Gönderen Konu: ARTHUR SCHOPENHAUER'İ BAĞLAMINA OTURTUNCA-ilaç bir tartışma  (Okunma sayısı 76 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 42
ARTHUR SCHOPENHAUER'İ BAĞLAMINA OTURTUNCA
Schopenhauer, Hegel’den 18 yıl sonra dünyaya geliyor ve ondan 29 yıl sonra ölüyor. Hegel 1831 yılında öldüğünde Schopenhauer 43 yaşındaydı ve başyapıtı olan İstem ve Tasarım Olarak Dünya’yı yayınlayalı 12 yıl olmuştu. 1860 yılında öldüğünde Marx 48 yaşındaydı ve Komünist Manifesto yayınlanalı 12 yıl olmuştu. Aynı yıl “sosyal cumhuriyet” talebinin yükseldiği 1848 devrimleri olmuştu Avrupa çapında. Bu slogan tarihsel anlamını 1789 devriminin çözemediği toplumsal eşitsizlikler sorunundan alır. 1789 Devrimi’nin sosyal eşitsizlikler sorununu bir bütün olarak temelden çözme amacının olup olmadığı şöyle dursun ona dair toplumun geniş kesimlerinde böyle bir beklenti oluşmuştu ve Devrim sorunu çözemeyince beklentilerin hayal kırıklığına ve yeni arayışlara dönüştüğünü Saint-Simon’un eserlerinden biliyoruz. Schopenhauer’in ölümünden yalnızca 11 yıl sonra 1871 yılında en az 100 bin işçinin hayatına mal olan Paris Komünü denemesine karşı Nietzsche oklarının sivri ucunu çoktan çevirmişti. J.S. Mill’in 1859 yılında, yani Schopenhauer’in ölümünden bir yıl önce yayınlanan Özgürlük Üzerine adlı denemesini ölçü olarak alırsak, siyasette halkçılıkta yeni bir evre başlamıştı.
Temsili demokrasi tek kişilik rejimlerin sonunda egemenin kendi kişisel çıkarlarını ölçü alması nedeniyle tiranlığa dönüşmesine karşı bir önlem olarak geliştirilmişti. Fakat kısa sürede yöneticiler ile halk arasında bir yabancılaşma ve kendi çıkarlarıyla halkın çıkarları arasında bir uyuşmazlık olduğu anlaşılmıştı. Mill’e göre “(ş)imdi istenen hükmedenlerin halk ile özdeş olmaları; onların çıkarları ve iradeleri ulusun çıkarı ve iradesi” ile özdeş olmasıdır. Bu durumda “ulusun kendi iradesine karşı korunması” anlamsız olacaktır ve elbette halkın kendi üzerinde “tiranlaşması” da mümkün olmayacktır. Kısacası Schopenhauer’in, Nietzsche’nin ve Dilthey’ın felsefi kuramlarını birbirini takiben ortaya koydukları bir dönemde radikal bir halkçılık eğilimi yaygındır ve Mill anmış olduğum denemesinde, Nietzsche sosyalistlere karşı sivri oklarını göndermeden önce radikal halkçılığa karşı uyarmaktadır.
Dilthey, Nietzsche’den 11 yıl önce ve Marx’tan 15 yıl sonra doğuyor. Kant, Fichte ve Hegel’in Alman felsefesine yerleştirdiği dünyevi dili yıkıp gizemli dile geri dönme çabasındadır. Bunu en iyi bir şekilde “tin” (Geist) kavramına vermeye çalıştığı yeni anlamda görüyoruz. Hegel’in felsefesinde Geist ilkesel olarak kendi başına düşünen ve davranan ve bu nedenle de ahlaki sorumluluk üstlenebilen bir özne olarak tasarlanırken, tin kavramı Dilthey’da teolojik gizem dolu bir anlam kazanır ve artık töz anlamına gelmektedir. Dilthey’a göre Hegel’in Geist kavramı olmaması gereken bir kavramdır (Unbegriff). Bu dönemde felsefenin içerik bakımından bir taraftan bu teolojik gizem dolu kavramsallığa yeniden döndürülmesine paralel olarak felsefede yöntemsel olarak nesnel gerçek teorisinden vazgeçilip bunun yerine volontarist bir felsefi yaklaşımın gerekçelendirilmeye çalışılmasıyla karşı karşıya bulunulmaktadır. Mill teorik felsefede dile dönüşü gerçekleştirerek öznelci gerçek teorisini temellendirmeye çalışırken, Schopenhauer, Nietzsche’nin sürdüreceği her bakımdan volontarist felsefeyi kurgular ve Dilthey felsefeye teolojik gizemci yaklaşımıyla onları tamamlar.
Bu yönelim genel olarak Klasik Avrupa Felsefesinin ve özel olarak Klasik Alman Felsefesinin yıkımı anlamına gelmektedir. Descartes’tan beri birike gelen ve Kant’ın, Fichte’nin ve Hegel’in temellendirdiği felsefi miras Marx tarafından sürdürülür. Lukacs ve Heidegger arasında 20. Yüzyılda süren felsefi kavganın konusu ‘bu mirasın yıkılması mı?’, yoksa ‘yeni bir aşamaya taşınarak sürdürülmesi mi?’ sorusudur. Heidegger yıkımı seçerken Lukacs klasik akıl felsefesini sürdürmeyi tercih etmiştir. Ernst Bloch ve Hans Heinz Holz bir tarafta ve Heidegger ve Gadamer diğer tarafta başlayan bu kavgayı sürdürür kendisine göre. Frankfurt Okulu bu kavgada ne yazık ki Heideggerci irrasyonel felsefeye sonunda yenik düşmüştür. Schopenhauer, Mill gibi bu yıkımın başındadır.Doğan Göçmen

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 42
Ynt: ARTHUR SCHOPENHAUER'İ BAĞLAMINA OTURTUNCA-ilaç bir tartışma
« Yanıtla #1 : Nisan 09, 2019, 02:30:06 ÖS »
 Sanırım bu sorun platon ve aristo bağlamında da sürüyor siz ne dersiniz felsefe neye ilaç neyi kapsamalı kim felsefeden ne anlamalı..
1)Şiddetsizlik savaş karşıtı olmak
2)Kul hakkı yememek
3)Ailenin kudsiyeti ve yasak cinselliğe meyil etmemek
4)Üretip,paylaşmak sosyal bir toplum kurmak bir dünya kurmak
Sizce bu hangisiyle mümkün? Marx ve inançlı bir en azından ahirete iman bazında sosyalizm mi kurtuluş yoksa çoğulcu ırkçı hizipçi liberal bir aydınlanma mı yoksa başka bir yol mu?
Biliyorum forumda bu tartışılıyor ama biz ve felsefe bunun neresinde özel bir madde açmak istedim...
Umarım nükleer silahların olmadığı,insanların birbirini öldürmak için tank,savaş gemisi,savaş uçağı(jet),yapmadığı günler de gelir ve insanlık bir manevi maddi aydınlanma yaşar,işte bu aydınlanma nedir...?