Gönderen Konu: Batı aklının gafları  (Okunma sayısı 1908 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Batı aklının gafları
« : Ekim 27, 2020, 01:34:29 ÖS »
BATI AKLININ GAFLARI

Ben de çoğu felsefe ilgileneni gibi güncel siyasete uzağım. Felsefe ilgileneni olgu ve olaylara daha geniş çerçeveden bakar; tarihsel çizgiyi ihmal etmez; yani, büyük resimle ilgili olanlara seçici algı uygular.

Fakat çocukluğumuzdan bu yana model aldığımız ya da olumladığımız batı zihniyetinin çıkar ekseninde dalgalanmalarını ilkel/ham benlik eylemlerini, ileri sömürme tekniklerini görmezden gelemeyiz.

Fransa "düşünce özgürlüğü" deyip duruyor da "Ermeni soykırımı yoktur" u neden suç olarak yasalaştırıyor ki (Yerçekimi doğa yasasını kanunla yok etmeye çalışmak gibi bir tutumun mantıksızlığını idrak edemiyorlar mı?). Elbette kışkırtıcı olarak kendileri suçlu olduklarından hedef saptırmak için o yönde politika yürütüyorlar ve herkesi aptal zannediyorlar.

Dini inançlara, çoğunluğun kutsalına saygının önemini / anlamını/işlevini idrak edemiyorlar mı? Kutsala saygısızlık, akıllı geçinenin tutumu olamaz; korkularını yönetemiyorlar mı? Yoksa, ayrışmalardan bir fayda mı umuyorlar?

Diğer taraftan, batının bu tutumu karşısında şiddete başvurmak da haklı iken haksız konuma düşmek gibi etki eder. Zaten bunu realize etmek için provokasyonu bilinçle uyguluyorlar (karikatür krizinde, yayın dikkati çekmeyince kapıdan pazarladılar).

Bir de abartılı tepki yerine dengeli mütekabiliyet/karşılıklılık ilkesi var. Yani, onların dininin kökenini incelediğimizde İsa'nın hristiyanlıktan/incilden haberi olmadığını açıkça görebiliyoruz. İsa, eski ahitin yozlaştırılğını ve insanlarda ilkel/ham benliğin tekrar etkinleştiğini vurgulayıp, insani değerlere dönülmesini istiyordu. İsa'yı gözden düşürmek için görevlendirilen kişi, hahamlardan parasını alamayınca orayı terk ediyor ve yolda  bu defa İsa yanlısı olarak düşünmeye başlıyor.

« Son Düzenleme: Mart 02, 2021, 02:41:45 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: Batı aklının gafları
« Yanıtla #1 : Şubat 16, 2021, 09:05:23 ÖS »
 
   İsa'yı gözden düşürmek için görevlendirilen kişi (Pavlus), hahamlardan parasını alamayınca orayı terk ediyor ve yolda  bu defa İsa yanlısı olarak düşünmeye; İsa doğruluk için kendini feda etti; aslında kurtarıcıydı demeye başlıyor. Hristiyan sözcüğü M:S. 60 yılından itibaren geçiyor.

Çoğu defa dillendirilir; batılılar hristiyan olmayanları "insan" olarak görmüyorlar. Kuşkusuz sömürgecilik uzantısı olarak "ben ve yararlanacağım şey" bakışının ve "ötekileştirme" kolaycılığının da bunda etkisini gözardı edemeyiz.

Bir gece tv karşısında zaplarken bir alt yazıyı göz ucuyla algılayıvermiştim: "Filipinler 1521 yılında keşfedildi". Bu cümle uykumu kaçırmıştı. Çünkü Filipinlerdeki Malay topluluğu 1000 yıldır oradaydı. Herhalde onların tarihinde de şöyle yazmıştır. "1521 yılında büyük gemilerle iyi giyimli fakat açgözlü ve açıkgöz insanlar geldiler." " biz şu yılda keşfedildik" demezler.

Batılılar tek kutuplu ve üstünlük vurgulayıcı söylemleri sürdürüyorlar.

Oysa uygarlık artık böyle bir şey değil.
 

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: Batı uygarlığı
« Yanıtla #2 : Mart 02, 2021, 11:56:51 ÖÖ »
BATI UYGARLIĞI

Akrabalarımdan teyze olarak hitap ettiğim biri eşinin görevi nedeniyle kayda değer sürelerde Avrupa'da yaşamıştı ve onların uygarlığına hayrandı. Ben de bu kanaati bir deştim.  Ortaya çıkan insan ilişkilerindeki düzenlemeler. Örneğin balkondan toz silkelemezler, apartman ortak alanlarında hurdalarını süründürmezler, başkalarını rahatsız edecek volümde müziği açmazlar, çocuklarını sokakta -mevlam kayıra- bağırtmazlar, gece belli bir saatten sonra tuvalet sifonu çekmezler vb. Dükkan sahipleri önlerindeki kaldırıma yayılmaz. Yayalar birbirine yol vermek için yarışırlar, sürücüler yayaları yok saymaz. Kaza vukuunda kavga etmezler, hatta el sıkışıp "geçmiş olsun" derler (bir tv katılımcısı, Almanya'da kaza yapanların hep tanış çıktığını zannettiğini söylemişti);  onlar  muhtemelen sigorta bilgisi eşliğinde olayı yönetebiliyorlardı. Genelde proaktif olarak davranıyorlardı ve "kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmama" yı ilke olarak benimsemişlerdi. Böylece bizleri irrite eden günlük basit uygunsuzlukların üstesinden gelmişlerdi. Teyzem ile konuşmam sonucunda bu kanaate vardım. "Nezaket size de huzur verir" noktası gibi.

Sıcak iklim kuşağındaki bazı ülkelerde ise çoğunlukla bu tür özen gösterilmez. Hatta bireysel hak ve özgürlük olarak görülür. Çakışmalar yönetilemez ve kriz çıkar; ikinci adım  küfürleşme  ve üçüncü sayfa.

Günlük hayatta bu tür rahatsızlıklara maruz kalanlar ya da tanıklık edenlerin batılılara "uygar/medeni" yaftası yakıştırması anlaşılabilir. Ben de ergenliğime kadar düzgün giyineni, arabası olanı, yeni teknolojik cihazları edinip kullananları asri/medeni/uygar kategorisine yerleştirmiş olabilirim. Elbette görüntü ile değerlendirme yüzeyseldir (mahkemede sanıklar takım elbise ve kravat ile düzgün görüntü vermeyi akıl edebiliyorlar) sığ ve yanıltıcı ölçütlerdir. Üniversite son sınıfta -hippi kıyafetime rağmen- hocam seminer notumu tam olarak vermişti; beni değil konuyu içselleştirişimi değerlendirmişti.

Gerçek uygarlık nedir? Asıl ölçütleri neler?

Batılılar (Avrupa) günlük davranışlarındaki, insan ilişkilerindeki bir tık ileri olma vitrinini "kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmama" ekseninde interaktif olarak oluşturmuş olabilirler. Kuşkusuz bazılarında nispeten homojen nüfus,  genelinde ekonomik yönden gelecek kaygılarının azaltılmış olması ve ortalama çoğunluğun toplum kültürü ana ekseni oluşturması gibi etkenler bu yapıyı desteklemektedir. Bunlara, soğuk ülke insanlarının serotonin düşüklüğü eşliğinde oluşan tasa düzeyi, disipline, mükemmeliyetçiliğe, proaktif tutumlara  daha yatkın yaptığı da eklenebilir. Nihayet, gerek ve yeter kalıpta yapıcı tepki koyma bilinci de düzenleyici rol oynamış olmalıdır.

Ben -kişisel bir  yanılgı olarak- batının bu görüntüsel/vitrin tablosu ile zihnimdeki idealize/felsefi yüksek değerler içeriğindeki "uygarlık" kavramını birleştirmişim.

sürecek...
« Son Düzenleme: Mart 02, 2021, 12:01:15 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: Batı aklının gafları
« Yanıtla #3 : Mart 03, 2021, 01:03:01 ÖS »
Ben -kişisel bir  yanılgı olarak- batının bu görüntüsel/vitrin tablosu ile zihnimdeki idealize/felsefi yüksek değerler içeriğindeki "uygarlık" kavramını birleştirmişim.

Batılıların "biz ve onlar" ayrımcılığını son yıllarda bir tık daha keskin/incitici olarak sürdürmeleri ya da benim dikkatimin -bazı ipuçlarını seçici algı eşliğinde- aktive olması sebebiyle zihnimde bir karmaşa yaşadım ve batı uygarlığının felsefi anlam içerdiği yönündeki kanaatim hızla çöktü. Batı uygarlığının yüksek evrensel anlam içerdiği, ortak insanlık değerlerini idealize bir kalıpta oluşturduğu, yalnızca retorikte (vitrin söylemde) ve aydınlanma yaşamış bir kaç yazarın kitaplarında sürdürülen bir illüzyon olduğu kanaatim güçlendi (Bir zamanlar Hulki Cevizoğlu, vitrini kazıyıp gerçeği sergileme motivasyonu ile program yapıyordu).

Kendilerinden görmediklerine (*) "avcı" bakışıyla ve niyetiyle davranıyorlar ve bu yönde ileri teknikler geliştiriyorlar. Zaten sömürgeciliğin tadını özümsemişler; bu konuda sabıkalılar ve maskeli olarak daha bir uzmanlıkla devam ediyorlar. Fakat işte korteks ağırlıklı zihin yapıları bizim gönül/altbeyin ağırlıklı paradigmamız karşısında bazı ipuçlarını ele veriyor.

(*) Kriz halinde kendilerinden saydıklarına karşı da tüm ilkel benliklerini ortaya döküyorlar (ikinci dünya savaşının dehşeti belgesellerde sergileniyor).

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: Batı dehümanizasyonu
« Yanıtla #4 : Mart 04, 2021, 11:52:11 ÖÖ »
Dehümanizasyon (ötekileştirme)

Kendilerinden görmediklerine (*) "avcı" bakışıyla ve niyetiyle davranıyorlar ve bu yönde ileri teknikler geliştiriyorlar. Zaten sömürgeciliğin tadını özümsemişler; bu konuda sabıkalılar ve maskeli olarak daha bir uzmanlıkla devam ediyorlar. Fakat işte korteks ağırlıklı zihin yapıları bizim gönül/altbeyin ağırlıklı paradigmamız karşısında bazı ipuçlarını ele veriyor.

Carl Sagan, "Kozmik bağlantı" kitabının 172. sayfasında şöyle der: "Savaşta insan insana iken her iki taraf da birbirini "insan" değilmiş gibi göstermek ister; böylece yaptığı katliama kılıf yaratır. Naziler amaçlarına ulaşabilmek için karşı oldukları insanları untermenschen (insanaltı) diye adlandırdı; bu kişilerin haklarını yok saymak, tutuklamak, öldürmek için sebep aranmayacaktı. Naziler en kötü ancak son örnek değildir. Amerikalılar da bu yöntemi kızılderililerle yaptıkları savaşlardan günümüzdeki askeri girişimlere kadar kullandılar. Böylece askeri ya da ekonomik çıkar elde edebilmek için önce karşı taraf çekikgöz,karasurat, çamur gibi etiketlerle aşağılandı; dehümanize edildi; böylece sömürürken kendilerini rahat hissedeceklerdi."

Batılılar, dayatmalarında etçil-yırtıcı özü sezdirecek, hissettirecek kadar ileri gidebiliyorlar. Gönül insanı değiller; eylemlerini sanki sığ pragmatik yaklaşım ile uyguluyorlar. Elbette, bazı batılı sade insanların hassasiyetleri vardır ve irrite olup tepki verebilirler. İşte bu olasılık karşısında sömürge kurmayları, hedef toplulukların "ötekiler" etiketlemesini pekiştirmek için kararlılıkla, bilinçle dezenformasyon projeleri yürütüyor olabilirler (ipucu: Karikatür krizinde başlangıçta algılanmayıp tepki gösterilmeyince önce papanın sorumsuzca söylemleri arkasından kapıdan pazarlanması adeta göze sokulması devreye alındı; oluşan tepkileri kendileri davet etti). Niyet ne olursa olsun, neticede, bu tür girişimler batıdaki düzgün ve felsefi olgunluktaki (çelebi) gerçek uygar bireylerin yönetimde etkin olmasını engellemeye hizmet etmektedir.


zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: Organize/uygar
« Yanıtla #5 : Mart 05, 2021, 10:58:29 ÖÖ »
Bir özeleştiri yapayım:

Uygarlık benim için soyut ve yüksek/idealize değerler içeren bir kavram olmuştu; yargı ve yorumlarımı bu geniş / uç anlayışı referans alarak üretiyordum. Düşüncelerimi paylaştıklarım ise "uygarlık" kavramına böyle tümdengelimci yüksek anlam yüklemeyip mütevazi tümevarımcı yaklaşımla, göçebe döneminden yerleşik tarım toplumuna geçen ve uzantısında sosyal-siyasi-iktisadi organizasyonları oluşturan toplulukları "uygarlık" sözcüğü ile kodluyorlardı. Benim düşünsel referansım onlarınki ile örtüşmüyordu ve gerilimlerim mevcudun ötesini istememden ileri geliyordu.

İşte Türkçemizin bana ve benim gibilere bir oyunu sanki bu. İngilizce karşılığı "civilization" ve  İngilizce-ingilizce sözlükte bile hiç de yüksek felsefi anlamlar, insanlık ülküsü vb. anlatılmıyor; "Dini ve askeri güçler dışındaki insanların birlikteliği düzeni" olarak açıklanmış. Sözcüğün bizdeki karşılığı "yerleşim" gibi; bu anlamı destekleyen "modern civilization" bileşimi de var.

Yani benim referans aldığım ve insanlık aidiyeti eşliğinde yüksek felsefi değerler yüklediğim içerikteki "uygarlık" sözcüğü onlarda yok; tıpkı "gönül" sözcüğü gibi. Türkçemizdeki "uygar" sözcüğü ya da "batı uygarlığı" bileşimi onları çağrıştırmak ya da etiketlemek için isabetli bir seçim olmuyor ve bu kullanım sebebiyle ben ve benim gibiler gerçekle örtüşmeyen ütopik/idealize bir içeriği onlara yükleyivermiş oluyor. Bu durumda onlara "uygar" yerine "organize" sözcüğünü kullanmamız anlam ve çağrışım için daha doğru/isabetli olacaktır kanaatindeyim.


 
« Son Düzenleme: Mart 05, 2021, 01:39:51 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: Batı aklının gafları
« Yanıtla #6 : Mart 06, 2021, 11:42:56 ÖÖ »
İnsanların geneli ham/ilkel benlik güdümündedir. Doğal hayatta kalma güdüsü,  kendi  dışındaki olgu ve olaylara"ben ve yararlanacağım şey" bakışını canlılara yapıştırmış.

Batılılar kendileri dışındakiler "insan" olarak görmüyorlar/göremiyorlar (yüzyüze ilişkilerde saygı çerçevesi eşliğinde bu tutum bir miktar aşılabiliyor). "Filipinler, 1521 yılında Magellan tarafından keşfedildi" ya da "yakın doğu" "orta doğu" söylemleri de batının bu tek kutuplu paradigmasına aittir; uygar ve felsefi bir anlayışın ürünü değildir. Tıpkı, çıkardıkları "...soykırımı inkarı suç sayan" yasada olduğu gibi mantık özürü sırıtıyor (Bu konuda daha derin düşünüldüğünde oluşan trajedide kendi sorumluluklarını gözden kaçırma niyet ve kararlılığını görebiliriz).

Batılılar, mantıklarını ve insani değerlerini, açgözlü çıkarlarına  -ayıp duygusuna girmeden- (düz korteks bilişseli eşliğinde) kurban edebiliyorlar ve bu durumu idrak edemeyeceğimizi sanabiliyorlar. Yerinde ve zamanında uygun tepkilerin verilmeyişi de meydanı boş bulmalarına ve daha ileri gitmelerine neden oluyor gibi. Bu tutumları, toplumlarının  genel yapısını yansıttığından vitrine koydukları "felsefe temelli uygarlığı" gerçekte özümsemedikleri ve bir araç olarak kullandıklarını göstermektedir.

Ben kişisel yanılgım olarak, idealize kavramı referans aldığım için uygarlık imgelemimde insani değerleri tüm dünya için korudukları ve yücelttikleri kabulünü onlara yapıştırmışım / yakıştırmışım. Haksızlık  etmişim.

Evrensel insani değerleri söylemde işliyorlar, gündemde tutuyorlar (belki kendilerine yakıştırıyorlar); fakat şimdiki kanaatim, özümsedikleri, içselleştirdikleri için değil, tüm insanlara saygı duydukları için değil, kendileri zarar görmesin amaçlı operatif. Başkaları zarar görecek ise insani değerler diye "süperego" onların zihninde yok. Aksine, "ötekiler" vurgulamasını keskinleştirecek çabaları bilinçle ve kararlılıkla sürdürüyorlar. "Onur eşitliği" akıllara bile gelmiyor. Diplomaside uzmanlaşmaları, bu beceriyi sınır koymadan kullanmaları ve son yıllardaki vahşi orman düzeni kurgusundaki tutumları benim bu kişisel izlenimlerimi destekliyor.

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 226
Ynt: 1521 de keşfedildik
« Yanıtla #7 : Mart 07, 2021, 10:32:39 ÖÖ »
Filipinler tarihinde "1521 YILINDA KEŞFEDİLDİK" yazmaz.

Yoksa yazar mı?

Batılılar, kendilerinden olmayanlarla ilişkilerinde muhataplarını saygın insan yerine koymaksızın (ya da "yararlanacağım şey" projesi gereği kibarMIŞ gibi yaparak) sömürgeci tutumlarını sürdürmektedirler. Devletlerarası ilişkilerde etçil yırtıcı öz / sırtlan dişleri hissediliyor.

Bu nedenle, felsefi ve evrensel değerler çerçevesinde "uygar/medeni" sözcüğü ile tanımlanamazlar. Kendi çıkarları ekseninde "organize" ya da "sözde uygar" sözcüğü gerçeği daha iyi temsil eder.

Zihnimdeki imgesel "Batı uygarlığı" kavramını, daha gerçekçi bir açılıma/içeriğe dönüştürmüş  oldum. Dileğim dünyadaki tüm topluluklar evrensel anlamda değerleri içeren "onur eşitliği" bazında yüksek uygarlık hedefini özümsesinler ve korusunlar.

Ütopik mi bakıyorum ne?

1175
« Son Düzenleme: Mart 07, 2021, 10:38:46 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »