Gönderen Konu: Simone de Beauvoir  (Okunma sayısı 260 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 223
Simone de Beauvoir
« : Şubat 13, 2019, 02:46:04 ÖS »
Simone de Beauvoir 'ın felsefesinde aşkınlık ve içkinlik kavramı


Arınç Ekin Çakır 

 https://www.academia.edu/login?post_login_redirect_url=https%3A%2F%2Fwww.academia.edu%2Ft%2Fe

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 223
Ynt: Simone de Beauvoir
« Yanıtla #1 : Şubat 18, 2019, 06:05:11 ÖS »
AŞKINLIK  X İÇKİNLİK

Aşkınlık: En basit tanım: Bir insanın düşünsel etkinliklerini kişisel ihtiyaçlarının ötesine geçirebilmesi hali. Mevcut kalıpların klişelerin ötesinde değerlendirmeler, sentezlemeler yapabilmek.

Daha ileri tanımlarda, farkındalık, evrendeki ve hayattaki yerini bilmek, Yansıtma mekanizmasını, ruhsal savunma ve telafi mekanizmalarını içselleştirmek ve bu mekanizmalardan kendini izole etmek, işin içine giriyor. Yüksek paradigma da diyebiliriz.

İçkinlik: Aşkınlığın tam tersi. Bireyin kendi kalıplanmalarının oluşturduğu, ruhsal ergonominin gözetildiği dar bilişsel çerçevede kalmayı tercih etmek. Birincil paradigma da diyebiliriz. Montaigne "Yumuşak yastık" olarak tanımlar.

Aşkınlıkta içkinlikten de söz edilebilir mi? Örneğin, Felsefeyi "insan" özelinde ele almak; ödül odaklı düşünmek. Tüm doğa kosmos genelinde ele almak da mümkün.

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 155
Ynt: Simone de Beauvoir
« Yanıtla #2 : Şubat 18, 2019, 10:25:00 ÖS »
İlk ileti login istediği için metne ulaşamadım.

Orijinal metni ve altında alıntıya ilişkin linki koyabilrseniz, metne ulaşmak daha kolay olabilir diye düşünüyorum.
Bir de bir süre sonra çoğu link ölü linke dönüştüğü için metni korumak da fayda var.

---

'İçkinlik' kavramı ile ilgili de içimde oturmayan birşeyler var. Çünkü bunu "aşkınlığın tersidir" diye ortaya koymasanız/konmasa, benim için aşkınlık ve içkinlik oldukça yakın anlamlı şeyler. Özellikle 'aşkınlığın' içimizde olduğunu düşündüğümde. Yani sınırsızlık dışarıda olmak zorunda değil.

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 223
Ynt: Simone de Beauvoir
« Yanıtla #3 : Şubat 19, 2019, 10:35:14 ÖÖ »
1- İlk ileti login istediği için metne ulaşamadım.

2- 'İçkinlik' kavramı ile ilgili de içimde oturmayan birşeyler var. Çünkü bunu "aşkınlığın tersidir" diye ortaya koymasanız/konmasa, benim için aşkınlık ve içkinlik oldukça yakın anlamlı şeyler. Özellikle 'aşkınlığın' içimizde olduğunu düşündüğümde. Yani sınırsızlık dışarıda olmak zorunda değil.

1- Login olmuş. İlkinde serbestçe okumuştum ve içinde "Sevenler de ölür" romanına dair yorum aramıştım. Neyse o metinden bir şeyler paylaşmaya çalışayım.

2- Evet, kelime karşılığı genellikle "içkin olma durumu" olarak verilmiş; TDK da bile. Tam da kelime içeriği paralelinde bir tanım. Daha özenli tanım:

a) Bir şeyin kendi dışındaki bir ilkeye bağlı olmaması.

b) Varlığın, nesnenin, birimin ya da zekâ sınırları içinde bulunma, ayrıştırılamayış, aşkın olmayış.

Simone de Beauvoir "Denemeler" kitabında bir tanım sunmuş: "Gerçeklik algılamasının ve varlık idrakinin hayatın içinde olmakla mümkün olacağını belirterek, “yabancılaşmayı (sessiz ve bağlantısız yaşamayı)” –melankolik- ruhsal kaçış olarak niteler: “Yalnızca bir beden olsam, güneşten bir parça olsam yahut, kurtulurum bütün tasalardan, korkulardan, pişmanlıklardan. Hiçbir şey coşturamaz beni o zaman, hiçbir şey ilgilendirmez. Yaşayışımı dolduran an’ a bağlanırım ancak. Artık, salt o vardır benim için, ele geçirdiğim tek varlık, tek “av” odur…”

diyerek “Carpe diem” (anı yaşa !) anlayışını irdeler. An’ a odaklanmak ile ölümsüzlük yanılsamasını bütünleştirir; sonsuz ile sonlu arasında bir ruhsal köprü arayışındadır. Fakat,

“… İnsanın sonsuzla bağlantı kurmak için yaptığı her çaba boşa gider…”

diyerek evrensel değerlerin insan için insan tarafından oluşturulmasının önemine değinir; insanlığı kendi üzerine kapatır (kapalı sistem kısırlığına işaret eder).

"İçkinlik"  ve "içkinlik düzlemi" kodlaması bende de altbeyin ortamında düşünce geliştirme ve sentezleme gibi çağrışımlara neden oluyordu.

Arınç Ekin Çakır ise içkinliği "Kadın" özelinde ruhsal yapı bağlamında ele almış gibi: "Beauvoir kadının nasıl olup da tarih boyunca Sartre’ın kavramsallaştırmasındaki ‘kendi içinde şey’ yani içkin bir varlık olarak kalmış olduğunu tartışmaya açmaktadır." (syf. 55)

Netice olarak -sizin de işaret ettiğinizi sandığım şekilde- tanımı değiştirelim:

İnsan algı kapasitesinin içinde olmak hali.

İngilizcesi "immanence"
 
« Son Düzenleme: Şubat 19, 2019, 11:18:00 ÖÖ Gönderen: zgnrsn »

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 223
Ynt: Simone de Beauvoir
« Yanıtla #4 : Şubat 19, 2019, 11:47:15 ÖÖ »
Sn. Arınç Ekin Çakır'ın Lisans tezinden alıntılar:


"Simone de Beauvoir’ın kadına bakışı varoluşçuluk felsefesiyle yakından ilişkilidir. Hatta pek çok kaynak onun varoluşçuluğu feminizme uyarladığını belirtmektedir. İkinci Cins’te o, kadının durumunun erkeğin karşısında ve erkek tarafından mutlak öteki olarak konumlandırıldığını ifade etmektedir. Kadın asıl varlık değil her zaman asıl varlığın yani erkeğin bakışındaki öteki olarak konumlanmıştır. Yani kadın, kendisine öteki olan erkeğe bilincini tanıtma veya dünya ile ilişkiselliğinde kendi varlığını aşma imkanı elinden alınarak topyekün olarak içkinlik alanına bırakılan bir varlık olagelmiştir. Beauvoir kadının nasıl olup da tarih boyunca Sartre’ın kavramsallaştırmasındaki ‘kendi içinde şey’ yani içkin bir varlık olarak kalmış olduğunu tartışmaya açmaktadır."

"Çünkü varolma cesaretini gösteren kadın buna rağmen, toplumun tamamının gözünde her an içkin bir varlık olarak inşa edilmeye devam edilmektedir. Kadın ancak hem biyolojisinden kaynaklanan cinsiyetini hem de bir insan olarak kendini olumladığında özgürleşebilir. Ama hiçbir erkek varoluşunu kurmak için ayrıca kendi cinsiyetini olumlamak zorunda değildir, tersine aşkınlık erkeklik olarak tanımlanmıştır. "




Simone de Beauvoir'den alıntı: ‘‘Oysa her insani varlık, aynı anda, hem aşkınlık, hem de içkinliktir, kendini aşabilmesi için sürüp gitmesi, geleceğe doğru atılım yapabilmesi için geçmişi kendine mal etmesi gerekir; başkasıyla alışverişte bulunarak varlığını kendi kendine doğrulamak zorundadır. (...) erkek için evlilik işte bu iki anın mutlu bireşimini dile getirir; uğraşında, siyasal yaşamında değişikliği, ilerlemeyi tadar, zaman ve evren içindeki dağılımını hisseder; bu başıboşluktan bıktı mı, bir yuva kurar yerleşir, dünyaya demir atar; akşamları, kadının büyük bir titizlikle sakladığı geçmişi, gözü gibi baktığı çocuklarla mobilyaların bulunduğu evine gelip kendini toparlar.’’

Bu ifadelerden, erkek egemen toplum düzeninin kadını "bastırılmış konumda" ya da abartılı bir ifade gibi algılansa da "köle/hizmetçi" konumunda kalıpladığını çıkarsayabilir miyiz?

« Son Düzenleme: Şubat 19, 2019, 11:49:21 ÖÖ Gönderen: zgnrsn »