

Biz olayı tüm çıplaklığı ile görüp algılayabiliyoruz. Fakat görme özürlü fizikçi aklen sezdiği bir parçacığın varlığını keşfetmiş oldu. Raporlarken dil özeni uygulamadığında, okuyucular bunun bir "keşif" değil "icat" olduğu kanaati edinmesi mümkündür; "tasarladı ve var etti" diyenler oldu ve bunlar "evren simülasyon mu", zihinsel projeksiyon", "secret" gibi kitaplar yazdılar. Oysa ne kadar deney yaparsa yapsın, örneğin 44 yazan bir topu saptayamaz.

Bu tersten okumanın evveliyatı Berkeley'e kadar uzanır.

« Son Düzenleme: Haziran 07, 2021, 10:45:22 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Berkeley
« Yanıtla #2 : Haziran 13, 2021, 10:52:39 ÖÖ »
George Berkeley, (1685 -  1753) dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin varolduğunu, buna karşılık maddenin varolmadığını öne süren İngiliz düşünür.

Berkeley, "algıladığımız her şeyi biz zihnimizde var ediyoruz" diyor.

Gerçeklik üzerine akıl yürütmelerde böyle bir sonuca/yoruma ulaşanlar var.

Kuşkusuz bu kanaat, kanaat sahibinin gözleri bağlı olarak aslan kafesine sokulmasıyla, ya da bacağının kırılmasıyla, yirmi saat kadar aç kalmasıyla son bulur. Kişi "gerçek diye bir şey varmış" yargısına geri döner. Bu son paragrafa itiraz eden varsa ona şu söylenebilir: algıyı yanlış yorumlayan da aynı akıl/zihin.

Berkeley bir papazdı. Yaşadığı dönem bilimin gövdelenme süreciydi ve hristiyanlıkta bilim inanca tehdit olarak görüldüğünden idealizmden kopma riskine karşı böyle bir önlem ortaya konulmuş olabilir.

Aynı motivasyon, kuantum deneylerini "deneyci, parçacığı yani maddeyi düşünsel olarak varetti/varedebiliyor" içeriğinde okumaya neden olabiliyor.

Oysa açık ve net olarak, kuantum deneycisinin kura kürelerinden 44 no.lu topu düşürmesi olanaksızdır, çünkü 0 ile 9 arasındaki rakamlar yazılı yalnızca on adet top var; bunlardan biri düşebilecektir. Deneyci, deneyi ile bu on parçacıktan birini keşfedebilecektir.

 


« Son Düzenleme: Haziran 13, 2021, 04:48:12 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Berkeley
« Yanıtla #3 : Haziran 13, 2021, 01:40:26 ÖS »

...

Aynı motivasyon, kuantum deneylerini "deneyci, parçacığı yani maddeyi düşünsel olarak varetti/varedebiliyor" içeriğinde okumaya neden olabiliyor.

Oysa açık ve net olarak, kuantum deneycisinin kura kürelerinden 44 no.lu topu düşürmesi olanaksızdır, çünkü 0 ile 9 arasındaki rakamlar yazılı yalnızca on adet top var; bunlardan biri düşebilecektir. Deneyci, deneyi ile bu on parçacıktan birini keşfedebilecektir.

Kuantum fiziğinin altmışıncı (1992) yılında Kolombiya üniversitesinde Fizikçiler ve felsefeciler bir sempozyumda şiddetli tartışmalar yaşamışlar, her birinin kendi özel yorumu karşısında Bohr'un "Eğer kuantumu anladığınızı düşünüyorsanız, buna ilişkin ilk öğrenilmesi gereken şeyi bilmediğinizi gösterir" sözünü hatırlatıyor John Horgan ("Bilimin Sonu" Gelenek yayınları, İst. 2003 sf. 134)

Oysa bu olayda "ilk öğrenilmesi gereken şey" yerine gerekenden az sayıda faktörü dikkate almak söz konusudur.  Kuantum deneylerinde tüm süreç gözlenerek izlenemediğinden parçacık tahmininin potansiyel parçacıklar bütünü içinde yer alıp almadığı faktörü ihmal edilmiş oluyor; yani, hedef, mevcutlar içinde yer alıyorsa sonuç keşif oluyor. Bu seçeneği göz ardı edenler sonucu "düşünerek yaratım" zorlama yorumuna taşıyıverip tümdengelimcilikte uçuyorlar.

Noksan faktörle inceleme/analiz yapmanın fantezi çıkarımlara yol açtığını özel görelilik teorisi için belirlemiştik ("Özel görelilik konusunda final sunum" başlığına bakınız). Işık kinematiği on ana faktör eşliğinde incelenmesi gerekirken özel görelilik teorisi yalnızca iki faktörü/postulayı dikkate alarak analiz yapmıştır.  Kuantumda da yanlış/fantezi çıkarımların sebebi noksan sayıda faktörle analiz ve yorumdur.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Secret
« Yanıtla #4 : Haziran 14, 2021, 04:57:16 ÖS »

Noksan faktörle inceleme/analiz yapmanın fantezi çıkarımlara yol açtığını özel görelilik teorisi için belirlemiştik ("Özel görelilik konusunda final sunum" başlığına bakınız). Işık kinematiği on ana faktör eşliğinde incelenmesi gerekirken özel görelilik teorisi yalnızca iki faktörü/postulayı dikkate alarak analiz yapmıştır.  Kuantumda da yanlış/fantezi çıkarımların sebebi noksan sayıda faktörle analiz ve yorumdur.

Mevcut bilgi birikiminin sınırında yer alan yeni konularda yapılan analizler,  çözümlemeler ilk yaklaşım kalıbında olur. Yani, zaten ilk yaklaşımlarda noksanlıklar söz konusudur ve neticeler ve yorumlar da bazı hatalar içerebilir. Buna bir de deneyci ya da bilim adamının anlatım uzmanı olamayışı eklenince (ki, fizikçilerin dil uzmanı, edebiyat b-ilgilisi olması zaten beklenmez; bu konuda bilinç/protokol dahi yok). Diğer taraftan, anlam açlığı içinde kıvranan bazı felsefe ilgilenenleri bu raporlardaki bir kaç byte lık bilgiden kitap üretecek kadar hayal güçlerini forse edebiliyorlar ve "Kuantum felsefesi" adıyla fantezi yorumlara kendilerini kaptırıyorlar. Bununla yetinmeyip bir de "secret" uçuşuyla zihinleri zehirliyorlar.

Bu bilmem kaç sayfa olan secret kitabınının içeriğini tek bir cümle imha eder:

"Nişan almadığımız bir şeyi vurma şansımız yok gibidir".
« Son Düzenleme: Haziran 14, 2021, 07:34:47 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: Secret
« Yanıtla #5 : Haziran 14, 2021, 10:31:20 ÖS »
"Nişan almadığımız bir şeyi vurma şansımız yok gibidir".

Bu anlatımınızla, örneğin plasebonun neden işe yaradığını açıklayabiliyor musunuz?

Nişan aldığımız için mi?

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Secret
« Yanıtla #6 : Haziran 15, 2021, 02:30:44 ÖÖ »
"Nişan almadığımız bir şeyi vurma şansımız yok gibidir".

Bu anlatımınızla, örneğin plasebonun neden işe yaradığını açıklayabiliyor musunuz?

Nişan aldığımız için mi?

İlginç soru.

Plasebo ile secret hedeflemesi arasında bir ilişki aramak hiç yapmadığım bir şey.

Ancak şöyle bir deneyimim var: Annem ve dayım, tasa düzeyi yüksek insanlardı; hele annem hastalık hastası idi. Araştırınca ve üzerinde düşününce, küçük yaşta annelerini uzun süren bir hastane yatışı sonrasında kaybettiklerini; çocuk ruh haliyle bu süreyi evde sürekli endişe içinde geçirdiklerini ve hastalık ve diğer riskleri hayati tehlike olarak belirlediklerini ve bu konuda aşılması zor bir damgalanmaya maruz kaldıklarını anlıyoruz. Annem, her evde bulunan hastalıklar hakkında bilgi veren kitapları okuduğunda ya da tv, gazete, komşu gibi kaynaklardan  duyduklarıyla öğrendiği hastalık belirtileri konusunda aşırı dikkatliydi; hani derler ya sürekli kendini dinlerdi. Bu tabloya şu eğilimi de ekleyebiliriz: Çeşitli sebeplerle hayallerini gerçekleştirememiş ya da yaşamsal hamlelerden uzak durmuş insanlar hastalık mazeretine sığınarak ruhsal ergonomilerini -bilinçdışı ya da yarı bilinç eşliğinde- gözetirler. Netice olarak bu kendilerine yakıştırdıkları hastalıkların çoğu SAHTE dir; sezgidir; algıda seçicilik de olabilir. Plasebo etkisinin işte bu tür hasta hissetme durumlarında geçerli olduğunu düşünüyorum. Semptomlar sahte, ilaç sahte anlaşıp gidiyorlar gibi. Nitekim apandisit patlaması benzeri olaylarda plasebo etkisi faydası örneği yoktur/olamaz.

Bir başka zihin beden ilişkisini plasebo olgusuna konu edebiliriz. Bağışıklık sistemimiz, moral ve yaşama bağlılık etkisiyle aktive olabiliyor ya da daha etkin oluyor denilebilir. Altbeynin telkinlere açık olduğu da bilinen bir şeydir. Hiçbir şey yapmamak hali karşısında bir şeylerin yapılıyor olması (tedaviye başlanmış olması gibi) kontrol altında olduğu hissi de altbeyin ve bağışıklık sistemi için değerli aşamalar yerine geçer.

Benim görüşüm bu şekilde. Yani, aynı semptomu gösteren deneme grubu içindeki bazıları gerçekten hasta değil; çeşitli sebeplerle öyle hissediyor ya da bağışıklık sisteminin başedebileceği düzeyde hafif hasta; plasebo bu denekler için etkili.

Uzun yazmışım; plasebo olgusunun bu uzunluğu haketmediğini farkettim birden.

Benzer olarak, zihnimizin ikna olması daha ilginç ve kendi üzerine kapanıyor.
« Son Düzenleme: Haziran 16, 2021, 10:50:59 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: Secret
« Yanıtla #7 : Haziran 15, 2021, 08:07:04 ÖÖ »
Uzun yazmışım; plasebo olgusunun bu uzunluğu haketmediğini farkettim birden.

Başka bir bakış açısı sunayım.

Plasebo olayı bir çelişkidir. Ve aslen, bir paradigma değişimi gerektirir.

Zihnin bu konuya fazla vakit ayırmama isteği de, iki sandalye (iki paradigma) arasına oturmanın pek de rahat olmamasından kaynaklanıyor olabilir.


zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Secret
« Yanıtla #8 : Haziran 15, 2021, 12:47:05 ÖS »


Diğer taraftan, anlam açlığı içinde kıvranan bazı felsefe ilgilenenleri bu raporlardaki bir kaç byte lık bilgiden kitap üretecek kadar hayal güçlerini forse edebiliyorlar ve "Kuantum felsefesi" adıyla fantezi yorumlara kendilerini kaptırıyorlar. Bununla yetinmeyip bir de "secret" uçuşuyla zihinleri zehirliyorlar.

Bu bilmem kaç sayfa olan secret kitabınının içeriğini tek bir cümle imha eder:

"Nişan almadığımız bir şeyi vurma şansımız yok gibidir".

Fizikçi, analizleri ve önceki deneylerinden sezdiği parçacığı yeni deney tasarlayıp, gerçekleştirip kanıtladığında raporlarken yanlış anlaşılma potansiyelini dikkate almadan (sözcük seçimi ve dizilimine özen göstermeden) "zihnimde tasarladığım parçacığın varlığını deneyle kanıtladım" gibi ifade ederse ve motivasyonu anlam arayışı olan kişi "zihnen tasarlayarak, var etti" şeklinde anlamayı tercih ederse "Secret" diye bir kitap ortaya çıkar.

Elbette bir şeyi örneğin ev edinmeyi isteyen kişi, fırsatları, olanakları izler, kullanır. İstek, altbeyinde sözcüklerle netleşip kortekse taşınmadan  imgelem kalıbında da oluşabilir; kişi gene bu yönde adapte olur, koşulları değerlendirir. Yani çaba gösterir. "İstedi, evren verdi" yorumu bu süreçleri gözardı edip, kuantum fiziğindeki özensiz anlatımın peşine takılarak yargılar ortaya koymak kendini kandırmak ya da akla uydurmak oluyor. Bazılarının kendinde gizil güçler olduğunu iddia ettiğine bile tanık olabiliyoruz.

Hepsi -Berkeley'inki gibi- tersten okuma. Akıl gibi bir araç eklemlenmiş de kullanmayı bilmeyince...
« Son Düzenleme: Haziran 15, 2021, 12:48:58 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: Secret
« Yanıtla #9 : Haziran 16, 2021, 02:13:29 ÖÖ »


Diğer taraftan, anlam açlığı içinde kıvranan bazı felsefe ilgilenenleri bu raporlardaki bir kaç byte lık bilgiden kitap üretecek kadar hayal güçlerini forse edebiliyorlar ve "Kuantum felsefesi" adıyla fantezi yorumlara kendilerini kaptırıyorlar. Bununla yetinmeyip bir de "secret" uçuşuyla zihinleri zehirliyorlar.

Bu bilmem kaç sayfa olan secret kitabınının içeriğini tek bir cümle imha eder:

"Nişan almadığımız bir şeyi vurma şansımız yok gibidir".

Fizikçi, analizleri ve önceki deneylerinden sezdiği parçacığı yeni deney tasarlayıp, gerçekleştirip kanıtladığında raporlarken yanlış anlaşılma potansiyelini dikkate almadan (sözcük seçimi ve dizilimine özen göstermeden) "zihnimde tasarladığım parçacığın varlığını deneyle kanıtladım" gibi ifade ederse ve motivasyonu anlam arayışı olan kişi "zihnen tasarlayarak, var etti" şeklinde anlamayı tercih ederse "Secret" diye bir kitap ortaya çıkar.

Elbette bir şeyi örneğin ev edinmeyi isteyen kişi, fırsatları, olanakları izler, kullanır. İstek, altbeyinde sözcüklerle netleşip kortekse taşınmadan  imgelem kalıbında da oluşabilir; kişi gene bu yönde adapte olur, koşulları değerlendirir. Yani çaba gösterir. "İstedi, evren verdi" yorumu bu süreçleri gözardı edip, kuantum fiziğindeki özensiz anlatımın peşine takılarak yargılar ortaya koymak kendini kandırmak ya da akla uydurmak oluyor. Bazılarının kendinde gizil güçler olduğunu iddia ettiğine bile tanık olabiliyoruz.

Hepsi -Berkeley'inki gibi- tersten okuma. Akıl gibi bir araç eklemlenmiş de kullanmayı bilmeyince...

O zaman buyrun düzden okuyalım. Fiziğin ve bilimin şu anki kuruluşunun savunduğu şey, farkında olsa da olmasa da deterministik bir evrendir.

Madde ve onun kuralları, geçmişi de geleceği de belirler. Akıl ve irade dediğiniz şeyler, aslında sadece birer görüngüdür. Aslen yokturlar. Varolan şey sadece danseden atomlar ve enerjidir. Bunlar da bilardo masasında çarpışan toplar gibidir, vuruş yapıldığında (büyük patlama anında), sonuç aslında bellidir. Sürece akıl/irade/algı vb şeyler katılmaz. Bunlar ancak sonradan isimlendirilir ve gözlemlenir (ya da gözlemlendiği varsayılır).

Tabii bu mantıkta olan biri, kendi varlığını da yadsımak zorunda kalacaktır. Çünkü ortada 'ben' denebilecek birşey yoktur. Ortada bir ben yoksa bu fikre katılmak da imkansızdır. Çünkü katılan yoktur. Aslında daha yakından bakarsak fikir de yoktur.

Şimdi fikir/algı/akıl/irade gibi şeyleri verili kabul ederek onlardan bahsetmenin rahatlığını ekleyin bu tabloya. Temeli olmayan şeyleri, aslen başka bir paradigmayı, işine geldiği gibi kullanmak olur bu. O zaman iradeye 'gizil güç' demek dışında şansımız da pek kalmaz diye düşünüyorum.

« Son Düzenleme: Haziran 16, 2021, 02:15:58 ÖÖ Gönderen: oe_ »

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Fizikçilerin dil beceriksizlikleri
« Yanıtla #10 : Haziran 16, 2021, 10:49:54 ÖÖ »
Uzun yazmışım; plasebo olgusunun bu uzunluğu haketmediğini farkettim birden.

Başka bir bakış açısı sunayım.

Plasebo olayı bir çelişkidir. Ve aslen, bir paradigma değişimi gerektirir.

Zihnin bu konuya fazla vakit ayırmama isteği de, iki sandalye (iki paradigma) arasına oturmanın pek de rahat olmamasından kaynaklanıyor olabilir.



Plasebo konusunda yeni/derin şeyler duymak istiyoruz.
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

burake

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 120
Ynt: Fizikçilerin dil beceriksizlikleri
« Yanıtla #11 : Haziran 16, 2021, 11:20:11 ÖÖ »
İlgiyle izliyorum. Madde, evren, algılanan fiziksel gerçeklik. Bilinç, akıl, irade. Bunlar arasında bir ilişki var. Bir etkileşim. Karşılıklı bazı bağlar. Tüm düzeylerde. Bu oldukça açık.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: Fizikçilerin dil beceriksizlikleri
« Yanıtla #12 : Haziran 17, 2021, 12:38:15 ÖS »
Plasebo konusunda yeni/derin şeyler duymak istiyoruz.

Bunlar gözden kaçan konular. Şöyle ki...

Size bir soru yönelteyim. Olumlu/pozitif düşünmenin işleri kolaylaştıracağını düşünür müsünüz?

Niyet etmek, hedeflemek gibi şeylerin katkısını düşündüğünüze göre, pozitif düşünmenin de faydalı olduğunu düşünüyor olmalısınız olasılıkla.

Plasebonun da bundan çok da farkı yok. Sadece oldukça güçlü bir şekilde olayı sadeleştiriyor.
Aslında sizin söylediğiniz tarzda tıp bilimi plaseboyu dışlayabilseydi (bunlar sözde hastalıklar vs), bunu çoktan yapardı.
Çünkü tersi durumda inancın/düşüncenin iyileşmede etki gücü olduğunu kabul etmek zorunda kalıyor.

Bunda ne var diyebilirsiniz. Hepimiz sürekli birşeyler düşünüyor, hedefliyor, gerçekleştiriyor gibi gözüküyoruz. Bu neden olmasın.

Olmaz çünkü bilimin mevcut paradigmasına ters. Sapiens kitabının başlarında şöyle bir anlatım var. Rakamları kafadan atacağım.
14 milyar önce büyük patlama oldu. Parçacıklar/enerji ve etkileşimleri başladı. Bu hikayeye fizik diyoruz.
Bilmemkaç milyon yıl önce atomlar arası etkileşimle moleküller ortaya çıktı. Bu hikayeye kimya diyoruz.
Bilmemkaç yüzbin yıl önce organik moleküller ortaya çıktı. Bu hikayeye biyoloji diyoruz.
vs vs.

Ama aslen bakarsanız, kimya da hala salt fiziktir. Biyoloji de hala salt fiziktir.
Salt fizik ise şunu söyler, parçacık/enerji yapıları ve bunlar arası etkileşim kuralları (fizik kuralları) belli ve sabittir.
Yani şu gün ve şu an, aslında başlangıçtaki büyük patlamadan bu yana (cansız/ruhsuz) bir simulasyon olarak görülebilir.
İçinde benlik, bilinç, irade, düşünce/inanç yoktur.

Var gibi gözükse de bunlar görüntü/gölgedir. Bir grup atom etkileşir, birtakım enerji akar bir yerden bir yere, biz deriz ki, şu kişi şunu yaptı, istedi, hissetti. Oysa atomlar hissetmez. Yani asıl olan madde/enerjidir, ve benlik/bilinç/irade dediklerimiz perdeye düşen asıl şeyin gölgesidir. Gölgenin asıl şeyi etkileme gücü yoktur. Asıl şey hareket ederse gölge ona uygun 'gözükür' sadece.

Bu şu anki temel paradigma. Bir diğer paradigma da, akıl/bilinç/irade'yi madde'den öncelikli görür. Ona maddeyi etkileme gücünü atfeder. Yani yaklaşık olarak ters paradigma.

İşte plasebo bu ters paradigma için güçlü bir işarettir.


zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 332
Ynt: Fizikçilerin dil beceriksizlikleri
« Yanıtla #13 : Haziran 17, 2021, 05:41:21 ÖS »
Genelde katıldığım düşünceler bazı ilaveler yapabilirim:

Plasebo konusunda yeni/derin şeyler duymak istiyoruz.

Bunlar gözden kaçan konular. Şöyle ki...

Size bir soru yönelteyim. Olumlu/pozitif düşünmenin işleri kolaylaştıracağını düşünür müsünüz?

Niyet etmek, hedeflemek gibi şeylerin katkısını düşündüğünüze göre, pozitif düşünmenin de faydalı olduğunu düşünüyor olmalısınız olasılıkla.

Evet; çevremde sıkça kullandığım bir sözdür: "Olumlu düşünmek gerçeğe yaklaştırır". Hayatın akışında çan eğrisinin dolgun kısmı normal/rutin kalıbındadır. Genelde komşular  ya da tanıdıkların bir davranışı üzerine olan negatif yorumlarda bu söz doğrultusunda haklı çıkarım. Diğer taraftan, felaket, endişe ya da vurdumduymazlık; önyargı, komplo teorileri vb. bunlar Gauss eğrisinin   marjinal uçlarında yer alır. Elbette ihtimal dahilindedir ve izlenmesi gerekir. Düşünsel referansların yönetimi ekseninde düşünürsek, çalıştığınız şirket mafya ile iş tutuyorsa artık çan eğrisinin dolgun kısmını olumsuza dönüştürmeniz gerekir.

Şu da var, kötü olasılıkları düşünüp ifade edince "kötüyü çağırıyorsun" derler; buna katılmıyorum. Risk algısı ve yönetimi manasında her olasılığı dikkate almak gerekir. Başını kuma gömmek yanlış.


Plasebonun da bundan çok da farkı yok. Sadece oldukça güçlü bir şekilde olayı sadeleştiriyor.
Aslında sizin söylediğiniz tarzda tıp bilimi plaseboyu dışlayabilseydi (bunlar sözde hastalıklar vs), bunu çoktan yapardı.
Çünkü tersi durumda inancın/düşüncenin iyileşmede etki gücü olduğunu kabul etmek zorunda kalıyor.

İnanç ve olumlu düşünce bağışıklık sistemini destekler. Bunun yanında istatistikler önemli bir olay ya da beklenti (seçim sonucu benzeri) halinde, ölüm istatistiklerinde olay öncesinde bir miktar düşüş, sonrasında bir miktar artış görülmüştür. terminal aşamasındaki babama "nobel alacağım" demiştim; ama bir etkisi oldu mu bilmiyorum  :).

Evet tıp protokollerinde plasebo var bu zaten ilaç etkinlik deneylerinde kıyas ölçütü olarak kullanılıyor. Fakat örneğin "AŞI"  olayında plasebo denek grubuna aşı yerine "serum fizyolojik" enjekte edilse bu denek grubundan anlamlı sayıda antikor üreten çıkmaz. Ya da enfeksiyon hastalıklarında antibiyotik yerine plasebo verdiğinizde kıyas grubunda hastalığı yenenlerin oranı genel plasebo oranında ( % 30 gibi) olmaz; örneğin depresyon vakalarında % 80 e kadar etki sağlanabilirken kronik yorgunluk vakalarında % 20 gibi sonuç alınmış. Benim kanaatim aynı belirtileri gösterenlerin tamamı gerçek hasta değil. Zaten şöyle bir sağduyu söylemi de vardır: "Gerçek sorunun tam çözümü olmaz."



Bunda ne var diyebilirsiniz. Hepimiz sürekli birşeyler düşünüyor, hedefliyor, gerçekleştiriyor gibi gözüküyoruz. Bu neden olmasın.

Olmaz çünkü bilimin mevcut paradigmasına ters. Sapiens kitabının başlarında şöyle bir anlatım var. Rakamları kafadan atacağım.
14 milyar önce büyük patlama oldu. Parçacıklar/enerji ve etkileşimleri başladı. Bu hikayeye fizik diyoruz.
Bilmemkaç milyon yıl önce atomlar arası etkileşimle moleküller ortaya çıktı. Bu hikayeye kimya diyoruz.
Bilmemkaç yüzbin yıl önce organik moleküller ortaya çıktı. Bu hikayeye biyoloji diyoruz.
vs vs.

Ama aslen bakarsanız, kimya da hala salt fiziktir. Biyoloji de hala salt fiziktir.
Salt fizik ise şunu söyler, parçacık/enerji yapıları ve bunlar arası etkileşim kuralları (fizik kuralları) belli ve sabittir.
Yani şu gün ve şu an, aslında başlangıçtaki büyük patlamadan bu yana (cansız/ruhsuz) bir simulasyon olarak görülebilir.
İçinde benlik, bilinç, irade, düşünce/inanç yoktur.

Var gibi gözükse de bunlar görüntü/gölgedir. Bir grup atom etkileşir, birtakım enerji akar bir yerden bir yere, biz deriz ki, şu kişi şunu yaptı, istedi, hissetti. Oysa atomlar hissetmez. Yani asıl olan madde/enerjidir, ve benlik/bilinç/irade dediklerimiz perdeye düşen asıl şeyin gölgesidir. Gölgenin asıl şeyi etkileme gücü yoktur. Asıl şey hareket ederse gölge ona uygun 'gözükür' sadece.

Evet; işte dediğiniz gibi ruh, benlik, bilinç vb dediklerimiz ENERJİ nin ta kendisi. Madde bazında tanımlayamadığımız olgu ve olaylar enerjinin marifetidir; madde ve canlı dünyalarında da zar atan da enerjidir. Parapsikolojik olaylar; telepati vb. enerji ile açıklanabilecektir. Elbette enerji bazlı diğer faktörlere seçici dikkat uygulayabiliriz; örneğin bazı hastalıklarda hekim, istirahat da önerir; bunun içeriği bedenin sahip olduğu kısıtlı enerjinin hastalığı yenmek için  tahsis edilmesidir. Benzer olarak korteks yoğun günlük yaşantı sebebiyle beynin yaşamsal görevler üstlenen bölümü deprese olur ve beden düzenleyici "reset" görevlerini yeter düzeyde yerine getiremez; hatta bazı enzimler noksan salınır; sonuç işte inanç ya da zihin dinginliği noktasındaki yararlara geliyoruz. TM (transandental Meditasyon) un bağışıklık sistemini güçlendirdiği deneylerle  tespit edilmiştir; çünkü TM, korteksi oyalayıp altbeynin bedeni yenileme görevlerini verimli yapmasına izin vermiş oluyor. uyumak, dinlenmek, müzik dinlemek, dans etmek, dua etmek, tesbih çekmek, oyun oynamak, keyifli seyirler (maç, komedi vb.) aynı işlevdedir.


Bu şu anki temel paradigma. Bir diğer paradigma da, akıl/bilinç/irade'yi madde'den öncelikli görür. Ona maddeyi etkileme gücünü atfeder. Yani yaklaşık olarak ters paradigma.

İşte plasebo bu ters paradigma için güçlü bir işarettir.

"Ters paradigma" kodlaması yerine "enerjiyal paradigma" daha uygun gibi. Evrende ve hayatımızda karşılaştığımız her olgu ve olayın mekanizmasını ya da sebep sonuç ilişkilerini enerji ekseninde tanımlayabiliriz.

Başlık içeriği ekseninde bir yorum yapmamız gerekirse; kuantum deneycisi, şans kürelerindeki 6 no.lu topu tahmin edip deneyle kanıtladığında nasıl ki" tasarlayarak var ettim" zannına kapılması vakasında küre içinde zaten  0 ile 9 no.lu on adet top olduğunu bilmediği için bu yorumu yapabiliyorsa; plasebo olayında da kıyas denek grubu içindekilerden tamamı -belirtileri aynı olmakla birlikte- kesin hasta değil bilgisini/faktörünü dikkate almak gerekir.

  Gazete ve internet ortamında dil beceriksizliği "tufan" halinde. Bilimde de örnekleri az değil. Genel olarak yılanların anlatıldığı bir belgeselde anlatıcı, zehirli yılanları anlattığı bölümde "Anakonda zararsızdır" dedi; oysa "zehirsiz olmasına karşın kurbanlarını boğarak öldürür" demesi gerekirdi.



Son olarak; secret öğretisinin % 100 gibi etkin olduğu bir alan var: Kişisel gelişim. Birey kişisel gelişim hedefinde ise bu gerçekleşir.
« Son Düzenleme: Haziran 17, 2021, 10:23:40 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: Fizikçilerin dil beceriksizlikleri
« Yanıtla #14 : Haziran 17, 2021, 08:27:49 ÖS »
Evet; işte dediğiniz gibi ruh, benlik, bilinç vb dediklerimiz ENERJİ nin ta kendisi. Madde bazında tanımlayamadığımız olgu ve olaylar enerjinin marifetidir; madde ve canlı dünyalarında da zar atan da enerjidir. Parapsikolojik olaylar; telepati vb. enerji ile açıklanabilecektir.

Şu noktada eğer benlik/bilinç/irade dediklerimiz enerji ise, enerjinin maddeyi doğrudan etkileme özelliği var. O halde bir benlik de irade yoluyla maddeyi etkileyebilmeli. Kendindeki bir rahatsızlığı iyileştirebilmeli. Veya random toplardan 6 gelmesini sağlayabilmeli. Veya atom altı parçacıkların dalga veya parçacık şeklinde davranabilmesini değiştirebilmeli.

Eğer doğrudan irade gösterme diye birşey olamaz, benlik ancak davranışları yoluyla çevreyi etkileyebilir derseniz, madde'nin yerine gene sınırlı kural seti içeren enerjiyi geçirmiş olursunuz ve sonuç değişmez: Deterministik evren ve bilinç veya irade sadece birer görüntü/isim olarak kalır.

Diğer türlü düşünüp etkileyebilir derseniz, şu an karşı çıktığınız birçok şeyin de 'imkansız' olmayabileceğini kabul etmek durumunda kalırsınız.

Yani olay, ortadaki şeye madde veya enerji demek değil. Bu sadece isimlendirme. Önemli olan ister buna madde deyin ister enerji, bunu etkileme gücümüz olup olmadığı. Yani birincil paradigma bilinç mi, yoksa materyal mi?

Eğer birincil paradigma bilinç ise, biz bilinci olan maddeler değil, maddesi olan bilinçleriz gibi bir durum doğuyor. Bunu isterseniz, biz bilinci olan enerjiler değil, enerjisi olan bilinçleriz, diye de okuyabilirsiniz.

Önemli olan hangisinin temel/esas ve yönetici konumda olduğu. Materyalist bakış aşağıdan yukarı bakar, herşey parçadan başlamıştır, anlamsız başlamıştır ve bilinç/anlam görüngüseldir, dolayısıyla herzaman da herşey bilinçsiz/anlamsız olacaktır aslen.

Bilinç paradigması ile bakarsanız, olay parçadan değil, bütünden başlar. Parçalar görüngüseldir. Siz/biz/herşey bu başlangıçtaki bilincin farklı görünümleridir sadece.

Yani bakış tümüyle değişiyor. Evrenin bilinçle (başlangıçta da bir bilincin varolmasıyla) başlaması ile, anlamsız/ruhsuz/bilinçsiz başlaması tümüyle farklı başlangıçlar.

Materyalist bakış deterministiktir ve bilinç varsa başlangıçta da olmalıdır. Çünkü bilinci sonradan ve maddeden yaratmak pek mümkün değil. O zaman bilinç değil, bilinç gibi gözüken birşey sözkonusu olabiliyor sadece.

Yani paradigma ya materyalist olarak kalıyor veya 180 derece yön değiştiriyor. Ara kaçamaklar pek yok.