Gönderen Konu: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi  (Okunma sayısı 749 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

lossantos

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 5
Merhaba,

Marks'ı (ve Engels'i) ilk okuduğumda 15 yaşında bir liseliydim. Bugün 24 yaşındayım ve daha hala marksist döktrin üzerine kabul edebileceğim daha geçerli bir şey koyamadım. Bu illetten kurtulmak için neler yapmadım ki, Taoizmle uğraştım, Stirner'a inanmak istedim, Ayn Rand'a katılabilmek için kendimi yırttım, Budizm'e merak sardım, ciddi ciddi oturup meditasyon yaptım, çaresizlikten belki inanırım diye İncil ve Kur'an okudum, bir umuttur dedim bulunduğum şehirdeki (Ankara) ortodoks kilisesine bile gittim. Hiçbirisi beni bu illetten kurtaramadı.

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. Buna dair ne kadar eleştiri varsa hepsini okudum, hiçbiri tatmin etmedi. Bu duruma o kadar bağdaştım ki artık gelenekçi ve katı bir materyalist oldum. Aşk benim için hormonal bir anatomik kimyasallaşmadan öte bir şey değil. "Aşk bir makamdır, aşk kendinde bulamadığın yere kapılmandır" gibi edebiyatlara giren insanları ciddiye alamıyorum. Daha doğrusu üretim araçlarının emperyalistlerin kontrolünde olduğu bir dünyada hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Aşk'ın, sevişmenin, güzelliğin, iyilik yapmanın metalaştığı bir dünyada gözüme her şey yozlaşmış ve flu geliyor. Sinemaya gitmeyi, arkadaşlarla oturup güzel bir cafede sıcak bir kahve içmeyi, sosyal etkinlikleri vs. her şeyi kendi içimde "kapitalizme hizmet eden küçük burjuva alışkanlıkları" olarak yorumluyorum. Zaten arkadaşım dediğim herkesi de burjuvazi toplumunun yozlaşmış lümpenleri olarak görüyorum. Bunun ne kadar kibirli ve iğrenç bir tutum olduğunun farkındayım ama elimde değil. Bu beni yalnızlaştırıyor ve ben yalnızlıktan nefret ediyorum, artık yalnız olmak istemiyorum.

Umarım beni ciddiye alırsınız çünkü yazdıktan sonra şöyle bir okudum da ben bile kendime: "derdini seveyim" dedim. Elbette hayatta herkes gibi bin tane derdim var ama hepsinin temelinde bu yatıyor bence. Bu en büyük derdimi aşmam gerekiyor artık. Bu konu hakkında yazıp söyleyeceğiniz her şeye kapım açık. Şimdiden teşekkürler.

zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #1 : Mart 25, 2019, 10:59:27 ÖÖ »

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. 

ENERJİyi keşfedin derim. Maddenin, canlılığın, zihinsel etkinliklerin hepsinin temelinde enerji var.

http://www.forumfelsefe.org/index.php/topic,167.0.html

http://www.forumfelsefe.org/index.php/topic,133.0.html

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #2 : Mart 25, 2019, 07:43:26 ÖS »
Benzeri süreci yaşadım, niçeyi yedekleyen post yapısalcılarla diyalektik materyalizmi ...... uygun fiil bulamadım cümlenin sonu için, aştım desem olmuyor, terk ettim desem olmuyor, yedekledim belki en uygunu, haklısın diğer söylemlere göre ( ki bence diyalektik materyalizm enerjiyi de kapsıyor, herakleitostan beri, çünkü o "pante rei" demiş bi kez) diyalektk materyalizm dev bir çınar gibi duruyor orta yerde ve diğerleri onun yanında birer hurafeye dönüşüyor.. Fakat şunu anlamadım, niye bu bağlanma biçimi hayatında bir sorun, hayatımın en huzurlu, dingin zamanlarını marksist olduğum zamanlarda yaşadım, bence kurtulmaya çalışmak yerine geliştir onu, anarşizm okumaları yap örneğin, marks ve mahdumlarını veya post marksistleri oku, okumadıysan, ama naçizane sana önerim hiçbirşeye din/dogma düzeyinde bağlanma, yine den bilirsin tabi..

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 170
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #3 : Nisan 02, 2019, 12:22:07 ÖÖ »
Merhaba,

Marks'ı (ve Engels'i) ilk okuduğumda 15 yaşında bir liseliydim. Bugün 24 yaşındayım ve daha hala marksist döktrin üzerine kabul edebileceğim daha geçerli bir şey koyamadım. Bu illetten kurtulmak için neler yapmadım ki, Taoizmle uğraştım, Stirner'a inanmak istedim, Ayn Rand'a katılabilmek için kendimi yırttım, Budizm'e merak sardım, ciddi ciddi oturup meditasyon yaptım, çaresizlikten belki inanırım diye İncil ve Kur'an okudum, bir umuttur dedim bulunduğum şehirdeki (Ankara) ortodoks kilisesine bile gittim. Hiçbirisi beni bu illetten kurtaramadı.

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. Buna dair ne kadar eleştiri varsa hepsini okudum, hiçbiri tatmin etmedi. Bu duruma o kadar bağdaştım ki artık gelenekçi ve katı bir materyalist oldum. Aşk benim için hormonal bir anatomik kimyasallaşmadan öte bir şey değil. "Aşk bir makamdır, aşk kendinde bulamadığın yere kapılmandır" gibi edebiyatlara giren insanları ciddiye alamıyorum. Daha doğrusu üretim araçlarının emperyalistlerin kontrolünde olduğu bir dünyada hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Aşk'ın, sevişmenin, güzelliğin, iyilik yapmanın metalaştığı bir dünyada gözüme her şey yozlaşmış ve flu geliyor. Sinemaya gitmeyi, arkadaşlarla oturup güzel bir cafede sıcak bir kahve içmeyi, sosyal etkinlikleri vs. her şeyi kendi içimde "kapitalizme hizmet eden küçük burjuva alışkanlıkları" olarak yorumluyorum. Zaten arkadaşım dediğim herkesi de burjuvazi toplumunun yozlaşmış lümpenleri olarak görüyorum. Bunun ne kadar kibirli ve iğrenç bir tutum olduğunun farkındayım ama elimde değil. Bu beni yalnızlaştırıyor ve ben yalnızlıktan nefret ediyorum, artık yalnız olmak istemiyorum.

Umarım beni ciddiye alırsınız çünkü yazdıktan sonra şöyle bir okudum da ben bile kendime: "derdini seveyim" dedim. Elbette hayatta herkes gibi bin tane derdim var ama hepsinin temelinde bu yatıyor bence. Bu en büyük derdimi aşmam gerekiyor artık. Bu konu hakkında yazıp söyleyeceğiniz her şeye kapım açık. Şimdiden teşekkürler.

Yazdıklarından anladığım kadarıyla, aslında içsel olarak bunlara inanmıyorsun, sana iyi geldiğini hissetmiyorsun; ama yerine de daha anlamlı/mantıklı birşey koyamıyorsun.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta şu. Bazı insan vardır ki, senin okuduklarını okur, ikna olur ve sahip olduğu düşüncelerle mutludur, memnundur. Bazısı vardır ki, okur, mantıklı bulur; ama birşeylerin doğru yerine oturmadığını, bu fikirlerin kendisine pek de iyi gelmediğini düşünür/hisseder.

Aradaki fark neden? Eğer ikisi de sıfırdan başlıyorsa, bu his/duygu nereden geliyor? Daha iyi bir fikri olduğundan değil. Çünkü ortaya koyacak net bir fikir olarak, bu, elinde mevcut değil.

Olasılıkla tatmin olmayışın, kendini kazmak yerine, etraftaki mevcut düşünce silsilelerini kazmaya çalışmandan. Dikkat edersen onları bilinçli veya bilinçaltı değerlendiren bir mekanizman hala ve herzaman mevcut. Yani aslında 'içindeki şey' senin neyle tatmin olacağını biliyor. Fakat sen bunu şu an bilinçli olarak bilmiyorsun. Kendini kazmaya başlarsan hangi noktaya doğru eğilimli olduğun, seni neyin gerçekten tatmin edeceği giderek daha netleşecek diye düşünüyorum. Senin kendini kurtarmak istediğin fikirlerin herbirinin zayıf noktaları var, iyi niyetli ve güçlü noktaları da var. Ama bunları sana dıştan birisi anlatırsa gene tatmin olmayacaksın, çünkü kendine yoğunlaşmaya ve kendi çıkarsamalarını yapmaya ihtiyacın var, diye düşünüyorum.



zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #4 : Nisan 02, 2019, 12:10:59 ÖS »
Materyalist ve idealist felsefelerin insan hakları ekseninde karşılaştırılması

 
« Son Düzenleme: Nisan 02, 2019, 02:14:19 ÖS Gönderen: zgnrsn »

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 170
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #5 : Nisan 02, 2019, 01:23:33 ÖS »
İçeriği buraya kopyalarsanız görebiliriz. Sanırım mail kutunuza dair bir link vermişsiniz.

zgnrsn

  • Ziyaretçi
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #6 : Nisan 02, 2019, 02:14:57 ÖS »
İçeriği buraya kopyalarsanız görebiliriz. Sanırım mail kutunuza dair bir link vermişsiniz.

Tekrar deneyeceğim.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #7 : Nisan 12, 2019, 01:49:14 ÖS »
Alıntı


kuranı ilk okuduğumda 15 yaşında bir liseliydim. Bugün 24 yaşındayım ve daha hala Allah (C.C.) kelamı üzerine kabul edebileceğim daha geçerli bir şey koyamadım. Bundan kurtulmak için neler yapmadım ki, Taoizmle uğraştım, Buda'a inanmak istedim, ciddi ciddi oturup meditasyon yaptım, hıristiyan olmak için kendimi yırttım, bir umuttur dedim bulunduğum şehirdeki (Ankara) bir ortodox klisesine bile gittim. Şamanizm'e merak sardım,  çaresizlikten belki inanırım diye marksı okudum. Hiçbirisi beni bu illetten kurtaramadı.


Allah'ın öncesiz ve sonrasız olduğu, Hz muhammed'in onun kulu, elçisi ve son peygamber olduğu fikri  beynime bir zehir gibi girdi. Buna dair ne kadar eleştiri varsa hepsini okudum, hiçbiri tatmin etmedi. Bu duruma o kadar bağdaştım ki artık gelenekçi ve katı bir müslümanım.  İnsanları ciddiye alamıyorum. Daha doğrusu her şeyin şeytanın ayartısına dönüştüğü  bu dünyada hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Aşk'ın, sevişmenin iblisin şekeri; güzelliğin, iyilik  yapmanın bile şeytani yozlaşmanın parçası olduğu  bir dünyada gözüme her şey yozlaşmış ve flu geliyor. Sinemaya gitmeyi, arkadaşlarla oturup güzel bir cafede sıcak bir kahve içmeyi, sosyal etkinlikleri vs. her şeyi kendi içimde bir suçluluk duygusu ile deneyimleyip yorumluyorum. Zaten arkadaşım dediğim herkesi de yozlaşmış, doğru yoldan sapmış günahkarlar olarak görüyorum. Bunun ne kadar kibirli ve iğrenç bir tutum olduğunun farkındayım ama elimde değil.Bu duygudan kurtulmak için her gün Rabbime yalvarıyorum.Günümün çoğunu ibadet ile geçirmeye başladım ama bu beni sadece yalnızlaştırıyor ve ben yalnızlıktan nefret ediyorum, artık yalnız olmak istemiyorum.



"hakikat" ile temellendirilen  tüm bu ruhsal kurtuluş ve nihai mutluluk düşünceleri ancak birer fantazi şeklinde var olabilirler.
« Son Düzenleme: Nisan 12, 2019, 02:06:06 ÖS Gönderen: samsa »

albertinkaranfili

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 42
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #8 : Mayıs 08, 2019, 03:49:26 ÖS »
İyi günler arkadaşım umarım sağlığınız ve huzurunuz yerindedir..Ben iyiyim..
öncelikle şunu belirtmek isterim bu tartışmanın katılımcısı olarak okunmak isterim ama daha felsefe talebesiyim ve felsefe eğitimi almadım ,kendimce okuyorum...
Ben sorunuza şöyle cevap vermek istiyorum ve aynı zamanda öğrenmek istiyorum hatam varsa düzeltin..
Materyalizm,diyalektik bizi nereye sürükler aslında bahsettiğiniz şey temelde empirist akılcılıktır bu kant,hegel,marx,hume da olan şey belkide taa aristoya kadar gider..ve onun meyvesi modernlik,aklın klavuzluğu bu iyi bir şey aslında dünyayı anlamak için ama şuda var tarih boyunca idelerle,a pirori bilgiyle,mantıkla,sezi ile bu görüşlerin karşılarında olmuş filozoflarda olmuş,az önce bir makele okudum ve modernliğin bizi nasıl hitlerin ve stalinin oluşmasına ittiğini buna karşı post modern tezlerin kabulu ile insanın duygularıyla yeniden tanışması gerektiği savlarını okudum ..sizce eğer modernlik insanlığın acılarına ilaç ise böyle düşünmek sizi spinocı deyimle neşelendirir,ama irrasyonel düşünce,sezgi,bizi iyi eder derseniz o zaman da post modern tezler bizi neşelendirir bunları takip etmekte özgürsünüz..önemli olan bizim ve toplumun kurtuluşu ....bunu post modernite de sağlayamaz belki o da insanları bölmekte, yani hepsinden biraz, daha mantıklı... ama yaşam önemli hem bizim için hem çevremiz için o yüzden ben ne dinlerin çılgınlığına yani insanlarca bozulmuş ve oluşturulmuş din ve ideolojilerin çılgınlığına düşmeden fortituda yanı ruh dinginliğini,salimliği,zarar vermeyen yapımızın bulmamızın iyi olacağına inanmaktayım bu yüzden savas siddet karşıtı olmak,çalışmak-paylaşmak,okumak,haklara riayet,ve evlilik kurumuna saygı,yani cinselliğin insan onuruna yakışır şekilde yaşanması,evlenince ve komşularımıza güven vermek çok önemli...bu dünya gelip gecer önemli olan iyi olmak ve sevgi....saygılarımla

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 101
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #9 : Temmuz 19, 2019, 11:16:18 ÖS »
Merhaba,

Marks'ı (ve Engels'i) ilk okuduğumda 15 yaşında bir liseliydim. Bugün 24 yaşındayım ve daha hala marksist döktrin üzerine kabul edebileceğim daha geçerli bir şey koyamadım. Bu illetten kurtulmak için neler yapmadım ki, Taoizmle uğraştım, Stirner'a inanmak istedim, Ayn Rand'a katılabilmek için kendimi yırttım, Budizm'e merak sardım, ciddi ciddi oturup meditasyon yaptım, çaresizlikten belki inanırım diye İncil ve Kur'an okudum, bir umuttur dedim bulunduğum şehirdeki (Ankara) ortodoks kilisesine bile gittim. Hiçbirisi beni bu illetten kurtaramadı.

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. Buna dair ne kadar eleştiri varsa hepsini okudum, hiçbiri tatmin etmedi. Bu duruma o kadar bağdaştım ki artık gelenekçi ve katı bir materyalist oldum. Aşk benim için hormonal bir anatomik kimyasallaşmadan öte bir şey değil. "Aşk bir makamdır, aşk kendinde bulamadığın yere kapılmandır" gibi edebiyatlara giren insanları ciddiye alamıyorum. Daha doğrusu üretim araçlarının emperyalistlerin kontrolünde olduğu bir dünyada hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Aşk'ın, sevişmenin, güzelliğin, iyilik yapmanın metalaştığı bir dünyada gözüme her şey yozlaşmış ve flu geliyor. Sinemaya gitmeyi, arkadaşlarla oturup güzel bir cafede sıcak bir kahve içmeyi, sosyal etkinlikleri vs. her şeyi kendi içimde "kapitalizme hizmet eden küçük burjuva alışkanlıkları" olarak yorumluyorum. Zaten arkadaşım dediğim herkesi de burjuvazi toplumunun yozlaşmış lümpenleri olarak görüyorum. Bunun ne kadar kibirli ve iğrenç bir tutum olduğunun farkındayım ama elimde değil. Bu beni yalnızlaştırıyor ve ben yalnızlıktan nefret ediyorum, artık yalnız olmak istemiyorum.

Umarım beni ciddiye alırsınız çünkü yazdıktan sonra şöyle bir okudum da ben bile kendime: "derdini seveyim" dedim. Elbette hayatta herkes gibi bin tane derdim var ama hepsinin temelinde bu yatıyor bence. Bu en büyük derdimi aşmam gerekiyor artık. Bu konu hakkında yazıp söyleyeceğiniz her şeye kapım açık. Şimdiden teşekkürler.

materyalist dialektiği marxizme indirgemek , sonra ürettiğiniz birtakım dilsel saçmalıklarla yaşamı yargılamak ve onu kasten ıskalamak mı. vazgeçin bence.



lossantos

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 5
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #10 : Temmuz 24, 2019, 06:19:12 ÖS »
materyalist dialektiği marxizme indirgemek , sonra ürettiğiniz birtakım dilsel saçmalıklarla yaşamı yargılamak ve onu kasten ıskalamak mı. vazgeçin bence.

Bu mesajdaki amacın neydi anlamadım. Zaten başlıkta beni manevi çöküşe sürüklediğini belirtmişim, yaptığım şeyin bir yerlerinde yanlışlık olduğunu ve hayatı ıskaladığımın farkında olduğumu da itiraf etmişim. Sen bunları tekrar edip: "vazgeç" deyince, "hee tamam o zaman kardeş" deyip vazgeçmemi mi bekledin gerçekten?

Ayrıca vazgeç derken yerine ne öneriyorsun keşke onu da belirtseydin. Yukardaki @samsa denilen arkadaş gibi "nihai gerçek"in olmadığını söyleyen bir hiççilik mi? Valla nihai bir gerçek var mı yok mu bilmiyorum ki zaten bu konu Marksizmi ilgilendiren bir konu da değil aslında. Yani bir insan hem nihilist hem de marksist olabilir, o başka bir tartışma konusu, hiç açmayayım en iyisi, dilerseniz başka başlıklarda bunu konuşuruz.

Ama çevreme baktığım zaman, yani gözümle görebildiğim, burnumla koklayabildiğim, kulağımla duyabildiğim o canlı hayata baktığım zaman ben bir Marksist olarak bir şeyler görüyorum. Neler görüyorum? Altta kalanın canı çıksın anlayışı üzerine temellendirilmiş ağır ve haksız rekabete dayalı üretim alışkanlıklarını görüyorum, sadece hava atmaya ve gösterişe dayalı tüketim alışkanlıklarını görüyorum. Tüm bu üretim ve tüketim alışkanlıklarının sanata, bilime ve toplumsal ilişkilerimize verdiği tahribatı görüyorum. Bu tahribat neticesinde gittikçe değerini kaybedip yozlaşan aşk, sevgi gibi kavramları görüyorum. Kadınların gittikçe acımasızlaştığını, erkeklerin de gittikçe kadın düşmanı sefiller haline gelişini görüyorum. Bu sefillerin The Red Pill, MGTOW gibi insan aklına aykırı bağnaz düşüncelere (belki de kendilerince haklı olarak) bağlanışını görüyorum. Sevgilinin sevgiliyi üzüşünü, aşkın metalaşmasını ve gittikçe distopik bir dünyaya doğru evrilişimizi görüyorum. Sırf ailesinden miras kalan mülkiyet sayesinde hayatında hiçbir kavgayı hiçbir mücadeleyi tatmadan, milyonlarca proleterin emeği üzerinden geçinen burjuvaziyi görüyorum. Burjuvanın sömürdüğü emek üzerinden kazandığı parayla, sıfır uğraşla, saniyesinde yaptığı bir şeyi, proleterin yapabilmesi için yıllarını hatta hayatını harcaması gerektiğini görüyorum. Emeğinin sömürülmesine artık sesini çıkarmayan veya çıkaramayan, robot gibi kaderini kabullenmiş lümpen proleterleri görüyorum.

Bu canlı hayatımıza baktığımda ben tüm bunları görüyorum, pratikte artık bunun için çabalamıyor olsam da, vicdanen bunu bir türlü görmezden gelemiyorum. Gelebilenlere de sadece aşk olsun diyorum. İnsanlık bulunduğu koşulları daima daha "iyi"ye yükseltebilmek için uğraşmış. Şimdi olaya biraz daha septik bakarsak "daha iyi"nin ne olduğunu da sorgulayabiliriz elbette. Lakin ben şunu bilirim, eğer Rousseau gibi bir adam, çıkıp Nietzsche gibi ya da Stirner gibi "iyi denen şeyin evrimsel bir tanımı yoktur, nihai gerçeğe ulaşmak anlamsızdır" deseydi, olaya böyle nihilist ve septik yaklaşsaydı, bugün tüm dünya daha hala monarşiyle yönetiliyor olurdu ve insan hakları, cumhuriyet gibi kavramlardan da bi haber yaşardık. Hangisinin daha iyi olduğuna varın siz karar verin.

Partikteki örneği defalarca hüsrana uğramış bir ideolojiye adeta bir bataklık gibi saplandığımın farkındayım. 19. yüzyılın küflenmiş retoriklerine (burjuva, proleter vs. gibi) sıkışıp kaldığımı da biliyorum. Ayrıca kendimle neredeyse her 10 saniyede bir çeliştiğimin de farkındayım. Müthiş bir kimlik ve kişilik bunalımı içerisindeyim. Ancak Marksizmin yerine bir şey koyamıyorum. "Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir" lafının doğruluğuna ancak uygulamasının imkansızlığına boyun eğmiş haldeyim. Nazi Almanyasında para biriktirip çocuklarını okutmaya çalışan yahudi bir aile babasının yaşadığı çaresizliğin bizzat aynısını yaşayan bir gibii hissediyorum. Hayatı ıskalamak elbette istediğim bir şey değil sayın deleuzional, ancak derdimi lütfen anla, aslında anlamak gibi bir mecburiyetin yok, ama anlamadan yorum yapmak gibi bir mecburiyetin de yok. Saygılar ve sevgiler.
« Son Düzenleme: Temmuz 24, 2019, 06:34:29 ÖS Gönderen: lossantos »

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 285
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #11 : Temmuz 26, 2019, 08:29:26 ÖS »
Alıntılayarak küçük değişikliklerle yeniden yazdığım kısımda meselenin çileci düşünce ile ilişkisini de göstermek istedim. Bu yeniden yazdığım kısmı işid e katılıp intihar saldırısında ölen bir militanın günlüğünden  alıntı olarak kurgulamıştım. Amacım, bu tür düşünce izleklerinin birbirlerine karşıt görünürken nasıl da aynı mekanızmanın işlemesiyle ortaya çıkabildiklerini ifade edebilmekti.
« Son Düzenleme: Temmuz 26, 2019, 08:49:21 ÖS Gönderen: samsa »

Rhodium

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 4
Ynt: Diyalektik Materyalizm beni manevi bir çöküşe sürükledi
« Yanıtla #12 : Ağustos 16, 2019, 02:32:01 ÖÖ »
Merhaba,

Marks'ı (ve Engels'i) ilk okuduğumda 15 yaşında bir liseliydim. Bugün 24 yaşındayım ve daha hala marksist döktrin üzerine kabul edebileceğim daha geçerli bir şey koyamadım. Bu illetten kurtulmak için neler yapmadım ki, Taoizmle uğraştım, Stirner'a inanmak istedim, Ayn Rand'a katılabilmek için kendimi yırttım, Budizm'e merak sardım, ciddi ciddi oturup meditasyon yaptım, çaresizlikten belki inanırım diye İncil ve Kur'an okudum, bir umuttur dedim bulunduğum şehirdeki (Ankara) ortodoks kilisesine bile gittim. Hiçbirisi beni bu illetten kurtaramadı.

Fikirlerin (daha doğrusu Hegel'in idea dediği şeyin), maddelerin bir yansıması olduğu, kainatta maddeden ve madde hareketlerinden başka metafiziksel herhangi bir olgunun olmadığı teorisi beynime bir zehir gibi girdi. Buna dair ne kadar eleştiri varsa hepsini okudum, hiçbiri tatmin etmedi. Bu duruma o kadar bağdaştım ki artık gelenekçi ve katı bir materyalist oldum. Aşk benim için hormonal bir anatomik kimyasallaşmadan öte bir şey değil. "Aşk bir makamdır, aşk kendinde bulamadığın yere kapılmandır" gibi edebiyatlara giren insanları ciddiye alamıyorum. Daha doğrusu üretim araçlarının emperyalistlerin kontrolünde olduğu bir dünyada hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Aşk'ın, sevişmenin, güzelliğin, iyilik yapmanın metalaştığı bir dünyada gözüme her şey yozlaşmış ve flu geliyor. Sinemaya gitmeyi, arkadaşlarla oturup güzel bir cafede sıcak bir kahve içmeyi, sosyal etkinlikleri vs. her şeyi kendi içimde "kapitalizme hizmet eden küçük burjuva alışkanlıkları" olarak yorumluyorum. Zaten arkadaşım dediğim herkesi de burjuvazi toplumunun yozlaşmış lümpenleri olarak görüyorum. Bunun ne kadar kibirli ve iğrenç bir tutum olduğunun farkındayım ama elimde değil. Bu beni yalnızlaştırıyor ve ben yalnızlıktan nefret ediyorum, artık yalnız olmak istemiyorum.

Umarım beni ciddiye alırsınız çünkü yazdıktan sonra şöyle bir okudum da ben bile kendime: "derdini seveyim" dedim. Elbette hayatta herkes gibi bin tane derdim var ama hepsinin temelinde bu yatıyor bence. Bu en büyük derdimi aşmam gerekiyor artık. Bu konu hakkında yazıp söyleyeceğiniz her şeye kapım açık. Şimdiden teşekkürler.

Maddenin yansıması, Matriks filmindeki gibi her yerde nasıl 1 0 kodlarını görürsünüz, aynı o biçim herşeyin atom olması ve beyinizmideki yansıma... Soğuk ve estetikten uzak bir paranoya algısı ile ifade edilebiliyor. Bu bir propagandadan başka bir şey değil. Çünkü liberal ekonomik sistem varlığını sosyalizmi yanıltsamakla uğraşıp durdu...

Esesan aşkın dinin veya ticari tutkunun, maneviyatın altında yatan husus diyalektik materyalizmdir. Bu yer çekiminin işlemesi gibi kabul edilsede edilmesede işleyen bir kanundur.