Gönderen Konu: Geleneksel felsefe öldü mü?  (Okunma sayısı 2063 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt:Tarihsel serüven
« Yanıtla #15 : Temmuz 17, 2020, 11:39:33 ÖÖ »
Tarihsel serüveni üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyoruz. Kısaca özetleyelim:

Avcı toplayıcı küçük gruplar halinde temel gereksinimlerin temini

Ateşin kontrolü ve kullanımı: Bazı besinlerin pişirilmesi, hazmın kolaylaşması ile beyin kanlanmasının artması; pişirilerek sterilizasyon sayesinde ömrün uzaması eşliğinde algıların birikmesi.

Duygusal ve bilişsel sıçramalar: Mağara resimleri, ölülerin gömülmesi

Süperegonun filizlenmesi: "Biz insan değil miyiz? Kendi türümüzü yemeyiz!" ; "Biz insan değil miyiz? Çıplak dolaşmayız!"; "Biz insan değil miyiz? Bedensel atıklarımızı gizleriz!" vb sloganlı yücelmeler.

Okültik (bilim dışı) anlamlandırmaların ve soyut düşüncenin ilk adımları

Taşların keskin kenarlarından yararlanma

Alet ve silah yapımında ilerlemeler

Hayvancılık ve kültür tarımına geçiş: Verimli sulak toprakların seçilmesi; ilk yerleşimler

Yaşam alanlarının rekabeti ve korunması, sahiplenmeler, mülkiyet kavramı, çatışmalar, silah geliştirmenin hızlanması

Doğal elenme mekanizmasının insanlar için askıya alınması

Yerleşik düzen organizasyonlarının belirginleşmesi, güçlü olanın işine gelen düzenleyici kurallar, kölelik

...

Açgözlü ve açıkgözlerin hakimiyeti ve aşırıya kaçmaları sebebiyle kendi halindekilerin birleşerek güçlenmesi, inanç sistemleri eşliğinde daha eşitlikçi kurallara geçiş

İnsanın yalnızca bir beden olmadığının idraki; ruhsal alan yükselmelerinin başlaması, bilincin filizlenmesi/uyanışı

Ego temelli zulüm/orman düzeninin inanç sistemlerini de alet ederek tekrar egemen olması; tepkiyle -tekrar- yeni  inanç sistemi (hristiyanlık)

Karşıt örgütlenmeler; insanlar arası ilişkilerin optimize edilmesi için çabalar örganizasyonlar,

Bilim ve teknolojinin konfor olanaklarını artırması, günlük hayatın, eğitim, iş ve sosyal ilişkilerin genel kabuller eşliğinde rejim akışında düzenlenmesi: Düşünsel etkinliklerini kişisel ihtiyaçlarının güdümünden/kıskacından kurtarabilenlerin sayısında artış.
Mesleki uzmanlaşmalar

Anlamlandırma ihtiyacının belirginleşmesi, varlık sorgulaması, sezgilerin topaklanmaya başlaması, süperego kurumlarının protokol haline gelmesi; insan hakları listeleri vb.

İnsan denilen organizmanın neredeyse tüm etkinliklerine "para" denilen bir şeyin yön vermesi

Organizmal ilkel benlik, "evrensel benlik" tanımlamaların yapılması; "farkındalık" kavramının konuşulur olması, filmlere konu olması

Hegemonların yeniden baskın çıkması ve örgütlenmesi; bilim ve tekniği etkin kullanmaları; operasyonel hamleler yapmaları; robotize tüketici hedefleri

Nüfus artışının ürettiği sorunların artık yönetilemez oluşu, sömürgecilik ekseninde dünya savaşları

.....

TEK TÜK BAZI BİREYLERİN KOZMİK YOLCULUĞUN FARKINA VARMASI (bedeni ve ömrü miniskül ama zihinsel etkinlikleri/ruhu evren ölçeğinde/milyarlarca yıla meydan okuyabiliyor).


NOT: Düzeltmeler, katkılar, sırasını değiştirmeler yapabilirsiniz



« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2020, 10:30:09 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Geleneksel felsefe öldü mü?
« Yanıtla #16 : Temmuz 19, 2020, 11:53:30 ÖÖ »
Bir tarafta yaklaşık yirmi milyar yılda oluşmuş uçsuz bucaksız makrokozmos ile hayret verici küçük boyutlardaki mikrokozmosun karmaşık yapı ve mekanizması, diğer yanda "dünya" adını verdikleri bir gezegende oluşmuş "insan" denilen bir organizma. Bu canlı türü hayatta kalma temel hedefine yönelik mücadelesi sırasında karşısına çıkan zorlukları aşma, çevreyi yararına kullanma gereği ve bazı özel zorlanmaların sonucu ve ödülü olarak "zeka" yanında "merak" ya da "öğrenme tutkusu" nu da edindi. Bu dürtü sayesinde gelişen algılama, kaydetme, sentezleme ve yorumlama yetilerinin kapasitesi ölçüsünde muazzam ve karmaşık evreni tanımlamaya çalışıyor.

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Geleneksel felsefe öldü mü?
« Yanıtla #17 : Temmuz 21, 2020, 10:31:03 ÖÖ »
Son kerte

TEK TÜK BAZI BİREYLERİN KOZMİK YOLCULUĞUN FARKINA VARMASI (bedeni ve ömrü miniskül ama zihinsel etkinlikleri/ruhu evren ölçeğinde/milyarlarca yıla meydan okuyabiliyor).

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: B. Russell
« Yanıtla #18 : Temmuz 23, 2020, 10:52:28 ÖÖ »
Geleneksel felsefe ve felsefenin evrensel ölçekte yeniden yapılandırılması konusuna -sohbet kıvamında- devam edelim:

Bertrand Russell "Niçin felsefeye yöneldim?" başlıklı yazısında (Denemeler- Ataç kitabevi 1965) diyor ki:

"İnsanoğlunu düşünür* olmaya sürükleyen birçok etken vardır. Bunlar arasında en saygıdeğeri dünyayı tanıma, öğrenme isteğidir. Felsefe ile bilimin kesin olarak ayrılmadığı çağlarda bu etken ağır basıyordu..... Bilmecemsi/gizemli sorulara daha sonra yeni ve büyük bir sorun eklendi: Olimpos tanrılarının varlığına kuşku ile bakılmaya başlandığında yaşamlarında geleneksel inançlarından  boşalan yeri doldurmak için felsefeye başvurdular...."

Kendisi için de aynı etkeni "içimdeki dinsel özlemleri gidermek çabası" olarak ve" ikincil etken" olarak tanımlamış. Birincil etken olarak "tanıtlama merakı"ndan söz ediyor. Tutku derecesinde (matematiğe de bu sebeple ilgi duymuş) tanıtlama peşinde imiş. Arkadaşı matematik profesörü Hardy "senin beş dakika sonra öleceğini belirleyen bir tanıt ele geçirsem, seni yitireceğim için üzülürüm; ama bir tanıt ele geçirmiş olmanın vereceği kıvanç bütün üzüntümü dağıtırdı" demiş. B. Russell ona hiç gücenmediğini belirtiyor.

Ben de bilim alanında şunu farketmiştim: Bilgisayar yazılımı zor bir uğraştır; noktası virgülü, ara boşluğu isabetli konulmadığında arıza olur ve yazılımcı döne döne tekrar tekrar düzeltmek zorunda kalır. Fakat değerli/altın bir avantajı vardır: Neticeye ulaşıp ulaşmadığını test edebilir; bir deneme yapar ve görür. Oysa bilimsel araştırmanın sonuç hükmü bu kadar keskin ve kesin değildir. Olsa olsa tahminlerin en iyisidir demek lazım.

* İletiyi tekrar okuyunca "düşünme" yerine "sentezleme" sözcüğünün felsefe alanına daha çok yakıştığını farkettim.


zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Merhaba evren bilinci, yaşam sevinci.
« Yanıtla #19 : Temmuz 24, 2020, 11:52:38 ÖÖ »
Hoşçakal kabus dünya! Merhaba, evren bilinci ve yaşama sevinci.

Felsefeyi evrensel ölçekte yeniden yapılandırmayı neden isteyelim?

Güncel yaşam koşullarında tempo artmış durumda. Bireyler, temel ihtiyaçları ile uyum şekerleri arasında savrulduklarından, hayatlar, sürüklenme kalıbında geçmekte, eşlik eden özel sorunların kıskacında- kabusa dönebilmektedir.

Oysa, yaşam yetkinliği, ruhsal özgürlük, bilgelik, hayatını gönlünce yönetebilme iradesi, huzur/dinginlik vb. hayal edilir/hedeflenir.

Geleneksel felsefe insanların bu taleplerine yanıt verebiliyor mu; bir katkıda bulunabiliyor mu? Kestirme bir yol yok. Talep acil. Bilgiler ortada ve mevcut bilgi birikiminin izin verdiği ara sentezlemeler nerede?

Makro ve mikrokozmosa ilişkin yeni nesil bilgiler, bulgular, felsefi yaklaşımları yerellik etkisinden, insanmerkezcil bakıştan arındırmaya ve aşkınlığa zorlamaktadır. Geleneksel felsefe bu tabloya yabancı kalmış gibi.

Oysa, tutarlı bir çerçevede entegre edilmemiş bu insanüstü bilgiler ruhsal negatifliklere sebep olmaktadır. (reddetme, inkar, depresyon yaygındır; pazarlık ve kabullenme aşamalarına ise neredeyse hiç geçilemiyor gibi). Birincil paradigma ile aydınlanma arasındaki makas açılıyor; çatışma potansiyeli artıyor; bilgi çağında olacak şey mi bu. Yeni nesil felsefe bu konuya el atmalı; negatiflikleri giderici -en az reddedilen kalıpta- sentezlemeler sunmalıdır.

318
« Son Düzenleme: Temmuz 24, 2020, 11:56:20 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Geleneksel felsefe öldü mü?
« Yanıtla #20 : Temmuz 27, 2020, 10:26:46 ÖÖ »
Geleneksel otoriter kültür ve çağdaş anlayış kültürü farkları Doğan Cüceloğlu'nun İnsan insana kitabında listelenmiştir.

Geleneksel felsefe ile yeni nesil felsefe için de böyle bir listeleme yapılabilir mi?

En belirgin fark şöyle açıklanabilir:

Klasik felsefe, varlık bilincini, dünyayı, hayatın anlamını düşünsel olarak araştırmıştır (az bilgi; çok sezgi). Bilimsel eksenden uzaklaşmamak için düşünce kuralları (mantık bilimi), yöntem bilgisi geliştirmiştir; etkinliğini kavramyoğun olarak sürdürmüştür.
Bu durum, tıpkı insanın dünyadan bakarak evreni anlamaya çalışmasına benziyor; ya da entellekt virüsün karaciğer hücresi içinde kendi kendine fikir yürütmesine. Kendi yaşam adalarında, algı sınırları içine hapsedilmiş, kısıtlı olanaklarla. Virüs, insan bedeninin dışından bakarak kendi konumunu değerlendirebilseydi, insan da uzaydan bakarak dünyadaki pozisyonunu değerlendirebilseydi daha bütüncül bulgulara ulaşabilirdi. Yeni nesil felsefenin farkı aşkınlık eşliğinde daha bütüncül bakış olacaktır.

Bilim ve teknolojinin son yüz yılda elde ettiği bulgular, insan algı sınırlarını genişletmiş, evrendeki ve yaşamdaki yerimize dışarıdan bakabilme olanağını sunmuştur. Bu müthiş bir armağan! yerellik koşullanmalarından arınmak da bize düşüyor. Evrenin büyüklüğünü, yaşını ölçebiliyoruz; nano ölçekte, atto/femto saniyede işlem yapabiliyoruz; genetik operasyonlar becerebiliyoruz. Buna karşın, varlığımızın sonsuzca uzay ve zaman akımı içinde değerinin/etkinliğinin zavallılığını, varoluşun dayanılmaz hafifliğini sezebiliyoruz. Hayat mücadelesi içinde kendimizi değerli görme gereksiniminden farklı bir kulvarın mevcudiyetini, farklı bir hakikat çerçevesini idrak edebiliyoruz. Hayatta kalma mücadelesinin, kişiliğimizi tehdit ettiğini kavrayabiliyoruz, ruhumuzu arındırma, yerelliği aşma, insan merkezli ve ödül odaklı düşünme sığlığından kurtulma gereğini sezebiliyoruz.

352
« Son Düzenleme: Temmuz 27, 2020, 10:29:40 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Yeni filozof kuşağı
« Yanıtla #21 : Temmuz 31, 2020, 09:02:07 ÖS »
Yeni filozof kuşağı

Bu günkü hürriyet kitap-sanat ekinde Yücel Kayıran, "Teorik felsefenin dönüşü" başlıklı yazısında

"Ama bugün yeni bir filozof kuşağı geliyor ve onların yapıtlarında teorik felsefenin tekrar dönüşüne tanık oluyoruz" diyor.

"Mevcut felsefi teoriler, yeni olguları açıklayamamaktadır." demiş. İki yabancı filozof üstünden kitap reklamı yapmış. Artık yabancı yazarlar üzerinden yapılan bu yorumlamalar bana antipatik geliyor. Editörlerde de izlerini keskin olarak gördüğüm batı hayranlığı ya da toplumsal aşağılık kompleksinin (aslında telif ödememe kolaycılığı da olabilir) uzantısı gibi.
« Son Düzenleme: Ağustos 01, 2020, 11:26:13 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Yeni filozof kuşağı
« Yanıtla #22 : Ağustos 01, 2020, 11:34:19 ÖÖ »
Yeni filozof kuşağı

 

"Ama bugün yeni bir filozof kuşağı geliyor ve onların yapıtlarında teorik felsefenin tekrar dönüşüne tanık oluyoruz" diyor.

 

Teorik felsefe neymiş? Pratik felsefe diye bir şey var mı?

Geleneksel felsefenin son elli-yüz yılın makro ve mikrokozmosa ilişkin insanüstü bilgileri de dikkate alarak sentezleme yapmakta yavaş kaldığı ve bu nedenle etkinliğini yitirdiği konusunu işlerken tekrar işlevsel olacağını iddia eden bir yazı ile karşılaştık.

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Yeni felsefe konuları
« Yanıtla #23 : Ağustos 02, 2020, 01:20:34 ÖS »
Yeni kuşak felsefecilerin konuları:

Başıboş nüfus artışı ve yönetilmesi

Entropinin artışı

Kendini tanıma rehberi

Düşünsel referansların yönetilmesi ve protokolü

Ham benlikten evrensel benliğe evrilme

İnsanın evrendeki ve hayattaki yeri ortak tanımı

Varoluş etkinlikleri

Dünya devleti vatandaşlık maaşı

...

« Son Düzenleme: Ağustos 02, 2020, 01:21:49 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Geleneksel felsefe öldü mü?
« Yanıtla #24 : Ağustos 16, 2020, 11:10:46 ÖÖ »
Geçen haftaki Hürriyet Kitapsanat ekinde "Modern Felsefenin Karanlık Tarihi. Bernard Freydberg" kitabının tanıtımı vardı.

Yazarın bu konuda dedektiflik anlamında derin analiz yaptığı belirtiliyor. Buna ilişkin beni de etkileyen bazı saptamaları paylaşmış:

1- Modern felsefeciler doktriner davranmıyor. Yani, yeni felsefi sentezlemeler, bir öğreti/ekol ekseninde geliştirilmiyor; sınırlandırılmıyor: " Büyük filozoflar, doktriner sınırların ötesine geçerler ya da felsefe, -bir sınır durumunu temsil eden dilin içine sığdırılan ama- sınırları olmayan bir düşünme ve anlam alanıdır." deniliyor.

2- Modern felsefe bilgiden daha çok etkilenir ve bilginin kaynağı etrafındaki polemikten beslenir.

3- Doktrinleştirme, takipçilerin inşasıdır.

Evet, bunu daha önce de okumuştum. Sartre, -bir röportajında-" işlediği sentezlemeleri için bir isim belirleme gereği hissetmediğini ve bunun üçüncü kişiler tarafından "varoluşçuluk felsefesi" olarak tanımlandığını ama biz (Beauvoir ile) niyet etseydik başka bir isim koyardık" demiştir.

 Acaba hangi ismi koyarlardı diye zihnimde bir dosya açılmıştı ve sonunda "AŞKINLIK FELSEFESİ" adında karar kılmıştım.

1030
« Son Düzenleme: Ağustos 16, 2020, 11:14:14 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »

zgnrsn-R

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 143
Ynt: Geleneksel felsefe öldü mü?
« Yanıtla #25 : Eylül 03, 2020, 02:59:39 ÖS »
Gelelim S Hawking'in "Felsefenin bilime yapacağı bir katkı kalmamıştır" sözüne.

Sorumsuzca edilmiş bir laf. Bence, Hawking bu konuda kendini yetkin görerek ego şişmesi eşliğinde bu sözü etmiş. ben de özel görelilik teorisini didiklemiş biri olarak deneyime bağlı yetkinlik ve ego şişmesi eşliğinde diyorum ki:

Hayır! Felsefe ve yöntem bilimi henüz "düşünsel referansların yönetimi konusuna uyanmadıı".

Bilim dünyası, özel görelilik teorisinin postula düzeyindeki ciddi hatalarına uyanmadıkça ve bu ayıbından arınmadıkça* da level atlayamaz.

Ortaokul öğrenciliğimde besteciliğin sonunun geldiği kanaatindeydim; tüm olası bestelerin yapıldığını düşünüyordum. Elbette kısır bir düşünce. Bu tür kısır düşünce son elli-yüz yılda sanat, bilim felsefe ve diğer alanlarda da dillendirilmiştir. Ve dillendirenler daima mahcup olmuşlardır.

Akademik dergi editörü John Horgan, "BİLİMİN SONU" adlı kitabında

İlerlemenin Sonu

Felsefenin Sonu

Fiziğin Sonu

Kozmolojinin Sonu

Sosyal bilimlerin Sonu

Nörobilimin Sonu

Kaopleksitenin Sonu

Sınırbilimin Sonu

Bilimsel Teoloji veya Makine Biliminin Sonu

Bir Şeylerin Sonu (kendi kitabının özeleştirisi)

Başlıklarında irdelemeler yapmış.


İnsanlık olarak büyük başarılara imza atmış durumdayız; evet ama bu gelinen nokta % 100 e yakın bir pozisyon mu? Olsa olsa kişisel vizyon bitimidir. Örnek S. Hawking; çünkü benim kişisel deneyimim: Henüz "düşünsel referansların yönetim" konusu gündeme girmiş bile değil. Bir başıboşluk sürüp gidiyor. Hipotezler, disipline edilmemiş argümanlar ile savunuluyor; diyorum da şovenizm ile savunulanlar dahi var: Örneğin özel görelilik teorisi (SR) alanında:

1- Muon ömrü deneyinin bilimsel makalesi yorum/sonuç bölümünde -sırf SR hayranlığı hatırına- laboratuvar muonu ömrü ile doğal/atmosferik muon ömrü karşılaştırmasında laboratuvar muonu hızı gözardı edilebiliyor. Oysa hızı sebebiyle ömrü uzadığı iddia edilen doğal muon ile kıyas materyali olan laboratuar muonunun hızı arasında anlamlı bir fark yoktur. Akademisyen bu noktada ya kurnazlık yapmış ya da -at gözlüğü sebebiyle- kendi de kurban olmuş.

2- Halefe-Keating atom saati deneyinde -özel görelilik teorisini doğrulamak hedefinde- dünya etrafında doğuya giden uçağın hızının "dünya dönüş hızı + uçak hızı"; batıya giden uçağın hızı için de "dünya dönüş hızı - uçağın hızı" kabulü ile analiz yapılıp, atom saati farkları SR mantığı ile izah ediliyor. Oysa bu varsayım gerçek olsaydı uçaklar Newyork'tan Tokyo'ya sadece doğu rotasını kullanırlardı. Lütfen inceleyiniz; böyle bir şey yok. (https://www.youtube.com/watch?v=flfqLgSV0iA&app=desktop) https://www.google.com.tr/search?hl=tr&tbm=isch&source=hp&biw=1204&bih=637&ei=fdtQX6TgGLGIlwTewZL4Aw&q=halefe+keating&oq=halefe+keating&gs_lcp=CgNpbWcQDDoFCAAQsQM6AggAOggIABCxAxCDAToGCAAQBRAeOgQIABAYOgYIABAKEBhQxRBYnjxg_U9oAHAAeACAAdsBiAGDE5IBBjAuMTIuMpgBAKABAaoBC2d3cy13aXotaW1n&sclient=img&ved=0ahUKEwjkkpnJ-MzrAhUxxIUKHd6gBD8Q4dUDCAc#imgrc=bThvqttIhUVdnM
 
3-  Bizzat yaptığım bir deney var( https://www.researchgate.net/publication/332902408_An_Experiment_for_Lorentz_-Fitzgerald_Contraction): Dünyanın evrensel ölçekteki yüksek hızı sebebiyle bir bakır kablonun boyu kısalır mı? Bunu direnç ölçümü ile test etmek mümkündür. Değişik doğrultu ve zamanlarda dahi hiç bir fark oluşmuyor (ölçüm aletinin hassasiyeti 450 metrelik kablo boyu
0.5 ve 1 metre kısaltılarak test edilmiştir). Fakat Trouton-Rankine de aynı sonucu tespit etmesine karşın deneyin SR ti yanlışlaması karşısında analiz ve yorumda matematik sihirbazlığıyla ( v = c olduğunda "1 - v/c" çarpanı sıfır olup etkisiz kılıyor gibi) gerçeği gizlemiştir. 

Bu akademisyenler SR lehine manüplasyon yaptıkları için muhtemelen akademik terfi almışlardır. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?

* Işık kinematiği en az sekiz faktörle analiz edilir. Bazılarını ihmal ettiğinizde - ki özel görelilik teorisi sadece iki adet postula kullanmıştır; bunlardan biri yanlış (Einstein ve mevcut taraftarları bağıllık çeşitlerinden bihaberdirler), diğeri ilgisizdir- fantastik sonuçlar çıkarımlamanız olanaklıdır.

1230
« Son Düzenleme: Eylül 04, 2020, 11:22:15 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »