Gönderen Konu: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"  (Okunma sayısı 20487 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
"Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« : Ağustos 09, 2016, 10:31:29 ÖS »
Bu söz tabii ki böyle değil. Tam tersi. Kastettiği şey ise tarafını seç, yoksa etkin/etkili olamazsın ve seçtiğin tarafın ürünlerini devşiremezsin.

Şimdi sorun şu; nasıl bir ürün devşirmek istiyoruz? Gücün ürünlerini mi, aklın ürünlerini mi?

"Güçlü olan haklıdır" derseniz, "aklın kendisine doğru ilerlediği hiçbir ideal yok, herşey gücü yeten içindir" demiş oluruz.

Fiziksel şeylerle zihinsel şeyler arasındaki temel ayrımlara birkez daha göz atmakta fayda var gibi. 10 kişi 1 kişiden 10 kat güçlüdür, ama 10 kişi 1 kişiden 10 kat akıllı değildir. Çünkü düşünceler doğrusal olarak toplanamaz. Düşüncelerin gücü, onlara sahip olan kişilerin gücünden gelmez. Sağlam bir fikir, bir buluş ona kimse inanmasa da kendi içsel gücüne sahip olmaya devam eder. Taa ki biri onu keşfedene ve hayata geçirene kadar (makara/kaldıraç sistemi, tekerlek, ateş ve buhar gücü vs vs gibi)

Yani bulunacak bir silsile vardır. Bir de onu bulmaya çalışanlar. Peki bu bulmaya çalışanlar herhangi bir konuda bitaraf olurlarsa mı daha hızlı/iyi ilerlerler, yoksa taraf olurlarsa mı?

Taraf oluş herzaman güç adına, güç içindir. Zihinsel güç yerine, fiziksel gücü seçmek üzerinedir. Birleşmek, sürü/grup/kurum olmak, hiyerarşileşmek, sistemleşmek üzerinedir. Sisteme dahil olup gücü almak ve vermek üzerinedir. Böyle yapan biri hala gücün peşinde koşmaktadır, aklın değil.

En basit örneğiyle inanç ve düşünce sistemleri babadan oğula geçmez/geçemez, sadece geçebileceği varsayılır. Bir düşüncenin etrafında toplanan insanlar, esas olarak düşüncenin değil, bir gücün etrafında toplanmışlardır. Çünkü bir düşünce toplanmaya ihtiyaç duymaz. Aynı düşünceye sahip olanlar bile o düşünce etrafında/yakınında durmaya istek ve ihtiyaç göstermezler. Çünkü bunu yapmaya çalışmanın gereksiz bir bağ ve yük olacağının farkındadırlar.

Sonuç olarak fiziksel güç kısa vadede çekicidir, zorlayıcıdır, ama zihinsel güç baştan zayıf olsa bile ivmelenerek artar. Fiziksel güç ise gerçek bir temele (akla) sahip olmadığında ufalanır, dağılır, kendisiyle çelişir ve yok olur.

Dolayısıyla ortada bir seçim varsa, aklın yapacağı bir seçim varsa, bu seçim açıktır. Neyin peşine düşerseniz ona yaklaşırsınız.



ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #1 : Kasım 26, 2016, 12:13:43 ÖÖ »
Evet, sonuna kadar katılıyorum, bi-taraf olmayan bertaraf olur ve bi-taraf olma durumu ancak ve sadece "hiç-de" mümkün olur, (sen o da bi-taraf ve aslında bertaraf olur desen de kabul etmeyerek devam edeceğim, gülümseyerek de yazıyorum aynı zamanda, neyse) şaka bi yana ben de bu durumu "taraf-olunan anlam-dünyaları (bağlamı her ne olursa olsun, dinsel, siyasal, felsefi v.s..) eninde sonunda bertaraf olur, akışkanlığın dişına itilir ve ama bunlar aynı zamanda akışa da engel olmaya çalışır, akışkanlığı zorlaştırır diyorum, kahrolsun "realizmler" yani "gerçekçilikler",  yaşasın "gerçeği-olmayanlar", gerçek ahanda-budur diyenler, işte onlar ilk ve temel ve değişmez "günahkarlardır"....

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 133
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #2 : Kasım 26, 2016, 04:03:28 ÖÖ »
Fiziksel yapilar da, idealler de, bertaraf olmaya mahkum, fakat yasam esnasinda bir yasama-k sureci var, ve bu surecte de aranan -cinsi ne olursa olsun- bir tatmin. Bu arayis yadsinamaz; ve elbette aranan temaslari niteleyen duygu-durumsal icerigi de, zihnin epistemolojik capi, bu capi da iliski halindeki varliksal gecisler belirginliyor. Soz konusu capi istenc faktoru uyarinca genisletecek yegane unsurun ise, icsel ve dissal arasinda denge kurularak tertiplenecek konsantre bir filosofi oldugunu dusunuyorum.

Bu baglamda, sayin ferda'nin bir Nietzsche edasiyla ortaya koydugu 'gercegi olmama' ideolojisini su sekilde ele aliyorum; "dogru" ve "gercek" arasindaki baglamsal farklari goz onunde bulundurursak; varlik; sistematik olarak bilinebilir bir seydir, ustelik, insan oznesini de iceren bir kavramdir. Bu boyle olmasaydi, catisan ampirik teorilerin deger ve niteliklerine iliskin sistematik bir ihtilaf sahasi olan bilimin de yadsinmasi gerekirdi. Oysa metodolojik olarak tamamen naturalist olan bilim, en azindan normatif etik kaideleri ya da bilimsel realizmi destekleyen verileri, biz begensek de, begenmesek de, ortaya koymaktadir. Normatif etik ise (bana gore) meta-etik teoriler uretmek icin elverislidir. Son tahlilde, tarafsizligin-tarafindalik, bireysel bir ideoloji oldugu kadar, psiko-biyolojik de bir niteliktir, ve tabi ki kendi icinde de bir tur (transendentalist) modal realizm inancidir; bu baglamda hakiki tarafsizlik, ancak ontolojik varligi bulunmamaktan ibaret olabilir.

Alıntı
  Yani bulunacak bir silsile vardır. Bir de onu bulmaya çalışanlar. Peki bu bulmaya çalışanlar herhangi bir konuda bitaraf olurlarsa mı daha hızlı/iyi ilerlerler, yoksa taraf olurlarsa mı?

Dusuncel durustluge sadik kalinacaksa; hic bir sey ongorulemez; "bu boyle olursa boyle olur", "soyle olursa oyle olur" turevindeki genellemeleri sosyo-ontolojik duzleme dahil etmek, ciliz oncullerden turetilen varsayimlara tekabul eder. Ilerleme-gerileme turevi indirgemeler ise, ancak uygarlik duzeyinin dinamiklerine iliskin tasimsal ifadelerdir.

Insan bilinci, limitli bir perspektiften algiladigi ontik kosullar uyarinca kavramsal bilgi uretir. Taraf olmak durumunun ise, psiko-biyolojik ve psikolojik cozundurmeleri farklidir. Dusunceye kiyasla son derece yavas isleyen catiskili sureclerin, toplumsaldan bireysele, bireyselden de toplumsala etki ettikleri bir kurede; taraflar surekli yaratilacak ve kavgalar surekli tureyecektir. Idealine yonelen acisindan bu noktadaki temel bahtsizlik; sosyolojik ve sosyokulturel tabandaki iliski faktorlerinin sayisizligidir tabi ki; zira bu faktorler, verili bir idealin dogrusunda; neyin-nasil yapilmasi gerektigine iliskin onermelerin getirdigi-getirebilecegi etkinligi mimimuma indirgemekten baska ise yaramazlar. Arada kaynayan ise insanin hayati olur. 

Dolayisiyla, iradeden bagimsiz oldugu anlasilan nesnel varligin diyalektik surecleri, sosyolojik durgulari belirleyecekleri gibi, dusuncenin kendisine de yon vermektelerdir. Zira epistemoloji, hic bir hal ve sartta ontolojik durumdan yalitik degildir. 

Alıntı
Taraf oluş herzaman güç adına, güç içindir. Zihinsel güç yerine, fiziksel gücü seçmek üzerinedir. Birleşmek, sürü/grup/kurum olmak, hiyerarşileşmek, sistemleşmek üzerinedir. Sisteme dahil olup gücü almak ve vermek üzerinedir. Böyle yapan biri hala gücün peşinde koşmaktadır, aklın değil.

Bu gorusunuze kesinlikle katiliyorum. Dolayisiyla filosofik uygulamalarin populer hale gelmeleri gerektigini dusunuyorum; toplumsal bilincin yukselmesine dair -en azindan icerisinde bulundugumuz cagda- baska bir yol goremiyorum. Insanlar ancak dusuncenin degerini anladiklarinda kendilerini tanima firsati bulurlar, bu dogrultuda ilerleyen guc istemi de, zamanla duyusal olandan degil, akilsal olandan beslenmeye baslar. Duyusal olan, akilsal olan tarafindan yonlendirilmedigi surece de, gerek bireysel, gerek de sosyal problemlerinin turemesi kacinilmazdir.

Bilindigi gibi akil denilen, iradeden bagimsiz oldugunu anlasilan maddeyi, iradi-kontrole alma istemiyle islevsel hale gelen bir niteliktir. Siradan aklin taraflasma kurgulari da, tatmine yol verecegi sanisiyla uygulamali hale gelirler. Fakat bir filosof icin durum boyle degil; onun istemi, insanin tatminsel potansiyeline ermesini saglamaktan ziyade, huzur vermeyen surecin kendisini, dusuncede cozundurerek temas edecegi has epokhe uzerinden, zihinsel ataraxia uretmektir, ki bu dogrultuda da kendi bilincini kulturden izole etmek durumundadir.   

Saygilarimla   


 

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #3 : Kasım 26, 2016, 11:56:27 ÖÖ »
 1-(...)  bu baglamda hakiki tarafsizlik, ancak ontolojik varligi bulunmamaktan ibaret olabilir.(Epoche) yazdı)
 Yazılarını ilgi ve merakla okuyorum epoc, teşekkür ederim okuttuğun için. Buna katılmıyorum, hakiki tarafsızlığın, soyut-ulaşılmaz, ütopik, ülküsel _eğer ontolojik varlığı bulunmamak derken bunu-bunları kastediyorsan_ olduğunu düşünmüyorum, zor da olsa bu mümkün, nihilizmin kendisinin bir-taraf olmaması kaydıyla, tarafsızlık için zemin olduğunu, olabileceğini düşünüyorum, buna dair itirazların varsa, elimden geldiğince karşılamaya hazırım...

2- (...) Dolayisiyla, iradeden bagimsiz oldugu anlasilan nesnel varligin diyalektik surecleri, sosyolojik durgulari belirleyecekleri gibi, dusuncenin kendisine de yon vermektelerdir. Zira epistemoloji, hic bir hal ve sartta ontolojik durumdan yalitik degildir. (epoche yazdı)

Bu saptamaları da "mevcudiyetci meta-fizik yaklaşım" olarak görüyorum, bu noktada "derrida" okumaları yapmanı öneririm, yazdıklarım onun bağlamında olacak, yukarıdaki saptamanda, ontolojiyi kurucu-özne konumuna alıp, bilgi, düşünme v.s epistemik durumları onun nesnesi veya ona yükleme olarak görmüşsün, kurucu unsur-özne epistemolojidir demeden veya bu anlama çıkmayacak şekilde kısaca şöyle diyorum, "metin dışı hiçbirşey" yoktur,  bu bağlamda aslında buradaki sorunumuz "dille-ilişkileniş" sorunu, dil-varlık, dil-düşünce, dil-özne ilişkileri, yine bu bağlamda, saussure ün genel dilbilim derslerini okumadınsa okumanı öneririm, sağlıcakla kal...

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 133
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #4 : Kasım 28, 2016, 07:03:13 ÖÖ »
Alıntı
(...) zor da olsa bu mümkün, nihilizmin kendisinin bir-taraf olmaması kaydıyla, tarafsızlık için zemin olduğunu, olabileceğini düşünüyorum, buna dair itirazların varsa, elimden geldiğince karşılamaya hazırım...

Saygideger ferda,

Ontolojik varligi bulunmamaktan kastim; bicimsizlik.

Oncelikle bir filosofik naturalist olarak, 'gercek-lik' (realite) ve 'gercek' (¿) benim icin ozdes degillerdir (dilerseniz baska bir baslikta derinlemesine irdeleyebilirim)

Benim anlayisima gore; "savunusu_yapilabilen" her kavram; "tutunulan" bir var-olus bicimine isaret eder, ve her bicim, tarafligin konusu olmak durumundadir. Ozgun ve essiz karakteri itibariyle nihilizme karsi degilim, ve nihilizmin, duzgun-filosofik-uygulamanin oznel temeldeki "nihai sonucu" oldugunu da dusunuyorum, bununla beraber nihilizmi, tinsel bir "hiccilige" de es-deger gormuyorum; bu baglamda eger nihilizm denilen, metafizik anlamda ortaya konursa, orada dusuncel durustluk yoktur, fakat oznel sebeplere dayali bir tur oz-telkin, beraberinde de belki bir iletisme-istemi vardir. Dolayisiyla metafizik nihilizmin "doktrinal savunu" olarak dile getirilmesi, bana gore ne bilimsel ne de filosofik acidan tutarli bir sey degil, zira en azindan benim icin filosofi, duygu ve dusunceleri ifade etme sekli degildir, ancak varligi "anlamanin" yoludur. Ben doktrinlerden ancak alacagimi alirim, bu yuzden de nihilizmi savlayan birini gordugumde, onun asilda bir nihilist olmadigini, ancak duygu-durumsal bir istemi maskeleyerek disa vurdugunu anlarim. 

Ben basitce nihilizmden; etigin de, estetigin de yoksandigi alani anliyorum, bu (ve turevleri) nitelikler ise, modern-insan denilenin duyumsal iletisimine taban veren temel hatlari olustururlar. O halde bence nihilizm doktrinal savunu kapsaminda ogretilebilecek bir sey degildir fakat; direkt-olarak dusuncenin acisi uyarinca "ogrenilecek" bir seydir, bir surectir, metinler ise ancak surecin faktorleri/ogeleri olabilirler..

Bati septisizminin ilklerinden Piron'un (Aenesidemos'un aktarimlarindan anladigimiz kadariyla), doguya seyahat edip Budha'nin ogrencilerinden metodolojisini ogrendigi 'epokhe' uzerine beynimi ve bunyemi cok yordum, dolayisiyla obje bilincinin ve yarginin askiya-alimi hususunda saglam kavramlastirmalar yapabildigime inaniyorum. Epokhe, ataraxiayi onceleyen dusunsel durumdur, ve nihilizmin solipsistik metafizik-baglami disindaki butun formlarina iliskisi vardir. Bu cercevede, hakiki anlamda nihilist bir kisinin, artik zihinsel bir aci duymadigini, ve zihninin sadece aciya dair "ozdeslestirilmeyen" imgelemler t-uretebilecek kalintilardan ibaret bulundugunu dusunuyorum (Batman'deki "Joker" misali). Dolayisiyla bir nihilist, asla nihilizmin savunusunu yapmayacaktir, zira boyle bir ihtiyac duymayacaktir; o artik kulturden ve iliskisel-prangalardan tam oranda bagimsiz olup, ontolojik anlamda "soylemsiz"-dir, ve olmeyi bekledigi surecte, sadece hayatina "oyunsal" anlamlar katarak yasamaktadir. 

Bu baglamda tek itirazim, nihilizmin asla bir "zemin" olamayacagi, veya (bir diger deyisle) nihilizmi yadsimiyorum, sadece; o ozne-l olabilir, ve eger savunulursa da, savunulan seyin nihilizm olmadigi anlasilir diyorum. Son tahlilde, nihilizme ulasmis bir metabolizmanin, nihilizme sosyal tabanda 'deger atfetmesi' durumunu da "olanaksiz" buluyorum. Bana gore, gercek bir nihilistin beyni artik aksiyolojik anlamda islemiyor, butun dusuncel kaliplari cozulu, kelimeler anlam icermiyor, duyulan sadece ses, algi objelerine ise (oyunsalin disinda) tutunulmuyor. Fakat bu durumdan nihilistin maddi varligi yoksadigi anlasilmamali, o sadece varliktaki "kurgulari" yoksuyor. Bilinci bu noktaya getiren ise, dusuncenin ontolojik dinamizme temasi uyarinca, artik bilisselligin kendini konuslandiracagi bir durak bulamamasi dolayisiyla kendini "bicimsizlemek" zorunda kalisi olabilir diye dusunuyorum. Nihilizm tanimim bu.

« Son Düzenleme: Mart 25, 2017, 03:28:17 ÖS Gönderen: epoché »

ferda

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 140
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #5 : Kasım 28, 2016, 05:30:25 ÖS »
1-Sanırım ben yanlış okuma yapmışım, tarafsızlık için ontolojik varlığın bulunmamasının gerek koşul sayıyorsun sanırım eğer öyle ise katılırım...
2- Kuşkusuz nihilizm s-avunusu olamaz, savunulursa da nihilizm olamaz, çünkü savunulacak bir öğretisi yoktur, o sadece bir eleştiri olanağıdır, gerçek-adına ortaya konulan tüm temsillerin yerle bir-edilmesidir, geriye kalan nedir dersen, geriye kalan "adlandırılamayacak olandır", her-şey ve hiçbirşeydir...

Bir de niçe güç istencinde aktif-pasif nihilizm ayrımı yapıyor, literatür nihilizmi pasif, bedbin, karamsar, kötümser yanlarıyla alıyor, kos-kocaman bir "değersizlik" durumudur deyip işin içinden çıkmaya çalışıyor, evet değersizlik ama bu bilinen şekliyle bir değersizlik değil, neyse dilersen bir başka başlık altında nihil-üzerine söyleşebiliriz, ben sadece tarafsızlığın nihilizm bağlamında mümkün olduğunu vurgulamaya çalıştım, bunu daha sonra detaylandırabilirim de, sağlıcakla kal...

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #6 : Aralık 02, 2016, 01:55:17 ÖÖ »
Güzel açılımlar olmuş, şimdi farkettim.

Okuduklarımın aklıma getirdiklerinden bahsetmek isterim.

Öncelikle fiziksel yapıların bertaraf olmasından bahsederken aslında "herşey eskir/bozunur" gibi birşey demiş oluyoruz sanırım. Bu ise benim bahsettiğim kavram değil. Bu başka birşey.

Bir varlık salt sahip olduğu varoluş biçimi/biçemi dolayısı ile yönlenmek zorunda mıdır? Bir de bu yönlenmenin doğası üzerine konuşmak lazım. Taraf olmak ne demektir? Ben örneğin 2*2'nin 4 ettiğini düşünüyorsam hala taraf mıyımdır? Aslında burada kasıt, zihni gereksiz koşullandırmalardan kurtarmaktır. Bir problemin çözülmesi demek aslında o problemin zihinde dengeye kavuşturulması demektir. Bunun en kolay şekilde gerçekleşebilmesi ise insanın taraf olmayı bırakmasıyla olur (iddiam bu). Örneğin doğaya bakın, evrene bakın. İşleyen bir düzen, fizik yasaları vs. var. Yani hala birşeyler oluyor. Ama bir taraf tutma var mı? Taraf olmak demek rasyonalize edemeyeceğin (çıkarlar vs, 'güç' üzerinden rasyonalize etmeyi saymıyorum, sadece akıl üzerinden rasyonalize etmekten bahsediyorum) bir şekilde bir tarafı tutmak demektir. Yani takım tutmak gibi. Neden bir takımı tutarsınız. Neden bir dine inanırsınız? İlk önce onunla tanıştığınız için mi? İlk yakınlık onunla kurulduğu için mi? Onun ortamına doğduğunuz için mi?

İlerleme/gelişme mevzu bahis edildiğinde, veya isterseniz başka kavramlar için de, şöyle bir karşı savunma var; "Neye göre, kime göre?". İncelenen şey çok kapsamlı olduğu için, insanlar aynı noktalara aynı değerleri vermeyecekler.

Peki bir 'iyi', 'doğru' ve 'güzel' var mıdır? Şu devirde gördüğüm bir gariplik şu; "Yeni olan iyidir". Mesela bir ürün üretiyorsunuz. Uzunca bir süre tasarımı değiştirmiyorsanız, bu tasarım artık eskidi gözüyle bakılıyor. Veya bir web sitesi, uzunca zaman aynı tasarımda kalırsa 'eski' oluyor.

'Güzel' eskiyebilir bir kavram mıdır? Yoksa bir klasik 'güzel' vardır ve o hep güzel olacak mıdır? Yani bunlar (iyi/doğru/güzel) insanların dönemsel kaprislerinin şekillendirdiği birer biçim veya kalıp mıdır? Komiktir, zaman ilerliyor, teknoloji gelişiyor, ama ben mesela üzerime kıyafet veya ayakkabı (veya bir mobilya) almakta  giderek daha zorlanıyorum. Eskinin kısıtlı imkanları ile bile, sanki daha fazla seçenek vardı. Şu an internet vb. sayesinde çok daha hızlı ve kapsayıcı bir iletişim ortamı içerisindeyiz. Ve bu sadece pozitif katkıları olan bir durum değil sanki. Bir dönem eşime ayakkabı alacağız, baktık bütün kadın ayakkabıları sivri cadı burun olmuş. Neymiş, o dönem o moda imiş. Düz normal burunlu ve şık bir ayakkabı bulamadık. Şimdilerde ise, aldığımız kazakların kolları falan insan ölçülerini aşan uzunlukta (yakalar ise aşırı geniş genelde). Ben öyle insan görmedim. Yani bir klasik vardır, ve onun zamanı geçmemeli, çünkü benim kollarımın oranı değişmiyor. Keza taşlanmamış kot bulmak da zorlaştı. Herkes taşlanmış/eskitilmiş mi giymek zorunda. Yakında herkes yırtık kot giymek zorunda bırakılırsa hiç şaşırmayın. Tamam artık herkes kimin ne ürettiğini biliyor, ve sürünün tercih ettiğine (ya da ettirildiğine (aslında çoğunluk da değildir bu grup ama neyse, bir de ona girmeyelim)) 'moda' diyorsunuz da, niye bu kadar kısır kalıplar ve az çeşitlilik içerisinde kalıyorsunuz?

"Yeni olsun da nasıl olursa olsun" anlayışı yüzünden firmalar tasarımlarında değişikliğe gidince önceki versiyonun daha iyi olduğu durumlar ortaya çıkıyor. Hem estetik hem de fonksiyonel bağlamda. Ee o zaman neden yaptın sen bu değişikliği? Kaçırdığın birşeyler mi var?

Tabii ayrı bir konu ama o kadar büyük saçmalıklar yapabiliyorlar ki, yazmadan geçemeyeceğim. Mesela şu enerji ve az su kullanma standartları. İşte şu makina A+ enerji standardında, B su standardında. Bir süre oldu eski çamaşır makinamızı değiştirelim demiştik. En yeni ve iyi (olması gereken) bir modeli seçtik. Ne yapıyordu biliyor musunuz? Çamaşırları iyi durulamadan deterjanlı bırakıyordu. Ee bu makina daha iyi olmalı idi, siz zaten daha önceden daha iyisini yapmıştınız. Delirdiniz mi? Çünkü makina az su kullanmaya çalışıyor. Ve bunu üzerinde belirtiyor, satış amaçlı. Sen deterjanlı bırakacaksan kimin umurunda? Bu kadar kör olamazsınız ki? Makinanın üzerinde az su kullanma standardı yazıyor ama 'durulama kalitesi standardı' diye birşey yok. Böylece hem kendini hem müşteriyi kandırıyorsun. Saçmalık. Ve bu sadece yerel pazar falan değil. O dönem (ve sanırım hala öyle) dünya pazarının %90'ı aynı saçmalığa inanmış ve uyguluyor durumda. Yani gidin dandik hiçbir standardı olmayan bir makina alın, olasılıkla daha iyi/temiz yıkayacak.

Şimdi eğer bir güzel/doğru/iyi idesi varsa, o zaman ona doğru bir gidiş de olacaktır. 'Yeni' ise bu gidişte yapılan 'denemelerdir'. "Yeni'nin amacı yeni olamaz". 'Yeni' daha iyi, daha güzel, daha doğru içindir. Ve eğer bu bakış açısı doğru ise, sorun karmaşık bile olsa "Kime göre, neye göre?" sorusunun ilk aşaması en azından çözülmüş olur.


« Son Düzenleme: Aralık 02, 2016, 02:10:25 ÖÖ Gönderen: oe_ »

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 133
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #7 : Aralık 02, 2016, 07:03:32 ÖS »
Alıntı
Öncelikle fiziksel yapıların bertaraf olmasından bahsederken aslında "herşey eskir/bozunur" gibi birşey demiş oluyoruz sanırım. Bu ise benim bahsettiğim kavram değil. Bu başka birşey.

Saygideger oe_, hic de baska -> bir-sey <- degil : ) Ben basitce kavramsal (haliyle taraf-sal) dongulerin, ontolojik dongulerin fenomenal boyutu olduklarini iddia ediyorum, dilerseniz irdeleyebiliriz.

Alıntı
Bir varlık salt sahip olduğu varoluş biçimi/biçemi dolayısı ile yönlenmek zorunda mıdır?

Zorundadir; valik dinamik ise -eger- ve dinamik. Dinamik varlikta bicim, dinamik-nitelik manasina gelir ayni zamanda. Bu baglamda bir bicimi bicimleyen, diger bicimlerdir. Hic bir bicim, kendisini bicimlendiren harici faktorlerden yalitik degildir, dolayisiyla kendi niteligini ortaya koymak durumundadir, bunun icin de "bicimlenmis" olmasi yeterli.

Alıntı
Bir de bu yönlenmenin doğası üzerine konuşmak lazım. Taraf olmak ne demektir? Ben örneğin 2*2'nin 4 ettiğini düşünüyorsam hala taraf mıyımdır? Aslında burada kasıt, zihni gereksiz koşullandırmalardan kurtarmaktır. Bir problemin çözülmesi demek aslında o problemin zihinde dengeye kavuşturulması demektir. Bunun en kolay şekilde gerçekleşebilmesi ise insanın taraf olmayı bırakmasıyla olur (iddiam bu).

Taraf olmak ozelligi, zihinde ickindir, hem de zihin taraftir. Bir diger ifadesiyle, suyun akiskanlik niteligi gibi; zihin de dogasi geregi, sosyal bir agda taraf olmaktan kurtulamaz. Yalniz kendimi daha iyi ifade etmek acisindan; ben zihin denileni; bes adet bilissel niteligin toplami olarak iceriklendiriyorum; duyu - algi - bilinc - dusunce - istenc. Benim gozlemledigim; bu niteliklerin her biri fiziksel olup, ontolojik etkilesim deryasina da mutlak oranda kosullu bicimlerdir. Bu baglamda; "insanin taraf olmayi birakmasi" kavrami da, surecten izole olmayip, sahsina munhasir bir tarafin isaretcisidir. Tarafligin terki ise, ancak istencin boslanmasina tekabul eder. Hani otomatige baglamis halde kavramsal-bilincsizce bir domatesi dograrken taraf degilsinizdir belki : )

(psikiyatrik duzlemini de ayrica ele alabiliriz)

Alıntı
Örneğin doğaya bakın, evrene bakın. İşleyen bir düzen, fizik yasaları vs. var.

Dogada yasa(ma)lar oldugunu dusunmuyorum; o sadece bir var-olus karakteri ortaya koyuyor, ve bu da dinamik bir ontoloji. Yasa denileni ise, insan, epistemolojik capi uyarinca soyutluyor; ki bir cagda soyutladigi yasalarin yerini, baska bir cagda baska yasalar alabiliyor, bu durum da filosofik tabanda epistemolojinin ontolojik duruma sartli oldugunu bana bildiriyor. Isleyen duzene gelince, bu da bir soyutlamadir tabi ki; oysa her duz-en, asilda onu iceren dinamik kaosun bir bicimi/gecisidir.

Alıntı
Yani hala birşeyler oluyor. Ama bir taraf tutma var mı? Taraf olmak demek rasyonalize edemeyeceğin (çıkarlar vs, 'güç' üzerinden rasyonalize etmeyi saymıyorum, sadece akıl üzerinden rasyonalize etmekten bahsediyorum) bir şekilde bir tarafı tutmak demektir. Yani takım tutmak gibi. Neden bir takımı tutarsınız. Neden bir dine inanırsınız? İlk önce onunla tanıştığınız için mi? İlk yakınlık onunla kurulduğu için mi? Onun ortamına doğduğunuz için mi?

Gozleme taban veren; istencin, genetik ve cevresel faktorler uyarinca kosullandigi. Dolayisiyla soru "neden" degil de; "nasil" olmali diye dusunuyorum.

Alıntı
İlerleme/gelişme mevzu bahis edildiğinde, veya isterseniz başka kavramlar için de, şöyle bir karşı savunma var; "Neye göre, kime göre?". İncelenen şey çok kapsamlı olduğu için, insanlar aynı noktalara aynı değerleri vermeyecekler.

Bu baglamda da fark yaratmayan farkin olmamasi, ontolojinin prensibi olarak gorulebilir.

Alıntı
Peki bir 'iyi', 'doğru' ve 'güzel' var mıdır? Şu devirde gördüğüm bir gariplik şu; "Yeni olan iyidir". Mesela bir ürün üretiyorsunuz. Uzunca bir süre tasarımı değiştirmiyorsanız, bu tasarım artık eskidi gözüyle bakılıyor. Veya bir web sitesi, uzunca zaman aynı tasarımda kalırsa 'eski' oluyor.

Iyi-dogru-guzel; insan kavramlari olarak varlar, yani insan formu ile varlar, bir ihtimal hayvan kavramlari olarak da var olabilirler, ki ben her tur hayvanlarla cok fazla vakit geciren biri olarak insan-benzeri kavramlar olusturabildikleri inancindayim.

Son tahlilde, insan kaliplari, dogayla beraber evrimsel bir bicimlenis uyarinca nitelenirler.

« Son Düzenleme: Aralık 02, 2016, 07:09:33 ÖS Gönderen: epoché »

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #8 : Aralık 03, 2016, 02:12:59 ÖS »
Epoche, yanıtın için teşekkürler. Uzunca bir zamandır, yoğun bir tartışma/sohbet imkanı bulamamıştım. Umarım paslanmamışımdır. Şansımı deneyeceğim.

Öncelikle birçok noktada tartışabiliriz gibi gözüküyor. Ama özelden genele doğru gideyim ve birini seçeyim diyorum.

İlk öne süreceğim şey şu. Yazımda vurgulamaya çalıştığım gibi ben bazı yönlenmeleri 'taraftar olmak' olarak görmüyorum. Taraf olmak bana göre 'güç/çıkar' adına yapılan yönlenmeler demek. Hatta bunu niceliksel olanla ve fiziksel olanla ilişkilendiriyorum. Akıl/denge adına olan yönlenmeleri, 'konuyu/olayı çözümleyici yönlenmeler' olarak görüyorum ve niteliksel olanla ve akılla ilişkilendiriyorum.

Geçen yazıyı yazdıktan sonra hatta aklıma şöyle bir laf daha gelmişti: "İnsan kendisine taraf olmayı da bırakabilmelidir" gibi birşey.

Bir bedene sahip olduğumuz için, fiziksel tarafgirliğin bırakılabilmesi zor birşey. Ama bu şuna benziyor. Bir konuda fikrinizi söylediğiniz zaman, bu fikre gerekçekten en anlamlı/dengeli konum o olduğu için mi inanıyorsunuz, yoksa sizin fiziksel yapınıza (veya zihinsel kalıplarınıza) daha fazla çıkar/konfor vs sağlayacak konum o olduğu için mi inanıyorsunuz. Bir an için kendiniz olmaktan çıkıp, olaya yukarıdan ve dengeli bir bakış açısıyla bakabiliyor musunuz, bakamıyor musunuz?

Siz bu noktada, fiziksel gereklilik ve eğilimlerimiz dolayısı ile böyle bir bakışın mümkün olmadığını söylüyor olabilirsiniz. Bence bu bakış mümkün. Farzedin ki, kendi bedeninizin ölmemesi için bir haksızlık yapmanız gerekiyor. Eğer bunun farkında iseniz, benim söylediğim bakış mümkün demektir. Yani karşı tarafa haksızlık edip kendi yaşamınızı sürdürmeyi seçebilirsiniz, ama akılda hala haksızlık yaptığınızı bilmeye de devam edersiniz. Dolayısı ile eylemsel olarak taraf oldunuz ama akılsal olarak taraf olmadan bakmayı başarabildiğiniz içindir ki, haksızlık yaptığınızı da biliyorsunuz, bunun farkındasınız.


echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 133
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #9 : Aralık 04, 2016, 03:37:37 ÖÖ »
İlk öne süreceğim şey şu. Yazımda vurgulamaya çalıştığım gibi ben bazı yönlenmeleri 'taraftar olmak' olarak görmüyorum. Taraf olmak bana göre 'güç/çıkar' adına yapılan yönlenmeler demek. Hatta bunu niceliksel olanla ve fiziksel olanla ilişkilendiriyorum. Akıl/denge adına olan yönlenmeleri, 'konuyu/olayı çözümleyici yönlenmeler' olarak görüyorum ve niteliksel olanla ve akılla ilişkilendiriyorum.

Baglamlarini bir kenara alirsak, yonlenmelerin "tumu", onsel olarak istenci ortaya-koyma adina olumlaniyor. Bu atilimlar dissal oldugunda etik-elestirinin, icsel oldugunda fenomenolojinin konusu. Fakat asilda her atilim, istencten bagimsiz kosullara bir reaksiyon-baglaminda sabitlenen dusunum-objelerine endekslenerek bicimleniyor. Nihayetinde cozumleyici-ler de, "cikar-adina" diye dusunuyorum; cikarin bicimi -> duygu-durumsal gecise, duygu-duyumsal gecis kavramsal kaliplara, kaliplarin oynakligi metabolizmaya, metabolizmanin fonksiyonelligi ise genetik ve cevresele kosullu. 

Platon, Descartes'tan cok once dusunumun deneyimi astigini one surerek zihni transendental bir mekanizmaya cikarimlamisti. Oysa biraz konsantre-sekilde irdelenirse, deneyimin asilda asilmadiginin farkina varilabilecegini iddia ediyorum, beynin kalipsal t-uretim niteligi bir takim kontemplatif pratiklerle anlasilabilir. Bu saptanmadigi takdirde ise us-beden turevi ayrimlar "dogal-olarak" yapiliyor, dolayisiyla dusuncenin konsantre ve sistematik olarak tertiplenmesi ozgun-anlayis adina buyuk bir faktor.

Alıntı
Geçen yazıyı yazdıktan sonra hatta aklıma şöyle bir laf daha gelmişti: "İnsan kendisine taraf olmayı da bırakabilmelidir" gibi birşey.

Bir bedene sahip olduğumuz için, fiziksel tarafgirliğin bırakılabilmesi zor birşey. Ama bu şuna benziyor. Bir konuda fikrinizi söylediğiniz zaman, bu fikre gerekçekten en anlamlı/dengeli konum o olduğu için mi inanıyorsunuz, yoksa sizin fiziksel yapınıza (veya zihinsel kalıplarınıza) daha fazla çıkar/konfor vs sağlayacak konum o olduğu için mi inanıyorsunuz. Bir an için kendiniz olmaktan çıkıp, olaya yukarıdan ve dengeli bir bakış açısıyla bakabiliyor musunuz, bakamıyor musunuz?

Bedenin ontolojik durumu, zihnin epistemolojik durumunu belirginliyor. Bedeni sadece "dis-gorungusu" itibariyle ele almamak lazim; metabolik faaliyetler, sinir sistemi, beynimizdeki tum noral yapilanmalar, tuketimin nicelik ve niteligi, hormonal balans_ya da_balanssizlik, yasadigimiz hayat esnasinda cevresele tam oranda kosullu halde dinamik olarak bicimlenmekteler. Dolayisiyla asla bir statiklesmeden veya yalitimdan soz edemeyiz.

Benim icin yasam denilen, bilincinde-olunsun-ya da-olunmasin; 'zihinsel acidan kacmak' baglamindaki bir kurgudur, istenc de her halukarda bu atilima yonelik ortaya konuyor, dolayisiyla evet, bir cikar/konfor meselesi var, fakat bu daha cok "dusuncel" bir cikar-konfor meselesi. Bu baglamda, basit/ahmak bir zihinselligin yonelimleri ile, guclu/farkinda bir zihinselligin yonelimleri de farkli oluyor.   

Alıntı
Siz bu noktada, fiziksel gereklilik ve eğilimlerimiz dolayısı ile böyle bir bakışın mümkün olmadığını söylüyor olabilirsiniz.

Elbette mumkun, ancak fizikselden yalitik degil. Fizikselin ise faktor-sayisizligi sebebiyle ortaya koyabilecegi niteliklerin bir limiti yok.

Alıntı
Yani karşı tarafa haksızlık edip kendi yaşamınızı sürdürmeyi seçebilirsiniz, ama akılda hala haksızlık yaptığınızı bilmeye de devam edersiniz. Dolayısı ile eylemsel olarak taraf oldunuz ama akılsal olarak taraf olmadan bakmayı başarabildiğiniz içindir ki, haksızlık yaptığınızı da biliyorsunuz, bunun farkındasınız.

Bir zihindeki 'haksizlik-etme' kavraminin icerigi, yine o zihnin epistemolojik durumuna ozgudur. Ornegin her aldigim nefeste yuzlerce mikro-organizmayi oldurdugumun bilinciyle "haksizlik ettigim" dusuncesini beynimde sabitlersem, ve bu sabitleme uzerine saplanti gelistirirsem; etik-tutunumlarim geregi kendi varligimi sonlandirabilirim; fakat yine mikro-organizmalarin buna degmeyecegine iliskin cikarci-kavramlastirmam, kendi varligimi sonlandirmami engelliyor. Yani belirtmeye calistigim gibi; kavramsal icerigi, ontolojik, buna bina-en epistemolojik durum (sosyo-evrimsel gecisler) niteliyor. Bu baglamda okudugum tum filosoflarin halktan ayrismalari; dusunce-unsurunu kulturden soyutlamak zorunda oluslari sebebiyle diye dusunuyorum, yoksa zaten filosofi yapilamiyor, ki bu sayede de filosofik uygulamalar, asla dogmatiklesmeyen bilimi dogurabildi. Filosofi - bilim, izole edilemezler.

Son olarak, onceki iletimde de dile getirdigim gibi, oznel tarafligin-terki, ancak bir tur iletisimsel izolasyonla saglanacak bir istenc boslamasina, bu da dusuncel bicimsizlige tekabul eder (_ki bir bilimci dahi, duzgun bilimsel uygulama yapabilmek icin metodolojik, haliyle kavramsal olarak taraf olmak durumundadir). Fakat boyle bir atilim dahi ancak zihnin epistemolojik durumunun el-vermesi uyarinca olumlanabilir.
« Son Düzenleme: Aralık 04, 2016, 08:00:27 ÖÖ Gönderen: epoché »

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #10 : Aralık 04, 2016, 02:02:28 ÖS »
Yazdıklarınız aklıma iki soruyu getiriyor;

-Ontoloji/madde asıl belirleyici ise, bir varlık nasıl kendi hayatına son verebilir veya kendini feda edebilir?

-Madde tümüyle kapsayıcı mı? Yani anlam dünyaları sadece madde dünyasının bir ürünü/üretimi/projeksiyonu mu? Başka hiçbir etken yok diyorsanız; zaten özgür irade yok, deterministik bir evrenden sözediyoruz, anlamına gelir ki, bu durum da zaten üstteki soruyu, hatta şu anki tartışmamızı gereksizleştirir. Çünkü olan herşey olabileceği tek şekilde olmaktadır, ve irade diye birşey yoktur bu durumda.

echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 133
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #11 : Aralık 05, 2016, 12:14:16 ÖÖ »
-Ontoloji/madde asıl belirleyici ise,

Insanin bastigi yer ayaginin altinda duruken, ontolojinin asil belirleyici olup-olmadiginin sorgulanmasi bana biraz gulunc geliyor acikcasi.

Alıntı
bir varlık nasıl kendi hayatına son verebilir veya kendini feda edebilir?

Salt onto-loji kavramini, varligin bir "surecler butununden" ibaret oldugunun belirteci olarak goruyorum, bana gore ontoloji disiplininin varligi, saltik bir ontolojik durum olmamasina, ve bu faktorun bilincine varilmasina kosulludur. "Surec" ise ontolojik dinamizmin mutlakligi ile es-anlamlidir. Doganin dinamikligi mutlaksa, nitelikleri gecissel olmalidir. Nitelikler gecissel ise; "kendilikler" de asl-en mevcut degillerdir. Dolayisiyla bir varligin hayatina son vermesi-olgusu, ancak maddenin kosullar uyarinca ortaya koydugu niteliklerden biri olabilir.

Biz "var" kavramini, algidaki maddeden soyutluyoruz, algi faktorunu olusturan ve bicimlendiren, devaminda soyutlamayi yapan biyolojik form ise, sonradan ortaya cikan istenci onceleyen faktorler uyarinca, yine ayni maddenin elementlerinden insa edili ve suregen olarak da negatif_veya_pozitif gelisimlerin oznesi konumunda. Yine sonra-dan, epistemolojik capa kosullu usavurumsal cikarsamalar uyarinca da kavramlar kategorik hale getirilmekte. O halde maddi bir formasyon olmadan, neyin varligindan, neyin bilgisinden soz edilebilir?

Bilim denilen, maddenin karakterini tanimaktan, substrat iliskilerini sistematik olarak cozundurmekten baska bir sey mi?

Alıntı
-Madde tümüyle kapsayıcı mı? Yani anlam dünyaları sadece madde dünyasının bir ürünü/üretimi/projeksiyonu mu?

Insan bir yere girip-cikmak icin duvardan mi geciyor, kapiya mi yoneliyor, veya internete girme istemiyle, bu eylemi ortaya koymasina arac olan nesneye mi yoneliyor, yoksa yemek masasinin uzerine cikip dans mi ediyor? Dis-agrisi ceken disciye mi gidiyor, yoksa ayaginin altina Japon-yapistiricisi surup ip mi atlamaya calisiyor. Tum bu saptamalar ontolojik diyalektigin gostergesi degil midir?

O halde tum kavramlar, maddi dunyanin urunudur, ve istencin niteligini kosullayan da, yine fiziksel gecislerdir /diye dusunuyorum-gozlemliyorum.

Alıntı
Başka hiçbir etken yok diyorsanız; zaten özgür irade yok, deterministik bir evrenden sözediyoruz, anlamına gelir ki, bu durum da zaten üstteki soruyu, hatta şu anki tartışmamızı gereksizleştirir. Çünkü olan herşey olabileceği tek şekilde olmaktadır, ve irade diye birşey yoktur bu durumda.

Irade yadsinamaz, yani var, sadece basina "ozgur" sifatinin eklenmemesi kaydiyla. Niteliklerin tumunu ortaya-cikissal (emergent) olarak goruyorum. Bu baglamda dinamik bir formun ortaya koydugu nitelik de, asla parcalarinin toplamina indirgenemez. Bir cicegin kokusu, artik cicegin kendisi degildir, ancak organizasyonunun bir urunudur; ayni yolla, bir insanin iradesi, bedene mutlak oranda kosullu olmakla beraber artik beden degildir. Bir analoji yapmam gerekirse; ornegin bir ses sisteminden cikan sesin, artik kendi-kaynagi olan mekanizmaya indirgenememesi gibi, cunku o ses, maddi altyapisi uzerinde artik kendi faktorudur, ve oz-kaynagina dahi eksternal olarak etki etme yetisi edinmistir, ve elbette maddi altyapi cozulurse, onun ortaya-cikissal niteligi olan ses de faktorlugunu surderemez. Bu baglamda da; hic bir niteligin statikliginden, sabitliginden, degismezliginden soz edilemez.

Evrensel acidan, butunden ayri/yalitik bir sey olamayacagini, butunun ise "limitsiz" oldugunu dusunuyorum, zira limit denilen, nicel etkilesimlerin ortaya cikardigi niteliklerle belirginlenen bir bicimsel nihayedir; oysa tum nitelikler evrende ickindir, dolayisiyla evreni limitleyecek "kendinde-sey" bir nitelikten soz edilemez. Evren bicimsiz ve limitsiz ise, onun salt analitige indirgenebilen bir fizikselligin kurgucusu oldugu da iddia edilemez, ancak iliskisel tabanindaki diyalektigi anlasilir. Bu durumda evren, kendisi hakkinda t-uretilen kavramsal-kaliplasmalarin/kararlastirmalarin toplamindan her-daim daha otede olacaktir. Bu kavramlastirmayi yapabilmek icin, saniyorum ki formel mantigi bir sure icin terketmek yeterli. 

Dipnot olarak; maddi dinamizmin mutlakligini "metafizik" baglamda ortaya koymuyorum; sadece doganin, var olmak icin insan-istencine kosullu olmadiginin altini ciziyorum ki, bu da filosofik bir tespittir.
« Son Düzenleme: Aralık 05, 2016, 12:26:58 ÖÖ Gönderen: epoché »

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #12 : Aralık 05, 2016, 06:34:26 ÖÖ »
Epoche, bütün kör çukurların kenarlarından dolaşma yeteneğiniz takdire şayan.

Ancak siz de biliyorsunuz ki, özgür olmayan bir irade, irade değildir. İrade asla bir ürün ya da yan ürün olamaz. Ya başta vardır, veya hiç yoktur. Salt ürün olan, kendiliği olmayan bir irade, sadece raslantısal oluşlardır (her ne kadar buna anlam kazandıran insandır denebilecek olsa da, anlam kazandıracak bir 'insan' da yoktur, çünkü anlamın doğması da tümüyle iradeye bağlıdır. Anlam ölü doğar). Kimse birşey yapmaz, sadece herşey 'olur'.

Öte yandan evreni kurtarmış gözüküyorsunuz, limitsiz diyerek. Bu hamle başarılı. Ancak bu limitsizlikten evrendeki varlıklara bir pay düşmüyor gibi. Ne veya kim kullanıyor (veya kimin ne işine yarıyor) bu limitsizliği/sınırsızlığı?



echo

  • Aktif Üye
  • ***
  • İleti: 133
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #13 : Aralık 05, 2016, 09:44:27 ÖÖ »
Alıntı
Ancak siz de biliyorsunuz ki, özgür olmayan bir irade, irade değildir. İrade asla bir ürün ya da yan ürün olamaz. Ya başta vardır, veya hiç yoktur.

Bu ifadeler bana gore kendilerini iyi gizleyebilen soyutlama hatalarindan ileri geliyor. Ben irade denilenin bir "prensip" degil (varlik -gibi), ancak fark yaratan bir "niteligin" (form) isaretcisi oldugunu dile getiriyorum. Iradeye dair "var" koyutlamasi, ancak biyolojik bir "etkinlige" iyedir. Irade deyip uzerinden "oylece" gectigimizde, kendi unsurunu temelleyen varliksal icerigi gormezden geliyoruz sanki.

Sunu tekrar vurgulayayim; irade benim icin "gecissel" bir realite, verili kosullarda secim yapma sansini yadsimiyorum, sadece iradenin etkinliginin veya ortaya-konumunun ontolojik duruma kosullu oldugunu iddia ediyorum (ajite/bulanik bir zihnin secimi — dingin/berrak bir zihnin secimi) dolayisiyla ontolojik durumun, ortaya-cikissal irade faktorunden bagimsizligini anliyorum. Yine bu baglamda da hic bir niteligin ya da nitel bir fonksiyonun "mutlak" olamayacagini, ancak bunlarin kosullara bagli turediklerini dile getiriyorum. O halde 'irade' olarak adlandirilan mental niteligin "mutlakligini" savlayan birisini gordugumde, (sozde) kendi-icinde/kendine-ait bu unsurun yalitimini saptamaya yonelik metodoloji istemek durumunda kalirim.

Alıntı
Salt ürün olan, kendiliği olmayan bir irade, sadece raslantısal oluşlardır (her ne kadar buna anlam kazandıran insandır denebilecek olsa da, anlam kazandıracak bir 'insan' da yoktur, çünkü anlamın doğması da tümüyle iradeye bağlıdır. Anlam ölü doğar). Kimse birşey yapmaz, sadece herşey 'olur'.

Anlamin dogmasinin iradeye bagli oldugunu dusunmuyorum, bir bebekte irade var mi? Irade denilen "biyolojik" faktorler uzerinde temassal olarak yukselen bir ozellik, varlasmasi icin hissiyati takiben algi ve kalipsalan-dusunumden beslenen bir ozne-nesne ayrimi gerekiyor. Tureyen zihinsel formasyonlar ise onsel olarak hic bir hal ve sartta iradeye bagimli degiller. Nietzsche'nin de farkedip dile getirdigi uzere; asilda insan denilene, sahip oldugu ozellikleri ve var olus kosullarini kendisi-dahil hic kimse bahsetmemistir. Dolayisiyla -bir acidan- kimsenin bir sey yaptigi da yok, algi-hafiza-istenc uclusu dogal fonksiyonellikleri uzere biraz derinine irdelenirlerse, "bilinc" denilenin asilda salt bir iluzyon oldugu anlasilabilir, iste irade bunu yapabilir; anlami bitirebilir. Bu baglamda insan-oznesi denilenin maddi kosullardan arta kalan butun iradi etkinligi de isim ve bicimler uzerinedir/sebebiyledir.

Alıntı
Öte yandan evreni kurtarmış gözüküyorsunuz, limitsiz diyerek. Bu hamle başarılı. Ancak bu limitsizlikten evrendeki varlıklara bir pay düşmüyor gibi. Ne veya kim kullanıyor (veya kimin ne işine yarıyor) bu limitsizliği/sınırsızlığı?

Kaos teorisini duymussunuzdur, bu konuda soyleyebilecegim her seyi bu teori iceriyor. 
« Son Düzenleme: Aralık 05, 2016, 10:00:33 ÖÖ Gönderen: epoché »

oe_

  • Sr. Member
  • ****
  • İleti: 387
Ynt: "Bitaraf olmayan bertaraf olur"
« Yanıtla #14 : Aralık 05, 2016, 10:10:13 ÖÖ »
Determinizm şöyle birşey söyler: Eğer herşey madde ise ve maddeye koşullu ise, maddeyi yöneten zaten yasalar var. Dolayısı ile tüm madde kompozisyonunu ve tüm yasaları bilirseniz, o zaman gelecek dediğimiz şey zaten bellidir. Yani bana şu anın tüm dağılımını verin ve yasaları verin, 10000 yıl sonrası teorik olarak hesaplanabilirdir, der.

Bu bağlamda, havada gezen moleküllerle, insan bedeninde gezen moleküller farklı yasalara tabii olmadığından, havadakiler ne kadar iradeli ise, insanda da o derece irade vardır, demek durumunda kalırız.

Yani bir akarsu akar, insanda da çeşitli sıvı, elektrik vs akışları vardır, doğada atomlar/moleküller yerdeğiştirir, insanda da değiştirir. Dünya ne kadar canlı ise (üstünde bir sürü akış var değil mi?), insan da o kadar canlıdır diyebiliriz.

Yani benim burada bu koşullar veya bakış açısına göre iradenin doğamayacağını söylememde bir sorun yok. Dediğiniz gibi bu bakış açısında bilinç de hayaldir, irade de. Varlıkların kendilerine ait bir bütünlüğü veya iradeleri veya bilinçleri olamaz. Çünkü bütünleşemezler. Ne kadar uzaktan baksak da, onlar ayrı ayrı bilardo toplarıdır. Bilinç/irade bir soyutlama olur.

Ama işin ilginç tarafı bir soyutlama olan biz, bu soyutlamayı nasıl yapabiliyoruz? Biz birşey yapmayız, sadece yeri ve zamanı gelen şey olur. Kaos teorisi zaten bu konulara bir açıklama getirmiyor. Bazan çok küçük etkilerin büyük iterasyonlarla, çok büyük değişikliklere sebep olabileceğini söylüyor sadece. Bunda pek de sorun yok. Karmaşıklığı arttırmak sonucu değiştirmez. İstediğiniz kadar madde, istediğiniz kadar kural getirerek, bir evren simule edin, istediğiniz kadar iterasyon yapın; olay hala bilardo masasındaki 2-3 topun hareketi kadar sadedir.