Gönderen Konu: Videolar  (Okunma sayısı 14204 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 378
Ynt: Videolar
« Yanıtla #15 : Mart 26, 2020, 11:19:15 ÖS »
https://www.youtube.com/watch?v=1ZIFuIw9FqI

Matematik keşif mi, icat mı?

Konu ve video ilginçmiş, teşekkürler...

Wolfram farklı matematiklerin olası olduğunu, dolayısı ile icat olduğunu söylüyor. Farklı aksiyom setleri ile farklı matematikler icat edilebilir, dolayısı ile bizim matematiğimizin bize uymasının döngüsel ispat gibi olduğunu söylüyor. Ama farklı matematikler ortaya çıksa onlar da zaten 'toplam matematik'in parçası olurlardı, matematik hepsini kapsardı. Öte yandan bizim matematiğimizin bize uyması zaten onun icat değil keşif olduğunu göstermez mi? Uyuyor işte.

Evet sonsuz maymun daktiloda rastgele tuşlara bassalardı, Şekspir'in soneleri ortaya çıkardı. Ama bu başka, Şekspir'e "sen olası sonsuz maymundan birinden kopya çekmişsindir" demek başka :) Bunlar Tanrıyla karşılaşsalar, "senin tasarımlarına ihtiyaç yok, zaten sonsuz zamanda veya sonsuz alternatif evrende bu düzenler ortaya zaten çıkardı" derlerdi sanırım :) Bu durumda evrim de yanlışlanabilir değil. Çünkü sonsuz rastgele varyasyonla her varlıktan her varlığı çıkarabilir ve dönüştürebilirsin. Dönüşemeyeceğini nasıl göstereceksin ki?

Bu sanki tam da idealistler ile materyalistleri ayırmak için turnusol kağıdı gibi olmuş. Bence bakılması gereken şey şu; hangi grup daha fazla şey/eser düşünmüş ortaya koymuş, kim daha fazla ürün/fayda üretmiş? Bence bir gruba ilham geliyor, çünkü keşfetmek için hevesleri var ve buna inanıyorlar. Diğer grup ise keşfetmeyi bırak, öbür grubun keşiflerini bile "bunlar keşif değil icat, siz uydurdunuz" diyorlar. Tam da konumuzla ilgili olmuş bu.

« Son Düzenleme: Mart 27, 2020, 02:13:46 ÖS Gönderen: oe_ »

ferda-2

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 105
Ynt: Videolar
« Yanıtla #16 : Mart 28, 2020, 02:12:31 ÖS »
https://www.youtube.com/watch?v=DU3EeKxI0g8 Özellikle oe nin izlemesini ve izlenimlerini paylaşmasını dilerim :)

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 378
Ynt: Videolar
« Yanıtla #17 : Mart 28, 2020, 06:12:13 ÖS »
https://www.youtube.com/watch?v=DU3EeKxI0g8 Özellikle oe nin izlemesini ve izlenimlerini paylaşmasını dilerim :)

oe izledi ve bildiriyor:

Videoda hiçbir kötü şey olmaması oldukça ilginçti. O yüzden başka video ve sayfalarda da gezindim. Olumsuz birçok şey bulabilirsin.

Sana şöyle söyleyeyim, herşey senin verdiğin videodaki gibi olsa bile benim için yetersiz. Küçük bir cennet gibi tanıtılıyor. Cennet küçükse daha sürdürülebilir, herhalde benzer ideolojideki daha büyük ülkelerden yardım alıyorlardır, öte yandan da ambargo falan.

Herkes fakir, zaman yavaş akıyor, herşey kuyrukla/karneyle, herkes geçinmek için ek iş yapıyor, turistleri yoluyorlar falan. Halk (özellikle gözü açılmış olan, 'dışarıyı deneyimlemiş olanlar') kaçmaya çalışıyor dışarı. Eskiden de komunist bütün ülkelerin kendilerini dışa tanıtımları propaganda amaçlıydı, ama yaşanan başkaydı.

Benim kafamdaki cennet bu değil. Ben cennetime alt sınır koyarım, üst sınır değil. Bir kere hiçbirşeyi yasaklamam, hiçbirşeye de zorlamam. Devlet diye birşey olursa, hakları korumak ve temel gereksinimleri sağlamakla ilgilenirdi. Kimse yaşamak için çalışmak zorunda olmasın, belli bir standartın altına düşmesin diye. Yani benim en fakir insanım bu videodaki gibi olurdu. Ama olanaklara üst sınır koymazdım; yok kimse mülk sahibi olamaz, yok dışarı gidemez, yok herkes eşit/yakın maaş alacak, yok özel teşebbüs olamaz vs bana uymuyor.

1950'lerde donup kalmış bir ülke. Sen ne kadar zeki, yaratıcı, çalışkan vb olursan ol, kendine daha iyi olanaklar sunmak için hiçbir şansın yok. Aylık 30 yüro ile dış dünyadan herhangi birşey alma şansın yok (zaten gelişi de kısıtlı olabilir).

Şimdi, insanlara eşit davranmak, onlara 'pastadan eşit paylar vermek' değildir. Görünüm eşitlikçi gibi olabilir. Ama eşit olmayan iki şeyi/kişiyi eşit kılmaya çalışmak; aslında birinin kanadını koparıp öbürüne eklemeye çalışmaya benzer. İkisi de fayda sağlamaz bundan. Biri uçabilecekken uçamaz (daha gelişip serpilecekti olasılıkla), diğerine de ek kanat pek bir işine yaramaz. Kuştan tek kanadı koparıp kaplumbağaya ekleyemezsin. Her varlığın doğası farklı. İnsanlar sadece görünüm ve fizyoloji olarak benzerdir, oysa aralarında hayvanlardaki çeşitlilikten daha az çeşitlilik yoktur. Eşit davranmak demek; insanlara gelişmek için eşit şanslar, haklar tanımak demektir. Adalet de, birbirinin hakkını yemelerine engel olmak demektir.

Bir diğer nokta. Dikey yapılanmalar daha az özgürlük sunarlar. Bir hükümdarlık/diktatörlük bir süre boyunca iyi yönetildiğinde, bu biraz şans işidir, yani kalkıp "krallık/padişahlık/diktatörlük yönetimsel yapısı iyi bir yönetim şeklidir" sonucunu çıkaramayız bundan. Bu sadece şanstır, bir sonraki yönetim yine bütün ipleri elinde tutacak ve kafasına göre davranacaktır.

Bu yüzden ben, 'yöneticinin değişmesinin' insanların hayat tarzını en az etkilediği yönetim şeklini en uygun buluyorum. Yani başa kim geçerse geçsin, sistemi çok fazla olumsuz etkileyemesin. Bu da daha yatay, hatta en yatay (yönetimsiz, hiyerarşisiz) yönetim sistemlerinde mümkün olabilir. Yönetim sistemi ne kadar dikey ise, bunu sağlamak o kadar zor. Diyebilirsin ki, "işte Castro sıradan bir insan gibi halkıyla birlikte yaşadı, neresi dikey bunun". Yaşantı yatay olabilir, ama ona tanınan haklar/yetkiler dikey. Dediğim gibi bir sonraki kişi şansa kalmış. Kişiler geçici sistem kalıcı.


« Son Düzenleme: Mart 28, 2020, 06:21:28 ÖS Gönderen: oe_ »

ferda-2

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 105
Ynt: Videolar
« Yanıtla #18 : Mart 28, 2020, 08:42:07 ÖS »
1-Biraz latifeli bir istekti, geri bildirim için saol..
2-Kübaya gidip gelmişliğim yok, ben de merak ediyorum hangi veriler doğru diye, gidip gelenlere sordum hep olumlu şeyler söylediler ki çoğu marksist değildi aslında,  bigün gidip yerinde görmeyi düşünüyorum ve şu ilgimi çekiyor, diğer sosyalist uygulamaların çözülmesine karşı küba niye çözülmedi...
3- diğer ülkeler dediğin bi çin var ki o da sosyalist sayılmaz ve ideolojik yakınlıkları yok, yani durum dediğin gibi değil, onca amborgoya rağmen ve yardımsız ayakta..
4-En temelde gitmek, varmak istediğimiz yer aynı aslında, niteliğin eğemen olduğu bir insan, hayat, toplum, var-oluş modeli, tam da bu noktada, benim sende ve senin karşında, marksizm/sosyalizm ısrarım ve inadım, bu nihai ereğe ulaşmak adına, var-olan verili, reel denilen yol ve yordamaların içinde seçilmesi gereken en doğru-iyi araç olması..Yani, yataylığın eğemen  olduğu devletsiz, iktidarsız ve erksiz topluma ulaşmak adına, -reel sosyalist uygulamaları bir yana bırak_ marksizmden başka seçenek yok, diğer seçenekler ki liberal kapitalizm kalıyor geriye, gördüğün gibi insanı, hayatı, dünyayı tüketiyor, uç kuruşluk uyduruk ihtiyaçlarını karşılayabilmek için "kar-elde" etmek amacıyla ve bu noktada bende sana karşı bir hayal kırıklığı oluşuyor, niye diyorum niye, marksizme, sosyalizme karşı bu denli "ön-yargılı", oysa kapitalizme karşı daha  "hırçın-tepkili, tehditkar" olması gerekirken tüm bunları marksizme yöneltiyor diye hayıflanıyorum kendi kendime... Neyse, işte böyle işte, sağlıcakla kal...

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 378
Ynt: Videolar
« Yanıtla #19 : Mart 28, 2020, 10:59:28 ÖS »
Amaç aynı olabilir ama yol yanlış.

Ben Marks'ın iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Bana göre dinlerdeki peygamberler konusunda da, bence bunların çoğu anladıklarını anlatmaya çalışan öğretmenlerdi. Din kurmaya çalıştıklarını sanmıyorum çoğunun. Ama sonradan gelenler, ortaya çıkan gücü kullanmak istediler ve kurumlaştırdılar.

Yani Marks'da yaşıyor olsaydı, belki dediğin gibi, devletin kendini feshetme olasılığı mümkün olabilirdi (olamazdı ya, neyse), veya Marks olayın oraya gitmeyeceğini anlayıp, kendi -izm'ini feshetmeye çalışabilirdi (ama edemezdi ya, neyse). Artık bu olasılıklar yok.

---

Şöyle diyeyim aslında, bana marksizm de kapitalizm de çok anlamlı gelmiyor. Ama kapitalizm diye birşey yok aslında. Bu ikileşme olduktan sonraki adı onun. Yani o, insan ekonomik/yönetim sistemlerinin doğal evrimi. Ondan şikayetim yeterince hızlı evrilmemesi, sorunlara/haksızlıklara çözüm bulmaya o kadar da hevesli olmaması. Yani yavaş evrilme. Ama topluluklar da yavaş evriliyor. Ortalama bir insan toplumdan daha akıllı olabilir; çünkü toplum ağır kanlı, ağır düşünceli, ağır bir yaratık gibi. Çok yavaş. Onun için toplumsal akla o kadar güvenmek zor, çünkü yavaş/çıkarcı/çelişkili/bulanık. Herkes belli bir seviyeyi geçecek ki, bir şeyler açık/net görülebilir olsun.

Öte yandan marksizm ile sorunum en baştan 'özgürlükleri kısıtlaması'. Yani diğerinin sorunu yavaş olması. Bu ise baştan yanlış.

Bir de şu var, komün hayatı güzel olabilirdi ama üstünde hiçbir otorite olmazsa. Yani devletsiz/otoritesiz/bağsız küçük göçebe gruplar olsaydık, komün yaşantısı mümkün olurdu (ki bu zamanda artık pek mümkün değil). Grup büyüdükçe organizasyon gerekir ve yönetim gerekir. Yani 'büyük komün' diye birşey olmaz.


« Son Düzenleme: Mart 28, 2020, 11:16:33 ÖS Gönderen: oe_ »

ferda-2

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 105
Ynt: Videolar
« Yanıtla #20 : Mart 29, 2020, 04:12:30 ÖS »
bak marks ne diyor; Herkesin başka bir işe meydan vermeyen bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin
hoşuna giden faaliyet alanında kendini geliştirebildiği komünist toplumda, toplum genel üretimi düzenler, bu da, benim için, bugün bu işi, yarın başka işi yapmak, canımın istediğince, hiçbir zaman avcı, balıkçı ya da eleştirici olmak durumunda kalmadan sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam hayvan yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra eleştiri yapmak olanağını yaratır
(Marx ).
Bu bağlamda;
1-Sen marksist idealleri paylaşıyorsun zaten..
2- Fark, bu noktaya gidiş biçiminden kaynaklı, sen evrimi savunuyorsun, süreç oraya doğru er geç gidecektir, zorlamadan kendi doğal seyrine, sürece bırakalım ne yaşanacaksa yaşansın, doyulsun, aşılsın diyorsun, ben de diyorum ki, devrim, müdahale gerek, yani bu aslında insanın elinde olan, olması gereken bişey, örneğin, bir devlet-yönetim aygıtı olmalı, durup dururken devletsiz topluma geçemeyiz, peki devlet ne ve nasıl olacak, sen bırak kendi kendini şekillendirsin, aşsın diyorsun ben de olmaz diyorum, neyse yoruldum ve acıktım, kal sağlıcakla...

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 378
Ynt: Videolar
« Yanıtla #21 : Mart 29, 2020, 04:20:56 ÖS »
Ben ideallere birşey demedim zaten. İdeallerin hepsi ballı, yaşananların hepsi farklı.

samsa

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 351
Ynt: Videolar
« Yanıtla #22 : Ekim 08, 2020, 05:27:14 ÖS »
« Son Düzenleme: Ekim 08, 2020, 05:27:31 ÖS Gönderen: samsa »

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: Felsefe ne işe yarar?
« Yanıtla #23 : Mart 17, 2021, 03:35:37 ÖS »
FELSEFE NE İŞE YARAR?

https://www.youtube.com/watch?v=VXw9LlprfUQ

 Felsefi soruları güzelleme konuşması olmuş. Yani patinaj övülüyor.



« Son Düzenleme: Mart 19, 2021, 05:27:15 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: Felsefe çok kıymetli bir şeye yarar.
« Yanıtla #24 : Mart 19, 2021, 05:27:54 ÖS »
Şu link bana daha iyi göründü:

https://www.youtube.com/watch?v=bZCPZgMN8ck

Her ikisinde de kısa cevap ihmal edilmiş: Felsefe, aydınlanmaya yarar. Evrendeki ve hayattaki yerimizi, hareket kabiliyetimizi idrak etmeye yarar.

Sonsuzca zaman ve uzamın bir noktasından giriş yapmışız. Doğamızın gerektirdiği bir programı sürdürürken bizlere eklemlenmiş olan aklımızı donatıp, verilen ömrü gönlümüzce en verimli şekilde tamamlamalıyız. Diğer seçenek "kendini bilmeyen nesne" ya da örneğin bir karınca gibi yaşamak akıl fukaralığı.

Ne dersiniz?
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: Videolar
« Yanıtla #25 : Mart 21, 2021, 11:27:40 ÖÖ »




Bertrand Russell'ın bilgece tanımları: https://www.youtube.com/watch?v=b4hTDDw2EMQ  (Türkçe alt yazı)

Özellikle felsefi soru güzellemesi yapanlara verdiği yanıt çok belirleyici.
« Son Düzenleme: Mart 21, 2021, 11:47:03 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: Bertrand Russell ile görüşün
« Yanıtla #26 : Mart 28, 2021, 06:01:08 ÖS »
Bertrand Russell ile röportaj

Soru: Felsefe nedir?

Bertrand Russell: Oldukça tartışmalı bir konudur bu. Aynı cevabı verecek iki filozof bulamazsınız. Benim şahsi görüşüm, felsefe kesin bilginin henüz olmadığı meseleleler üzerinde yürütülen tahminlerden oluşmaktadır. Elbette bu benim cevabımdır; bir başkasınınki değil.

S: Felsefe ile bilim arasındaki fark nedir?

BR: Kabaca şudur: Bilim bildiklerimizdir ve felsefe ise bilmediklerimizdir. Basit bir tanımlamadır bu ve bu nedenle de bilgi biriktikçe konular felsefe üzerinden bilime doğru ilerler.

S: Sonra da bir şeyler keşfedildiğinde ve kanıtlandığında felsefe alanından çıkıp bilim alanına mı girerler?

BR: Evet, felsefe etiketi taşıyan her türden konu artık o etiketi taşımamaktadır.

S: Felsefe ne işe yarar?

BR: Felsefenin iki gerçek kullanım alanı olduğunu düşünüyorum. Onlardan biri, şimdilik bilimsel bilginin cevap veremediği konularda yürütülen tahminleri işlemde tutmaktır. Ne de olsa bilimsel bilgi, insanlığın ilgisini çeken ve çekmesi gereken şeylerin çok küçük bir bölümünü ele almaktadır. Halihazırda uçsuz bucaksız ilgi alanları içinde bilimin bildiği çok azdır ve insanların hayal güçlerinin şu an bilinebilir şeyler ile sınırlı ve kuşatılmış olarak kalmasını istemem. Varsayımsal alandaki dünyaya dair yaratıcı bakış açısını genişletmesi felsefenin kullanım alanlarından biridir. Fakat aynı derecede önemli olduğunu düşündüğüm başka bir kullanım alanı daha var: Bildiğimizi ve bilmediğimizi düşündüğümüz şeyleri göstermektir. Felsefe, bir yandan bilebileceğimiz şeyler üzerinde düşünmeyi sürdürmeyi sağlarken öte yandan bilgi gibi görünen şeylerin bilgi olmadığının alçak gönüllülükle farkına varmamızı sağlar.

S: üzerinde tahminler yürütülen ve sonrasında somut sonuçların üretildiği konular hakkında birkaç örnek verebilir misiniz?

BR: Evet, kolaylıkla verebilirim, hele ki antik Yunan felsefesinden. Yunanlılar kendi zamanlarında sınanamayan ama sonrasında oldukça değer gören pek çok hipotez öne sürdüler. Örneğin atom hipotezini ele alalım. Demokritos, maddenin küçük atomlardan meydana geldiğini ifade eden atom hipotezini öne sürmüştü ve iki bin yıl sonra bunun doğru olduğu ortaya çıktı. Oysa onun zamanında sadece bir öneriydi bu.

S: Ama Platon onun atomlarla ilgili teorisinin çok saçma olduğunu söylememiş miydi?

BR: Platon, bu fikir karşısında dehşete kapılmış ve onun tüm kitaplarının yakılması gerektiğini söylemişti. Çünkü Platon bilimi sevmezdi. Matematiği severdi ve onun dışında bilimsel olan  hiçbir şeyi sevmezdi.

S: Bu açıdan bakınca felsefe bir bakıma bilimin hizmetkarı halini alıyor.

BR: O da var biraz ama sadece bilimin hizmetkarı değildir. Çünkü bilimin baş edemeyeceği pek çok şey vardır. Misal değerler sorunu. Bilim size neyin iyi neyin kötü olduğunu söylemez. Sadece bir araç olarak değil, nihai açıdan neyin iyi veya kötü olduğunu söylemez.

S: Filozofların ve halkın felsefeye karşı tutumunda zaman içinde nasıl bir değişim oldu?

BR: Hangi felsefe ekolünü kastettiğinize bağlıdır bu. Platon ve Aristoteles’ te “dünyayı anlamaya çalışmak” esas olandı ve kişisel olarak felsefenin yapması gerekenin bu olduğunu söyleyebilirim. Stoacılara baktığınızdaysa onların vurguladığı temel şey “erdem” di. Yani acılara tahammül etmeli, başınıza gelen talihsizlikler sabırla katlanmalısınız. Öyle, ki filozofun yaygın tanımı bu hale geldi. (*)

S: Size göre Marx bir filozof muydu?

BR: Elbette ki bir bakıma filozoftu. Fakat artık filozoflar arasında önemli bir ayrım var: bir takım filozoflar statükoyu sürdürme taraftarıdırlar; diğerleri ise onu bozma taraftarıdırlar. Marx bu ikinci gruba dahildir. Her iki tarafı da filozofun gerçek işini yapmadıkları için reddetme taraftarıyım ben. Bana göre filozofun işi dünyayı değiştirmek değil, onu anlamaktır. Yani Marx’ın söylediğinin tam tersidir.

S: Kendinizi ne tür bir filozof olarak görüyorsunuz?

BR: Kendime verebileceğim tek etiket “ mantıksal atomcu” dur. Ama, pek etiket yanlısı da değilim; etiketlerden kaçınmayı yeğlerim.

S: Mantıksal atomcu ne anlama gelir?

BR: Araştırdığınız herhangi bir şeyin özüne ulaşmak için onu çözümlersiniz ve çözümlemeniz artık daha fazla çözümlenemeyecek şeylere dayanıncaya kadar sürer ki onlar, mantıksal atomlardır. Onlara mantıksal atomlar diyorum; çünkü küçük madde parçaları değiller. Tabiri caizse bir kanıyı inşa eden fikirlerdir.

S: Felsefenin günceldeki ana yönelimi nedir?

BR: İngilizce konuşulan ülkeler ile kıta Avrupası ülkeleri arasında bir ayrım yapmak gerekir burada. Yönelimler eskiden olduğundan çok daha ayrışmış vaziyette. Hem de çok fazla. Özellikle İngiltere’de ortaya çıkan yeni bir felsefe söz konusu. Sanırım, felsefe için ayrı bir alan bulma arzusundan ortaya çıktı bu. Az önce dediğim gibi, felsefe sonuca ulaşmamış bilim olarak görülüyor ve bazı insanlar bu bakış açısını sevmiyor. Felsefenin kendine has başarıları olmasını istiyorlar. Bu da dil felsefesi denilen şeye giden yolu açıyor ki orada filozoflar için önemli olan yanıt vermek değil, soruların anlamını oldukça açık hale getirmektir. Bu görüşe katılamam ama bir örnek verebilirim. Bir keresinde bisikletle Winchester’e gidiyordum. Yolumu kaybettim ve bir kasaba dükkanına girdim ve “ Winchester’e giden en kısa yolu söyler misiniz?” dedim. Soruyu sorduğum adam arka odadaki görmediğim başka birine seslendi: “Bu beyefendi Winchester’e giden en kısa yolu soruyor”. Ses cevap verdi:

-Winchester’e mi?
-Doğrudur.
-Winchester’e giden yol mu?
-Evet.
-En kısa yol mu?
-Doğrudur.

-Bilmiyorum.

Böylece yararlı bir cevap alamadan yoluma devam etmek zorunda kaldım. Oxford felsefesi, kişinin böyle yapması gerektiğini düşünüyor.


S: Soruyu doğru anla, cevabı hiç umursama.

BR: Öyle, cevabı vermek bir başkasının işidir.

S: Kıta Avrupasının hangi yaklaşımından farklıdır bu?

BR: Kıta Avrupası yaklaşımı çok daha safkan bir yaklaşım; ona artık katılmıyorum. Ama eski zaman felsefelerine daha çok benziyor. Kierkegaard’ın varoluşçuluk görüşünden gelen çok çeşitli feldefe türleri vardır ve daha sonrasında geleneksel din için tartışma sağlamak için tasarlanmış felsefeler vardır. Bu türden çeşitli şeyler var. Şahsen bunlarda kayda değer bir şey olduğunu düşünmüyorum.

S: Sizin felsefe anlayışınız, kendisini nasıl idare edeceğini bilmek isteyen birine hangi pratik kullanımı sunuyor?

BR: Çok fazla sayıda insan kendilerini nasıl idare edecekleri konusunda tamamen afallamış olduklarına dair şeyler yazıyorlar bana. Çünkü doğru olanı yapmak için geleneksel kılavuzlara uymayı bırakmışlar ve benimseyecekleri başka şeyleri de bilmiyorlar. Kabul ettiğim felsefenin şu açıdan faydalı olduğunu düşünüyorum: İnsanlara bir eylemin doğruluğundan mutlak surette emin olmadıklarında coşkuyla hareket etme olanağı sunuyor. Bence kimse hiçbir şeyden emin olmamalı. Eğer bir şeyden eminseniz kesinlikle yanılıyorsunuzdur; çünkü, kesinliğe layık hiçbir şey yoktur. Bu sebeple kişinin kendi inançlarını belli bir şüphe içinde tutması ve bu şüpheye rağmen coşkuyla eyleme geçmesi gerekir. Neticede bir komutanın savaşı planlarken yaptığı da budur. Düşmanın ne yapacağını tam olarak bilemez ama iyi bir komutan ise tahmini doğru çıkar. Kötü ise tahmini yanlış çıkar. Günlük yaşamda kişinin olasılıklara göre hareket etmesi gerekir ve benimsediğim felsefenin yapması gereken, mutlak bir kesinliğe dayanmayan coşkuyla insanları harekete geçmeye teşvik etmektir.

S: Peki insanları inandıkları şeyler konusunda şüpheli kılma işi nasıl olacak; onları rahatsız etmeyecek mi?

BR: Bir miktar edecektir elbette. Bence bir miktar rahatsızlık zihinsel eğitimin bir parçasıdır. Eğer bir miktar bilimsel ilgiye sahiplerse hissetmeleri gereken şüphe yüzünden tamamen üzülmelerinden kaçınmayı sağlayacak dengeyi tutturabilirler.

S: Felsefenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

BR: Felsefenin gelecekte antik Yunan’da veya orta çağdaki gibi bir önemi olacağını sanmıyorum. Bilimin yükselişinin felsefenin önemini azaltacağını düşünüyorum.

S: Felsefenin değerini nasıl özetlersiniz?

BR: Birincisi, dediğim gibi bilimin halihazırda başa çıkamadığı büyüklükte ve önemde sorunlar olduğunu farketmemizi sağlar. Bilimsel tutum kendi başına yeterli değildir. Yaptığı ikinci şey ise insanları entelektüel olarak biraz daha mütevazi kılmak ve kesin olduğu düşünülen bir çok şeyin doğru olmadığının farkına varılmasını sağlamaktır. Bilgiye giden kestirme yol yoktur. Dünyayı anlamak ki bana göre her filozofun sahip olması gereken amaç budur.

(*)  Aslında filozoflar ya da felsefe alanında isabetli yol almış olanlar evren ve hayatı bütüncül algıladıklarından olaylar karşısında diğer insanlara göre daha sakin ve dayanıklı olurlar, duygularını yönetebilirler (Doğan Cüceloğlu çözümleyemediğimizde öfkelendiğimizi, duygusala bağladığımızı söylemişti). Bizzat B. Russell, "Denemeler" adlı kitabında bu durumu şöyle ifade etmiştir:"Umutları, idealleri kişisel yaşamının ötesine uzanan bir insan,  daha sınırlı isteklere bağlanmış bir insanın kapılabileceği korkulardan uzaktır".
« Son Düzenleme: Mart 29, 2021, 09:34:30 ÖÖ Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.

zgnrsn-R

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: Videolar
« Yanıtla #27 : Temmuz 11, 2021, 03:39:11 ÖS »
Kadın felsefeci niye yok diyorduk ya. Buyrun

Pelin Dilara Koçak başlamış:

 https://www.youtube.com/watch?v=rKP4R_QENmw&t=275s

 
« Son Düzenleme: Ağustos 03, 2021, 10:04:54 ÖS Gönderen: zgnrsn-R »
Kendi öz muhakemesini kullanmayanların hedefi/akıbeti, olgu/olayı çözümlemek yerine "kandırılmak" olabilir.