Gönderen Konu: Görelilik ve Göresizlik  (Okunma sayısı 2115 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 169
Görelilik ve Göresizlik
« : Şubat 12, 2017, 11:56:13 ÖÖ »
Görelilikle ilgili düşünürken, eninde sonunda gelinecek noktalardan biri "herşeyin göreli" oluşu. Yani sabit referans noktasının yokluğu ve herşeyin birbirine göre tanımlanışı sanırım.

Ancak bu konuda düşünürken, görelilikle ilgili ortaya konanların bizzat buna ters bir durum saptıyor olması mümkün gibi geldi.

Şöyle ki, iki uzay gemisi düşünün. Bunların içinde ikizler var. Biri duruyor. Diğeri ışık hızına yakın hızlarda geziyor ve geri geliyor. Yanyana geldiklerinde teoriye göre biri daha az yaşlanmış olacak. İkisi değil sadece biri.

Oysa göreliliğe (ve sabit referansın yokluğuna) göre düşündüğümüzde, hangi gemi ışık hızına yakın hızlarda gidiyor tespit etmek mümkün değil. Bana göre sen hızlısın, sana göre ben hızlıyım. Biri öbürüne diyebilir ki, ama ben herşeye göre hızlıyım, diğer güneş ve gezegenlere göre de. Diğeri de şöyle diyebilir, hayır benim gemim ve tüm güneş ve gezegenler, varolan herşey, senin gemine göre ters hızda idi. Yani sen ileri doğru gitmiyordun, bütün evren geriye doğru gidiyordu. Eğer öyle olsa idi, bütün evrenin daha az yaşlanması gerekecekti.

Ama sonuç o değil. Dolayısı ile aslında sabit bir referans var, 'uzayın dokusu'.

O zaman bu durumda, nesneler bir hıza sahipken, bu hızı göreli olarak diğer nesnelere göre ölçmenin bir anlamı kalmıyor. Bunu yapıyorduk, çünkü herşey hareket ediyordu, zaten hareketli bir taşıtın içindeyiz ve oldukça da hızlı (dünya). Bu yüzden bu bize kolay geliyordu.

Nesnelerin kendi gerçek hızları var ise, bunu bulmanın bir yolu olabilir. Özellikle de ışık hızının aşılmazlığı bize yardım edebilir. Bu aşılmazlık da bu durumda, "uzay dokusuna göre ışık hızı aşılamazdır", haline geliyor.
« Son Düzenleme: Şubat 12, 2017, 11:58:20 ÖÖ Gönderen: oe_ »

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #1 : Şubat 12, 2017, 02:04:17 ÖS »
Uzay dokusu, sorun da burdaki "belirsizlikte" değil mi, gündelik olarak aldığımızda, şekil/zemin, şey/uzay ayrımı yapabiliyoruz ancak, salt/mutlak olarak aldığımızda, bu ayrım kayboluyor, her-şey bir yerdedir, peki yer nerededir, uzay yer- peki yer-neresi, boşluk, boşluk dersen uzayı yok-edersin, uzay var dersen uzayı "şey-kılarsın" ve o da bir uzaya ihtiyaç duyar, uzay nerde ve ne ki?!

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #2 : Şubat 12, 2017, 03:44:48 ÖS »

1- Görelilikle ilgili düşünürken, eninde sonunda gelinecek noktalardan biri "her şeyin göreli" oluşu. Yani sabit referans noktasının yokluğu ve her şeyin birbirine göre tanımlanışı sanırım.

 

2- Oysa göreliliğe (ve sabit referansın yokluğuna) göre düşündüğümüzde, hangi gemi ışık hızına yakın hızlarda gidiyor tespit etmek mümkün değil. Bana göre sen hızlısın, sana göre ben hızlıyım. Biri öbürüne diyebilir ki, ama ben herşeye göre hızlıyım, diğer güneş ve gezegenlere göre de. Diğeri de şöyle diyebilir, hayır benim gemim ve tüm güneş ve gezegenler, varolan herşey, senin gemine göre ters hızda idi. Yani sen ileri doğru gitmiyordun, bütün evren geriye doğru gidiyordu. Eğer öyle olsa idi, bütün evrenin daha az yaşlanması gerekecekti.

3- Ama sonuç o değil. Dolayısı ile aslında sabit bir referans var, 'uzayın dokusu'.

 

1- Göreli hesap yönteminde işlem aktörlerinden birine referans rolü vererek,  hareket özellikleri diğerine yüklenerek sonuçları hesaplanabiliyor. Akabinde bu defa diğer aktöre referans rolü verdiğimizde de aynı sonuçlar elde edilmelidir. Geçerli bir yöntemdir. Fakat bu hesap tarzının karşılıklılık oluşturması işlem aktörlerinin eşdeğer olmaları şartına bağlıdır. Çünkü,  Galileo olayındaki Güneş-dünya ilişkisinden öğrendik ki bu aktörlerden kapsama kapasitesi daha büyük olanı referans olarak atandığında gerçek ya da isabetli yargı elde edilmektedir. Fen bilimlerinde bu daha net olarak beliriyor ve zihnimizin karmaşıklıkları aşılabiliyor ve sosyal bilimlerde de bu kuralı uygulayabiliyoruz. "Karga bir kuştur" dan "Bütün kuşlar kargadır" a geçemeyiz; "kuş" kodlaması tüm kuş türlerini kapsayan bir sözcüktür, "karga" ise bu türlerden birini temsil eder. Bu incelemeyi özel görelilikteki işlem aktörleri (ışık kaynağı ve ışık) için yaptığımızda; ışık kaynağının yerel ve zavallı konumda, ışığın ise evrensel özellikte olduğunu görürüz. Yani doğru olan özel görelilikte isabetli olarak referans alınması gereken bizzat "IŞIK" oluyor (Sn. oe Felsefeekibi forumunda "ışığı duruyor farzetmek" üzerine bir paylaşımınız vardı; sn. haber de katılmıştı; "ışığın referans alınması" anlamına gelen bu sezgiyi ben de kutlamıştım).

Kuşkusuz bu deneyimden felsefeye katkı olarak "DÜŞÜNSEL REFERANSLARIN YÖNETİMİ" konusunda bilinçlenmemiz gereğini çıkarmalıyız. Dünyayı referans almak yerine evrenin bütününü, insanı referans almak yerine canlıların tümünü baz alarak düşünce üretmeliyiz. "Ödül odaklı", "anlam talepli" vb. akıl yürütmelerin tuzağına düşmemeliyiz.

2- Sizi tekrar kutluyorum. "İkizler paradoksu" olarak bir çok yerde pompalanan fantezi, idrak edebilen için bu kadar çürüktür. İsaac Asimov da "Bilim Rehberi" adlı kitabında benzer bir deneyi paylaşır:  Üst üste ve birbirine paralel basık elips şeklinde iki yörünge düşünelim. Bu yörüngelerde hızlı dönen iki astronot olsun. Özel görelilik teorisinin mantığı sebebiyle İlk karşılaşmalarında birbirlerine -örneğin- "senin saatin bir saat geri kalmış" demeleri gerekir. Fakat ZAMAN FARKI OLUŞMAZ ki. İkinci karşılaşmalarında "senin saatin iki saat geri kalmış" demeleri gerekir.....(Böyle devam eder). Çünkü her iki astronotun kendini referans kılmasının önünde bir engel yok. Aslında asıl paradoks işte budur; teori bu paradoks ile çöker. İkizler de karşılaştıklarında birbirlerini aynı yaşta algılamak durumundadırlar.

3- Evet "uzayın dokusu", "uzay boşluğu" ya da "evrenin bütünü" hatta evreni/evrenleri içine alan/kapsayan en dış sistem, her şey için  en yetkili tanım makamıdır / REFERANS SİSTEMİ" dir. Ben, "Işık koordinat sistemi (LCS)" demeyi tercih ediyorum. Biliyorum, elle tutulur değil; fakat, analizlerde bir A4 kağıdı kolayca ve etkili  LCS olabiliyor.

NOT: Felsefe forumu gibi yüksek düşünsel ortamda kendimi "kutlama makamı" gibi yargılayıcı bir konuma koymuş olmak istemem; yanlış anlaşılmaktan korkarım. "Aynı/benzer görüşteyim" demek mümkün de fakat farklıyı/isabetliyi çoğunluktan ayırt etmeyi vurgulamaya yetmiyor.
« Son Düzenleme: Şubat 12, 2017, 04:01:49 ÖS Gönderen: zgnrsn »

burake

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 34
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #3 : Mart 29, 2019, 01:31:44 ÖS »
Ya zaman da göreliyse? Hızı nasıl ölçüyoruz? Belirli bir zaman diliminde alınan mesafe olarak değil mi? Ya zaman da başka yıldız sistemlerinde örneğin bizim gezegenimize göre daha hızlı veya yavaş akıyorsa? Saatte örn. 100 km'lik hız "hangi saate göre 100 km"lik hız?

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 169
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #4 : Nisan 01, 2019, 01:23:42 ÖÖ »
Zaman zaten göreli.

Aslında hız demek, uzay/zaman demek. Bu bileşenlerden oluştuğu için, uzay ve zaman, hıza göre daha asli/temel unsurlar olarak düşünülmüş hep.

Ama görelilikte, bu uzay ve zaman, hıza göre değişiyorlar. Hızlandıkça zaman yavaşlıyor, uzay kısalıyor. O zaman asıl asli unsurun hız olması gerektiği gibi bir durum ortaya çıkıyor. Yani evrenimiz uzay ve zamandan oluşmuyor, hızdan mı oluşuyor?

Bir de işin metafizik yanı var, olayı iyice karışıklaştıran. Normal evren uzay/zaman. Metafizik benzeri ise zaman/uzay. Birim uzay başına düşen zaman.

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #5 : Nisan 02, 2019, 11:48:42 ÖÖ »
Evrende sabit duran herhangi bir şey olmadığından her şey göreli olarak tanımlanmak zorunda.

Mutlaka bir kıyas materyali olacaktır. Bu kıyas materyali (referans) nasıl seçiliyor? Bu önemli ve bizi "düşünsel referansların yönetimi" konusuna götürüyor. Dünyada henüz "düşünsel referansların yönetimi" protokolü ilkeleri oluşturulmuş değil ve bunun kargaşası yaşanıyor.

"En büyük yumurta hangisi?" sorusunun yanıtı "devekuşu" yumurtasıdır (mevcut tüm yumurtalar birarada düşünüldüğünde). Fakat canlının beden büyüklüğü referans alındığında devekuşu yumurtası küçükler arasında yer alırken en küçük kuş olan "kivi" ninki en büyük yumurta olmaktadır. Hani beyin büyüklüğünün de beden büyüklüğüne göre kıyaslanması daha anlamlı olarak addedilir ya.

Diğer taraftan çocukluğumu geçirdiğim evi nostaljik ziyaretimde odaları küçük bulup şaşırmıştım. Demek ki çocuk bedenime kıyas ederek büyüklük algısı edinmişim.

Günlük hayat akışında ya da genel olarak kıyas materyalleri kendiliğinden ya da işine gelen kalıpta oluşmaktadır ve muhataplarımızca manuple edilebilir durumdadır. Beynimiz normal yaşam programında çoklu düşünme ihtiyacında olmadığından evrimsel gelişimde bilimsellik kalıbında yapılanmamıştır. Genelde işine gelenleri ya da zihni kapasitesi gereği reddedemiyeceklerini referans alma durumundadır. Tüm seçenekleri birlikte dikkate almak çoğu insan tutumu değildir.

Düşünsel referansların yönetimi tüm insani uğraşılar için önemli olduğu kadar felsefe için de olmaz sa olmazdır.


zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #6 : Nisan 02, 2019, 12:06:26 ÖS »

Zaman zaten göreli.

 

Bir trenin arka yüzeyinde büyük dijital bir saat düşünelim. Perondaki güçlü bir teleskop ile bu saati izleyebilelim. Teleskopun okülerinden kendi dijital saatimizi de (ki, trendeki ile senkronize olsun) eşzamanlı olarak görebilelim.

Tren hızla uzaklaşırken, -teleskoptan- trendeki saatin yavaş çalıştığını görürüz. Bir süre sonra tren dursa bu defa trendeki saatin geri kalmış olarak çalıştığını görürüz. Tren hızla geri gelse bu defa trendeki saatin hızlandığını görürüz; bize iyice yaklaştığında ise iki saatin aynı tempoda çalıştığını ve aynı zamanı gösterdiğini saptarız.

Bu deney süresince trendeki saatin temposu değişmemiştir. Şeytan bunun neresinde ?

oe_

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 169
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #7 : Nisan 02, 2019, 01:22:30 ÖS »
Siz olayı, trenin sesinin bize yakınlaşırken tizleşmesi (ses dalgalarının birbirine yaklaşması ve frekansının artması), uzaklaşırken baslaşması (ses dalgalarının arasının açılması dolayısı ile frekansın azalması) gibi anlatmışsınız sanırım. Doppler etkisi idi adı sanırım.

Ancak ışık üzerine olan açıklamada tren bize yaklaşırken zamanın hızlanması yok. Bildiğim kadarıyla zamanın hızlanması hiç yok. Yani nesneler sıfır hızda iken belli sabit bir zaman akış hızı var, hız ışık hızına yaklaştıkça bu hız yavaşlıyor ve ışık hızında da duruyor (ışık için zaman geçmiyor).
 
« Son Düzenleme: Nisan 02, 2019, 01:25:05 ÖS Gönderen: oe_ »

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #8 : Nisan 02, 2019, 02:45:42 ÖS »

1- Siz olayı, trenin sesinin bize yakınlaşırken tizleşmesi (ses dalgalarının birbirine yaklaşması ve frekansının artması), uzaklaşırken baslaşması (ses dalgalarının arasının açılması dolayısı ile frekansın azalması) gibi anlatmışsınız sanırım. Doppler etkisi idi adı sanırım.

2- Ancak ışık üzerine olan açıklamada tren bize yaklaşırken zamanın hızlanması yok. Bildiğim kadarıyla zamanın hızlanması hiç yok. Yani nesneler sıfır hızda iken belli sabit bir zaman akış hızı var, hız ışık hızına yaklaştıkça bu hız yavaşlıyor ve ışık hızında da duruyor (ışık için zaman geçmiyor).


1- Hayır. Benziyor gibi, ama değil. Uzay zaman karmaşasının nedeni ışık hızının sonlu sınırlı olmasıdır. Hiç bir şeyi eşzamanlı göremiyoruz. Yani uzaktaki tren hiç hareket etmese dahi perondan uzaktaki saate baktığımızda geri kaldığını görürüz. Trenin bize yaklaşma halinde üzerindeki saatin temposunun hızlandığı görülür; bu tamamen görüntüsel bir oluşumdur. Aslında trendeki saat de bizdeki saat ile aynı zamanı gösteriyor ve aynı tempoda çalışıyor.

2- Evet özel görelilik teorisinde zaman hızlanması yoktur. Çünkü kaynak ile fotonu aynı yönde analiz etmiştir. Foton + x yönünde giderken kaynağın -x yönünde gitmesi halini analiz etmemiştir. Oysa bilimsellik her yönü seçeneğinde aynı sonucun elde edilmesini gerektirir.

Einstein dik yöndeki fotonun, izdüşüm nedeniyle zaman boyut değişimine neden olmayacağını ifade etmiştir (Bu bile yetkin olanlar için soru işaretine neden olmalıdır; çünkü aynı saatin aynı anda normal ve yavaş tempoda çalışması olanaksızdır; ayrıca doğa kartezyen koordinatlara tabi değildir; yani, foton ile kaynak arasındaki mesafe esas alınmalıdır). Diğer taraftan zıt yöndeki foton için tıpkı analizi yaptığımızda (Lorentz dönüşümlerinde v yerine -v koyduğumuzda) farklı ve büyük bir zaman süresi buluruz.

t' (zıt yön) > t' (aynı yön)

Nümerik olarak deneyebilirsiniz. Çok net. Aynı saatin iki farklı zamanı göstermesi mümkün değil.
« Son Düzenleme: Nisan 02, 2019, 03:19:46 ÖS Gönderen: zgnrsn »


zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #10 : Mayıs 27, 2019, 11:13:23 ÖÖ »
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/05/27/nesnel-gerc%CC%A7eklig%CC%86in-olmadig%CC%86i-mi-ispatlandi/

Sayın Ferda,

  İnsanlığın düşünsel örüntülerinin gizem düşkünlüğü elinde nasıl oyuncak haline geldiğini göstermesi açısından bir örnek. Olgu ve olayların özünü kavrayamadığımız; nüfuz edemediğimiz sürece böyle fantezilerle oyalanmaya devam edeceğiz gibi.

Herşey göründüğü gibi olsaydı; bilime ne gerek vardı?

Bu yüzden okullarda (siz öğretim üyesiydiniz sanıyorum) öğrencilere illüzyon numaraları ödev olarak uygulatılmalı kanaatimi yineliyorum. Ya da illüzyon numarası uygulamamış ve başkalarını hayrete/hayranlığa düşürmemiş kişilerin gerçek algısı olgunlaşmamış olabiliyor.   Bilgi çağında böyle Berkeleyci/katolik izli hipotezler ortalıkta gezinmemeli.

 

1584
« Son Düzenleme: Mayıs 27, 2019, 03:13:20 ÖS Gönderen: zgnrsn »

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #11 : Mayıs 28, 2019, 12:34:12 ÖS »
Yazıların her ikisini de okudum. Verilen referanslar batı kaynaklı. Hristiyanlık, özellikle Katoliklerin bilim karşıtlığı daha keskindir; her yeni bulguda idealizme dönüş argümanları ararlar; zorlama ipuçları icat ederler, adeta laboratuvar kapılarında bekleşirler (Bilim adamlarını idealizm ekseninde motive etmek amacıyla Paul Davies’e verilen ödülü hatırlayalım). Kuşkusuz bu tür tersten okumaların ya da manüplasyonların isim yapmış olanı Berkeley dir (“gerçek, benim zihinsel projeksiyonumdur” diyor). Ben de o zaman “seni gözlerin kapalı güzel bir yere götüreceğim” (aslan kafesine) derim.

Okült (bilim dışı) açıklama, okültizme kayma çabaları, bilimsel verilerden irrite olanların tercih ettikleri bir yol. Kişiler zihinlerinde kurgulanan bir evren ve hayat anlayışına sahiptir; bu anlayış ile uyum göstermeyen yeni tanımlamalardan irrite olurlar ve aynı konuda bilim dışı/okült açıklamalar işlerine geldiği için o tarafa yönelebilirler; kimse darılmaz. Ne var ki paylaşıldığında benzer düzeydekiler için dezenformasyon/manüplasyon işlevi görürler.

Bilim tarihinde ilk isabetsiz tanımlamalar da daha isabetli tanımlamalar karşısında “sahte bilim” konumuna düşmüşlerdir. Bunun özü gerek ve yeter sayıda etken yerine daha az etkeni dikkate almaktır (bazı illüzyon numaralarının da özü budur). Yazıda kanıt olarak sunulan örneğe/deneye gelirsek; konuma göreli algı değişikliğini normal dışı olarak etiketleyip daha ileri yorumlara geçince böyle fantezi çıkarımlar oluşturup kendi kendimizi de zehirleyebiliriz. İnsan aklı henüz otoban işlevselliği ve konforunda değil; bunu aşmak için yöntem bilimi diye bir sistem var. Yöntem bilimini ciddiye almalıyız ve aktif öğrenme uygulamalıyız. Aynı çizgide düşünsel referansların yönetilmesi (şimdilik, "başıboş bırakılmaması" diyelim; çünkü günlük örneklerde hoyratlık zirve yapıyor).

Kanıt olarak sunulan şey daha önce bu maksatla sunulanlara göre daha zayıf.

Kanıt olarak sunulan şey birinin paralel gördüğünü diğerinin dik görmesi.  Daha önce özel görelilik açıklamalarında da rastladığımıza benzer bir olgu. Tren penceresinden bir çakılı serbestçe bırakırsanız çakılın düşey izlekte düştüğünü görürsünüz. Tren dışında duran kişi ise aynı çakılı bir süre yatay gittiğini sonrasında hiperbol izleğinde yere ulaştığını görür; eğik atış izleği (*). Yani şimdi gözlemcinin pozisyonuna göre algı değişiyor diye gerçekliğin içini boşaltmak mı gerekir? Gerçeklikten şüphe duymak mı gerekir? Ayrıca deneyi bir parça daha ilerletirsek; tren dışındaki kişi tren ile aynı hızda ve paralel giderse aynı çakılın düşey izlekte yere ulaştığını görecektir. Bu açıklamalarda garipsenecek bir şey yoktur. Garipseyen varsa, konuyu zihninde –sebepxsonuç ilişkilerini- çözümleyemiyor demektir.  Sn. Doğan Cüceloğlu da benzer olarak “birileri ya da bir şeyler sizi sinirlendiriyorsa olayı tam analiz edemediğiniz anlamına gelir” demişti. 


(*) Benzer bir olgu güneş dünya ilişkisinde söz konusudur: “Güneş dünya etrafında dönüyor” kanaati görsel algıya dayanan bir dogma idi; konuşulması/irdelenmesi bile mevcut düzene aykırı idi ve Galilei yargılandı. Oysa büyük resimde dünya güneş etrafında dönüyordu ve yanlış algı, üzerinde bulunduğumuz dünyanın eksenel dönüşü sebebiyle oluşuyordu. Büyük resmi göremeyince dünyanın düz olduğu kanaati de biz zavallı organizmaların normali idi.


Bilim, doğa gerçeklerini çok boyutlu ve çok etkenli açıkladıkça, idealizmin sunduğu güvenli çerçeveden uzaklaşmayı göze alamayanlar, bu çerçevenin dışına çıkmamak için gerçekliği feda etmeyi/değersizleştirmeyi tercih edebiliyorlar.

Elbette felsefenin patinaj yapması, anlam açlığının zorlamasıyla gizem yüklü hipotezlere de kapı aralayabiliyor. İşte kabul paradigması da bu kapıyı açık tutmak için çabalıyor.

Aslında daha sistematik olarak düşününce ve tarihsel süreci de dikkate alınca çok daha etkin argüman vardı: Doğa bilimleri, "zihinsel etkinlikler" alanına nüfuz edemiyordu; idealizmin kalın duvarlı kalesiydi (Bilim, zihinsel alana "yeni yeni" enerji ekseninde ve Bose-Einstein yoğunluğu konsepti eşliğinde adım atabilmiştir). Gerçekliği ve bilimi değersizleştirmek amacında olanlar bu konuda daha rahat geliştirmeler yapabilirler.

Yazının ikinci bölümündeki felsefi olumlamalar etkileyici.


« Son Düzenleme: Haziran 03, 2019, 05:38:53 ÖS Gönderen: zgnrsn »

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #12 : Mayıs 28, 2019, 08:46:09 ÖS »
Tespitlerinize katılıyorum ve şöylesi bir ekleme yapmak istiyorum, vurguladığınız sorunlar sanırım konuya, yerleşik hale gelmş/kurumsallaşmış, çöreklenmiş, özne/nesne dikkotomisinden bakıyor olmaktan kaynaklanıyor, leninin kavramlarıyla, bu bağlamda özneye aşırı/aşkın vurgu yapanlar giderek sağ sapmaya idealizme, nesneye aşırı/aşkın vurgu yapanlar ise giderek sol sapmaya nesnelizme kayıyor, oysa bu karşıtlığın "ötesine" geçip bakmak gerekiyor, çünkü sözü edildiği gibi ne nesne nesneliğine ve nesnelliğine, ne de öze özneliğine ve öznelliğine, tam/yetkin olarak doygun değil...

zgnrsn

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 234
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #13 : Mayıs 30, 2019, 08:20:26 ÖS »
Tespitlerinize katılıyorum ve şöylesi bir ekleme yapmak istiyorum, vurguladığınız sorunlar sanırım konuya, yerleşik hale gelmiş/kurumsallaşmış, çöreklenmiş, özne/nesne dikkotomisinden bakıyor olmaktan kaynaklanıyor, 

Afrika yerlileri, ikiden daha fazla sayıda obje için "çok" demeyi tercih ediyor; bir belgeselde izlemiştim. Yani altı çocuğu varsa beyni bu detayı öncelemiyor, "çok" deyip kestirip atıyor.

Diğer taraftan yapılan deneylerde zihnimizin 6-7 objeyi yönetebildiği tespit edilmiş. Yani, örneğin alışverişte -liste yapmadıysanız- 6-7 ihtiyaç maddesi için bir sorun yaşamanız beklenmez. Daha fazlası için artık liste yapmak gerekiyor.

Günlük hayatımızda ya da hazırlanmaksızın yapılan sunumlarda düalite/dikotomi ye fazlaca rastlanır. Bir konu/soru hatırlıyorum: Hafıza mı, zeka mı? Bana da yöneltilmişti. Soran kişi hafızasına güvendiği için onaylanma arıyor gibiydi. Hazır bulunanlar zeka ya da hafıza arasında gidip geliyorlardı. Oysa malzeme olmadan zeka ne yapabilecek? Malzemeyi hafıza temin edecek.
Dendritler ya da snapslar yeterince uzun değilse hafızadaki malzeme nasıl sentezlenecek?

Işık tanecik midir; dalga mıdır sorusu da uzun yıllar bilim adamları arasında sert tartışmaların konusu olmuştur. "Işık gözden çıkarak mı objeye gidiyor" yoksa "objeden mi geliyor" da bir dönem  tartışma konusu olmuştur. Görüldüğü gibi insan adı verilen organizmaya eklemlenmiş olan akıl, öyle pek de verimli/isabetli kullanılamıyor.

MG. Özgeç

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 46
Ynt: Görelilik ve Göresizlik
« Yanıtla #14 : Mayıs 31, 2019, 10:44:58 ÖS »

Küçük bir ek:

“Gerçekten de, bir Penan, yaşına ve aile durumuna göre, üç terimle belirtilebilir: bir özel ad, bir bağ-adı (“şu kişinin babası”, “şu kişinin anası”), ya da ölmüş bir akrabanın özneyle akrabalık bağını belirten ve ölüm-adı diyebileceğimiz bir ad: “Babası ölmüş”, “yeğeni ölmüş”, vb. Batı Penan‟larının ölenin akrabalık derecesine, yaşına, cinsine ve dokuzuncu çocuğa dek çocukların doğum sırasına karşılık olan en az 26 ölüm-adı vardır.

Bu adların kullanım kuralları şaşılacak derecede karmaşıktır. Konuyu büyük ölçüde yalınlaştırırsak, bir çocuğun büyüklerinden biri ölünceye dek kendi öz adıyla bilindiğini söyleyebiliriz. Ölen akraba bir büyük babaysa, çocuk Tupou diye adlandırılır. Babasının erkek kardeşi ölürse Ilun olur, başka bir akrabası ölünceye dek de böyle kalır. Bir başka akrabası ölecek olursa, yeni bir ad alacaktır. Böylece, bir Penan, evlenip çocukları oluncaya dek, 6, 7, hatta daha fazla ölüm-adı taşıyabilir.

Ana ile baba, ilk çocukları doğunca, adıyla belirtilen bu çocukla bağlarını dile getiren bir bağ-adı alır. Örneğin Tama Awing,Tinen Awing, “Awing‟in babası (ya da anası)”. Çocuk ölünce, bağ adının yerini bir ölüm-adı yerine yeni bir bağ adına bırakacak, adlandırmalar böylece sürüp gidecektir.

Kardeşler arasında geçerli olan özel kurallar durumu daha da karmaşıklaştırır. Bütün erkek ve kız kardeşleri yaşıyorsa, çocuk kendi adıyla çağrılır. Bunlardan biri ölünce, bir ölüm-adı alır: “büyük (ya da küçük) kardeşi ölmüş”. Ama yeni bir erkek ya da kız kardeşi doğunca, ölüm-adı bırakılır, özne yeniden kendi adını kullanmaya başlar.