Gönderen Konu: Epidemic: Ayakkabı İçindeki Çakıl Taşı  (Okunma sayısı 4057 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 351
Epidemic: Ayakkabı İçindeki Çakıl Taşı
« : Nisan 15, 2014, 10:44:02 ÖS »
Bu yazıda Lars von Trier ve Niels Vorsen’in senaryosunu yazıp filmde de “senaryo yazarları olarak” rol aldıkları Epidemic’e bir göz atmak niyetindeyim.Bugün uzun süreden sonra tekrar film izlemeye karar vermiştim.. Neredeyse ortalama uzunluktaki bir filmi izlemeye yetebilecek süreyi “Ne izlesem?” sorusuna yanıt aramakla geçirip yanıt bulamama ve film izlemekten de vazgeçme abukluğumu bu kez yapmamamı sağladı Trier adı , bir çağrı : “Buradayım işte, beni izlese!”, Peki deyip "davete icabet ettim." Bazen “görgü kurallarına uymak” gerekiyormuş..



1987 yapımı film siyah-beyaz, tam da istediğim, hatta yeniden düşünüyorum da “olması gerektiği gibi”, “diş macunu” gibi. Daha ileri gitmeden filmler hakkında yazarken düştüğüm geleneksel notu de buraya iliştirivereyim: Filmi izlemeyenler için bu yazının sadece bir zaman kaybı olma olasılığı, filmi izlemiş olanlara oranla daha büyük olabilir. Hem bu kez numaralandırarak yani bir yandan da filmi hatırlatarak yazmayacağım. Bunun "okuma açısından" bir zorluk çıkarmayacağını umuyorum.

Wagner, Tannhauser ve Epidemic:

Nedir Wagner’i idealist kılan? Elizabeth aşkı mı? Belki, ancak tek başına değil : Şehvet karşıtı bir Elizabeth aşkı. İdealizm siyah-beyaz filmin kendisidir ve bu film “ayakkabı içindeki çakıl taşıdır. Daha açık bir ifadeyle, filmin siyah-beyazlığı filmin idealizmidir. Senaryo ise tıpkı çakıl taşı gibi kendisini (salgını) taşır. Hastalık toprakta değil ayakkabının içerisindedir, dolayısıyla “birlikte-gelir.”. İster istemez “Derrida’nın farmakonu” ve “oto-immünitesi” çağrışıyor.

Dr. Mesmer tıpkı Tannhauser gibi ancak nesnesini kaybettiğinde (Mesmer tedavi etmek istediği insanlar öldüğünde, Tanmhauser ise Elizabeth’i öldüğünde –ki onları öldüren kendileridirler-) “devrim” gerçekleşir. ”Son”da, Mesmer mağaradan dışarı(Platonizm?) -ışığa- çıkarken Tannhauser’in idealist ahlakçılığı papanın asasının yeşillenmesi ile kurtarılır. İşte, bu “kurtarma” yada “kurtulma” operasyonu epidemiğin yeniden üretilmesi anlamına gelir. Çünkü “kurtarma” nesneyi bastırma “sayesinde“ vuku bulabilir, ancak “kurtulan öznenin aklanmışlığı” “kara” yeniden üretilmez ise anlaşılamaz. Bu üretim ise ancak “sınırın ortadan kalkması” ile mümkün olur: “Hakikatin” “senaryoya” karıştığı hipnoz anı, ya da daha işlevsel bir ifade ile söylersek, psikanalistin hipnoz edilen üzerinden bakışının herkesi ele geçirdiği an ile filmde gösterilir. Dolayısıyla burada sahiden de "sınırın kalktığı" söylenemez, ancak sınır bir bakışın ötekisini bastırması -sanki bu mümkünmüş gibi..- bağlamında (tıpkı Nazilerin yaptığı şekilde) ortadan kalkmıştır.

***

Aslında “sınır aşımı” üzerinde film başka bir bağlamda da fazlasıyla durur. bunun için “içkinlik” anlayışının vurgulandığı yerlere şöyle bir göz atalım: “ayakkabıdaki çakıl taşı”, “içinden kaya tuzunun geldiği duvarlar”, “diş macunu şeritleri”, “çıban ve irin”, filmin tamamında görülen “senaryo gerçek arasındaki sınır ihlalleri”

***

Epidemik öldürücüdür ancak bu onun tek niteliği değildir. Epidemik aynı zamanda bengi-dönüşseldir. Bu bengi-dönüşsel karakterini epidemik karşıtlık anlayışından(siyah-beyaz) alır. Adeta beyaz (platonik mağaracılığın yazgısı) Tannhauser’den Dr. Mesmer’e, Mesmer’den Tannhauser’e geçerek “çağları” kateder. Nazi Almanyası karşısındaki müttefikler, Platon, Dr. Mesmer ve Wagner ve niceleri kendilerini mücahitler olarak ilan ederek –mücahit nedir ve kimdir bilinmediği için bu “ilan etme” söz konusudur- “salgını” yayarlar.

***

Dr. Mesmer şehrin güvenli ortamını terkederek salgın ile mücadele edeceğini söylediğinde ona karşı çıkan meslektaşları ile Dr. Mesmer arasında bir fark yoktur. Dr. Mesmer “salgını” kendisinin dışında tasavvur ettiği için tedavi edebileceğini düşünürken, meslektaşları “salgın” kendilerinin bulunduğu ortam dışındaki heryerde olduğu için buna karşı çıkarlar. Dualizm edimleri biçimlendirmekte ve devindirmektedir. Ayakkabının altına değil içine bakmak kimsenin aklına gelmez.

***

Anti-christ’ın He’si, Mesmer ile Tannhauser nesnelerini öldürme anlamında bir işbirliği yaparlar. She (Elizabeth yada salgın kurbanları) He’nin kendisine bakışını kabüllendiğinde (hipnoz bunu sağlar, psikanalistin bakışını kabüllenerek She epidemiği taşır) her şekilde ölümü çağırmış olur. Bu noktada doktorun (he) mu salgını (she) öldürdüğünün, yoksa salgının mı doktoru öldürdüğünün bir önemi yoktur...

***

Epidemic’teki senaryo-gerçek bulanıklığı üzerine bir pasaj:

Alıntı
Tükettik artık gerçek dünyayı: Hangi dünya kaldı? Yoksa görünen mi? Oysa değil! Gerçek dünya ile bu görüneni de tükettik artık!*

Bu pasajın “Trierci sinemayı” –eğer böyle bir şey var ise- oldukça güzel ifade ettiğini düşünüyorum. Demek istediğim pasajı sadece Epidemic’teki senaryo-gerçek sınır aşımı bağlamında okumamak gerekir, bunun ötesinde senaryo(doksa) ve gerçek(idea) dualizmine “genel” bir saldırı olarak düşünmek “gerekir.” Dolayısıyla “aşkınlık uzamını” aşkınlığın imkansızlığındaki bir içkinliğe referansla –yani içkinliği de yerinden ederek- okumaya çalışmak gerekir. Dolayısıyla buradaki “saldırı” artık ne “epidemiğin saldırısı” ne de “Dr.’un saldırısı”dır. “Saldırı” epidemiğin yada Dr.’un “kendinde olmazlığını” ifade eder : Ayakkabı içindeki çakıl taşı olan salgın “farmakolojiyi” gerekli kılar..

*Nietzsche, putların alacakaranlığı , sf, 36 (say yayınları, 2. Baskı - 2004)
« Son Düzenleme: Eylül 07, 2014, 12:18:26 ÖS Gönderen: samsa »