Gönderen Konu: Herakleitos  (Okunma sayısı 5026 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

forumfelsefe

  • Yönetici
  • Aktif Üye
  • *****
  • İleti: 167
Herakleitos
« : Nisan 12, 2014, 07:49:30 ÖÖ »
Evrendeki değişme olgusunu oldukça güçlü bir vurguyla ilk kez ele alan filozof olan Herakleitos (MÖ 540-480) “Her şeyin akış içinde olduğu” teziyle ün kazanmıştır. Bununla birlikte, akış ve değişme Herakleitos’un felsefesinin sadece bir yönünü meydana getirir. Gerçekten de onun ilgisi ve felsefesi, bir yanda doğanın nesnel ve bitimsiz süreçleri, diğer yanda sıradan insanların inanç ve değerleri olacak şekilde, iki ana perspektif üzerinde yoğunlaşır. Buna göre, o dünyada sürekli bir değişme ve akış olduğunu öne sürerken, insanları da söz konusu gerçekle yani insan ya da tanrı tarafından yaratılmamış olmalarından başka hep yanan ve sönen bir ateş olan bir dünyada yaşamakta olmaları olgusuyla, kuramsal ve pratik olarak başa çıkamamaları nedeniyle eleştirir. Onun öne sürdüğü en önemli hakikat “her şeyin bir olduğu” doğrusuydu fakat bu birlik, farklılık, karşıtlık ve değişmeyi dışta bırakmak bir tarafa, evren dinamik bir denge hali içinde bulunduğu için değişme ve karşıtlığa bağlı olmak durumundaydı. Bu açıdan bakıldığında, evrendeki birlik, çokluk ve değişme olgusuna bir çözüm getirmeye kalkışmış olan Herakleitos, birliği kabul etmekle birlikte, onu Miletlilerin materyalist monizminden vazgeçerek, şeylerin kendisiyle birlikte değiştiği düzenin birliği olarak yorumlamış, dünyanın insan zihni tarafından keşfedilebilir ve anlaşılabilir düzenli bir kozmos olma anlamında bir olduğunu öne sürmüştür.


Herakleitos’un görüşlerinin merkezinde çatışma ve savaşın her şeyin babası olduğu düşüncesi bulunur. Ona göre, savaş varlık ya da oluşun tek ve en önemli koşuludur. Zira bu savaş olmasa, hiçbir şey varolmaz. Bundan dolayı varlıkların doğuş ya da varlığa gelişi, birbirlerine karşıt olan ve dolayısıyla, birbirlerini varlıkta tutan karşıt güçlerin çatışmasına bağlıdır. Karşıtların savaşının kötü bir şey olması bir yana, varlığın olmazsa olmaz koşulu olduğunu, evrendeki bütün varlıkların varlıklarını sürdürebilmeleri için karşıt unsur veya güçlerden meydana gelmesi gerektiğini öne süren Herakleitos, Pythagorasçıların düzenli ve ahenkli evren görüşüne karşı çıkar. Sağlık, barış ve sükûnet, kendi başlarına alındıklarında, onların karşıtlarından daha fazla iyi olmalarından söz edilemez; onlar, ancak karşıtlarıyla birlikte değerlendirildikleri zaman, iyi olurlar. Pythagorasçı bir filozofun iyi ve kötüler diye göreceği şeyleri birlikte ele almak, gerekli ve doğrudur; ama bu, yeterli değildir. Zira ilahi bir bakış açısından, her şey iyi, doğru ve adildir. Dahası, bunların hepsi bakış açısıyla ilgili olup, iyi ve kötü, Herakleitos’a göre, bütünüyle göreli kavramlardır. Hem sıcak soğuk, ıslak ve kuru, Pythagorasçıların düşündükleri gibi, birbirleriyle işbirliği içinde olmak bir yana, birbirleriyle savaş halindedirler. Onların sürekli savaş halinden, nedensel faktörler her iki tarafta da aynı ve eş güçte olduğu için geçici bir harmonia hali çıkabileceği gibi, hastalığa benzer bir uyumsuzluk da çıkabilir. Bu yüzden, ortada gerçek anlamda orantılı bir karışım varsa eğer, bu, savaşan karşıtların, biri diğerine baskın çıkmayacak şekilde, bir güç dengesine eriştikleri anlamına gelir.

Tanrılarla insanlar, özgürlerle köleler arasındaki mücadelenin kendisinin sadece birer örneği oldukları genel karşıtlığı yaratan şey, her şeyin atası olan savaştır. Herakleitos, buradan iki ana sonuç çıkartır: Bunlardan birincisi, insanların, dünyanın yapı kazanma şekli açısından çok büyük önemi olan bir husus olarak, savaşan güçlerin denge ve düzen açısından vazgeçilmez ya da özsel olduğu gerçeğiyle bir şekilde baş etmeleri gerektiği hususudur. İkincisi söz konusu olduğunda, Herakleitos fiziki dünyadaki savaşı sosyal dünyaya taşır. Buna göre, sosyal ve politik istikrar karşıt gerilimlerin bir görünüşü olup, muhalif güçlerin şöyle ya da böyle gelişmiş dengesine dayanır. Bu ona, yaşadığı çalkantılı dönemde, fazlasıyla doğru görünmüş olan bir hakikattir.

Herakleitos zamanının kent-devletinde, iç barışın, varolan iki ana sınıfın, yani aşağı tabaka halk ile soyluların iktidarı ele geçirecek kadar güçlü olmamalarının bir sonucu olduğu kanaatindeydi. Bu iki sınıftan biri, tamamen kendi çıkarı ve kendi yasası için savaşacak kadar güçlü hale geldiğinde bozulan güç dengesi, güçlerin yaklaşık eşitliği “barış”ı tekrar sağlayıncaya kadar, ortadan kalkıyordu. Bu yüzden, savaş olmaksızın barış varolamazdı; karşıt güçler dengesinin yokluğu, toplumun bir iç savaşla ortadan kalkması anlamına gelmek durumundaydı.

Karşıtların sadece savaşını değil fakat aynı zamanda birliğini de öne süren Herakleitos’a göre, karşıt çiftlerden her biri, şu halde hem bir birlik ve hem de bir çokluk, dolayısıyla da evrendeki oluş ve değişmenin temel uğraklarını meydana getirir. Başka bir deyişle, onda karşıtların birliği öğretisi doğrudan doğruya akış öğretisine götürür. Zira Herakleitos, diğer Yunanlı filozoflar gibi, zamanın döngüselliği konsepsiyonuna bağlı olarak, değişmenin döngüsel olduğunu kabul etmekteydi. Buna göre, değişme bir ve aynı varlıkta aslen varolan karşıtların birinden diğerine doğru olur. Söz konusu döngüsel değişme süreci, onun varlık görüşünün en temel tezlerinden bir başkasını meydana getirir. Şeylerin sürekli akışı, her şeyin akmakta oluşu, evrenle ilgili en önemli hakikat olmak durumundadır. Herakleitos’a göre, evrende kalıcılık ve durağanlık yoktur; her şey değişmekte, yakarak ve yıkarak yaşamaktadır. O, kendisinden önceki filozofların evrende boşu boşuna kalıcılık ve süreklilik aradıklarını, oysa onda kalıcılık bulunmayıp, mutlak bir değişmenin söz konusu olduğunu öne sürer.

Hem birlik ve hem de çokluk filozofu olan Herakleitos, söz konusu sürekli akış anlayışını ifade edebilmek için arkhe olarak ateşi seçmiştir. Başka bir deyişle, birlik, tıpkı İyonyalı filozoflarda olduğu gibi, evrenin ilk maddesinden, evrendeki her şeyin kendisinden doğduğu maddi tözden meydana gelir. Diğer Yunanlı filozoflar gibi, hiçten hiçbir şeyin çıkmayacağını kabul eden ve dolayısıyla ilk maddenin ezeli olduğunu savunan Herakleitos, bu birliği ateşte bulur. Ona göre, ateş, örneğin yoğunlaştığı zaman, nemli hale gelir ve basınç altında suya dönüşür. Su donduğu zaman ise toprak olup çıkar.
Herakleitos’un ilk madde olarak ateşi seçmesi, daha çok ondaki oluşu, değişme ve birlikten çokluğa geçiş sürecini en iyi, yakarak ve yıkarak yaşayan ateş ifade ettiği için önem taşır. Buna göre, ateş maddi bir varlık olduğu kadar, bir hareket, bir süreçtir. Ateşi hep hareketli bir şey diye tanımlayabileceğimiz gibi, hareketin kendisi diye de ifade edebiliriz. Ateş, şu halde, birlikten çokluğa geçiş ya da oluş sürecinin kendisidir.

İlk neden olarak ateşi seçmek suretiyle, Herakleitos demek ki evrendeki sürekli oluşa karşın, şeylerin insanlara devamlı ya da sabitmiş gibi görünmelerinin nedenini, iki şeyin değişmez olduğunu kabul ederek açıklamaya çalışır. Buna göre;
1) Tüm değişmelerin meydana getirdiği genel bağlamda, tözün miktarı değişmezdir.
Herakleitos, bu çerçeve içinde, ateşin önce bir şey, sonra başka bir şey olduğunu, bu şeylerin sonra yeniden asıllarına, yani ateşe döndüklerini söyler. Bütün bu değişme süreci içinde, ateşin miktarı değişmez.
2)Tüm değişmeler keyfi, gelişigüzel ve düzensiz değişmeler olmayıp bir ölçüye göre, değişmeyen bir yasaya göre gerçekleşir: “Ateş ölçü ile yanar ve ölçü ile söner.” Değişmenin kendisine göre gerçekleştiği bu yasaya, değişmenin söz konusu mantığına, Herakleitos logos adını verir.

Evrensel olup, her şeye nüfuz eden, varolan her şeyi düzene sokan bu yasa, Presokratik düşüncenin diliyle, her şeyi yöneten güçtür. Değişmenin kendisine göre gerçekleştiği yasa olan logos, panteist Herakleitos’ta ayrıca, Tanrının evrende faaliyet gösteren bir kuvvet, bir yasa olma yönünden tanımlanan adıdır. Logos, nihayet, insandaki akla, ona yasayla değişmeyi anlama imkânı veren kavrayış gücüne karşılık gelir.

Herakleitos şu halde, bilgi felsefesi bağlamında, duyu-deneyi veya algı (aisthesis) ile akılsal sezgi veya rasyonel kavrayış arasında bir ayrım yapar. Duyu yanılsamaları dolayısıyla veya aklın rehberliği olmadığında, sadece görünüşe ve çokluğa götürmeleri nedeniyle, duyuların insana gerçek bir bilgi veremeyeceklerini, insan bilgisini, zaman zaman onun bir önkoşulu olsalar da temellendiremeyeceklerini öne süren Herakleitos’a göre, gerçek bilgiye ancak akıl yoluyla erişilebilir. Gerçekten de insanların görünen nesneleri tanımada, bütün Helenlerden daha bilge olan Homeros gibi aldandıklarını öne süren Herakleitos’un büyük evren ile küçük evren (mikrokozmos) arasında yapısal bir benzerlik kurduğunu; her ikisinin de benzer yapılara sahip bulunduğunu, aynı yönetici güçler, yani akıl tarafından belirlendiğini söylediğini kabul edebiliriz. Bu açıdan bakıldığında, onda amaç gerçekliği anlamak, logosu kavramaktır. Bunun içinse, duyuların tanıklığından ziyade, özdüşünüm ya da refleksiyona ihtiyaç duyulur.

Bu bağlamda, o doğanın gizlenmeyi sevdiğini, bu yüzden gerçekliğe erişmeyi mümkün kılan aklın ona nüfuz edebilmek için ısrarla, sebatla çalışması gerektiğini bildirir. Bütün bu araştırmaların amacı, öyleyse, gerçekliğe ilişkin bilgidir, bilgeliktir. Bununla birlikte, bilgelik, sadece gerçekliğe ilişkin teorik bir kavrayıştan meydana gelmez. Başka bir deyişle, logosu kavramanın, gerçekliğin yapısına nüfuz etmenin kendisi, sadece teorik bir bilme arzusunun tatmini ile sonuçlanmaz; o, söz konusu kavrayışa uygun olarak yaşamayı, eylemde bulunmayı gerektirir veya insan logosu kavradığı zaman, bu kavrayışa uygun yaşamayı öğrenir. Bu yüzden, gerçek bilgelik hem teorik (theoria) hem de pratik bir kavrayıştan (sophia) meydana gelir. O, hakikate erişmek, doğruyu söylemek ve ona uyarak doğaya ya da akla uygun yaşamaktır.

(Ahmet Cevizci - Felsefe Tarihi)
« Son Düzenleme: Nisan 29, 2014, 12:32:25 ÖÖ Gönderen: forumfelsefe »

P_zar

  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 47
Ynt: Herakleitos
« Yanıtla #1 : Kasım 27, 2021, 04:30:19 ÖS »
HERAKLEİTOS (MÖ 535-457)

İyonya felsefesinin sonuncu filozofu olan Herakleitos MÖ 540-480 yılları arasında yaşamış ve tüm yaşamını Epeshos’ta (Efes) geçirmiştir. Soylu ve köklü bir aileden geldiği bilgisi dışında Herakleitos’un yaşamına dair bilinen her şey birer söylentiden ibarettir.

İleride Sokrates ve Platon’un düşüncelerinde de açığa çıkacağı gibi çağının demokrasisine yönelik eleştirel tutumu Herakleitos’u yalnızlığa sürüklemiş, sıklıkla “ruh ve düşünce aristokratı” olarak tanımlanmasına neden olmuştur. Kendi ifadesiyle, “‘en iyiler’ bir şeyi bütün şeylere yeğ tutarlar: ölümlü şeylerin verdiği sonsuz ünü; çokluk (çoklar) ise sığır gibi toktur. –Bir kişi benim için on bin kişi, mükemmel ise. –Nedir ki onların aklı yahut düşünmesi; halk şarkıcılarına kanıyorlar ve yığını öğretmen ediniyorlar ‘çokların kötü, azların iyi’ olduğunu bilmeyerek” (Kranz, 1984, s. 69 -B 29. 49. 104). Daha sonra Nietzsche tarafından “pek çoklar” ve “sürü insanı” olarak tanımlanacak olan “çoklar”, Herakleitos’a göre, düşünemeyen, aklını kullanmak, sorgulamak yerine kendilerine verilenlerle yetinen insanlardır.

 Yaşamını “çoklar”dan kaçarak geçiren Herakleitos, Diogenes Laertios’un anlattığına göre, kendisine siyasete katılmasını teklif eden yurttaşlarına birlikte devlet yönetmektense çocuklarla aşık oynamanın daha iyi olduğu yanıtını verir. Yine Laertios’un anlattığına göre, insanlardan kaçmak için çıktığı dağlarda vücudu ödem yaparak hastalanan Herakleitos, siteye giderek hekime şaşırtmacalı bir biçimde yağmurlu bir havayı kurağa çevirip çeviremeyeceklerini sorar. Hekimler Herakleitos’un sorusunu anlamayınca da, Herakleitos kendisini gübreliğe gömerek vücudundaki ödemi ısıyla kurutmaya çalışır. Ancak çabası sonuç vermez ve Herakleitos hayatını kaybeder.

Herakleitos’un “çoklar”a duyduğu güvensizlik, onu düşüncelerini çokların anlamayacağı bir üslupla yazmaya iter. Bu nedenle MÖ 3. yüzyılda yaşayan Phliuslu Timon, Herakleitos’a “muammacı” sıfatını yakıştırır. Cicero ise Herakleitos’u “karanlık” (obscure) olarak tanıtır. Herakleitos, Diogenes’in bildirdiği üzere, kitabı Doğa Üzerine’yi “çokluk”tan uzak tutmak, yalnızca onu anlayabilecek olanların okumasını sağlamak için Artemis Tapınağına bırakır. Böylece kitaba yalnızca tapınağa girme hakkına sahip tek sınıf olan aristokratların erişmesini istemiştir. Evren, siyaset ve teoloji kısımları olmak üzere üç bölümden oluşan kitap, o denli ünlenmiştir ki, ilerleyen zamanlarda Herakleitosçular türemiş ve Herakleitos’un öğretisini büyük ölçüde zedeleyerek kulaktan kulağa yaymışlardır.

DİKKAT: Herakleitos’un yazım üslubu son derece ağır ve zor anlaşılır bir nitelik arz etmektedir. Bu nedenle kimi filozoflar, örneğin Cicero, ona “karanlık Herakleitos” adını verirler.

Herakleitos’un Evrenin Ana-Maddesi Üzerine Düşünceleri
Herakleitos’un başlangıçtaki ilgisi, Miletos Okulu geleneğinde görüldüğü gibi arkheyi aramaya yöneliktir. Ancak Herakleitos durağan bir maddeyi arkhe olarak seçmenin doğadaki değişim ve devinimi açıklayamayacağını düşündüğünden, bildiği en hareketli özdeği, “ateş”i arkhe olarak seçer. Ateş, Herakleitos’a göre, tüm var olanların ilk gerçeğidir, tüm karşıtların içinde eridiği birliktir. Herakleitos ateşi bazen buhar, bazen de nefes olarak adlandırır. Nitekim ardıllarından bir kısmı bu nedenlerle ateşi organizmadaki ilk ilke olarak tanımlayacaklardır.

Bazı yorumculara göre, ateş ilkesi sürekli eylemin yalnızca somut, fiziksel bir simgesidir ve bu nedenle ateşi kendinde bir töz olarak değil, oluşun kendisi olarak tanımlamak daha doğru bir yorumdur. Herakleitos’a göre, ateş her şeyin niteliksel olarak değişimine yol açan bir ilkedir. Bu nedenle, Herakleitos’un seçtiği arkhe Miletos Okulunun üyelerinin seçtiği, sabit kalan arkhelerden farklı olarak sürekli değişkendir ve sürekli değişimin ilkesidir. Ateş, bir mum ışığı gibi, bir süre için sabit ve değişmez görünebilse de, malzemesini sabit bir biçimde değiştirebilmektedir (Guthrie, 1999, s. 51). Başka bir deyişle, ateş, hem maddenin arkhetipik bir formudur hem de oluşun düzenidir.

Herakleitos’a göre, dünya hiç sönmeyen bir ateştir. Bu ateşin bir bölümü her zaman öteki maddeler olan toprağı, suları ve havayı oluşturur. Oluş daima bir düzen içerisindedir. Diğer bir deyişle ateş, toprak, su ve hava arasındaki değişimi, birbirlerini daima dengeler biçimde düzenler. Bu açıdan saf ateşin yönetsel bir kapasitesi olduğu ileri sürülebilir. Herakleitos ateşi kozmik güçlerin itici ilkesi olarak ele alır. Ateş suların buharlaşmasına, buharın yükselmesine ve bulut olmasına, bulutun soğuyarak yağmura dönüşmesine, toprağın kurumasına neden olan ilkedir. Bu açıdan ateş katı, sıvı ve gazların “değişim ilkesi”dir.

DİKKAT: Herakleitos, Anaksiman-dros’un evrenin basit bir halden evrim geçirerek oluştuğu iddiasına, evrenin geçmişte de gelecekte de aynı kalacağını ifade eden “(…) o daima hep yaşayan bir ateşti, ve olacaktır” sözleriyle karşı çıkar.

Bu üç kütle arasındaki değişimler eşzamanlı olduğundan birinin azaldığı yerde diğeri çoğalır, böylece bütün hep aynı kalır. “Bütün şeyleri (evreni) şimşek (ateş demek) yönetir. –Bütün kişiler (ve şeyler) için aynı olan bu bizim kozmosumuzu ne bir insan ne de bir Tanrı yaratmıştır, o daima hep yaşayan bir ateşti, ve olacaktır, ölçülere göre parlayan ve ölçülere göre sönen. (…) Ateşin dönüp-değişmeleri: önce deniz, denizin yarısıyla toprak, yarısıyla da aither; fakat yeniden toprak, deniz olarak dağılıp akar ve toprak olmadan önceki aynı orana (logos’a) göre ölçülür. –Ateş gelip bütün şeyleri yargılayıp yakalayacaktır” (Kranz, 1984, s. 64, B. 64. 30. 31. 66). Dolayısıyla bütün dünya düzeni bir yanda sönerken, diğer yanda yanan bir ateş olarak tanımlanabilir. Fragmandan da anlaşılacağı üzere değişim daima bir ilkeye, ölçüye göre sürüp gider.

Herakleitos’un Değişim Üzerine Düşünceleri
Miletli filozofların gerçek physis saydığı arkheyi değişimi açıklamakta yetersiz kaldığı için eleştiren Herakleitos’a göre evren “boyuna akan bir süreç”, başı sonu olmayan bir değişimdir. Bu değişim içinde aynı kalan, sürüp giden hiçbir şey yoktur. Herakleitos’a göre, tüm gerçeklik hiç durmadan akıp giden bir ırmak gibidir. Her ne kadar fizik dünya görünürde devinimsizmiş gibi kabul edilse de gerçekte her şey akışa, değişime tabidir. Kısacası sadece değişenlerden oluşan fizik dünyada değişmeyen tek şey değişimin ilkesidir. Değişim hiç durmadan devam ettiği için nesneyi oluşturan madde, gerçekte zamanın birbirini izleyen iki anında aynı olamaz. “-Olduğu yerde kalan hiçbir şey yoktur. –Aynı ırmaklara girenlerin üzerine hep başka sular akar gelir. –Aynı ırmaklara giriyoruz hem girmiyoruz, hem biziz hem değiliz” (Kranz, 1984, s. 64, B 52. A 6. C 5. B 12. 49a). Evrenin sürekli dönüşümlü bir süreç oluşunu Herakleitos, panta-rhei düşüncesiyle açıklar.
DİKKAT: Herakleitos’un görüşünü kabaca özetlemek üzere kullanılan panta-rhei (her şey akar) ifadesi, gerçekte Herakleitos tarafından değil, ardılları tarafından dile getirilmiştir.

Buna göre, hiçbir şey aynı kalmaz ve her an her şey değişir. Ancak bu değişim kuralsız da değildir. Tüm değişenlerin ardından bir düzen, ölçü bulunur ki bu da bir düzenin, bir kozmosun olduğunu gösterir. Herakleitos tüm değişenlerin oranlı bir biçimde değiştiği düzene logos adını verir.
DİKKAT: Logos Yunancada akıl, düşünce, ölçüt gibi anlamlara gelmektedir. Herakleitos ise bu kelimeyi içerisindeki her şeyin oranlı bir biçimde değiştiği düzen anlamında kullanmaktadır.

Herakleitos’un Logos Öğretisi
Her şeyin değiştiği düşüncesi üzerine temellenen Herakleitosçu öğretide yine de değişmeden kalan iki şey bulunur. Bunlardan ilki, arkhe olan ateşin geçirdiği tüm dönüşümler boyunca aynı kalan miktarıdır. Örneğin bir yerde değişim sonucu toprak azalıyorsa, bu başka bir yerde toprağın çoğaldığı anlamına gelir. Genel anlamda arkhenin miktarı hep sabittir. Evrendeki sürekli değişime karşın her şeyin sabit görülmesinin nedeni de bu oranlılıktır.
Herakleitos’a göre, tüm değişimleri oranlı, düzenli ve ölçülü kılan bir yasa bulunur. Her şeyin değişmesine karşın evrende değişmeden kalan ikinci şey ise işte bu yasa ya da logostur. Logos evrende egemen olan yasadır, düzendir ve akıldır. Logos Yunan dünyasında akıl, ölçü, oran, tasvir, önerme, cümle, söz anlamlarını içerir. Kısacası Herakleitos’a göre, logos, evrendeki her şeyi düzene sokan yasa, “oluş”un “logic”i, “(…) presokratik düşüncenin diliyle, her şeyi yöneten güçtür” (Cevizci, 2014, s. 74). Diğer bir deyişle, logos evreni yöneten ilkedir. Öte yandan logos bir başka yorumla insanın aklî yanıyla da açıklanabilir. Logos kendisiyle, “her şeyin her şey aracılığıyla yönlendirildiği düşünce (gnome)” ile özdeştir (Guthrie, 1999, s. 51). Tıpkı Pythagorasçıların bilen özne ile bilinen evrenin mantıklarının aynılığı gibi, Herakleitos’a göre de logos evrenin düzeniyle insanın düşüncesinin ortak yanıdır.

Böylece Herakleitos hem evrenin hem de aklın yönetici ilkesi olan logosa tanrılık niteliğini yüklemiş olur. Logos dünyadaki çoğulluğun ardındaki birliktir. Bu nedenle, Herakleitos’a göre, dünya aynı zamanda hem birlik hem çokluktur. “Bir”in çoğunluk içinde farklılaşması ve çoğunluğun “bir” ile bütünleşmesi hem sonsuz, hem eş zamanlıdır. Karşıtların birliği evrene bir “gizli uyum” verir. Dolayısıyla evrende karşıtlar, logosun sağladığı uyum içinde sürekli birbirlerine dönüşürler. Her karşıt çift, birbirleriyle savaş içinde bulunan bir birliktir. Karşıtlar arasındaki savaşı düzenleyerek karşıtların oranlı bir şekilde birbirlerine dönüşmesini sağlayansa logostur.

Karşıtlar arasındaki savaş, aynı zamanda karşıtlar arasındaki birliği de ortaya koyar. Her bir tek, karşıtı var olduğu için vardır ve her bir tek karşıtını sınırlarken, aynı zamanda var olmasının koşulunu ortaya koyar. Bu düşünme biçimi diyalektik düşüncenin ilk basamağını oluşturur. Soğuk-sıcak, gün-gece, hastalık-sağlık gibi karşıtlar bir bütünün iki yarısını oluştururlar. Bu nedenle, “(…) doğru ve eğri yolu bir ve aynıdır –İnen ve çıkan yol bir ve aynıdır. –İyi ve kötü bir ve aynı şey” (Kranz, 1984, s. 64, B 59. 60. 58). Evrendeki oluş halinin nedeni de karşıtlar arasındaki süregiden savaş durumudur.

DİKKAT: Diyalektik düşünce ileride öncelikle Hegel, daha sonra ise Hegel’den aldığı ilhamla Marks tarafından kullanılacaktır. Ancak Herakleitos diyalektiği ontolojik açıdan değerlendirirken, Hegel’in diyalektiği epistemolojik bir bağlama oturur.

BİLGİ: Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü diyalektik kavramını şu şekilde tanımlamaktadır: “Doğa, toplum ve düşüncenin, içlerinde var olan çelişkilerin doğal sonucu olarak, karşıtlıklar arasındaki çatışmalardan, sav ile karşısavdan doğan yeni bireşimler ve çember değil de sarmallar biçiminde gerçekleşen sürekli devinim ve sürekli değişim ilke ve yöntemi, eytişim”.

Savaş durumu her nesnenin karşıtların toplamı olduğunu ifade eder. Bu açıdan, Herakleitos’a göre, bir nesne “hem vardır, hem yoktur” (Aristoteles, 1996, 1005b 25). Herakleitos’un değişimi ve nesnede süregiden savaş durumunu anlatmak üzere kullandığı bu düşünce, felsefe tarihinde çokça tartışılan bir konuya başlangıç oluşturur. Özellikle Aristoteles Herakleitos’un değişimi anlatmaya yönelen bu düşüncesini, çelişmezlik ilkesini zedelediği gerekçesiyle hatalı bulur. Oysaki Herakleitos nesnede var olan zıtların aynı anda belirdiğine değil, nesnenin potansiyel olarak karşıtlardan her birine dönüşebildiğine dikkat çekmeyi hedefler. Söz konusu zıtlar arasındaki savaşı düzenleyen ise logosun kendisidir.

Sonraki dönemlerde, kendi felsefelerini temellendirmek amacıyla Herakleitos’un görüşlerini çarpıtarak kullanan Sofistler, logosu unutmuş, tüm evrene salt değişimin hâkim olduğunu ve bu nedenle de bilgiye ulaşmanın imkânsız olduğunu iddia etmişlerdir. Sofistlerin bu çabalarıyla Platon’un eleştiri oklarına hedef olduğunu hatırlatmak gerekmektedir. Buna karşın, Herakleitos’un görüşü mutlak göreliliği değil, logosun değişmez yasasını temel alır. Logosun yasası insan yapısı değildir. İnsan yapısı olan ve olmayan tüm yasalar logostan pay alırlar. Logosun nesnelliğini göz ardı eden Sofistler ise insanlar tarafından üretilen yasaları doğanın yasalarından bütünüyle koparırlar.

Herakleitos’un Bilgi Kuramı ve Ruh Öğretisi
Hem insan doğasına hem de fizik doğaya düzen katan logos bilginin olanağını da teşkil eder. Herakleitos’a göre, algı dünyası değişmezmiş gibi görünür, fakat bu görünüş aldatıcıdır. Görünenlerin ardındaki düzen akılla kavranabilir. Diğer bir deyişle, gerçeğin bilgisini duyular değil, sadece akıl verebilir. Logosun sesini duyamayanlar için ise duyular aldatıcıdır.

Herakleitos’ta akıl, kozmik aklın yani logosun insandaki karşılığıdır. İnsanı beden ve ruhtan oluşan ikili bir yapı biçiminde tanımlayan Herakleitos için evrendeki kozmik ateş, insanın ruhunda varlığını sürdürür. İnsan her nefeste kozmik ateşi içine çeker ve böylece akıl sahibi haline gelir. Buradan hareketle Herakleitos’un tanrısal olan logosu ortak akılla temellendirdiği, çünkü logosun ancak herkeste ortak olan akılla kavranabileceği ileri sürülebilir (Capelle, 1995, s. 131). Ancak, Herakleitos’un aristokratik tavrı aklı herkeste ortak olarak tanımlamakla birlikte, herkesin aklını kullandığını kabul etmez. Ona göre, “çokluk” pay aldığı aklı kullanmaz ve duyularla kavradıklarını gerçek zanneder: “Ruhları ham olan insanlar için, gözler ve kulaklar kötü tanıktır” (Kranz, 1984, s. 66, B 107). Ruhları ham olan kişiler logosu kavrayamaz ve kendi düşünceleri varmış gibi yaşarlar: “Demek ki izlemeli ortak olanı –Ortak olsa da Logos –çoğunluk yaşar kendine özgü düşüncesi varmış gibi” (Herakleitos, 2012, s. 22).

Kozmik akılla insan aklı arasındaki yapısal benzerlik gerçekliği anlamak, kozmik akılla insan aklı arasındaki benzerliği kavramak ise insanın kendisine bakma gereğini doğurur.

DİKKAT: Pythagorasçıların makro kozmos ve mikro kozmos arasında kurmuş oldukları benzerlik, Herakleitos’un düşüncesinde evreni yöneten tanrısal akıl ile insandaki akıl arasında kurulur. Ancak, Herakleitos’ta, Pythagoras’tan farklı olarak, tanrısal akıl ile insan aklı arasındaki ortak düzeni ifade eden logos bir maddedir, yani ateştir.

Nitekim Herakleitos “kendimi araştırdım” (Kranz, 1984, s. 65, B 101) derken, gerçeğin ya da logosun araştırmasına yöneldiğini dile getirmiş olur. Bu araştırma bir yandan fizik dünya düzenini ifade eden varlığın diğer yandan da logosa uygun, bilgece yaşamın mahiyetinin araştırması olarak ahlakın alanını oluşturur. Dolayısıyla Herakleitos’un düşüncesinde, varlıkla akıl arasında dolaysız bir bağ kurulur. Ancak bu bağ özellikle modern özne tanımının mucidi Descartes ile tamamen kopartılacaktır.
İlkçağ Felsefesi/ Doç.Dr. Ahu TUNÇEL –AÖF Yayınları)