Gönderen Konu: Epistemolojinin Normatif Yenidenyapılandırılması Hakkında  (Okunma sayısı 6537 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 122
Ynt: Epistemolojinin Normatif Yenidenyapılandırılması Hakkında
« Yanıtla #15 : Aralık 14, 2017, 05:53:08 ÖS »
Alıntı yapılan: samsa
itirazım şuna aslında : istencin kuşatılması ile irade ortaya çıkıyor dediğimizde, sanki istenç sahiden kuşatılabilirmiş gibi düşünüyoruz. oysa, tam da "istenç" kuşatılmaya direndiği için "iradeden" bahsedebiliyoruz. "irade" de, tam da "istencin kuşatılamazlığına" verilen isim. "salt istenç" ve "salt irade" de tam da bunun için birer kurgudan ibaret. (...)

Siteye bir süredir giremiyordum, geç gelen cevap için kusura bakmayın.

İstencin “kuşatılma” gibisinden bir kavrama ilişkilenebilmesi, onun “irade” olarak kavranabilirliği de değil midir?  Sanıyorum  sorun şu, ben istenç ve iradeyi ontolojik tabanda ayırıyormuşum gibi bir anlam çıktı önceki yazdıklarımdan , ancak ifade ettiğim gibi ontoloji ve epistemoloji bir ve aynı şeydir, buna göre irade dediğim şey de, insandaki ussal-istençtir (bkz: “öğrenme fenomeni”)

Alıntı
solipsizmden bahsetmiyorum, kökene yerleştirilen verili  "salt özne" de kurgudur, diyorum. herhangi bir a priori merci fiksiyoneldir. kuantum mekaniğinden kastım da bu zaten.

şunu demek istediyseniz, "istenç/irade töz değildir, böylece olumsaldır" (o “tam olarak” kendi-olumsallığından ibaret olan oluş biçimidir),  benim ifade etmek istediğim de buydu, ancak  "kendisinin kurucusu" ifadenizi henüz tam anlayamadım. Yani burada istencin oluşunu, kendisini kurması olarak -da- mı kavrıyorsunuz?
Alıntı
yukarıda özneden bağımsız gerçek dünyadan bahsedince, a priori bir gerçek dünya kurgulamış olmuyor musunuz?

öznenin bilincinden bağımsız gerçek dünya dediğimde, önüne geçilemez bir epistemolojik noksanlığa atıfta bulunarak;
Alıntı yapılan: epoché
Epistemoloji, bilincin verili içkinliğidir, dialektik ise bu içkinliğin kritiğidir.
Alıntı yapılan: epoché
(...) eylem biçimini irâdi temelde belirleyen epistemolojik içerilmedir.

öznenin bilişsel-içkinliğinin, kendi dinamik ontolojisinin eş-zamanlı sonucu olduğunu ve buna göre epistemolojinin ontolojiyi  asla kuşatamayacağını ifade ediyorum.  böylece -bir işleyiş olarak- bilincimden-bağımsız-gerçek-dünya, rasyonal ve a posteriori bir kavram oluyor (ya da, ontolojik naturalizm..)

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 340
Ynt: Epistemolojinin Normatif Yenidenyapılandırılması Hakkında
« Yanıtla #16 : Ocak 03, 2018, 06:02:02 ÖS »
 
Alıntı
solipsizmden bahsetmiyorum, kökene yerleştirilen verili  "salt özne" de kurgudur, diyorum. herhangi bir a priori merci fiksiyoneldir. kuantum mekaniğinden kastım da bu zaten.(samsa)
şunu demek istediyseniz, "istenç/irade töz değildir, böylece olumsaldır" (o “tam olarak” kendi-olumsallığından ibaret olan oluş biçimidir),  benim ifade etmek istediğim de buydu, ancak  "kendisinin kurucusu" ifadenizi henüz tam anlayamadım. Yani burada istencin oluşunu, kendisini kurması olarak -da- mı kavrıyorsunuz?
sanırım diyaloğumuz "irade ve istencin birbiri ile ilişkisi" üzerinde düğümlenmiş durumda. siz son kertede "istencin iradeyi öncelediğini", istencin kendisi ile yok edemediği bir kuvvet olarak karşılaştığını ve böylece iradeyi doğurduğunu söylüyorsunuz. yani, irade istencin kendi kendisini ortadan kaldırmaya çalışmasıdır. aslında buna belirli bir bakış açısından baktığımda büyük ölçüde katılıyorum. 
şimdi sorun olarak gördüğüm kısma geleyim : evet, belirli bir akış açısı ile istenç, iradeye dönüşür; yani istenç iradeyi öncelemekte gibidir. ancak bu durum ancak ve ancak istenç ve iradenin metafizik bir tasavvuru ile  yani "salt istenç"  ve "salt irade" kavramlarının yedeğinde mümkündür. aşağıda açıklamayı deneyeceğim :
benim önerim, istenç ve iradenin ontolojik olarak biribirini içerdiğini söylemekle başlıyor. bu durumda tam da sizin de ifade ettiğiniz üzere "irade istencin ussallaşmasıdır" ancak bu aynı zamanda "istencin iradedeki 'irrasyonel' unsur" olduğunu söylemektir. yani irade, kuşatılmış bir istenç değil, istencin kuşatılamamazlığının ta kendisidir ve zaten bu sayede kendini ortaya koyabilir. zira kendisi ile karşılaşan bir kuvvet olarak istenç, kendi kendisini sizin de dediğiniz gibi tüketememekte/yok edememekte, bunun için "irade" tepkisel bir kuvvet olarak doğmaktadır. ancak istencin kendisine karşı dönmesi ve kendisini tüketme çabası ile doğan irade de görevini tamamlayıp istenci ortadan kaldıramamakta, kuşatamamaktadır.  kuşatma her zaman bizzat iradeyi doğuran aynı sebeple, yani istencin ele avuca gelmezliği ile delinmektedir. ya da başka bir ifade ile söylersek irade, her zaman kendi özdeşsizliği ile yüz yüze gelmektedir.
  irade "salt rasyonel" bir karakte arz edememektedir çünkü her halükarda o biyolojik bir karakter taşır. tam da bunun için irade; istencin ussallaşması ile, ussallığın kendisi de ancak içindeki "ussallaşmamış istenç" ile mümkün olabilmektedir.(akıl da, kendisini ancak akıl dışı üzerinden tanımlar ) yani, irade bir töz değildir, salt değildir. "istenç" de bu minvalde iradeyi öncelemez. zira, birbirini önceleyebilen "istenç" ya da "irade" kavramları sadece "irade denilenin, kendi entelektüel kuvvetini istenç-itkisine de uygulamak üzere kavramsal olarak örgütlenmeye çalışması"(epoché) ile ortaya çıkabilmekteler.yani, iradeci ideoloji sadece kendisini önceleyerek değil, "irrrasyonel" bir kavram olan istenci de önceleyerek de söz konusu kavramları türetebiliyor.çünkü onun için önemli olan bir kavramı öncelikli kılmaktır, bundan sonra devamı zaten gelir.  benim burada size karşı hamlem bunun için iradenin kendi kedisinin kurucusu olduğunun altını çizmek oldu. bunu söylerken kastettiğim kendi kendisini kuran iradenin bunu ancak ve ancak kendisi ile özdeş olmaması ile mümkün kıldığı , yani ontolojik olarak iradeyi tözden yoksun kılan iradeye içrek  "istenç" üzerinden gerçekleştirdiğidir. başa dönersem, "irade" ya da "istenç" her zaman ve her zaman birbiri ile dolayımlanmış durumdadır, salt değildir. böylece, kavramsal olarak ne irade ne de istenç eski metafizik konumlarını muhafaza edebilirler. tam da bunun için söz konusu kavramları yerinden edebilecek ("ara yüz" dediğiniz kavramın gerçekleştirdiği buydu) yeni bir kavram ileri sürmek gerek, demiştim.

yani istencin iradeyi kurduğunu söylemek yeterli değil, buna iradenin de istenci kavramsal olarak çattığını ve böylece tözden yoksun iradenin kendi kendisini kurduğunu eklemek gerekiyor. ancak bu noktadan sonra bana iradeci ideoloji ile mücadele mümkün görünüyor.

 
« Son Düzenleme: Ocak 03, 2018, 06:03:50 ÖS Gönderen: samsa »

tazmanyayahnisi

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 48
Ynt: Epistemolojinin Normatif Yenidenyapılandırılması Hakkında
« Yanıtla #17 : Ocak 04, 2018, 01:28:40 ÖS »
   Bu tartışma bana Jung'u aklıma getirdi ,yung ego nun istenci kişiliğinde iradeyi temsil ettiğini söylüyordu sanırım okuduklarımdan çıkarım mım sonuçta irade var ve istenç de var ve özgürlük yasalar da var dinler töreler kurallarda var iyiyi eylemek elimizde ister nefs deyin ister bilinç altı bize kötülüğü emreden den uzak durmak lazım gelir derim...

1)Öldürme
2)Kul hakkı yeme
3)Evlilik dışı cinsel ilişkiden kaçın
4)Üret calış paylaş

Benim çıkarımlarım amma siz illa iradeyi istenç yer derseniz yapcak bir şey yok derim...
İnsan sevgisi,barış uzlaşı kültürü ve ahlak..İşte bir yahnide olması gerekenler...

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 122
Ynt: Epistemolojinin Normatif Yenidenyapılandırılması Hakkında
« Yanıtla #18 : Ocak 18, 2018, 10:16:33 ÖÖ »
 
Alıntı yapılan: samsa
(...) ya da başka bir ifade ile söylersek irade, her zaman kendi özdeşsizliği ile yüz yüze gelmektedir.
  irade "salt rasyonel" bir karakte arz edememektedir çünkü her halükarda o biyolojik bir karakter taşır. tam da bunun için irade; istencin ussallaşması ile, ussallığın kendisi de ancak içindeki "ussallaşmamış istenç" ile mümkün olabilmektedir.(akıl da, kendisini ancak akıl dışı üzerinden tanımlar ) yani, irade bir töz değildir, salt değildir. "istenç" de bu minvalde iradeyi öncelemez. zira, birbirini önceleyebilen "istenç" ya da "irade" kavramları sadece "irade denilenin, kendi entelektüel kuvvetini istenç-itkisine de uygulamak üzere kavramsal olarak örgütlenmeye çalışması"(epoché) ile ortaya çıkabilmekteler.yani, iradeci ideoloji sadece kendisini önceleyerek değil, "irrrasyonel" bir kavram olan istenci de önceleyerek de söz konusu kavramları türetebiliyor.çünkü onun için önemli olan bir kavramı öncelikli kılmaktır, bundan sonra devamı zaten gelir.  benim burada size karşı hamlem bunun için iradenin kendi kedisinin kurucusu olduğunun altını çizmek oldu. bunu söylerken kastettiğim kendi kendisini kuran iradenin bunu ancak ve ancak kendisi ile özdeş olmaması ile mümkün kıldığı , yani ontolojik olarak iradeyi tözden yoksun kılan iradeye içrek  "istenç" üzerinden gerçekleştirdiğidir.

tamam , şimdi anladım ne söylediğinizi (hay şu kelimeler!) , mevzuya dair, kavramsal olarak başından beri aynı sayfada olduğumuzu düşünüyorum şu an için. kendi ifadelerime açıklık kazandırmak adına şunları ekleyeceğim; "mental bir fenomen olan irade, kendisinin kurucu-unsuru değildir" dediğimde tematik olarak aynı şeyi söylüyorum sizle ,  ancak benim orada "kurucu-unsur olmaklık" dediğim, hani Kartezyen tasavvurda görüldüğü türde , «birincil tözün (Tanrı-iradesi) ikincil tözün (hüman-iradesi) koşulu oluşu»ndaki birincil töze karşılık geliyor , fakat sizin de yukarıda ifade ettiğiniz gibi irade töz olarak kavranamaz,  o dinamik bir ontolojide emerje-olan içkin bir "nitelik"tir ("prensip" değildir), yani  , ancak "başkaca «dinamik» ve içkin fenomenlere bağımlı olarak oluşabilir ve kendisine özdeş değildir" (işte ben dialektik-yorumbilgisi dediğimde sadece bu emerjansın «dinamik-veri/bellek/istenç üçgeninde ele alınması gerektiğini» öne sürüyorum, zira böylece, metafiziğin oluşum süreçlerine dair fenomenal-analitik bir gösterim-tabanı daha kesterime bir şekilde yaratılabilir..), toparlarsam ontolojik anlamda zaten ikisi bir ve aynı işleyiş (ya da irade istencin ussal/rasyonal/dilsel uzantısı), sadece kurguladığım analitik süzgeçte, arayüz istenç-irade arasında olarak tasavvur edilmekten ziyade, epistemolojik içeriklemeyi niteleyen ve dolayısıyla dilsel-ayrım mekanizmalarını türeten fenomenal ilişkilere işaret eder). siz de anladığım kadarıyla "kendisinin kurucusudur" dediğinizde , «onun Platonik-ideasının (özdeşliğinin) kurgulanışına» işaret ediyorsunuz.   / sanıyorum , bağlamsal hareket eden ifade biçimlerimiz küçük bir “dilsel” probleme sebep oldu...

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 340
Ynt: Epistemolojinin Normatif Yenidenyapılandırılması Hakkında
« Yanıtla #19 : Ocak 18, 2018, 11:54:23 ÖÖ »
Söylemeye çalıştığım özetle şu: eğer bu hususta bir analiz yapılacaksa bu ancak sizin yaptığınız tarzda yapılabilir. Öte yandan, analizimizi "şeylerin" üzerinden analizin kendisi üzerine kaydırırsak analiz süresince iradenin kendisini ve istenci birer kavram olarak çattığını farkederiz. Bu noktada  analizin kendisinin eleştirmeye çalıştığı iradeci ideolojilere eklemlenme tehlikesi ile yüzleşmek durumunda kaldığı görülüyor. Çünkü, analiz kendi üzerine dönene kadar "irade" ve "istencin" analiz boyunca inşaa edilen kavramlar olduğunu görememektedir, şeyleri olduğu gibi ve kadarıyla betimlediğini sanmaktadır. Bir tür saydamlık yanılsaması ile hareket etmektedir.