Gönderen Konu: Felsefeyi Disipline Etmek  (Okunma sayısı 6745 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Felsefeyi Disipline Etmek
« : Nisan 26, 2014, 07:12:41 ÖS »
Estetiğin temel soruları metafizik felsefenin temel sorunlarından türetilmiştir.Hatta,bir "felsefi" disiplin olarak  estetiğin kendisi, metafizik bir sorun olarak anlaşılmalıdır.Yani, geleneksel anlamda estetik ve sanat felsefesi; metafizik düşünce tarafından biçimlendirilmiş, sınırlandırılmış ve kavramlaştırılmıştır. "Güzellik nedir?" sorusu ve soruya verilen cevaplar bile estetiğin nasıl da tıpkı sanat gibi bir fetih hareketine maruz bırakıldığını göstermektedir. Estetiğin  birincil probleminin güzelliğin neliğinin tespiti olması estetiğin metafizik düşünce tarafından yanlış anlaşılması ile mümkün olmuştur. Estetik yargının "öznelliği" ya da "nesnelliğinden" bahsetmek estetiği çarpıtmak demektir. Sanki "estetik" ve "sanat felsefesi" diye iki alan varmış gibi bunları biribirinden ayırmak yine aynı metafizik kurgunun sonucudur. Çünkü, "doğadaki güzellik" ve "sanat eserindeki güzellik" kavramları ancak metafizik bir cilalama işlemi ile kendilerini kabul ettirmişlerdir. Tam da bunun için sanat; taklit olarak anlaşılmıştır. "Sanat taklittir", çünkü onun taklit edebileceği "ideal güzellik" ya da "doğal güzellik" kavramları uydurulmuştur. Estetik ve sanat felsefesi ayrımının nasıl ortaya çıktığına dair izleri takip ettiğimizde karşımıza  tam da bu "ideal güzellik" ve "doğal güzellik" kavramları çıkmaktadır.Bu kavramlar ise açıktır ki, "felsefenin"  idea / doksa, fenomen/numen, doğal/kültürel gibi fiksiyonel karşıtlıklarının "estetik alana" transferinden ibarettir. Bir felsefi disiplin olarak estetiğin; "güzellik nedir?", "sanat eseri nedir?" , "GÜZELLİĞİN erişilemezliği karşısında sanatçının biçare oluşu" gibi sorun ve sorular ile ilgileniyor olması bize bu disiplinin sahiden de disipline edilmiş ve kapatılmış olduğunu gösterir.

***

Sadece "Güzellik nedir?" gibi sorular değil, sorular için formüle edilen yanıtlar estetiğin ve felsefenin nasıl da terbiye edilmiş bir etkinliğe dönüştüğünü göstermektedir. Mesela güzellik; Aristoteles'te ahenk ve düzen şeklinde fomüle edilmiştir. Ahenk ve düzen kavramları ise açıkça bir bütünlüğe gönderme yaparlar. Çünkü "düzen ve ahenk" ancak bir "bütünlük" söz konusu ise aranabilirdir. Aristoteles "güzellik"i, kavranabilirlik ile birlikte düşündüğünde, yani "kavranamaz olanın" estetik-dışı olduğunu düşündüğünde, burada estetik  "insanın anlama ve kavrama yetisine" indirgemiş olur.Büyüklüğün yani "bütünlüğün" estetik bir fenomen olarak belirlenmesi ile  estetiğin logostik  fiili livatası gerçekleştirilmiştir.


***

Kant 'ın "yüce"si estetiğin açık bir şekilde ahlaki bir meseleye dönüştürülmesidir. Aristoteles'te estetik dışı olan şey, kavranamayan şey  Kant için de güzellik kavramı ile açıklanamaz ama bu onun estetiğin konusu olmayı sürdürmesini engellemez. Çünkü kantın derdi estetiğin terbiye edilmesi ve böylece bir ahlak meselesi olarak yeniden ortaya konulmasıdır. Üzerimizdeki yıldızlı gök, içimizdeki ahlak yasasını; yani "yüce", ahlaki bir fenomen olan insanı çağırmaktadır. Tam da bunun içindir ki; "yüce",  insanın karşısında ezildiği, kendi acziyetini deneyimlediği şeydir. Bu acziyetten çıkan şey tam da Kantçı ahlak yasasıdır. Kantın estetik kavramları evrenselleştirmek ister çünkü  estetik onda ahlakın metafizik temellendirilmesine dahil edilmiştir.


***

Sanat eserlerinin müzelere kapatılması gibi estetik ve sanat felsefesi de felsefe tarafından bir kapatılmaya maruz bırakılmıştır. Çünkü, sanatsal faaliyet insan denilen tür için tehlikelidir. Sanatsal faaliyetin insan bilgisi ve kültürünün ortaya çıkmasındaki rolü, onun "kendi sınırları içinde değerlendirilmesi gereken bir şey"  olarak belirlenmesine yol açmıtır. "Kendi sınırları içinde", yani kafeslenmiş bir hayvan gibi...

"Felsefe" yani  logoscu gelenek, estetiği kendi disiplini olarak ortaya koyduğunda onun azı dişlerini çekmiştir. Kant da, "güzelliği" "çıkarsız olarak hoşa gitme" ile birlikte düşündüğünde, aslında güzelliği müzelik bir şeye dönüştürmüş olur. Güzelin, yarar kavramından ayrılması Kant'ın sanatsal faaliyeti sadece bir sanat-sevici perspektifi ile gördüğünün kanıtıdır. Tam da bunun için, "güzel" Kant'ta evrenselleşir. Çünkü, güzelin meşruiyeti Kant için ancak onun "herkes için güzel" olması ile sağlanabilir.Bir sanatçı  ise şöyle diyecektir : "Bu güzel, çünkü ben öyle olduğunu söylüyorum." "Felsefenin" aksine sanatsal faaliyet için meşruiyet her zaman ikincil bir konu olmuştur. Sanatsal faaliyet, kendi meşruiyeti için izin almaz; onu buyurur, onu kendisi olarak ortaya koyar.Sanat eseri ortaya çıktıktan sonra, kendi ortaya çıkışını bir meşruiyet olarak dayatır. Onun ortaya çıkabiliyor olması, "meşru" da olduğu anlamını taşımaktadır. Hiç bir mecaz temellendirilmeye ihtiyacı duymaz.
***

Sanatsal faaliyet doğa üstü ya da doğa dışı değildir. "Doğada" da bir şey ortaya çıktıktan sonra o şeyin "meşru" olup olmaması hiç bir önem arz etmez.  "Doğa", tastik edilmeye  ihtiyaç duymaz.

***
devam edecek...
« Son Düzenleme: Nisan 27, 2014, 05:55:10 ÖS Gönderen: forumfelsefe »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #1 : Nisan 28, 2014, 12:35:02 ÖS »
Schelling ve romantizm, ne yapıp edip sanatsal faaliyeti hakikate bağlayarak estetiği kapatmayı bir kez daha başarır. Sezgicilik, rasyonalitenin aczinden doğan rasyonalitedir.Hakikate "rasyonalizm" ile ulaşılamayacağı düşünülmeye başlanıldığında mistisizm ve sezgicilik hortlar. Ana yol devrilen bir ağaç nedeniyle tıkandığında aklın; gizli, kuytu patikalardan ve  arka yollardan yolculuğuna devam etmesine sezgicilik denir.

Büyü ve sihiri irrasyonel addetmek de binlerce yıllık insanlık tarihi bakımından oldukça yeni bir düşüncedir.  Büyü ve sihir pratikleri de rasyonaliteye dahildirler. Din, rasyoneliteye içrektir. Eğer Platonculuğun semavi denilen dinlerle ilişkisi düşünülürse burada işaret etmeye çalışılan şey daha açık bir şekilde görülür.

Mağara duvarlarındaki resimler de insan denilen türün dünyayı rasyonalizasyonun ilk  örnekleridir.Bu resimlerin bir tür sihir olarak kullanılmaya çalışıldığı düşünülürse sanatın aslında öncelikle dünyanın rasyonalizasyonu ile ilişkili bir faaliyet olduğu ortaya çıkar.Ancak o daha sonra "rasyonal olmamakla" itham edilerek  aisthesis ile ilgili bir şeye dönüşmüştür. Aisthesis'in rasyonalitenin dışına atılması  yani "duyunun"  "rasyonelden" yalıtılması ile hakikat öte dünyada icat edilebilmiştir. Dünyanın rasyonalizasyonu için pek çok "teknik" kullanılmıştır ancak bu tekniklerin hepsi temelde " mağara duvarındaki bizon"un ortaya çıkma prensiplerini ya da prensipsizliğini izlemek durumundadır. "İki direk arasına çekilen  gergin, düz çamaşır ipi" ile geoetrinin"doğru parçası" na dair imgeler aynı insani sanatsal faaliyetin ürünleridirler. Ampirik ve rasyonel kavramları da "dünyanın rasyonalizasyonu" için sonradan uydurulmuş kavramlardır. Bunların "sentezi" ise bize sadece dunyanın rasyonalizasyonu için bir başka olanak sağlamaktadır. "sentetik a priori" nin anlamı budur.
« Son Düzenleme: Nisan 28, 2014, 02:27:05 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #2 : Nisan 28, 2014, 03:31:25 ÖS »
Ahenk ve düzen kavramını estetik değerlendirmenin belirleyicisi olmaktan çıkarmak gerekmektedir. Ahenk ve düzen  ancak bir bütünlük söz konusu ise ortaya çıkabilir. Oysa, "bütünlük" diye bir şey yoktur. Kant'ın güzelde bulduğu "amaçsız amaçlılık" ("formel amaç") ancak "estetik nesne" bütünlük fikri ile düşünüldüğü taktirde mümkündür. "amaçsız amaçlılığın" güzel için bir ölçüte dönüştürülmesi demek, güzele ölçüt olarak bütünlük fikrini atamak demektir.

"Amaçsız amacı" güzel için ölçüt haline getirmek demek, aslında "doğru parçasını" güzellik için tek ölçüt yapmak demektir."Doğru parçası" madde ve konudan arınmış bir formdan(biçimden) ibaret olması itibari ile tıpkı Kant'ın güzelde aradığı "amaçsız amaç"("formel amaç")a benzer.   Kant, burada güzeli evrenselleştirirken onu soyutlamakta,  yaşamdan yalıtmaktadır. Güzelin müzede sergilenecek bir şeye dönüştürülmesi tam da budur. Kant burada neredeyse kendi değimiyle "saf aklın" daha önce "epistemolojide" düştüğü temel hata olan "ampirizmi" kaale almama hatasına "estetikte" düşmektedir. Bunun için Kant estetiği müze estetiğine dönüşmektedir.

***
Sanat eserinde bütünlük sorununu sümen altı etsek bile ahenk her şeyden önce kültürel bir meseledir. Bir kültürde ahenkli ve düzenli görülen bir "estetik nesne", bir başka kültürde "çirkin" kabul edilebilir.Hatta "aynı" kültürel çevrede bir kişinin "güzel" dediği şey, bir başkası için "çirkin" olabilir.  Güzel addedilen bir şeyin herkesçe güzel olmasını istemekten yola çıkarak, o şeyin "evrensel olarak güzel" olduğunu iddia edilemez. Bunu iddia etmek aslında   "Bu güzel, çünkü ben öyle olduğunu söylüyorum." demektir ki "evrensellik" ile ilgisi yoktur. Burada Kant ortaya koyduğu "güzel" kavramına  bakıp, eserinin büyüklüğü karşısında onu "yüce" addeden ve bunun için de onu yanlış anlayarak "evrensel kılan" bir sanatçıdır. Kant'ın "güzel" kavramı evrenselleştirilerek Kantçı terminolojiyi kullanırsak "yüce" kılınmıştır. Yani, "güzel" aslında Kant'ın kendi "yüce"liğidir. Kant, "Bu güzel, çünkü ben öyle olduğunu söylüyorum." diyememiş, bunun yerine meşruiyetini "güzel " kavramını "yüce" kılarak ve böylece "evrensel güzel"e dönüştürerek tesis edebilmiştir.
« Son Düzenleme: Mayıs 31, 2014, 09:14:28 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #3 : Mayıs 08, 2014, 08:24:39 ÖS »
Dada'nın ve Pop-art'ın önemi bunların teknik, teknoloji ve materyal kullanımını sanat eserinin asli unsuru olarak ortaya koymuş olmasından gelir. Materyalin sanat eserine dahil edilmesinin anlamını iyi kavramak gerekmektedir: bu,  sanatsal faaliyetin tüm insani etkinliği (felsefe, bilim, din vb.) öncelemesi anlamına gelmektedir. Yani sanatın felsefi kafeslenişine bizzat "sanatın kendisinden" bir haddini bildirme harekatıdır dada ve pop-art. Malzeme/materyal "ortaya konulduğu andan" itibaren o artık sanat eserine dahildir. Bir mermer, "mermer" olarak ortaya çıktığı andan itibaren artık  sanat eserine dahil olmuştur, orada sanatsal faaliyet gerçekleşmektedir ki "mermer" söz konusu olabilsin. Nietzsche'nin "kendini kendini yaratan bir sanat eseri olarak dünya"sını,  ve onda "yorumun birincilliğini" bu minvalde sanatın genişletilmiş anlamı ile  tekrar düşünmek gerekir. materyal, sanata dahil olmadan önce onun varlığından yahut yokluğundan bahsetmek anlamsızdır.Tıpkı, Kançı "kendinde şey"den bahsetmenin anlamsız olması gibi, "sanat yapıtına dahil olmamış malzemenin varlığından" bahsetmek de anlamsızdır.

Sanatçının malzeme kullanımını ve "malzemeyi işleme tekniğini"  sanatsal yaratıcılık kavramı ile düşünmek demek, sanat denilen şeyi müzenin duvarlarından aşırtmak demektir.  Heidegger, tekhne'yi bilim ve sanatın ortak noktası olarak tespit ettiğinde neredeyse bunu gerçekleştirecekti ancak tüm mesaisini sanat üzerine harcadığı yıllarda dahi felsefeye olan bağlılığı yani "varlığın sesini işitmeye dair felsefi görevi" buna engel oldu. Heidegger, Nietzsche'yi son metafizikçi olarak "tespit etmesinin" sebebi de onun halen fazlasıyla akademik ,  fazlasıyla filozof olmasıdır. Felsefeyi ontolojide ("ontik/ontolojik ayrımında")   ve daha sonra da ontolojiyi  sanat eserinde aradığında bile Heidegger, sanatsal faaliyeti ancak teknolojiye karşıt kılarak düşünebiliyordu. "Varlığın unutturuluşunun sorumlusu olan teknolojiye karşı sanat" diye bir şey imkansızdır. Eğer "varlığın unutulması" diye bir şey varsa, bunun birincil müsebbibi "genişletilmiş anlamı ile sanat" olmak durumundadır. Bu "unutturmanın" dar anlamda sanatta ve sanat akımlarındaki karşılığı ise "klasizm"dir.
« Son Düzenleme: Mayıs 31, 2014, 09:13:36 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #4 : Mayıs 10, 2014, 06:18:48 ÖS »
“Varlığın unutulmasının”  sorumlusunun aslında sanatın kendisi olduğunu söyleyerek hedef tahtasına yerleştirdiğim şey Heideggerci nolstaljizmdir. Heidegger’in  nolstaljizmi, yani  felsefenin doğuşunun içinde gerçekleştiği “Grek dünyasına”  ve  Pre-sokratik felsefeye duyduğu hasret; “varlığın sesini işitmeye dair felsefi görevi”n önemini koruduğu bir farazi döneme duyulan nolstaljidir.  Felsefeyi bu Grek  köklerine geri döndürme projesinin görmemekte direndiği şey, felsefe tarihinin başından beri  “varlığın sesini işitme” değil “varlığın sesini”  çıkartma tarihi olabileceğidir.
Felsefe, sessizliğe öyle çığlıklar attırdı ki dünyanın  yalancı gebeliğinden,  hiçliğin göbeğinden  sonunda “üstü çizilmiş varlık” diye vaftiz edilen bir şey doğdu. Böylece “varlığın anlamı”, kendisini ortaya çıkışı ile gizleyen bir şeye dönüşüverdi. Bu sayede felsefe “varlığın anlamını” ortaya koyamıyor oluşunu “varlığın anlamının varlığına” dair bir varsayımın “hakikat” seviyesine yükseltilmesi olarak anlamış oldu. Felsefe tarihi boyunca altı çizilen  VARLIK sözcüğünün bu kez üstünün çizilmesinin anlamı budur.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #5 : Mayıs 10, 2014, 07:13:15 ÖS »
Heideggerci nolstaljizm, “varlığın anlamı nedir?” sorusu ile birleştiğinde ve felsefeyi kökenlerine geri döndürmeyi amaçladığında,  sahiden de felsefenin hakikat arayışının o kökensel güdüsüne sadık kalır. Ancak Heidegger tam da bu kökensel hakikat arayışından dolayı, “sanat” ile “bilimi ve teknolojiyi“ karşı karşıya getirmek zorunda kalır. Bu kez roller değişmiştir, hakikat bir bilim meselesi değil;  sanat meselesi olmuştur. Bilim, “varlığın hakikatini” düşünmemizdeki en büyük engele dönüşmüş,  sanat ise epistemolojinin egemenliğinin düşünmenin önüne koyduğu engelleri ortadan kaldırma ve böylece “varlığın kendini açması” olanağı haline gelmiştir. Heidegger’in “epistemolojinin” düşünceyi  tahakkümüne aldığına dair fikrini kabul etsek bile, bu Heidegger’in düşünceyi “ontolojik” zincirlere vurduğunu görmemize engel olamaz.  “Varlık” üzerindeki çizgi bir zincir gibi ona dolanmaktadır.
Heidegger’de varlık, önce ontoloji/epistemoloji karşıtlığı ile düşünülür, sonra sanat/teknoloji karşıtlı ile... İlkinde epistemoloji suçludur, ikincisinde teknoloji... Burada epistemolojik bakış teknolojik modern çağ ile kendisini taçlandırmıştır.  Bu düşünceyi occamın usturası ile şöyle bir tıraşladığımda karşıma şu çıkıyor : Sahiden bir taçlanma varsa bu Grek felsefesinin (Pre-sokratizmin)  epistemoloji ile taçlanmasıdır; “ontolojinin” “epistemoloji” ile taçlanmasıdır. Demek ki, felsefe tarihi varlık sözcüğü üzerindeki çizginin yer değişiminin tarihidir. Çünkü Hakikatin  temel değer olarak tespit edilmesi ile felsefe buna zorunlu kılınmış olur.Heidegger’in , Nietzsche’yi  “ontolojiyi bir yana bıraktığı ve felsefeyi değer felsefesine dönüştürdüğü için” metafizik geleneğe yerleştirmesi aslında Heidegger’in başka bir geleneğin parçası olması ile ilgilidir.Bu gelenek de “hakikatin en üstün değer olduğuna” dair felsefi varsayımdan temellenir.İşte, Nietzsche ‘nin Heidegger tarafından  "felsefeyi değer felsefesine  indirgemekle" itham etmesinin sebebi, Nietzsche’nin “hakikatin” değerini sorguya açan ilk "aydınlanma sonrası  filozofu" olmasıdır.  Heideggerin felsefi projesi ve  görevi" için tehlike hiç de epistemolojiden gelmedi, asıl tehlike “hakikatin değerinin”  sorgulanmasıydı. Dolayısıyla, Nietzsche, "varlık sorusunu" unutmamış aksine varlık sorusunun kendisinin metafizik düşünce tarihinin ne derece parçası olduğunu sorguya açmıştı."Varlığın anlamı nedir?" sorusu bizatihi metafizik tarihinin sorduğu tüm soruların kristalize edilmiş halidir yani o, hakikatin değerine dair kadim felsefi varsayımın sorduğu ilk ve son sorudur. Heidegger'deki Grek nolstaljizminin sebebi onun sahiden de felsefenin ilk sorusu olmasıdır.
« Son Düzenleme: Mayıs 31, 2014, 09:12:10 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #6 : Mart 22, 2015, 12:24:21 ÖS »
 ***
estetiğin araçlaştırılmasına karşı mücadele edilmeli. estetiğe dair, biyolojinin genel kanısı onun doğanın çalışması içerisinde bir araç olduğudur. burada, örneğin doğadaki renk kombinasyonları biyolojik ve evrimsel  yararlılığın üzerinden işleyeceği araçlara dönüşür. burada, yararlılık estetiğe önsel ve onu oluşturucu bir ilke olarak koyutlanmıştır. bu estetiğin kapatılmasının bir başka yoludur. burada kant'ın aksine sanat yarardan yalıtılmamış, ancak yararsız düşünülemez kılınmıştır. yani,burada estetiğin kapatılması ve ikincilleştirilmesi yararcı bir ilkenin lehine gerçekleştirilmiştir. oysa estetik ikincil bir ilke olmadığı gibi birincil bir ilke de değildir. yani, bir ilke olarak estetiğin yararcılığı ön-belirlediği gibi idealist bir sav da öne sürülemez.
sanatasal faaliyet ve estetik "doğaldır" ve böylece şunu söylemiş oluruz:  "doğa, hiç de doğal bir şey değildir"

***

öte yandan estetiği cinselliğin yankılanmasına dönüştürmekten de kaçınmalıyız. estetik, ne hayatta kalma mücadelesinin ne de cinsel rekabetin enstrumanı olarak anlaşılmalıdır. sanatsal faaliyeti, doğa olarak düşünürsek; söz konusu sanatsal faaliyetin herhangi bir "adaptasyonun" diğer "adaptasyonların" tepesine oturamayacağı bir çeşitlilik gösterdiğini ve esasında doğa denen şeyin tam "bu tepesine oturmaya verilmeyen izin" olduğunu görürüz. amaç;  ne hayatta kalma , ne  kendi varlığını koruma ve idame ettirme,  ne canlıdan cansız forma geri dönme, ne de cinsel seçilimde üstünlük sağlamadır. bu adaptasyonlar; sadece ve sadece oluşun tercümeleri olabilirler.  tam da bunun için doğa, sanatsal bir faaliyettir.
« Son Düzenleme: Mart 23, 2015, 04:22:41 ÖS Gönderen: samsa »

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 101
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #7 : Ağustos 16, 2017, 06:04:13 ÖS »
Alıntı yapılan: samsa
(...) "doğa, hiç de doğal bir şey değildir"

—dediğinizde estetik ve metafizik arasındaki olası bir ayrım da imkansızlaşıyor sanırım (filosofikal bağlamda), ya da öyle bir ayrım hiçbir zaman var olmamıştı..

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #8 : Ekim 15, 2017, 08:45:26 ÖÖ »
"metafizik" ile neyi kastettiniz?
« Son Düzenleme: Ocak 26, 2018, 10:56:13 ÖS Gönderen: samsa »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #9 : Ocak 27, 2018, 10:38:42 ÖS »
Schelling ve romantizm, ne yapıp edip sanatsal faaliyeti hakikate bağlayarak estetiği kapatmayı bir kez daha başarır. Sezgicilik, rasyonalitenin aczinden doğan rasyonalitedir.Hakikate "rasyonalizm" ile ulaşılamayacağı düşünülmeye başlanıldığında mistisizm ve sezgicilik hortlar. Ana yol devrilen bir ağaç nedeniyle tıkandığında aklın; gizli, kuytu patikalardan ve  arka yollardan yolculuğuna devam etmesine sezgicilik denir.
(...)

schopenhauer'de müziğin rolü buydu. kant'ın eleştirel felsefesinden yola çıkan schopenhauer "kendinde şey"e ulaşılamayacağını gördüğünde önce heyecanla yeni bir keşfe ulaştığını sandı ve "istenci" bir "kendinde şey" olarak sundu. ancak daha sonra kant'ın mütevazi konumunu yeniden üstlenmek durumunda kalmıştı. yani, istencin de "numenal" bir ilke olamayacağını, görünür dünyaya ait bir fenomen olmak durumunda kaldığını teslim etmişti. yine de, "istenç" görünürde karşımıza çıkan hallerinden hiçbiri değilse de, yani dile getirilemez olsa da müziğin dili ile kendisini veriyordu. aşkınlığın reddedilen rasyonel bilgisinin yerini (istencin rasyonel bilgisini yerini) , "BİR olan istencin" rasyonelliğin üstünde ve dolayımsız ifadesi olarak müzik alıyordu. böylece müzik sanatların en yücesi olarak konumlanmış oldu. 

bu noktada müzikte uzun seslerin kullanımı hakkında düşünmek beni kıkırdatıyor. müzikal dilin bir şeyleri söylediği savının karşısına lunaparklardaki şu güldüren aynalardan  koyası geliyor insanın: tasavvuftaki uzun sesler ile müziğin "wagnerci çözünmesindeki" benzerliğin sebebi acaba bunların  şu "rasyonelizm karşıtı doğulu" histerinin müzikal ifadesi olmalarında mı gizli?
« Son Düzenleme: Ocak 27, 2018, 10:43:30 ÖS Gönderen: samsa »

zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #10 : Ocak 29, 2018, 02:34:44 ÖS »

 "...müzik sanatların en yücesi olarak konumlanmış oldu". 

 

Bir süredir aynı kanaati taşıyorum. Daha önce evrende ve doğada olmayan bir şey. Kitaro'nun müziklerini dinledikçe bu kanaatim pekişiyor.

Bilindiği gibi müzikle ilgilenenlerin (besteci ve icracı) beyinleri görüntüleme yöntemleriyle incelendiğinde çok fazla bölgenin aktive olduğu görülmüş. Dinleyiciler için böyle bir çalışmaya rastlamadım. Fakat, bazı müzikler beyin üzerinde işlevsel olabiliyor. Beynin işleyiş dalgaları üzerinden (alfa, beta, delta ve teta dalgaları). Kitaro'nun müzikleri ve Barok müzik (Vivaldi, Bach) çok etkili (kişisel deneyimim). Hijyenik ortamda gözler kapalı ve volüm bir tık fazla olarak dinlenildiğinde...

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #11 : Ocak 29, 2018, 10:28:57 ÖS »
Alıntı
(...)"BİR olan istencin" rasyonelliğin üstünde ve dolayımsız ifadesi olarak müzik (...) sanatların en yücesi olarak konumlanmış oldu. 
müziğin sanatların en yücesi olup olmadğına dair bir kritik geliştirmiyorum aslında. bunun üzerine düşünmedim ancak yukarıda müziğin hangi sebeplerle bu payeyi edindiği göz önüne alınırsa itirazım daha anlaşılabilir olur.

zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Felsefeyi Disipline Etmek
« Yanıtla #12 : Nisan 03, 2018, 06:01:53 ÖS »
Geçen hafta "rüya" konulu  bir tv söyleşisinde konuklardan biri felsefe akademisyeni idi. Genelde ilginç ve tutarlı konuşmakla birlikte tıp alanından olan diğer konuklar için "sizler bilimcisiniz, felsefe bilim değil" anlamında söze girdi.

Bir akademisyen felsefeyi bilim alanının dışında tutuyorsa; bu üzücü.

Nasıl ki siyaset/politika, insani etkinliklerin en üstünü ise felsefe de bütün bilimlerin tacı dır. Felsefe bilimsel verilerden beslenir. İnsan aklının evrensel gerçeklikler karşısındaki zavallı ve şaşkın konumunu bilim olmadan nasıl aşabiliriz ki?

Bilindiği gibi doğa bilimleri yöntem bilimi ilkelerini belirlemekte daha işlevseldir ve sosyal bilimler de bu ilkelere uyumlu sentezlemeler üretmek durumundadır.

Felsefeyi bilim alanı dışında düşünmek bana çok yabancı geliyor.