Gönderen Konu: FELSEFİ SİYASET  (Okunma sayısı 1121 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
FELSEFİ SİYASET
« : Nisan 14, 2019, 08:59:33 ÖÖ »
Temel kavramlar:Felsefe, siyaset, toplum, iktidar, siyaset bilimi, siyaset felsefesi, birey
Samsa ile marksın felsefik boyutunun olup olmadığı üzerine yaptığımız yazışmalar, beni bu dosyayı açmaya doğru sürükledi. İlgimi çeken ve deşmek istediğim asıl nokta, felsefenin siyasal yönelimi oldu. Bu noktada bir boşluk var, felsefe siyasal olan alana yönelmelimi, hayırsa neden, evetse nasıl, felsefi tutumdan nasıl bir siyasal tavır, pratik çıkar, çıkarılabilirmi veya..
Temel kavramların serimlenmesinden önce, marksın  meşhur 11. tezine bir gönderme yapayım dedim olmadı, laf lafı açıyor (başkada bişeyi açamıyor zaten) misali tez beni  Feuerbach’ın Hıristiyanlığın Özü metnine götürdü ve oradan itibaren devam edeceğim, çünkü marks feurebach üzerine yazmış..
------
Din insanın çocuksu özüdür, ama çocuk özünü insanın kendi dışında görür. Çocuk olarak
insan kendisi için başka bir insan olarak nesne olur. Bu yüzden dinlerdeki tarihsel süreç,
başlangıçtaki dinin nesnel saydığı, bugün öznel, yani Tanrı olarak görülen ve tapılan şeyin
şimdi insani bir şey diye idrak edilmesinden ileri gelir.
(...)
Zira insanın tanrısına verili olan şey aslında insanın kendisine verilidir; insanın Tanrı hakkında
ifade ettikleri, aslında kendi hakkında ifade ettikleridir.
Eğer insan kendi en yüce özü olarak
ululayıp kutsayarak şeytanı, hem de onun şeytan olduğunu bilerek, kendine Tanrı yapsaydı, o
zaman Augustincilik bir hakikat, Pelagusçuluğa karşıt bir hakikat olu
(...)
Anlığın özü olarak Tanrı
Din, insanın kendinden ayrılarak ikiye bölünmesidir: İnsan Tanrı’yı kendisine zıt bir öz olarak
karşısına alır. Tanrı insan değildir, insan da Tanrı değil. Tanrı sonsuz, insan sonlu özdür; Tanrı
yetkindir, insan değildir; Tanrı ebedidir, insan fani; Tanrı kadiri mutlaktır, insan aciz; Tanrı
kutsaldır, insan günahkâr. Tanrı ve insan iki aşırılıktır: Tanrı tamamen olumlu –olan–dır, tüm
gerçekliklerin tecessümüdür, insan tamamen olumsuz olandır, geçici değersiz şeylerin
tecessümüdür.
(...)
Ahlâksal öz ya da yasa olarak Tanrı
İnsan dinde tatmin olmak ister; din onun sahip olduğu en büyük değerdir. Ancak Tanrı özsel
olarak başka bir öz olsaydı o zaman insan Tanrı’da nasıl teselli ve huzur bulabilirdi? Ben bir
özün huzurunu, eğer onun özü değilsem, nasıl paylaşabilirim?
( Ludwig Feuerbach, Hıristiyanlığın Özü)

Feurebach ı'n bu türden yazımları üzerine marks şu 11 tezi ortaya koyuyor, daha sonradan bir metne dönüştürmek için.
(sürecek)

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 43
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #1 : Nisan 14, 2019, 03:32:53 ÖS »
   Burda müdahale etmek isterim doğruyu bulma ve dile getirme adına,sizin yaptığınız bu felsefe kılgısal felsefe oluyor ve bizi bir sonuca götürmez yalnızca kanılarımızı ifade eder..

   Bunun yerine ben ne yapıyorum,diyorum ki benim özüm ne melektir,ne tanrı,ne şeytan,ne islam,ne yahudilik,ne de hristiyanlık veya türklük,araplık,ingilizlik...bunların hepsinden uzak özel olandır bunlara benzemeyen,sorgulanamayan,ve bunların hepsidir ama ölünce mutlaka yargılanacak olan...şu an kendimi sorgulayamam bu objektif olmaz ama çağlar ve yıllar geçtikçe tarih bizi yargılayacaktır ...
insanlık akar gibi görünür ama o da modernist manada ilerlemez,yerimize gelenlerin seçimleri iyiyi ve kötüyü kendilerine göre verecek o yüzden bizler tarih üstü varlıklarız,en saf en temiz kalpli olanımıza benzemek zorundayız...nesnel olandan yola çıkmalıyız,yaşanmış olandan,ama hayata yenilmeden mesela atom bombası atılmasının emrini veren hayat yenilmiştir,komşusu açken tok yatan hayata yenilmiştir...

    İşte şuur burda ortaya çıkar neyi nasıl yapmalıyım,ulus devlet kurmak kimin çıkarına,yani ordulu devlet kurmak..ya da alternatifi ordusuz evrensel devlet kurmak kimin çıkarına,savaş aygıtları yapmak kimin çıkarına,veya savaşmamak eğitime bilime sanata bütçe ayırmak kimin çıkarına...işte yukarıda bahsettiğim nokta biz hepsiyiz özümüz bir kere evrensel demokratik ordusuz patronsuz dünya fikri çıkmışsa,şeriatda,islam devletide,yahudi devletide çökmüştür çünkü bizler en iyiyi bulmak zorundayız ama komşun açken tok yatma halen bizi oluşturmalıdır....işte bizim özümüz bu olmalı...yargılamada buradan başlar bence .....enson cümlemde ahiretide vicdanı yargılamayı da anlatıyorum..saygılarımla...esen kalın...

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 43
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #2 : Nisan 14, 2019, 03:36:03 ÖS »
   Felsefi siyaset de ancak yukarıdaki anlattığım iyiyi bulma ve yaşama adına yapılabilinir bence tam şiddetsiz,tam paylaşımcı,tam ahlaksal..

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 43
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #3 : Nisan 14, 2019, 03:38:29 ÖS »
   Tarih de bizi göreceli yargılayacaktır ama bir ilerleme olduğu aşikar o yüzden bence cumhuriyetden bakınca butun krallar kaba saba gözüküyor...saygılarımla...

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #4 : Nisan 28, 2019, 10:09:39 ÖÖ »
ilgiyle takip ediyorum ferda, yazmaya devam etmen dileğiyle.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #5 : Nisan 28, 2019, 10:16:06 ÖÖ »

Alıntı
1
Feuerbach'inki de dahil olmak üzere şimdiye kadar varolan tüm materyalizmin başlıca eksiği, şeyin [Gegenstand], gerçekliğin, duyusallığın duyusal insan faaliyeti, pratiği olarak değil, öznel olarak değil, yalnızca nesne [Objekt] ya da sezgi [Anschauung] olarak kavranmasıdır. Böylece etkin yön, materyalizme karşıt bir biçimde, idealizm tarafından geliştirilmiş oldu - ama yalnızca soyut olarak, çünkü idealizm, bu biçimdeki gerçek, duyusal eylemi elbette bilmez. Feuerbach, düşünce nesnelerinden gerçekten farklı duyusal nesneler istiyor, ama insan faaliyetinin kendisini nesnel [gegenständliche] faaliyet olarak kavramıyor. Böylece Hıristiyanlığın Özü'nde teorik tutumu, biricik gerçek insan tutumu olarak görüyor, oysa pratik yalnızca iğrenç, Yahudice görünüm biçimi içersinde kavranıyor ve sabitleştiriliyor. Böylece "devrimci" faaliyetin, "pratik-eleştirel" faaliyetin önemini anlamıyor.


2
Nesnel [gegenständliche] hakikatin insan düşüncesine atfedilip atfedilmeyeceği sorunu -bir teori sorunu değil, pratik bir sorundur. İnsan, hakikati, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü, bu dünyaya aitliğini [Disseitigkeit] pratikte kanıtlamalıdır. Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur.


3
Ortamın değiştirilmesine ve eğitime ilişkin materyalist öğreti, ortamın insanlar tarafından değiştirilmediğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur. Bu yüzden de, toplumu, biri toplumdan üstün olan iki kısma ayırmak zorunda kalır. (Örneğin Robert Owen'da.)


Ortamın değiştirilmesi ile insan faaliyetinin ya da kendi kendini değiştirmenin çakışması, yalnız devrimci pratik olarak kavranabilir ve ussal biçimde anlaşılabilir.


4
Feuerbach, dinsel kendine-yabancılaşma olgusundan, dünyanın biri dinsel, biri yersel dünya olarak ikileşmesi olgusundan hareket ediyor. Yaptığı iş, dinsel dünyayı layik temeline oturtmaktan ibarettir. Oysa bu layik temelin kendi kendisinden kopması ve kendisini bağımsız bir diyar olarak hayal alemine yerleştirmesi olgusu, ancak bu layik temelin kendi kendisini bölmesi ve kendi kendisiyle çelişmesi ile açıklanabilir. Dolayısıyla bu sorunun kendisi, ilkin, kendi çelişkisi içersinde anlaşılmalı ve, ardından da, bu çelişkinin ortadan kaldırılmasıyla pratik içersinde devrimcileştirilmelidir. Şu halde, örneğin, dünyasal ailenin, kutsal ailenin gizemi olduğu bir kez keşfedildikten sonra, dünyasal ailenin kendisi de teorik ve pratik olarak yok edilmelidir.


5
Soyut düşünme ile yetinemeyen Feuerbach, sezgiye başvuruyor; ama duyusallığı pratik-duyusal faaliyet olarak kavramıyor.


6
Feuerbach, dinsel özü insansal öze indirgiyor. Ama insansal öz, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Gerçekliği içersinde, bu, toplumsal ilişkilerin bütünüdür.


Bu gerçek özün eleştirisine girmeyen Feuerbach bunun sonucu olarak:


1. Tarihsel süreçten uzaklaşmak ve dinsel duyguyu [Gemüt] kendi başına bir şey olarak saptamak ve soyut -yalıtılmış- bir insan bireyini varsaymak zorunda kalmıştır.


2. Dolayısıyla insansal öz, onda ancak bir "tür" olarak, birçok bireyi salt doğal olarak birleştiren içsel, dilsiz bir genellik olarak anlaşılabilir.


7
Bunun sonucu olarak Feuerbach, "dinsel duygu"nun kendisinin bir toplumsal ürün olduğunu, ve tahlil ettiği soyut bireyin de gerçekte belirli bir toplum biçimine ait olduğunu görmüyor.


8
Tüm toplumsal yaşam, özünde pratiktir. Teoriyi gizemciliğe saptıran bütün gizemler, ussal çözümlerini insan pratiğinde ve bu pratiğin anlaşılmasında bulurlar.


9
Sezgisel materyalizmin, yani duyusallığı pratik faaliyet olarak anlamayan materyalizmin ulaştığı en yüksek nokta tek tek bireylerin ve burjuva toplumun sezgisidir.


10
Eski materyalizmin bakış açısı burjuva toplumdur, yeni materyalizmin ise insan toplumu, ya da toplumsallaşmış insanlıktır.


11
Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.


https://www.marxists.org/turkce/m-e/1845/tezler.htm


burada bulunsun.
« Son Düzenleme: Nisan 28, 2019, 10:21:49 ÖÖ Gönderen: samsa »

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #6 : Nisan 28, 2019, 06:58:22 ÖS »
Saol, yardımcı olup hazır ettiğin için, bende ordan devam edecektim zaten..

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #7 : Nisan 28, 2019, 10:41:55 ÖS »
Marksın Feurebach bağlamında ortaya koydukları şunlar;


1-Tüm düşünüş/sezişleriyle birlikte, şey/olgu olarak insan, tarihsel ve toplumsal bağlamların bir çıktısıdır ve bu bağlama yerleştirilmeden anlaşılıp kavranamaz..


2-İnsan kendi yarattığı tarihsel sürecinde ve toplumsallığında, kendi kendisini süreğen biçimde yeniden yarata, değiştirip dönüştüren dinamik/devrimci bir varlıktır..


3-Her türden düşünsel, duyuşsal olgunun gerçekliği, geçerliliği ve doğruluğu pratiği tarafından, tarihsel ve toplumsal bağlamında sınanır ve bundan sonra geliyor meşhur 11. tez;


"FİLOZOFLAR (şimdiye değin)DÜNYAYI YALNIZCA ÇEŞİTLİ BİÇİMLERDE YORUMLAMIŞLARDIR,  OYSA (asıl) sorun onu değiştirmektir..
-------


Bu bağlamda srulan/sorgulanan noktalar şunlar


1-Düşünen ve duyumsayan yanlarıyla insan, nerden, nasıl ve ne için anlaşılacaktır..


2-Kadim sorun olan teoti/pratik(praxis) ilişkisi nerden, nasıl anlaşılmalı ve konumlandırılmalıdır..


Marksın insanı ve insanal düşünüş, sezişi tarihsel ve toplumsal bağlamına yerleştirmesi ve orada anlaşılabileceğini söylemesi, insanının kendi kendi yine kendisinin ürettiği tarihsel toplumsal bağlamlarda  yeniden üreten ve üretilen varlık olduğunu söykemesi yerli yerinde tespitler, beni düşündüren ve kurcalamak istediğim nokta, teori/pratik denilenlerin ele alınış ve ilişkilendiriliş biçimi..


Marksta teori ve pratik  sanki karşıtlık ilişkisi kategorisinde ele alınmış gibi, hoş marksistler bu tespite, hadi ordan, hllt etmişsin öyle bişey yok, tarihsel toplumsal koşulların somut analizinden soyuta, soyutran tekrar devrimci pratikle somuta diyecekler ve haklılarda, ancak, marksın ele aldığı düzlemde, ne teori teoriktir, ne de  pratik, pratiktir, denildikleri şekliyle.. nasıl ifadelendirmeli, kestiremedim şimdi, teori denilen de düşünsel bir pratiktir aslında,  saltık bsğlamda bir teori yok ortada, aristosundan, hegeline kadar, en saltık gibi duran kuramları ortaya koyanlar aslında, marksın dediği gibi tarihsel, toplumsal belirlenilmişlikleri ve kendi özne olanaklarına dayanarak,düşünsel prtikler sergiliyorlardı..


Öte yandan işin dahada ilginç ve çetrefilli olan yanı, pratiğin durumu, (oe, samsa yardım lütfen)pratiğin, eylemin (praxis) "pratikliği" marks bunu da saltık olarak ele almış gibi, oysa pratik "pratik değilki"denildiği gibi, pratiğe en yakın duran refleksler bile, metin yazılımında o "hale"geliyor...


 Kendi kendisini çizen el, kendisini düşünen düşünce, yürümesini düşünen düşünce üzerine düşünce paradoksları,


"gülmek" nedirki...
burada tıkandım kaldım,açar bulursam devam edeceği...

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 43
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #8 : Mayıs 24, 2019, 02:48:06 ÖS »
   İyi gunler teori-pratik bağlamında ben şu soruları sormak istiyorum,Doğan Göçmen Modern Felsefe kitabında marxın teoriyi engelsin belirttiği üzere öncellediğini savunur,ama bu nasıl pratiktir ki günümüz insanına uymuyor,oysa hegel felsefe zamanını anlama çabasıdır der yani bu bağlamda marxın düşüncesi biraz ütopik değil midir?
   Ben marxın anlayışını seviyorum ama nesnelliğin bir öznel ve farklılaşmayacak nesnel=öznel eşitliğini sağlayabileceğini inanmıyorum,o yüzden öznellik bir yarış atı gibi koşup koşup nesnelliğe çarpmak bu geçilmez duvara çarpmak zorunda burada hegelin zorunluk ve özgürlük kavramını dile getirmek isterim evet doktor hastaya ne hastası ise o ilacı vermeli ama o ilacın bulunuşu bir dünya algısı ve yorumla kuruluyor bende bunu demek isterim...
    O yüzden çok fazla marxsist duruşlar fazlaca ahlaki yorumlar olmalı...
    saygılarımla

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 174
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #9 : Haziran 02, 2019, 01:29:38 ÖS »
"Gülmek nedir ki"

Gülmek Gurdjieff'in söylediğine göre, aynı enerji merkezi üzerine birbirine zıt (ve dolayısı ile birbirini geçersizleştiren) iki enerji düşmesi imiş. 6. merkeze kadar her enerji merkezinin pozitif ve negatif bölgeleri varmış ama 6. merkezde yokmuş. O yüzden peygamberlerin/ermişlerin o tip bir gülmeye sahip olmadığı söylenir.

Gülmeyi anlamak o noktada nereden aklına geldi ve neden lazım anlamadım ama, aklıma gelen Marks'la ilgili başka birşey var.

Marks gördüğüm kadarıyla populizme oynamış. İşçi 'sınıfının' (kendisinin deyimi ile), özelliği 'akıllı' olmaları değil, 'çok' olmalarıydı.
Yani 'akla' değil 'güce' yatırım yapmış/güvenmiş. Kendisi bunun ne kadar farkında idi bilemiyorum.

Bu senaryo yani akla/niteliğe değil, güce/niceliğe yatırım yapmak, binyıllardır oynanan bir senaryo. Hala da oynanıyor. Ama bence fiziksel-duygusal-zihinsel-ruhsal sıralamasında herzaman üstte olan yönetir. Altta olan, an için güçlü/zorlayıcı/hakim görünür ama zamanla ağırlık diğer tarafa kayar. Baştan hızı sıfır olan, ama yavaş yavaş ivmelenen birşey gibi. Bu yüzden fiziksel gücü, zihinsel gücünü aşan her varlık/durum/oluş/yapılanma yarardan çok zarar getirir.



albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 43
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #10 : Haziran 02, 2019, 03:09:51 ÖS »
  Marx'ın benim kıt görüşüme göre hesaba katmadığı iki yön var biri iyilik diğeri kötülük,iyi okuma şu ki her insan ölümden sonrasını düşünür ve bir inanca sahiptir işte marx çağrısını adalet çağrısını buna uygun bir inançla pekiştirmeliydi bu musevilik bile olabilirdi ve daha çoğulcu olmalıydı,hegeli dinlemekten ziyade spinozayı dinlese bizi daha sağlam kıyılara ulaştırabılırdı...
   ikincisi evrimsel olarak iyiye dönüşme potansiyelinde olan kötülük yani hırslarımız,bencilliğimiz,tembelliğimiz bunları hiç bir düzen düzeltemez ancak sıkı bir eğitim bir anlayış lazım olan...

saygılarımla...ama halen devrimsel olmayan bir adalet anlayısına kulak vermeliyiz,demokrasi sınırlarında...

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 174
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #11 : Haziran 06, 2019, 02:01:56 ÖS »
Hegel'i ne kadar anladığı veya izlediği tartışılır. Güya tepe üstü duran anlayışı ayaklarının üstüne oturtmuş ve aslında anlamsız (birbiriyle bağdaşmayacak) 'diyalektik materyalizm' diye birşey üretmiş. Burada materyalizm'in tek başına 'kesmemesi'/yetmemesi gibi bir durum var.

Bence inançlara hiç girmemeliydi, zaten anlattığı şeylerin inançlarla ilgisi olmasına gerek yok.

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #12 : Haziran 24, 2019, 08:18:06 ÖÖ »
Gülmek sadece bir örnekti orada, iyi bir örnek, hani insan içindir denir ya, neyse, devam etmeye çalışayım, pratik denilen insan için yok aslında, veya pratik dile gelmez, gelense pratik olmaz, hayvanın pratiği vardır kendince, bu insan tarafından ortaya konunca pratik olmaktan çıkıyor, ortada pratik olmayınca, teori de teorik olmaktan çıkıyor, yerini kaybediyor, bu durumda teori/pratik sorunsalını başka bir mecraya kaydırmak gerekiyor...

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #13 : Temmuz 01, 2019, 09:18:19 ÖS »
Alıntı
8Tüm toplumsal yaşam, özünde pratiktir. Teoriyi gizemciliğe saptıran bütün gizemler, ussal çözümlerini insan pratiğinde ve bu pratiğin anlaşılmasında bulurlar.
9 Sezgisel materyalizmin, yani duyusallığı pratik faaliyet olarak anlamayan materyalizmin ulaştığı en yüksek nokta tek tek bireylerin ve burjuva toplumun sezgisidir.
10 Eski materyalizmin bakış açısı burjuva toplumdur, yeni materyalizmin ise insan toplumu, ya da toplumsallaşmış insanlıktır.
11 Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.  (marx)


meseleyi şöyle okuyorum: burada esasen marx kendi materyalist felsefesine vurgu yapıyor. yani, "felsefe önemli değildir, önemli  olan dünyayı değiştirmektir" demiyor. felsefi olan problemlerin içerisinde geliştikleri toplumsal koşullarla öncellendiğini ve  toplumsal koşulların da  öncelikle üretici güçler(emek gücü,ham madde, ham maddeyi işleyen teknik ve teknoloji vb.) ve üretim ilişkilerince (insan-insan ve insan-makine ilişkileri vb.) belirlendiğini söylüyor. yani, eğer felsefi problemleri -ki bu problemler "hegel "ve "genç hegelcileri" de meşgul eden tabi ki "yabancılaşma"  ve "özgürlük" problemlerdir son kertede- radikal olarak çözmek istiyorsanız, dünyanın kendisini yani o problemi ortaya çıkaran "maddi koşulları" değiştirmelisiniz diyor. yani, üretici güçlerinin meseledeki "birincil etkisini" kavramalı, üretici güçlerin nasıl üretim ilişkileri ile "yabancılaşmaya" neden olduğunu ve öncelikle açıktan (feodal) kölelik, sonra gizli (kapitalist) köleliği doğurduğunu görüp, bunu değiştirirseniz felsefi problemi de ortadan kaldırabilirsiniz diyor. yani, burjuva toplumu tek tek bireylerin özgürlüğünü çözüm  ve hakiki özgürlük olarak sunar (liberalizm) oysa marxa göre bu ideolojiktir ve asıl özgürlük ise temelini "duyusallığı pratik faaliyet olarak anlayan" bir materyalizmde, yani tek tek bireylerin özgürlüğe dair yanılsamasında değil, "toplumsallaşmış insanlıkta" yani insanlığın özgürleşmesinde ("sınıfsız toplumda") bulabilir. 
« Son Düzenleme: Temmuz 01, 2019, 10:53:06 ÖS Gönderen: samsa »

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 174
Ynt: FELSEFİ SİYASET
« Yanıtla #14 : Temmuz 04, 2019, 11:15:30 ÖS »
Burada asıl sorun yanlış belirlenmiştir.

Asıl sorun 'üretici güçler' değildir. Sorun bizzat gücün kendisidir. Daha doğrusu gücün getirdiği dengesizlik.
'Güç' kendi kurallarını koyar.

Marx gücü elde etmenin tek yolunu 'üretim araçları sahipliği' olarak görmüş. Oysa güç çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.
Miras kalır, şöhret olarak gelir, hatta en çok da 'kuralları koyan mekanizmaya' sahip olmakla gelir. Yani devletle ve kurumlarla.

Üretim araçları sahipliğini devlete geçirerek 'gücün dejenerasyonu' engellenecek diye bir durum yok. Güç sadece el değiştirmiştir.
Hatta daha tehlikeli hale gelmiştir. Çünkü birbirini dengeleyen 1000 kişinin/grubun elinde olması, 1 kişinin/kurumun elinde olmasından
olasılıkla daha iyidir.

Burada denge veya adaletin tek yapması gereken gücü dengelemektir. Bu da sadece akıl yoluyla olur.
'Gücün' değil, 'aklın' kurallarını benimsemekle.
Güç adaletle ilgilenmez çünkü. Salt somut, vahşi, salt niceliksel birşeydir.
Akıl ise adaletle/dengeyle ilgilenir. Nitelikseldir.